ıvır zıvır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ıvır zıvır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Şubat 2017

Ivır Zıvır 62


Şimdilerde Emre Aydın dinliyorum. neden bilmiyorum ama hüzünlü olduğum zamanlarda beni en çok yansıtan şarkılar Emre aydın şarkıları. aslında ben genelde klasik, jazz falan dinliyorum ama işte insan efkarlanınca eskileri anıyor be..

Bu pazar günü eskileri çokça düşündüm. ailemle o kadar mutlu zamanlar geçirmişim ki, dışarıda hiç aramamışım mutluluğu. mutluluk garip bir duygu. benim gibi yengeç burcu için hele, çok garip. olmazsa olmazım sanırım. 

hayat bize size ve onlara güzel. yani genelde öyle. geçenlerde çok moralim bozulmuş can dostum güzel insan Vildan ile buluşmuştum. bir sürü şey anlatmış, konuşmuş vatanı milleti kurtarmış Bakırköy dolaylarında geziyorduk. Pek bilmiyorum oraları, meydan gibi bir yerden geçerken sağ tarafta bir inşaat vardı. inşaata dönerek "bu ne acaba, ne yapacaklar burada, of çok sıkıldım herşeyden" dedim.Vildan beni durdurdu. Sol tarafta yükselen ağaçları gösterdi. "Şunları görüyor musun" dedi parmağını uzatarak. Ben de baktım. Gerçekten harikaydılar. Yemyeşil, o kalabalığın kirliliğin ve pasın içinde muhteşem gözüküyorlardır "Çok güzellerr" dedim ağzımı yaya yaya. "Heh işte, orası mezarlık" dedi. "Şimdi tekrar düşün, şu an yaşadığın hayata tekrar bak" dedi. Baktım. Ve ne diyeceğimi bilemedim. Mezarlık düşüncesi bile tüylerimi diken diken etmeyi başardı..

Sizleri bilmem ama ölümden deli gibi korkan bir insanım ben. Sanırım henüz zamanım gelmedi, Allah gecimden versin. Gelince gitmek ister çünkü insan. Ya da asla hazır hissetmez misin? Aslında bu bir bitiş değil yeni bir başlangıç, bir kavuşma anı biliyorum. Fakat yine de bilinmezliklerle dolu olduğunu da biliyorum. düşünmemeye çalışıyorum, düşünmedikçe dünyalık işlere dalıyorum. misal oturup neden yurt dışında çeşitli ülkeleri göremedim, yeni insanlarla neden tanışamadım diye üzülüyorum.

üzülmek için sebep ararsanız mutlaka bulursunuz. bunu da kendimden biliyorum. depresyona girmek benim için çocuk oyuncağı. ama gerçek depresyon. öyle güldüğüme falan bakmayın. akşam 11 de uyuyup öğle 12 buçukta uyanıp hala uykusunu alamama depresyonu. aslına bakarsanız yataktan hiç çıkmama durumu. ya çok yeme, ya da hiç yememe sorunu. bitiyorum sanırım az kaldı..

hele bir de Ataköy de görevlendirildiğimi öğrendim ya, dedim kafayı yicem heralde az kalıcak. bakırköy ün oradaki ataköy değil. navigasyona yazdığımda sultanbeyli falan gördüm. nasıl gideceğim, gidersem nasıl döneceğim hiç bilmiyorum. 

of be, evet günlük bu. ohhhh sefam olsun, yazdım rahatladım valla.

9 Ocak 2017

Ivır Zıvır Part 61

Bu hikaye olayı gerçekten çok ilginçmiş. Bir sürü hikaye var elimde :) Hangisini ilk paylaşacağımı bilemiyorum. Bazılarını okuyunca, gerçekten yaşanmış mı bunlar diyorum.. Ve gerçekten şok oluyorum. Sizlerle de yavaş yavaş paylaşacağım. Fakat sadece hikaye paylaşımı olmasın diye, gecenin bu saatinde bu ıvır zıvırı yayınlıyorum :)

Bildiğiniz üzere kar İstanbul'u teslim aldı. Umarım tüm pislikleri silip süpürür. Biz de nasibimizi aldık tabii kar dan. a kişisi beni yuvarlayıp durdu, ağzıma burnuma kar atıp durdu. Ben pek kar sevmeyen bir yapıya sahip olduğumdan, sadece kayma işini sevdim. Yoksa kar a ayak bile basasım olmuyor genelde. Hatta uykumu getiriyor, yoruyor beni kar. Sizleri yormuyor mu gerçekten?

Fakat İstanbul bembeyazken başka güzel. Hani bu da yadsınamaz bir gerçek.

Gerçek olan bir şey var ki, o da oyun oynamanın çok zevkli olduğu.. Benim kadar oyunkolik bir kız daha var mı diye araştırdığımda bundan para kazananları gördüm, şok oldum. Biz hala tasarım bıdı bıdısı yapalım..

Bu arada önceki yazıdaki tasarım bana ait. Can sıkıntısından yaptım. Bundan sonraki hikayelerde yine yapacağım sanırım. Nedense başkalarının işlerini yaparken daha çok özen gösteriyorum.

Bu fotoğrafı da a kişisi çekti. Ben eskisi gibi fotoğraf çekemiyorum.. Daha doğrusu telefonla fotoğraf çekemiyorum. Elimle lensine ışığına müdahale edemediğim sürece hiç bir şey çekesim gelmiyor. Sonra tek gözle bakacağım vizörden. Öyle ortalık yerde her yerini görmeyeceğim fotoğrafın. Odaklayacağım noktayı seçeceğim ve basacağım denklanşöre. Sonra pat! işte benim fotoğrafım o olmalı. Fakat makinem annemin evinde olduğundan hiç bişey çekmedim bu sene. uzun zaman oldu ha?

denebunu kutusu geldi bana bu ay. denedim her şeylerini. her birisi harika ürünlerdi. özellikle eti puf un karamellisi. karamelli dedim de aklıma geldi; cafe latte karamelli çıkmış, onu da deneyin süper. Bepanthol el kremi ise facia. hiç de anlattıkları gibi değil, elim çatur çutur.

başka ne ürün kaldı size bahsetmediğim şöyle ayak üstü. hmm, nivea nın eski kremleri varya hani mavi metal kutuda. ondan aldım. yoğun kremi özlemişim resmen. evet nemlendirici krem sorunum var, varsa kullandığınız ve gerçekten memnun kaldığınız bir ürün lütfen önermekten çekinmeyin.

bir de son olarak reis marka patlamış mısır almayın! gerçekten lezzetli değiller. bim den aldığım ve markasını hatırlayamadığım patlamış mısır daha harika oluyor. hemde fiyatı çok uygun. patlamış mısır derken hani evde patlattığınız, patlamaya hazır mısır.

çikolata orucuna da girdim. bu günlerde yine eskiye dönüp durmadan çikolata yediğimden olacak, çıldırıyorum yemediğim zamanlarda. neyse bugün puding yaptım kakoolu yedim, umarım orucum bozulmamıştır.

kendinize dikkat edin, kar lastiği olmadan dışarı çıkmayın. hatta raylı sistemler ve metrobüs ile yolculuk edin. sıkı giyinin. En önemlisi: kafayı üşütmeyin!

