13 Ekim 2016

Bir Hafta Sonu.

Bir varmış bir yokmuş. Masal gibi günler dün gibiymiş. Belki de dünmüş. Bir Büşra varmış, az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş; bir de bakmış ki rüya gibi bir yerdeymiş..

Evet, kesinlikle öyle. Sizlerin memleketi nasıldır bilmem ama benimkisi aşık olunası bir yerdir. İnsanı iliklerine kadar ısıtır, mutlu eder. Gelin görün diye söylemiyorum ama harikadır.

Öncelikle en baştan başlamak gerekiyor sanırım. Uçağımız sabah 7 uçağı olduğundan ve Sabiha Gökçen'den kalkacağından arkadaşlarımıza kalmaya gittik. Beraber yolculuğa çıkacağımız için, oldukça eğlenceli bir akşam oldu bizim için. Sabahın erken saatlerinde (sanırım 5'ti) zorla herkesi kaldırıp yollara döktüm. İçim içime sığamıyor nedense yola çıkacağım zaman. Hep bir uçağı kaçıracağım korkusu.Neyse ki erkenden gittik. Diğer arkadaşlar da oradaydı. Toplamda 7 kişiydik. 

Trabzon havalimanına indiğimde, yine o harika duygular karşıladı beni. Bilirsiniz, çok severim. Kaçmak için, mutlu olmak için felan hep giderim. Yaklaşık 2 yıldır gitmediğimden olacak ki, yıllardır göremediğim sevgilimi görmüşlüğün heyecanı vardı bende..


Neredeyse inince taşını toprağını öpecektim, o derece. Hayır yani, nedir bu aşk bilemiyorum. Neyse, hemen havalimanından araba kiraladık. 7 kişilik araç bulmak için önceden bildirmek gerekiyormuş, neyse ki bizimkiler bildirmişti. Eğer bizler gibi yaylaya çıkmak istiyorsanız, araç kiralarken mutlaka bunu da göz önünde bulundurun. Yayla yolları gerçekten çok engebeli ve tehlikeli.

İlk durağımız Artvin oldu. Artvin'e giderken bizim evin önünden geçtiğimizden bir inip kapısını bacasını kontrol ettim. Büyükbabam öldüğünden beri, kapalı kapısı. Çocukluğumu anımsayıp ağlayasım gelse de ; orada ağlamak pek mümkün değil sayın okuyucu.

Artvin'e giderken yolda acıkıp bir yerde durduk. Yemeğimizi istedik, beklerken bir de ne göreyim? Benim dominique appia duvarda! Hemen fotoğrafladım.


Mençuna Şelalesi yol ayrımını görüp, dönüşte gitme kararı alarak yolumuza devam ettik. Çünkü bizim hedefimiz Borçka'ydı. Borçka da Adaş Dağ evine rezervasyon yapmıştık. Gittiğimiz zaman Karadenizin muhteşem misafirperverliği ile karşılaştık. Oldukça memnun olduk.
Odalar oldukça güzeldi. Tabi tüm tahta evlerde olduğu gibi yan odaların sesi geliyordu fakat rahatsız edici şekilde değildi. Odalarda banyo vardı. Bu özellik mi sende amaaan diyenleriniz çıkacaktır mutlaka. Durun bence, fazla aceleci olmayın :) Odaların perdelerine bittim.


Hepsinde farklı bir hava vardı. 2 kişilik oda istesekte, tek kişilik iki yatak, çift kişilik de bir yatak vardı. Dolap da yoktu. Biz tek gün kalacağımızdan bizim için sorun teşkil etmedi.
Yerleştikten hemen sonra Karagöl'e çıktık. Karagöl şansımıza harikaydı. Normalde üzerini sis kaplarmış fakat biz gittiğimizde tüm renkleri görebilecek kadar güzel bir hava ile karşılaştık. 


Şu an koruma alanlarından biri olduğundan etrafında hiç bir yapı yok. Umarım sonu Uzungöl gibi olmaz. Burayı henüz kimse keşfedememiş ya da keşfedilmesine havası izin vermiyor ama iyi yapıyor bence. Hatta hep böyle yapmaya devam edebilir. Gölde kayıkla gezebilirsiniz. Dakika başına 1 tl alıyorlar. Bizler gezecektik fakat şöyle bir yürüyelim dedik ve tüm gölün etrafını dolaşırken bulduk kendimizi :) Harika yeşil-kırmızı-turuncu ve sarı cümbüşü var. Maviyi de unutmayalım tabi..

