29 Temmuz 2016

Hayatınızın en güzel zamanı?


herkesin hayatında bir dönem harika geçmiştir. o zamanlara tekrar dönüp, tekrar yaşamak istemişsinizdir bazı şeyleri. tekrar yaşasam asla sıkılmam dediğim dönem lise zamanlarımdı. lisedeyken harika arkadaş ortamımız vardı. birbirimize şakalar yapar, dalga geçer, eğlencesine okula giderdik. ev geçindirme derdi, para sıkıntısı, üstün görme ve aşağılama gibi dertler yoktu. ekmek elden, su göldendi o zamanlar. 

lise hayatımızda aşk da yoktu bizim. şimdi ki gibi birileri birilerine aşık olmazdı. eğer sınıf arkadaşınızsa bacınızdı. birisi bacınıza nasıl yan gözle bakarsa canınız sıkılırsa, öyle canı sıkılırdı sınıf arkadaşlarımızın. birbirimizin arkasını kollardık, severdik birbirimizi. güzel günlerdi. en çok eğlendiğim, delice yemek yiyip kilo almadığım, hiç bir şeyi sallamadığım, en aklım havada, en uçarı aynı zamanda da aptal zamanlarımdı. 

liseden sonra üniversite, iş hayatı falan derken; insanların iki yüzlülükleri ile tanıştım. artık giydiğin marka, konuştuğun insan, tuttuğun takım, sevdiğin müzik, yediğin yemek, içtiğin kahve gibi her şey çok önemliydi. akıllıysan dostun boldu. çünkü onların ders konusunda sana ihtiyacı vardı. sonra ilişkiler de değişti. erkekler kadınlara iğrenç gözle bakıyordu. en azından o dönemler bana öyle geliyordu. kadınla cinsel ögeydi artık. erkekler de avını bekleyen avcı. selam veriyorsan yanlış anlıyor, hemen avlanmaya çalışan tilki gibi etrafında dolaşıyorlardı. nefret etmek için milyonlarca sebep varken, daha da nefret edilesi feminenliğe doğru gitmekten korkuyor; uzaklaşıyordum. bir dönem insanlarla olan ilişkimi ciddi anlamda süzgeçten geçirdim.

sanırım en korkunç dönem oydu. artık insanların bana yalan söylediğini düşünüyor, herkesin çıkarı uğruna yaşadığını fark ediyor, kimseye güvenemiyordum. çünkü insanlar topraktan yaratılıyordu ve her an çamurlaşabiliyorlardı. bir çok çamurla karşılaştım. bir çok kez çamurlaşan insanların yaptıklarına şahit oldum. bu da beni benden çok korkuttu.

derken hayatımın asıl en güzel zamanını yaşamaya başladım. babamın etkisi ile bir sivil toplum örgütüne katıldım. örgüt, uluslar arası çalışan , insan hak ve hürriyetlerini savunan bir oluşumdu. insanlara olabildiğince mesafeliydim yine. fakat bir gün, Somali'den gelen bir çocukla yaşadığım ilginç diyalog beni çok farklı bir yerlere getirdi. insanlara yardım etmenin güzelliğini, insanlardan çok yapılan şeylerin farkındalığını anladım. Şöyle ki, insana insan olduğunu hatırlatan en güzel şeyi bulmuştum: kahramanlık. ben o ufak yetimlerin kahramanıydım. bana öyle içten abla diyorlardı ki; sonradan duyduğum her abla kelimesinde onları anacaktım ve onlara yardım eder gibi abla diyenin isteğini asla geri çevirmeyecektim. 

ben o çocukları gerçekten çok sevdim. Somali, Açeh, Abd, Macaristan, Moro, Türkmenistan, Azerbaycan ve niceleri.. Onlarla bir şeyler yaşadıkça hayatın aslında ne kadar boş olduğunu fark ettim. O küçük yaşta yaşadıklarını gördüm. Babalarını kaybetmişlerdi, ya da annelerini. O acıyla baş etme halleri o kadar garipti ki.. O kadar güzeldi ki.. O an yaşanan tüm dünyevi acıları düşündüm. ne kadar da boştu..