27 Kasım 2016

ıvır zıvır part 60


Demek bu konuda 60 postum var ha! maşallah dedim kendi kendime :) bir insan ancak bu kadar boş konuşabilir yani. siz bunu böyle de algılayabilirsiniz.

son günlerde o kadar çok "gidecem bu ülkeden, böyle ülke olmaz olsun" tarzı yazılar okudum ki, yaşadığım ülkeden ben de soğudum. fakat sen gidersen, ben gidersem kim sahip çıkar bu ülkeye? cevap veriyorum: hiç kimse.. geçenlerde bir ekşi yazarı yazmıştı. o da hep öyle düşünürmüş, hep def olup gitmek istermiş. gitmiş de.. fakat hiç de hayalleri gibi geçmemiş bir şey. ingiltere'ye gitmiş. her gitmek isteyenin yaptığı şeyi yapmış "Türkiye'ye yakın hem" diye düşünmüş. ne kadar gitmek istersek isteyelim biz burda doğduk, burada büyüdük. tüm bağları bıçakla keser gibi kesmemiz imkansız heralde. ne kadar gitmek istesek de "istediğim an 2 saate dönerim" diyebileceğimiz yerlere gitmek istiyoruz. ne kadar güvenli olursa olsun, başka memlekette duramıyoruz. altına Amerika'da yaşayanlar, İsveç'te Norveç'te yaşayanlar yazdılar. Kanada'da yaşayan arkadaşımla da konuştum. memleket hasretini başka tanımlıyorlar. oradaki sıkıntıların buradakilerin misliyle yaşandığını, kendi ülkesini terkeden mülteci gözüyle aşağılandığını, ne kadar uzağa giderse gitsin özlemin bitmediğini anlatıyorlar. a kişisi de finlandiya ya gitmişti eğitim için. onunla da konuştum bu konuyu. bir çok ülke gezmiş olmasına rağmen "bir daha asla gitmem yurt dışına "deyip benim de önümü kesiyor. nasıl nefret ettiyse gittiği tüm ülkelerden.

sıla hasreti başka bir şey. biz burada bu düzensizliğe alıştık. yurt dışına giden annem döner dönmez "kızım istediğim yere gidebilirsin, zira istanbul da yaşayan her yerde yaşar" demişti. biz en zorlu şartlarda yaşıyoruz, tüm yaşam standartlarına bire bir şahit oluyoruz. aslına bakarsanız, hazine gibi bir ülkemiz var. neresine dokunursanız başka bir değerle karşılıyor sizi. evet, kültürel yapımızı bozdular, bizi kirlettiler, beynimizi boşalttılar, insanlarımızı cinsel objelere döndürdüler belki ama biz hala çok iyilerin de bulunduğu bir ülkedeyiz. dağ başlarında yaşayan, (psikolojik rahatsızlıkları olanlar hariç) medyadan uzak duran tüm insanların doğallığı, saflığı nasıl da şaşırtıyor bizi değil mi? aslında bizler de izlemesek, görmesek, öğrenemeyeceğiz bunca pisliği. öğrenip uygulamaya geçmeye çalışmayacağız belki de.

gelelim asıl meselemize. tüm sorun bize belli kitapları öğretmek için öğrendiği kadarından öğretebildiğini öğretebilen öğretmenlerle kısıtlayan eğitim sistemimizde.bence cümle gayet açık. açıklama yapmayacağım.

bir kaç beğeniniz varsa, hemen koşun koca parasıyla butik açın. baktınız hiç bir şey tutmadı, belki o tutar ha? bıktım şu eziklik duygularınızı başka yerlerden tamamlamaya çalışmanıza. sen o kadarsın işte, nedir yani?

dün akşam anneme sürpriz parti yaptık dayım ve abimle organize olarak. inanılmaz mutlu oldu kadıncağız. babam ise günün lafını etti "yani sizi anlayamıyorum. bir sene daha yaşlandığınızın tescillendiği bu günü nasıl kutlarsınız? ölüme koskoca bir yıl daha yaklaştınız oysa"

geçenlerde hoca sormuştu "aramızda öleceğini bilmeyen varmı" diye.. hepimiz o an öleceğimiz günü düşünmüştük belki de.. düşünsene her şey o zaman ne kadar da boş.

16 Kasım 2016

Ivır Zıvır Part 59



diriliş ertuğrul dizisine yapılan saçmalıktı. zaten kendi kendilerine takıldılar koskoca ! ödül töreninde. izlemedim bile. umarım onlar için büyük bir kayıptır benim izlememem.

metal dizayna sahip, 1080x1920 piksel çözünürlüğe sahip, 8 çekirdekli işlemcisi olan, 16gb dahili hafızası olan cep telefonu. fakat diğer cep telefonlarından ayrılan en büyük özelliği 21,5 mp arka kamera, hibrit otomatik odaklama ve 16 mp ön kamera -ışık sensörleri. 30fps değerine sahip video özelliği ile film bile çekilir, test edildi-onaylandı. telefon 6.0 inç ekran genişliğine sahip. alışılmışım dışında yani. gereğinden fazlaca büyük. 202 gr ağırlığı ise bana sorarsanız yer yer 400'e kadar çıkmakta. elimde bu telefonla geçen gün kantinden çay alırken, çaycı teyzeden tepsi istediğimde "elinde var ya işte tepsi, üzerine koy, hiç bişeycik olmaz bardaklara" demesine sebep olan telefon aynı zamanda. çünkü çaycı teyze için çayların dökülmemesi telefondan daha mühim. 

bugün kimya labaratuvarında yoğun gaz sıkışması olduğundan okula ekipler geldi. gerekli tektikler yapıldı. mutluluktan ölecektim az daha ders iptal olur diye, oldu mu? olmadı..

20 yıldır okuyorum, 20 yıldır okul iptal olunca mutlu oluyorum.

insan 7 sinde neyse 7 sinde de odur.

evli olmayan arkadaşlara baskınızı, aptal hareketlerinizi bırakın lütfen. özellikle syrano'nun etrafındaki ahmak insanlar, sizlere sesleniyorum. ömrümde duyduğum en düşünme yetisine sahip olmayan ve bunu inatla belli etmeye çalışan varlıklarsınız. syrano sen de takma onları, kendi hallerine bırak, he de geç. umursama. lafa bakmadan önce lafı söyleyene bak.

bugünlerde aptallıkta doktora yapıyorum, kimse de beni uyarmıyor. bana geçmiş olsun..

çok yoğunum, çok sıkıcıyım, çok sıkılıyorum..

bazı insanlara çocuklarını bu derece paylaştıkları için patlamak istiyorum, fakat sonra içime patlıyor tüm söyleyeceklerim. 

bu günlerde harika bir dizi seyrediyorum. netflix aldık bu arada. illegal yollarla müzik dinlememek için spotify premium üye olmamla başladı herşey. şimdi de netflix ile içim rahat izliyorum tüm filmleri. tavsiye ederim. eğer varsa sizde i.t.crowd izleyin. gerçekten komik, harika.

bir de ablanız neye başlıcak? yakın dövüş sanatına. çok heycanlıyım, dövecek bi sürü insan var sokakta ne de olsa :) dövüş kulübümü kurarsam, sizlere elbette haber vereceğim .

4 Kasım 2016

Ivır Zıvır Part 58


ülke genelinde internette ciddi sıkıntı var. telefonum bozuldu diye defalarca kapadım açtım. sonra sağa sola fırlattım. madem internette sorun var, bir duyuru yapın be kardeşim. neden duyuru yapılmıyor bu konularda anlamış değilim.

bazı şarkılar çok güzel.

bugün sizin oraları bilmem ama buralarda hava bir harikaydı. markete çıktım ama eve giresim gelmedi. hani markete ekmek almaya diye çıkıp bir daha dönmeyenler var ya, işte onların ruh halini daha iyi bir anladım. zira nerdeyse kendimi taksim otobüsüne atacaktım. düşünsene a kişisi arıyor "nerdesin" diyor, "taksim" diyorum. muhtemelen "oldu o zaman, dönme bence" der.

her gün üç otobüs değiştirerek marmara üni'ye gidiyorum. geçen gün bir hocayla konuşuyorduk, neden burası dedi. ist üni almadı beni dedim. ağlıcaktım az daha. yoldan nefret ediyorum. okumak için tek otobüsle gidebileceği yerleri tercih eden benim başıma gelenlere bak.

ne istemiyorsak hayatta, hepsi başımızda. neyse ki taş çatlasa 80 yıl yaşıyoruz, yoksa çekilmez bu hayat.

yabancı bilim adamları 20 yıl sonra kimsenin hastalıktan ölmeyeceğini, bunun için çalışmalar yaptıklarını ve hepsinin olumlu olduğunu bir makale ile duyurdular. onlar bu tip gelişimler peşindeyken biz ne yapıyoruz? "GOYGOY! 