Karagölden bakınınca görünen bir yayla var bir de. Orası da oldukça ilginç gözüküyor olacak ki A kişisi tutturdu oraya da çıkalım diye. Karagöl de çay yapan bir abi var, ona sorduk. O da oraya şimdi çıkamayacağımızı, tüm yayla sakinlerinin hava dolayısıyla aşağıya indiğini söyledi. Fakat bu bizi durdurdu mu? Hayır! Arabaya atlayıp başladık tırmanmaya. Yaklaşık 2500 rakımdaki bu yaylaya ulaştık. Aman Allah'ım ne manzaraydı ve ne sessizlikti o öyle? Kulağınızın içindeki suyun sesini duyabileceğiniz bir sessizlikten bahsediyorum. Hani bazı yazarlar inzivaya çekiliyorlar ya, onun gibi bir şey yapmak için ideal ortamdı. Biraz korkunçtu ama harikaydı. Çıkışı oldukça zor olan dağın, inişini düşünmek beni o zevkten mahrum etmeye yetse de; tekrar gitmek isteyeceğim yerdi. Ha bu arada çıkan arkadaşlar da "ben buraya tek gelseydim hayatta çıkamazdım" deyip durdu. Sanırım hep birbirimizden destek alarak çıktık bu yolu.


Arabamız bu kadar ilerleyebildi, o karşı ki evlerin oraya yürüme gittik. Oranın manzarası, dağların arasına düşen sis ve bulutlar fotoğraflarla anlatılamayacak kadar güzeldi.

Buradan zorla olsa da indik. Akşam olmaya başlamıştı ve yolda aydınlatmayı bırakın ağır bir sis vardı. Yaşadığımız en eğlenceli anlardan bir tanesiydi. Tabi benim "yahu bizim burada ne işimiz vardı?" bağrışlarım hariç :)

Otele 2 günlük rezervasyon yapmamıza rağmen 1 gün kaldık. Orada gezecek başka yer bulamadık çünkü. Hemen rotayı Mençura Şelalesine çevirdik. Burası da bir doğa harikasıydı.


Bu doğa harikasını mahvetmeyi başaran insanlardan da bahsetmek istiyorum. Buraya da tırmanmak sanırım 1000 metrelik yürüme falandı. Yol boyunca sağda solda çöpler vardı. Bizim insanlarımız gerçekten çok pis. Çöp kutularını söküp, yerlerine çöpten dağlar oluşturmuşlar. Sakızımın kağıdını bile atmaya kıyamadım oraya. Kıyılmayacak kadar harikaydı. Şelalenin tepesinde, sağ tarafında bal petekleri dikkatimizi çekti. Aşağı inince oradaki abiye sorduk. Kendisinin olduğunu söyledi. Oraya nasıl tırmanabildiğini bilmiyorum. Daha doğrusu oraya tırmanıp bal peteklerini oraya yerleştirmek nasıl aklına geldi bilmiyorum fakat öyle bir bakış atmışım ki sanırım "Ohooo oralar ne ki, biz daha nerelere çıkıyoruz?" dedi. Karadeniz insanının azmine bir kez daha hayran oldum.

Burdan sonra rotamızı Rize'ye döndürdük. Yol üzerinde yine bir yerde yemek yedik. Oranın ismini de bilmiyorum, tam olarak yerini de. Artık araba beni tuttuğundan mı nedir, orada yemek de yiyemedim zaten. 

Ve Rize'de Gito Yatlasına çıktık. İsimler de beni benden aldı hani orada.  Burada Hozboncuk Dağ evi'nde kaldık. Burası dağcılar için yapılmış bir yer. Aile yeri olarak görmüyorum çünkü odalarda tuvalet ve banyo yok. :) Üç katlı otelin giriş katında mutfak ve oturma grubu var.



Burası da harika bir yerdi. Sadece biz vardık. Malum sezon kapanmıştı. Odalar tahta olduğu için kapıyı açıp kapasanız bile ses yan odaya gidiyor. Akşam yattığımızda birbirimizle odalar arası rahatlıkla muhabbet edebildik. :) Oldukça eğlenceliydi. Bir de beni benden alan özelliği ise eve ayakkabı ile girilmiyor oluşu. Çok mutlu oldum, tertemiz uyuduk. Her yer tertemizdi. Ben yere yalınayak basamadığımdan terliklerle Bihter Ziyagil gibi dolaştım evde. 



Bu kadar odası var fakat o tahta kokusu bir harika. Tabi yattığınız yerden yıldızları izlemekte ayrı bir tad. Gerçekten harika bir deneyimdi. Özellikle akşam otel sahibi abinin oğlu arkadaşlarıyla bize tulum ziyafeti verdi. İnanılmaz beğendim. Sobayı da yaktık, ohh miss. 