fakat en büyük boşluğa mülteci kampına gidince yaşadım. aynı evde yaşayan insanları gördükçe, tecavüzden korkan kadınlarla göz göze geldikçe, dilini bilmediğim çocuklara çikolata verdiğimde sanki kendilerine dünyayı bahşetmişim gibi davrandıklarında, işini gücünü kaybeden adamların acizliğini ve ezikliğini göz bebeklerinin küçülmesinde gördükçe ; aslında dünyada var olan acıların ne kadar büyük olduğunu anladım.. 

eski mutluluklarımı hatırladım. anlık mutluluklardı. gelip, geçiyorlardı.. tıpkı o insanların bir zamanlar yaşadıkları gibi. birden en büyük mutluluğu kalbimin ince bir sızısında hissettim. onlarla birlikte olmanın o ince sızısı.. onların acılarına ortak olmanın, o kocaman sofralarda kuru ekmeği paylaşmanın güzelliğinde hissettim..

eve döndüğümde artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı. bir yetimin aylık geliri için 75 tl demişlerdi o zaman. aldığım her şeyde 75 tl yi aradım. annem bir çantaya 500 tl verirken, 75 tl ile bir yetim geçiniyordu. markadan nefret etmeyi öğrendim o çocuklarda. aldığım her markanın dönüp dolaşacağı yeri izledim Abd menşeisi olan bir belgeselde. yardım ve yataklık etmekten içeri düşen insanlar gibi cehenneme düşücem korkusu sarsa da bedenimi; sosyal statü belirtisi olarak görülen markalardan tam anlamıyla uzaklaşamadım yine. fakat her çok para harcadığımda aklıma geldi o çocuklar.. o çocukların yaşadıkları.. aman banane herkes kaderini yaşar diyemedim. 

az önce suriyeli bir çocuğu dinledim. üç cümlesinden birinde "kardeşimi öldürdüler" diyordu. kardeşini gözlerinin önünde öldürmüşler ki, ya da ölüsünü ne halde görmüş ki; göz yaşlarını tutamıyordu her "kardeşim" dediğinde.

şimdi tekrar neler için üzüldüğünüze, neyin peşinden gittiğinize, neye çok harcadığınıza bir dikkat edin. gerçekten kapitalist sistemin istediği gibi tüketim toplumu olup, tüm duygularınızdan arınıp çalışıp emek sarfedip parayla mutluluğu satın aldığınızı mı sanıyorsunuz? yoksa gerçekten insancıl duygularla insanlara yardım edip, insanlığınızı unutmadan; sadece ihtiyacınız olanı mı satın alıyorsunuz?

benim hayatımın en güzel zamanı bana gerçek değerleri katan o günler olmuştu. 

5 yorum:

  1. Benim kendim için bu yazıdan ders aldım. Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  2. Böyle tecrübeler edindiğine kesinlikle gurur duymalısın. Kendi gözlerin ile olanları görmek ve anlayabilmek en büyük hediye olmalı.

    YanıtlaSil
  3. Bence dünya başka bir gezegenin cehennemi demişti birileri..Yazın bana bunu hatırlattı feci halde. Sevgiler..

    YanıtlaSil
  4. Hayat gerçekten çok adaletsiz bir yer.. bazılarının adaleti olmalıyız..

    YanıtlaSil
  5. Birine yardım ederek alacağın hazzı hayatta hiçbir şey vermiyor. Bu kadar geniş kapsamlı olmasa da benzer deneyimlerimde edindiğim mutluluğu, yüreğimdeki hafifliği tariflemem mümkün değil. Yaklaşık 2 senedir ihtiyacım olanla yetinmeye çalışıyor, elimde 1 varsa 2.'yi almıyorum. Bazı şeyleri görünce kapitalist düzenin çarkından fırlayan bir dişli misali savrulup geldim kendime, ne mutlu ki sen de bunu görenlerdensin..

    YanıtlaSil

Bi sesin çıksın..