28 Ekim 2016

Ivır Zıvır Part 57

Bir mucize olsun ve yds'den 60 alayım lütfen. 60 diyorum bak, inan fazlasında gözüm yok.

demir depolarım bitmiş, şişe şişe kan içiyorum. şaka değil. minik şişelerle kırmızı bir sıvı içmem gerekiyor sabahları. 2 saat de peynir yiyemiyorum. yasak diye mi bilmiyorum ama uyuyamıyorum bile peyniri düşünmekten. peyniri zaten çok severim. sanırım o beni sevmiyor.

her sevdiğimizin bizi sevmesi gerekmiyor di mi?

a kişisi geçen gün ayakları ıslandığı için çoraplarını çıkarmıştı arabaya binince. aradan az zaman geçti. arabada bir nem kokusu gibi bişey. arka koltukta kokunun sahibini ararken çorapları yerde buldum! bu konuda başka da bişey söylemicem.

ne zamandır fotoğraf çekmedim. gidip çekmeliyim sanırım. özledim o eski günlerimi.

yoruldum sayın okuyucu. her şeyden yoruldum. en çok da mutsuzluktan yoruldum. ama bugün dışarı çıktığımda eski günleri özlediğimi fark ettim. sanırım elimizden kaçıp giden her şey çok daha güzel oluyor.

spotify kullananız var mı? varsa söyleyin de takipleyim. çok güzel listelerle karşılaşıyorum böylece. Çok mutlu oluyorum.

elden düşme bir piano yollamak isterseniz, adresimi verebilirim. sanırım son günlerde en büyük hayalim bu. özellikle okulda piano çalanları gördükçe çıldırıyorum. biliyorsunuzdur sanat bölümündeyim. geçenlerde can sıkıntısından koridorlarda geziyorken heykel bölümüne gitmişim. şu snapi çektim. tabi ilk gördüğümde inanılmaz korktum. neyse, o koridor ertesi gün beni çağırdı resmen. hani şu korku filmlerindeki aptal kız olur ya, heh o benim işte. inatla karanlığa doğru ilerledim. ilerden tak tak sesler geliyordu. neyse, bir tane odayı açtım, karşıma çıkan heykelden nası korktuğumu bi ben bilirim bi de Allah. çok da anlamlı bir heykeldi aslında. bir kadın figürünün üzerinde dart tahtası çizilmiş gibiydi. anlatılmaz, yaşanır. biraz nü olduğu için, paylaşmıcam fotoğrafını. o ses de heykelci bir arkadaştan geliyordu. neyse geçen gün ders anlatmışım böyle bir stresli geçmiş, çıktım yine koridora baktım piano sesi. ilerledim. beyaz bir piyano başında bir hanımkız harika bişey çalıyordu. iki adım ilerledim, siyah bir piyano da bir erkek çalıyordu. Aman Allah'ım başka başka şeyler çalmalarına rağmen iki odanın arasına girip; kafamda bir düet yaptırdım. harikaydı. piyano başka bişey kesinlikle. keşke benim de olsa, keşke ben de çalsam.


video

neyse, moralmenim bozuldu.

19 Ekim 2016

Ivır Zıvır Part 56

Merhaba sayın okuyucu. Yine bir ıvır zıvırla daha karşınızdayım..

Blog blog gezip, okuyorum yazdıklarınızı. hatta bu günlerde öyle işsizim ki; yorumları bile okuyorum. bir arkadaşımız da "sayın okuyucu" diye yazmış yazısını. gelen yorumculardan bir tanesi çok alınmış. okuyan her insan okuyucudur gözüyle bakıyorum ben. sizler de kendinizi dışlanmış hissediyor musunuz? bence hissetmeyin. okuyucu olmak güzeldir. yazdığınız her yoruma yazar gözüyle bakıyorum ben nitekim. yazar denip dergilerde, gazetelerde yazan insanları gördükçe sizin şurada yazdığınız iki cümle bile benim için ne denli değerli bilemezsiniz. çünkü asıl yazarlar buralarda kendilerini ifade etmeye çalışırken, binlerce insanın okuduğu yerlerde onlarca ahmak yer alıyor. 

Bir de topluma karışan bazı rahatsızlık verici tiplerden bahsedeceğim. herkesin düşüncesine, kendini ifade etme biçimine falan saygılıyımdır. fakat son günlerde bu saygımın suistimal edilmeye çalışıldığını fark ediyorum. şu görseldeki saç modelini kendine yakıştığı sanan; saçın gürlüğü, inceliği gibi kriterleri göz ardı ederek; gittiği herhangi bi berberde "abi ben bundan istiyorum" deyip; yaptırıp bir de sokaklarda gezinen tiplerden bahsetmek istiyorum. hani böyle birisi tahtaya tırnağıyla çizik atar da iğrenç bir ses çıkar ya, ya da demirler birbirine sürtünür de böyle itici bir ses oluşur ya; hah işte öyle bir his bu insanların toplulukta dolaşması. en azından benim için öyle. lise yıllarına dönüp; müdür muavini olup kapıdan geçenlere birer makas atmak istiyorum. yakışmıyor kardeşler. sahne alsanız tamam da; bu resmen ablası evlenen genç kızın yapmış olduğu muhteşem makyajla ve o asla bir daha giymeyecek olduğu abiye ile balatta fotoğraf çekmeye giden fotoğrafçılara karışıp fotoğraf çekmeye çalışmasına benziyor. olmuyor işte olmuyor.

bir de abilerimize bir tavsiye; yırtık pantolon kızlara yakışıyor. sizin kılları aralardan fırlamış bacaklarınıza değil.

ya yine kınadım, yine insanları yerden yere vurdum. yine dayanamadım. muhtemelen çok yakında burnumun dibine bitecek böyle bir tip. ya da aranızda bir okuyucu saçlarını öyle yaptırmışta "sanane" diyecek. aslında haklı. banane gerçekten. hayır yani ben beğenmiyorsam, rahatsız oluyorsam bakmam dimi? aynen öyle. ama bazı şeyleri de herkesler yapmasın be kardeşim. sokağa çıktığımda her 10 kişiden 7'sinin saçı böyle. subay kesimleri, sıfıra vurmalar, damat traşları falan hep yalan oldu. nerde bi batı özentiliği, orada biz.

tamam , içimi boşalttığıma göre yarın sokağa çıkıp hepinize saygılı olabilirim. hatta "aaa çok yakışmış" bile diyebilirim. büşra bu ne de olsa; bugün beyaz dediğine yarın bir gün elbette siyah diyecektir. Eee ne de olsa "Kınadığını yapmadan ölmeyeceksin"

16 Ekim 2016

Ivır Zıvır Part 55



Grip oldum sayın okuyucu. Biliyorum son günlerde bir çok kişiden bunu duyuyorsunuzdur. çünkü grip şu an sokaklarda kime musallat olsam diye kol geziyor. bana çarptı işte geçenlerde. önce boğaz ağrısı, sonra burun akıntısı, halsizlik derken "merhaba" dedi. umarım geçer en kısa zamanda. zira yapacak işlerim var.

işler dedim de, hatırlar mısınız bilmem ama geçenlerde bir korku çizgi filmi yapmıştım. belki de hatırlamazsınız, çünkü sizlerle paylaşmadım bu filmi. henüz geliştirme aşamasındayım çizgi film fikrini. gençlere yönelik; haftalık çizgi film yapmayı planlıyorum. fakat biraz senaryo konusunda sıkıntılarım var. 