Buranın rakımı ise 2100 metre. Harika manzaralarının yanı sıra kapısının önündeki salıncakla az da olsa yükseklik korkumu yendim diyebilirim. Zor oldu evet ama yendim sayılır.



Benim için harika bir geziydi diyebilirim. Sonraki gün ise Trabzon'a geçtik. Meşhur Karpi'de pide yedik. Ve Trabzon'un en kötü yanı tekrar karşıma geldi: İstanbul'a dönüş :(
Dönüşü düşününce bile insana monotonluk ve mutsuzluk geri dönüyor. Misal şu an :(

Neyse efenim, tüm sosyal medya mecralarında varım. Takip etmek isterseniz:

Snacphat: busrabayrame

20 yorum:

  1. Ah desene Bülra cennete yolculuk yapmışşş yarı karadenizli olarak ben de kendime pay çıkarayım değil mi ama 😉

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. kesinlikle öyle olmuştu :) AAAaa senin de karadenizli olduğunu bilmiyordum :)

      Sil
  2. Herşeye rağmen İstanbul'un Batı Yakası çok güzel Hoca'M, moraliniz bozulmasın, kolay alışır, zor vazgeçersinizdir, İstanbul, vahşi cazibeli kadim şehir, bu arada bu kadar yeri gezer iken nasıl bu kadar enerjiksiniz, okurken ben yaptıklarından yorulduğumu hissediverdim naçizâne...(:

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de maalesef batı yakasındayım fakat ne zaman doğuya gitsem mutlu oluyorum. sanırım orman havası, yeşil, doğa falan seviyorum böyle şeyleri :)

      Sil
    2. Bense doğayla tarihin kaynaşmış olduğu kadim mekânları sadece yeşilin olduğu doğaya tercih ediyorum demek istiyorum, Galata, Eminönü, Beyazıt, Ayasofya ve çınarlar, çınarlar, çınarlar...Ormanda kurbağa ya da solucan veya fare, börtü&böcek&sinek&haşerat gibi mahlukâtlara rastlıyor musunuz acep Hoca'M...(:

      Sil
    3. neyse ki rastlamıyorum, umarım rastlamam. zira hiç haz etmiyorum o hayvanlardan.

      Sil
  3. Rize Çayeli'nde Ağaran şelalesi var, pansiyonu da var, mükemmel doğa. artık tanınsın. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aaaa oraya gitmedik, bir dahaki gidişimde gideceğim söz. ama tanınmasın yaa. uzungöl tanındıktan sonra ne hale geldi hepimiz gördük :(

      Sil
  4. Çok güzel ya :) Allah bize de nasip etsin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. amiiiinnn, umarım en kısa zamanda gidersin tatlı kıs :)

      Sil
  5. Ne güzel vakitler.
    Benim gibi abartıp her yer için ayrı post yapmamışsınız, ağırlık ayrı zanaat :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. est, :)

      ayrı ayrı konuşacak şey bulamadım aslında. insan mutluyken pek bişi yazamıyor diyen kafka yı destekliyorum. yoksa başkası mıydı?

      Sil
  6. Ne güzel yerler bunlar! :) Harika bir yolculuk olmuş görünüşe göre, fotoğraflar çok güzel, özellikle Karagöl :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. karagöl ün ayrı bir ambiansı vardı tabi ama ben en çok rize yi beğendim :)

      Sil
  7. Merhabalar.
    Çok güzel bir paylaşımdı. Kaleminize ve yüreğinize sağlıklar dilerim. Ama şu dubleks, çatı katlı tahta evin dışarıdan nasıl göründüğünü yani dış konumunu merak ediyorum. Bu bloğunuza fotoğrafı eklerseniz, tekrar gelir bakarım. Bu tahta ve çatı katlı evlerin hastasıyım. Hele de yatak odasının gök yüzüne bakan pencerelerine.
    Selam ve dualarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. merhaba :)

      maalesef çekmedim dış cepheyi. oradayken her şey o kadar ani gelişiyor ki, aklıma gelmedi, eve gelince çok vahlandım :(

      Sil
  8. görmediim hiç ne güzelmiş :)

    YanıtlaSil
  9. Off canım çok gitmek istedi. Bende tatilde Ordu ya gitcem. Gezmeye:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. oo şanslısın. o halde benim için boztepe de bir çay da içersin :)

      Sil

Bi sesin çıksın..