çizgi film deyince aklıma Tim Burton geldi. Dün akşam son filmine gittim. Çizgi filmimim başlangıç jeneriği ile, aynı yazım efektini kullanmış. Dumanlar.. aman Allah'ım nasıl mutlu oldum bilemezsiniz. geçenlerde kendisine mail atmayı denemiştim. görsel efekt grubuna katılmak istiyorum delice. bence aynı kafadayız yazsam, beni yanına alır mı dersiniz? bence almaz. ama olsun, hayaller yine de güzel şeyler.

televizyonda kendi kullandığınız ürünü görünce "meşhur oldum lan" düşüncesi aklınızdan geçmiyor mu sizin de? böyle bir heyecanlanmıyor musunuz? ben hep heyecanlanıyorum. o jeneriği izlerken de öyle oldum. dedim demek ki yapılabiliyormuş böyle şeyler ve benim yaptıklarımdan çok da farklı değiller. o halde çizgi film işine ciddi el atmalıyım. senarist arıyorum dostlar. benim gibi sıfırdan başlayıp, başlangıçta para teklif etmeyecek; fakat köşeyi dönersek de birbirimizi yarı yolda bırakmayacak senaristlerden.

Bu Türklerin yabancı kadın hayranlığının da Allah belasını versin. Ciddi anlamda versin. Böyle hepsine artık neresinden veriyorsa versin. "Amanda" olayından sonra ciddi ciddi içimden geçirmeye başladım. Deli gibi "yabancı yenge yeaa " moduna girip, kadını meşhur ettiler ya! nerde saçma sapan, işe yaramayan insan varsa hepsi sosyal medya kullandığından olacak ki; böyle saçma şeylerle medya da yer alıyoruz. yurt dışında nasıl tanındığına baksana Türk erkeklerinin "abazalar." oradaki kadınlar Türk erkeği görünce yollarını değiştiriyorlar. aman bize sarkmasın, aman bize ayı gibi bakmasın diye ne yapacaklarını şaşırıyorlar. tam anlamıyla abaza sıfatına sahip olan Türk erkeğinin yabancı kızlara olan hayranlığı ve Türk kızlarını "kezban" diyerek aşağılamalarına ne demeli? Ulan siz , sizi adam yerine koyup; elinizi sıcak sudan soğuk suya sokmayan, her söylediğinizi yapan, evinizi barkınızı kuran, hatun gibi hatun Türk kızlarına kurban olun be!

bak yine sinirlendim. neyse, şu yazıma bir dominique appia koyuyum da; yine ahiret gününü düşünüp; amaaan dünyalık bu işler be büşra; sen iyi insan olmaya bak deyim. sonuçta mühim olan bu taraf değil, diğer taraf dimi?

ama şu eline çocuğunu alıp, ön koltukta seyahat eden gerizekalı annelere laf etmeden geçemeyeceğim. kendini kemerle bağlayıp, tehlike anında çocuğunu tutabileceğini sanan o embesil annelerden bahsediyorum. önde oturmasan kocanı kapacaklar çünkü mal kadın. Allah korusun bir kaza olduğunda o air bag patladığında çocuğunu nasıl koruyacaksın acaba? ya da ani frende çocuğunu nasıl tutacaksın kucağında. bir de utanmadan sıkılmadan snap atıyorsun aptal kadın! Aptal insanlara dayanamıyorum. hele de kendini bir yerlere gelmiş sanan, işi gücü gezmek olan, ezikliğini zorla edindiği mesleğiyle kapamaya çalışan, oradan yürüyemeyince modaya merak sarıp çeşitli markalarla poz veren, o da tutmayınca zengin mekanlara takılan aptal kadınlara hiç dayanamıyorum. O kadınlar hariç siz tüm Türk kadınlarına kurban olun abaza yabancı kadın meraklısı erkekler! Allah hepinizi bildiği gibi yapsın!

7 Eylül 2016

Ivır Zıvır Part 54


Merhaba sayın okuyucu, bir ıvır zıvır daha karşınızdayım!

Midesi rahatsız bir insansanız, meyve yememelisiniz. normalde doktorlar meyve yemenizi tavsiye eder, fakat bende durum aksidir. meyve yemek ölmekle yakın temas maalesef. ya da öyle bir şey. zira meyve yedikten 2 saat kadar sonra hayat zindan oluyor başıma. mide bulantısı, kusma ve halsizlik. en zoru da o halsizlik hissi. yediklerinize içtiklerinize dikkat edin. çünkü hayat yeme içme ile devam ediyor.

bilgisayarımı değiştirme kararı aldım. oyunlar takılıyor, bazı programlarda canımı sıkıyordu. benim gibi evden çalışan bir insansanız, bilgisayarınızın performansı oldukça önemli. 

evden çalışma dedim de, geçen gün sözleşmeli öğretmenliğe de başvurdum. umarım çıkar. seviyorum öğretmeyi. biraz da dışarda çalışmak güzel olsa gerek.

sporu mahalle baskısı yüzünden bırakmıştım, bir ara hakkında da yazı yazmıştım yanlış hatırlamıyorsam. şimdilerde tekrar başlamak istiyorum. mahalle baskısını da sallamayarak gideceğim sanırım. üzerimdeki hantallık bir kenara bırakılır belki böylece..

önüne gelenin yazar olma durumu da çok komik. bazı yazarların yazdığı yazılara bakıyorum da; ağlamak istiyorum sayın okuyucu. gerçekten harika bloggerlar var. kötü yazıyor dediğiniz bloggerlar bile o yazarlardan çok çok daha iyi yazıyor. bu insanları kim nasıl gazete - dergi yazarı yapıyor bilmiyorum ama resmen beynimiz ağlıyor o iğrenç cümlelerle. gerçi aristotales'in retöriğini okuyup hayal kırıklığına uğrayan bir insanım ben. benden çok bir şey beklemeyin..

son olarak bir kaç gündür yazmama ve bloglarınızı ziyaret etmeme sebebimi açıklayayım: internet! superonline internet kullanıyorum ve bu güne kadar çok memnundum. fakat son günlerde canımı oldukça sıkıyor. aralıklarla kesintiye uğruyor, tamamen kapanıyor, bir gün boyunca internetsiz kalabiliyorum. Allah internetsizlikle terbiye etmesin, ne diyim :)

görüşmek üzere sayın okuyucu. şimdi gelip tek tek bloglarınızı irdeleyeceğim :*

28 Haziran 2016

Ivır Zıvır Part 53


Bir ıvır zıvırla daha karşınızdayım dostlar. Anlatıyorum, o halde varım!

insanların esprilerine anlam veremediğimden Game of Thrones'u izlemeye başladım. tüm esprilerin dışında kalıyordum. keşke kalsaydım dedim daha 5. bölümde. aslında ciddi ciddi bu dizinin masaya yatırılıp çözümlenmesi gerekiyor. insanların neden bu kadar tuttuğunu merak ettim. fazla düşünmeye gerek kalmadan ön planda olan olan cinsellik, entrika ve bunun gibi insanı zıvanadan çıkaran duyguların çokça göze sokulmasından kaynaklandığının farkına vardım. umarım sizlerde varırsınız. 

bazı insanların bazı yanlışları inatla yapmasına hala anlam veremiyorum. fakat yapıyorlar işte. dur yapma diyecek halim de yok açıkçası, yorgunum.

pedofili manyakların varlığı dünyamızı yeterince kirletirken, bir de sosyal medyaya bulaştı bu adi insanlar. geçenlerde bir kadın paylaşmıştı, şimdi yine biri daha paylaştı. en sonuncu yakalandı. fakat iki üç tane değil ki bu adiler. insanlıktan nasibini almamış, pis varlıklar. sosyal medyadan çocuklarımızı korumalıyız sayın okuyucu. ciddi manada korumalıyız ama. fotoğraflarını paylaşırken bile dikkat etmeliyiz. insanlar kötü niyetli, insanlar fena. çocuklarımıza bu bilinci yüklemeliyiz.

çocuk büyütmek ciddi zor bu zamanda. bu memlekette demiyorum, çünkü çocuk büyütebilecek ortama sahip bir memleket henüz görmedim. umarım görürüm.

gözlük takan insanlar her zaman mı zeki olur? bence öyle. o gözlükler çıkarınca alınan aptalımsı yüz tipine ne demeli?

Ha bir de instagram hesabım : https://www.instagram.com/busrabairam/ instagramı az da olsa kullanıyorum. çok da olsa kullanmak istiyorum ama genelde çekemiyorum güzelce bir şey.

12 Haziran 2016

Ivır Zıvır Part 52


Ramazan şerbeti diye bir şey çıkarmışlar, umarım ramazandan sonra tedavülden kalkmaz. Cappy'ninkini içtim, çok beğendim. Çok beğendiğimi duyan babam bugün iftara bana gelirken Mis marka getirmiş. Eminim o da bir harikadır. Genelde sevilmiyor şerbet etrafımdaki insanlar tarafından ama ben inanılmaz seviyorum. Halam torunu olduğunda minik bardaklarda servis ettiğinde çok üzülmüştüm. Neyse ki içememişti kimse, hepsini ben içmiştim. Seviyorum tatlı olan her şeyi. Ağzımda tatlı bir tat bırakmasını da çok seviyorum.Tatlı sevenleriniz varsa, deneyiniz.

Ramazanı şerifleriniz hayrolsun bu arada. Sizlerin nasıl geçiyor bilmiyorum ama ben sabahlayıp, akşama kadar uyumayı planlayıp; asla yapamayanlardanım. Ne açlık, ne susuzluk fena dicem; çünkü çok şükür bu yıl geçen yıllardaki gibi zor geçmiyor benim için. Umarım sizler için de öyledir.

Pazartesi günü erkek mayosu çekmeye gideceğim. Yani fotoğraflarını. Umarım aklımda olanlar kadrajıma da yansır. Zor bu çekim işleri ama seviyorum fotoğraf çekmeyi. Hala neye yoğunlaşmam gerektiğini bilmiyorum ama seviyorum. Hatta şöyle fotoğraf çeken bir kaç takipçim varsa; fotoğraf çekimine bile çıkabiliriz, o derece ^^

Ramazan dolayısıyla yer keşfine de çıkamıyorum ama ramazan sonrası için bir çok planım var. Ramazanda dışarda yemek yemeyi sevmiyorum, çünkü her şey aceleye mi geliyor nedir; her zaman yediğim yerlerde bile yemek yemek zevksiz oluyor. Aileyle geçirilen akşamlar, arkadaşlarla geçirilen sahurlar daha keyifli geliyor bana.

Bildiğiniz ve emin olduğunuz çikolatalı cheesecake tarifiniz varsa; alıyım bi tane. Abim aşık cheesecake'e ve her seferinde benden istiyor. Fakat her tarif birbirinden alakasız olduğundan hangisinden başlamam gerektiğini bilmiyorum. Lütfen denediğiniz ve emin olduğunuz bir tarifi benimle paylaşın. Hayat memat meselesi zira.

Son zamanlarda dinlediğim en iyi parçayı, son gözdemi sizlerle paylaşmak istiyorum.


23 Mayıs 2016

Ivır Zıvır Part 51

Bugünlerde deli gibi film çekiyorum. Teslimime az kaldı. Kurgu başında sabahlarken; filmimden her dakika nefret ediyor, soğuyorum. İnşallah kabul ederler. Etmezlerse, ne diyeceğimi bilmiyorum. Filmi savunabileceğimi de sanmıyorum. Sanatsal bir film bu arkadaş. Video art. Ben size eğlence vadetmiyorum, Ben size mutluluk da sunmuyorum. Ben size sıkıntı, bunalım ve dert gönderiyorum.

İşler, güçler, yoğunluklar derken; bıktım araba direksiyonunda verdiğiniz pozlardan. He evet, çok iyi araba kullanıyorsunuz. Trafiğin nabzı sizden sorulur. Her yere arabanızla gidiyorsunuz ama bıktım. Gerçekten bıktım. Direksiyon başında şarkı söylemenizden, arabanızın logosunu göstermenizden, dinlediğiniz kezban şarkılardan, hep bıktım..

Sırf şu yukarıdaki nedenlerden dolayı kapatmayı düşünüyorum snapchat ve facebook'u. Gereksiz insanlar silsilesiyle muhattab olmak zorunda kalmak çok kötü. Sanırım bu da benim imtihanım. Sizler tatmin olacaksınız diye girmediğim günah kalmadı burada. Ne gerizekalılığınız kalıyor bende, ne görgüsüzlüğünüz.

Görgüsüzlük tabi. Sözlenir, sözlüsünün evlenme teklifini gözümüze sokar. Nişanlanır, nişan fotoğraflarını boy boy seyrederiz. Evlenir, tüm fotoğrafları tek tek sosyal medyaya yükler. Balayına gider, neredeyse gerdek gecesini bile paylaşır. Çocuğu olur, özel yeri hariç her şeyini görürüz ve kaç aylıksa o ayın rakamı yanına saçma sapan objelerle yazılır. İşe gider, iş derdini anlatır. Seyahat eder, yolculuğun sıktığını söyler. Sanki bizler zorla göndermişiz gibi.. Çocuğu yaramazlık yapar, gelir anlatır iletisinde. 1 yaşında çocuğun doğum günü olur, ona şiirler, yazılar döşer sanki anlayacakmış gibi.. Neyin peşindesin dostum? Neyi ıspatlamaya çalışıyorsun. Anladık çok mutlusun. Çok iyisin. Evin var, araban var, kocan var, çocuğun var, işin var, geziyorsun.. Dört dörtlüğü de geçmiş hayatın, otur bi mutluluğunu yaşasana. Neyin ıspatı bu? Çek arabanı önümden. Ya da sen dur, ben gideyim

Kesinlikle sosyal medya insanı günaha sokuyor. Instagram da kendini teşhir etmekten zevk alan kadınlar-kızlar, göğüslerini ortalık yere atanlar, popolarını sergileyenler, çocuklara makyajlar yapıp; çocuk teşhirciliğine soyunurlar.. Soyunmadık yerleri kalmaz, başka şeyler yaparlar.. Yok anam yok, konuşmayım ben iyisi..

İyi olan her şeyin bittiği şu dünya da, umarım güzel şeyler de oluyordur. O kadar güzeller ki, biz görmüyoruz bence. Çünkü çirkin olan ne varsa; gözümüze sokuluyor, kör oluyoruz.

Teşekkürler kapitalizm! Her dakika sana küfrediyorum. Seni sevmiyorum. Senden nefret ediyorum ve bundan hiç rahatsızlık duymuyorum.

10 Mayıs 2016

Ivır Zıvır Part 50

Keşke daha az konuşabilsem. Ama yook, illa düşündüklerimi çat diye söyleyeceğim karşımdakine. Alınır mı gücenir mi hiç düşünmeyeceğim. Ah o ince düşünceli kızcağızlar yok mu? Onlara ayrı hastayım. Ne dediklerine dikkat ederler, aman karşımdakini kırmayayım diye sakin sakin konuşurlar, seslerini yükseltmezler. Azıcık sizden bana da bulaşsın be.

Bir de bana dağınıklık bulaşmış bir zamanlar. Ruhum dağınıklıkla sakinleşiyor. aradığım şeyi dağınık olan yerde daha kolay bulabiliyorum. Çünkü nereye koyduğumu biliyorum.

Sinirlenince içimde boya yapma hırsı beliriyor. Böyle elime versinler o an koskoca bir fırça, tüm duvarların rengini değiştirebilirim. Ya da yağlı boya yaparım eski günlerdeki gibi. Bugün gittiğim yerde yağlı boya tüplerine baktım da; ben almayalı bayaa pahalılaşmış meletler. Özledim o günleri. Fırçanın tuval üzerinde dans etmesini. Çizdiğim şeyleri benden başka kimsenin anlamamasını. Kendimi ifade etmeyi ya da edememeyi..

Bir de keşke bu kadar kafayı takmasaydım bir şeylere.. Ne kadar çok bilirsen canın o kadar acır, o kadar mutsuz olursun demişti biri bir zamanlar. Şimdilerde ona o kadar çok hak veriyorum ki. Aklımın bir karış havada olduğunu eklemişti. O zamanlar öyleydi, mutluydum da işin güzel yanı. Sanırım artık daha iyi anladım büyümenin nasıl bir duygu olduğunu. Büyüdüm ve öğrendim. Öğrendikçe ve büyüdükçe mutlu olmanın ne kadar zorlaştığının bilincine vardım. Zaten bize gülmeyi hatırlatan çocuklar da olmasa çekilmez bu hayat.

Çekilmez ama Allah ölümün de hayırlısını versin. Zira ben rüyamda dün; koskoca bir binanın altında ezilerek öldüm. Rüya olduğunu biliyordum, ölmeyeceğim ne de olsa diyordum. Bir kenara pustum ve binanın yavaşça üzerime yıkılmasını bekledim.Sonra da nefessizliğimle uykudan uyandım. Yine uyku apnesi nöbetiydi tabi.. İnsomnia başlangıcında olmamın da etkisiyle; uyusam da hep uykusuzum. Hep uyuma isteği. Gerçekten sinir bozucu..

Sinir bozucu bir diğer şey ise Ösym. Arkadaş neden böyle saçma sorular soruyorsunuz. Pazar günü Ales'e girdim.. Daha önceki girdiğim ales te zor yetiştirmiştim soruların cevaplarını. Biraz yavaş yavaş çözmüştüm, sindire sindire.. Bu kez son dakikaya bırakmamak adına hızlıca çözdüm soruları. Saate baktım; gözüm öyle dönmüş ki 11.30 gördüm. 12 de bitecekti sınav ve ben daha ikinci bölümün bir kaç sorusunu çözmüştüm. Bir depar attım. Bitti, optik okuyucuya da geçirdim. Saate tekrar baktım 11'di. İlkinde nasıl yanlış görmeyi başardım ve aslında kaçtı bilmiyorum. Sınavın bitmesine 1 saat kala sınavım bitmişti. İşin kötü yanı, bazılarını okumaya falan üşendim, atlaya atlaya okudum. Sonra dedim, bu böyle olmayacak. Geri dönüp tekrar çözeyim, nasıl olsa 1 saatim var. Amaan dedim sonra; boşver nasıl olsa çalışmadın hiç, bi halt olmayacak, boşa zaman kaybı. Çık burdan, ilerde bi müze var; onu gezersin. İçimdeki ikinci sesi dinledim ve çıktım sınavdan. Kapıya çıktığımda ilk çıkan ben olduğumdan herkes bana Madonna'ymışım gibi baktı. Ben de Madonna gibi davrandım.

22 Mart 2016

Ivır Zıvır Part 49

Merhaba sayın okuyucum. Ne zamandır ıvır zıvırlarımla sizleri meşgul etmediğimi fark ettim ve geri döndüm! Yazıyorum o halde varım..

Varlık ile yokluğun belli olmadığı şu günlerde gündemimizde dünya çapında bir terörizm söz konusu. Allah milletimize zeval vermesin. Hepimizi koruyup kollasın inşallah. Akşamları yatsı namazından sonra genel olarak böyle dualar ediyorum. Sizler de edin. Belli olmaz. Belki birimizden birinin eşref saatidir de; Allah kabul eder ve bir daha acılar yaşamayız..

Ölüm gerçekten çok ürkütücü bir şey. Sizleri bilmiyorum ama ben ölmekten ciddi manada korkuyorum. Bedenim toprağın altında çürürken ruhum bunun bilincine varacak mı merakı söz konusuydu son zamanlarda. Gel gör ki, bir akşam yatmış oyunumu oynuyordum. Merak edenler için söyleyim, bilgi yarışlı bir oyun; bu kez vurdulu kırdılı değil. Uzandığım yerden kalkarken nasıl olduysa elim çenemin altına çarptı. İnanılmaz bir acı hissettim. Çenemin alt kısmına bıçaklar saplanmış, çene kemiğimi kemiriyor gibiydi. Elimle yokladım, elime minik bir şişlik geldi. Ur gibi bir şey sanırım. Ben pek pimpirikli bir insan olduğumdan hemen doktora koştum sabah. Doktor anlam veremedi. Ödem de olabilir, başka bir şey de deyip beni araştırma hastanesine yönlendirdi. Sabah gidip baktırcam bakalım. Ne diyordum? Ciddi manada korkuyorum..

Korkarken oturup düşündüm. Sizleri de yönlendiriyim düşündüklerim konusunda. Bir kanser hastası olduğunuzu düşünün. Kanser olduğunuz an dünyanız başınıza yıkılıyor. Yapılacak bir şey kalmadığını, Allah'tan ümit kesilmediğini söylüyorlar. Üzülüyorsunuz. O dakikadan sonra yapacak bir şeyiniz kalmamış gibi hissediyorsunuz. 
Şimdi bir de patlamada ölen her hangi bir insanı düşünün. Sabah hiç bir şey olmayacakmış gibi sınavına girmiş o öğrencilerden biri olun. Ya da işine giden bir işçi. Durakta dururken aniden bomba patlıyor ve ölüyorsunuz.. Aslında söyleyecek milyonlarca kelimeniz varken, yapmanız gereken binlerce şey birikmişken, ne bir kaza sonucu ne de bir hastalıktan değil; ahmak bir bomba yüzünden ölüyorsunuz.. Kimseye elveda diyemeden..
Şimdi kanser hastasına dönelim.. Öleceğini bildiğinden; helalleşmek için zaman kaybetmiyor. Sevdiklerine elveda diyebiliyor, sarılabiliyor, son kez yaşıyor bazı şeyleri.. Belki tövbe ediyor kabul edilmesini umarak; belki ölmeden önce yapması gereken şeyleri yapıyor. Ailesiyle vedalaşıyor, söylemek istediği birşeyler varsa açıp söylüyor, daha korkusuzca oluyor hayata karşı. Canını kaybedecek çünkü, ötesi var mı?

Garip ama hayat bizi böyle ilginç bir yere getiriyor. Hastalıktan bile mutlu olabilecek hale geliyoruz. En acımasızca ani ölümleri; başka insanların hatası, ahmakça seçimleri yol açmaması dileğiyle.. Kaza'ya karşı boynumuz kıldan önce.. Hastalıklara da.. Allah hiç birimizi ne hastalıkla, ne de yol ortasında paramparça olmakla sınamasın inşallah. Ne bizi, ne sevdiklerimizi, ne de düşmanlarımızı bile.

23 Aralık 2015

Ivır Zıvır Part 48

Merhaba dostlar. Bugün de tek bir konuda uzmanlaşamadan her şeyden bahsedeceğim.

Adidas'tan aldığım ayakkabılarım fos çıktı. Bu konu hakkında ayrıca yazı yazacağım. Çünkü mevzuyu tüketici heyetine kadar getirmeyi düşünüyorum. O derece agresif bir durum söz konusu.

Odtü haberlerini okudukça eğitim sistemine lanet ediyorum. O kadar saçma bir sistemimiz var ki Odtü gibi adının dünyaca bilinmesi gereken teknolojik ilerleme kaydedecek okul ve öğrencilerin isimlerini hep yaptıkları eylemlerle, vandallıklarla ve benzeri saçma sapan hareketlerle duyuyoruz. Hayır, hakkınızı arayın tabi ama düzgün arayın. Ararken, biraz da oralarda bulunmanızın sebebini hakkıyla yerine getirin. Pardon, hak'^tan hukuktan ve özgürlükten anlar mısınız siz? Zira anlasaydınız, namaz kılan insanlara saldırmazdınız.

Star Wars denen illet Bim'e kadar düşmüşken insanların sevgisine hala anlam veremiyorum. Geçenlerde biri bir tivitinde bahsetmişti: Star Wars hakkında tek bildiğim milleti florasanla dövmeleri. Filmi izlemeye başlayıp,dayanamayıp yarısında kapatan bir insanım ben. Florasandan öteye geçemedi benim için. Abartmayın bu kadar, kapitalist sistemin Allah belasını versin.

Dün akşam Kandil gecesiydi. Dinimizde kandil gecesi var mı, yok mu tartışmalarını bir kenara bırakarak yine tüm arkadaş milletimize gerek mesajla, gerek whatsapp'tan, gerek tivitlerle, gerek feysbuktan falan hep kutladık. Hepimiz çok samimiyiz çünkü.

Samimi olanlardan bir kaçı da başörtüsünün üzerine kış günü güneş gözlüğü takan ablalarımız. Şallarını öylesine örten, saçlarını aralardan göstermeyi nimet sayan, yaptıkları her iyiliği gözümüze sokan, yaptıkları her işi paylaşan ve aslında hiç bir şey bilmeyip, biliyormuşcasına dağları delen insanlar.. Ah onların samimiyeti bir başka..

Son oynadığım oyun hakkında konuşmak istiyorum, aslında konuşmamı video halinde vereceğim size. Oyunu oynarken videosunu çekip, paylaşacağım, merak etmeyin. Oyunun adı: "The War of Mine" Oyun açılışta: "Modern savaşta hiç bir sebep olmaksızın köpekler gibi öleceksiniz" diyen Ernest Hemingway'in sözüyle başlıyor. Emin olun oyunda da köpekler gibi yaşıyoruz. Aslına bakarsanız yüksek binalarda istif olan hayatımız, bize ne sunulursa onu salyalarımız aka aka kabul edişimiz, bel altı olaylara ve durumlara olan düşkünlüğümüz falan hep köpekliğimizin belirtileri değil mi zaten? Hadi bir polyanna çıkıp hayvandan tek farkımızın düşünebilmemiz olduğunu söylesin. Peki gerçekten düşünebiliyor muyuz sizce?

Ben bıktım her bir şeyden. Bunca sistemin köpeği olmaktan. Eminim sizlerde bıktınız fakat daha da kötü şeyler oluyor bu yuvarlaklığı bile kabullenememiş, kutuplardan hafifçe basık; ekvatordan şişkin dünyamızda!

Dün tüm blog dünyası olarak ani bir haberle sarsıldık. Sergül Kato'nun (Yolun Neresindeyim Ben Blog Sahibesi) küçük Efsun'u hayatını kaybetti. Okuyunca şok yaşadım,bir kaç dakika inanmak istemedim ve hala inanmak istemiyorum. Allah'tan rahmet,kalanlara da sabır diliyorum.

Ölüm'ün üzerine, söyleyecek hiç bir sözümüz kalmadı.

14 Ekim 2015

Ivır Zıvır Part 47

Uzun zamandır konuşmadığım bir arkadaşımla konuştum az önce. Konuşmamız bir saat kadar sürdü fakat gel gör ki, benim için 1 dakikaya eş değerdi. Eski arkadaşlar gerçekten çok başkalar. Hiç kimseye benzemezler ve sizleri herkesten iyi tanırlar. Hatta öyle ki anne-babanızdan çok. O yüzdendir ki, onlarla konuşmak bir hayli iyi gelir. Çünkü anneler gibi yaptırımları yoktur.

Un kurabiyesi diye bir şey keşfetmiş bundan yıllar önce bir pastahane. Kim keşfetmişse, iyi ki keşfetmiş. Zira hayatta asla hayır diyemeyeceğim ender şeylerden bir tanesi. Yemelere doyamıyorum. Bu konuda çocukluğuma inmem gerekirse, o zaman da yemelere doyamıyordum. Demek ki 7-70 mevzusu gerçek.

İzleyecek film bulamamaktan eski dizilere sardım. 7 numara, Avrupa Yakası, İşler Güçler, Kardeş Payı bitirdikten sonra Ayrılsakta Beraberiz'e başladım. Düşünün halimi.

Hayır efenim, depresyonda değilim. Ağlıyorsam bir sebebi var.

Geçen gün benzin istasyonundayken gözüme bu mekan takıldı. Dedim içeri girmeliyim. Son 3 yıldır kendi kendimle oturup, kendi kendimle yemek yemeye başlamışken hep kendi kendimle oturmaya karar verdiğimde bir çekince oluyor. Henüz alışmadım sanırım kendi kendimle oturmaya. Alışmak gerçekten zor zanaat. Geçtim, oturdum. Dışarda aniden belirivermiş ve insanları yakasından yakalamış, yaka paça dağıtan bir soğuk, hafif çiseleyen yağmur vardı. Sağa sola koşuşturan insanları seyredebileceğim kocaman bir camın kenarına oturdum. Aslında öğle yemeğinde annemde mantı yemiştim. Olabildiğimce toktum fakat çay içmeliydim orada. Çay istedim. Fincanda ve açık. Yanına iki de poğaça getirmelerini söyledim. Otlu ve patatesli. Mikrodalga fırında ısıttıkları poğaçayı ve çayı servis ettiler. Camın kenarına oturdum. Mekanda çalan müzikler Alternatif Rock'tı. Ama bu müzik türünün ilk ortaya ciddi anlamda çıktığı, ciddi anlamda kaliteli olan parçalar çalıyordu. Ses ne yüksek, ne de çok alçaktı. Allah'ım muhteşem bir ambianstı. Afiyetle yedim, afiyetle içtim çayımı. Sonra biraz daha izledim sokağı. Dışarı çıkarken tabağımı ve bardağımı servis aldığım kadına getirdim. Kadın inanılmaz şaşırdı. İşte ben bunu genelde yaparım. Çünkü evimde de asla yediğim masayı ortada bırakmam. Sokakta neden yapayım ki? Mutfağa girip bulaşıkları da yıkayacak değilim elbet fakat yediğim tabağı, masadakileri ve helede tepsi varsa tepsiyi geri getirmeyi severim. Deneyin, siz de seveceksiniz. Bu paylaştığım fotoğraf ise,mekanda çektiğim fotoğraf. Neyse ki tek başımaydım o muhteşem mekanda. O güzelliği kimseyle paylaşmak zorunda kalmadım.
Fotoğraf iphone ile değil, Sony Xperia Z3 ile çekilmiştir. Deep'e dip not. :)

30 Eylül 2015

Ivır Zıvır Part 46


Bugünlerde havalar muhteşem! Aslında ben sıcak hava çocuğuydum fakat bu son bahar inanılmaz güzel geldi bana. Dışarı çıkıp, yağmurda dolaşırken sırılsıklam olmak o kadar güzeldi ki, şemsiye alamadım. Hayır, elime aldım fakat parasını ödeyemedim. Islanmak daha cazip geldi. Asit yağmaya başlamamışken hazır, sizlerde ıslanın. Gerçekten muhteşem bir şey.

Evime gelen herkesin başı dönüyor. Evim olabildiğince renkli. Duvarlarımın kırmızı olması sorun sanırım. Birde rengarenk koltuklarım var. Bir de sarı ve yeşil duvarlarım var. Bir odam ise gıpgri. Fakat onu henüz kimse görmedi. O gizli oda. O yüzden gri zaten. Yoksa bana kalsa turuncu olurdu o da. İnsanlar renkleri neden sevmiyor bilmiyorum. Ben de beyazı sevmiyorum.

Renklerden konu açılmışken geçen gün abime kız istemeye gittik. Ablanız görümce oldu. Geline gelinlik de yaptırttım hani. Kahve yapılırken aniden mutfağa girip "Abimin kahvesine tuz atmayın sakın haa" dedim. Onlarda "Sen atmadın mı eşine" dediler. "Ben öyle gerzekçe şeyler yapmam" demek istedim ama "Ben öyle saçma şeylere bulaşmadım" dedim. Onlar da kahveye tuz atmadılar ama suyuna atmışlar. Beterin beteri bu olsa gerek. :) Neyse ki abim ufak bir yudumdan sonrasını içmedi.

Gelenekler görenekler falan olabildiğince beni sinir ediyor. Neyse ki uyumlu bir ailem vardı ve beni bu konuda hiç bir sıkıntıya düşürmedi. Nişan alışverişi, bohçası falan hiç uğraşmadım ben misal. Ya da yok çeyiz sermesi, yok donlarını başkalarının görmesi gibi ritüeller de olmadı hiç. Allah a şükür geçtim o günleri. Şimdi abimin başında fakat o olabildiğince mutlu. Bir insan 10 kişiyle alış verişe çıkmaktan nasıl mutlu olabilir ki? Beraber iç çamaşırı almaktan falan. Mecburi hizmet olarak ben de gideceğim işin ilginç kısmı. Kendiminkine bile gitmemişken.

Evlilik zor zanaat. Gün geçtikçe insan bunu daha iyi anlıyor. Ama her bekar arkadaşın ilk sorusu "Evlenelim mi?" oluyor. Valla sevgililik hayatı yaşayacağınıza evlenin bence. Çünkü sevgililik olayından çok daha rahat ve huzurlu. En azından bu konuda bana güvenebilirsiniz. Fakat bekarlık kadar kolay bir hayat değil. Valla lale devriymiş o zamanlar. İşte o zamanların kıymetini bilin diyen evli arkadaşlarımın cümlelerini şimdi daha iyi anlıyorum ve kesinlikle bilin!

Bir de işler güçler var ki, şu zamanlarım olabildiğince karmaşık.

Bir de bu günlerde cep telefonu ile fotoğraf çekmek olabildiğince sevdiğim bir şey oldu. Yukarda paylaştığım fotoğraf bana ait. Bundan sonra böyle şeyler görebilirsiniz blogumda. Ha, video işi ise hala aklımda. Çok yakında! :)

16 Eylül 2015

Ivır Zıvır Part 45

Merhaba sayın okuyucu,

bir ıvır zıvırla daha karşınızdayım.

Inside Job filmini izledim bugün. Her biriniz izleyin de feyz alın. Kesinlikle "haram" denen o faiz lobiciliğinin nasıl işleyip hayatları nasıl mahvettiğine adım adım hakim olun. Amerika'da yaşanan 2008 krizinin asıl sebeplerinin ortaya serildiği muhteşem belgesel aslında bizim şu an ülkemizin bulunduğu duruma da bir çeşit ayna tutuyor. Bizler bankalarla ilişiğimizi kesmediğimiz sürece, bankalar tüm ekonomimizin sonu olacak. Tarımı, üretimi ve diğer her türlü şeyi bitiren bankalar; en sonunda bizim sistemimizi de çökeltecek. Faizler ve krediler hayatlarımızı mahvedecek. Bir Tc nize bakan o krediler varya, heh işte o kredilerin sonunda neler olacağına varın bu filmle siz bakın. O faizlerin birilerinin fuhuş ve eroin zevkine nasıl gittiğini izleyin. İzlanda gibi satışa çıkacağız belki biz de ülkece.

Oldum olası bankacılıktan ve bankalardan nefret ettim zaten. Müslüman bir ülkede var olmaması gereken oluşum olduğuna inandığım bu bankacılık sektörünü bir şekilde hayatımızdan çıkaralım. Bunun yanı sıra yine müslümanların çoğunluğunun yaşadığı bu ülkede vergilerin de alınmaması gerekir.

İçimde kalan tüm siyasetimi yaptığımı sanıyorsunuz değil mi? Hayır efenim öyle değil. Yine siyaset konuşuyorken hazır, eklemeden edemedim. Bu devirde başınız kapalıysa eğer Akp'lisiniz. Akp'yi eleştirirsen, cemaatçi. İkisi de değilim desem inanmazsınız misal. Çünkü daha çok cemaate laf sokuyorum. Çünkü eğer bir siyaset partisi yanlış yaparsa, ondan daha iyisini bulur, ona dahil olursunuz. Daha iyisini bulana dek, onunla idare edersiniz. Fakat eğer bir cemaate gönül bağı ile bağlıysanız, onun yaptığı yanlış sizi güvensizliğe, nefrete ve hayal kırıklığına uğratır. Bunu şu sebeple sonuçlandırabiliriz; partiler her ne kadar dini baz alarak konuşsalarda dinsel kurumlar değildir fakat cemaatler oluşumları ve yaptırımları dolayısıyla olabildiğince dinsel kurumlardır. Sen eğer dinsel bir kurumsan, yanlışları görüp üzerlerini örtüp; aranda anlaşmazlık çıktığında "aslında bunlar öyleydi böyleydi" dersen işte; ne olursan ol, güvenini kaybedersin, sana olan bağlılığımın da içine edersin. Kusura bakma ama sana olan nefretim, bir zamanlar ki sevgimin çokluğundandır.

Buna ek olarak gezme yazılarıma bir yenisiyle daha devam edeceğim bilgisini ekleyeyim. Yapmak istediklerim listeme baktım da, ohhoo..

Son zamanlarda çokça fotoğraf çekiyorum Instagram hesabımda paylaşıyorum. İsteyenler takip edebilirler. https://instagram.com/busrabairam/

Bir de Yeşeren Yapraklar adlı blogger dostumuzu gördükçe "acaba ben de vlog işine girsem mi" diye de düşünmüyor değilim hani. Gittiğim yerlerde ufak tefek videolar da görebilirsiniz artık. Hem sizler için daha bilgilendirici olacağı düşüncesindeyim. İyi günler dilerim madem.

26 Temmuz 2015

Ivır Zıvır Part 44

Efenim ne zamandır ıvır zıvır yazmıyordum canım çekti. Oturup yazayım dedim. Sizler okuyun diye yazıyoruz biz bunları.

Son zamanlarda olan her şeyi paralel devlete bağlamadan edemiyorum. Aslına bakarsanız gökten taş yağsa, sebebini yine onlar sanırım. Çünkü başlarında bulunan şahıs sağolsun bizlere öyle beddualar etti ki..

Bunca olayın içinde bazı insanlar var ki ufak şeyler derdinde. Hala kız kavgası yapıp, yok twitleri kopyalama, yok çalma yok laflar sokma falan uğraşıp duruyorlar. Ne gerek var oysa ki.  Yaşanan yaşanmış ve bitmiştir.

Ben geçenlerde Lalezar Cafe'deydim. A kişisi orayı çok seviyor çünkü. Yıllardır gittiği tek yer orası çünkü. Bir kaç gündür peş peşe oradaydık. Artık o kadar içli dışlı olduk ki mekanla, adam çaylardan bir tanesini getirmeyi unuttu. "İçin işte aranızda bölüşün" dedi. Bir ara Alper gidip mutfaktan çayını,limonatasını alıyordu. O derece. İnsanın kendini rahat hissedebileceği, nargilenin tadının ise bir başka olduğu mekanı şiddetle tavsiye ederim. Hem belki ben de oralarda olurum. Akşamları 21.00'da Türk filmi de projeksiyonla duvara yansıtılıyor. Aman Allah'ım mutluluktan ölesi geliyor insanın..

A kişisi yerine Alper diyivermişim. Neyse efenim yılların A kişisini böylelikle tanımış oldunuz siz de. Bu da mekandan fotomuz. Tabi ki biz yokuz.

14 Nisan 2015

Ivır Zıvır 43

Bugünlerde yine ıvır zıvır yaşıyorum hayatı. Bir çok şey yapmak gerekirken, bir çok şey yapmaya çalışıyorum yine de.

İş hayatından anladığım koskocaman bir şey var ki, o da ; asla paranı almadan işin tamamını teslim etme. İyi paraya çalıştığımı sandığım o koskoca işten yine kendisi gibi koskoca bir "hiç" ile ayrıldım. Hayat bana silsilesini bu şekilde vurdu demek ki. Ne demiştik? İmtihan dünyası. Yaa sabır ile birlikte Allah'a havale ettikten hemen sonra; hakkımı helal etmiyorum ile tamamladım günümü.

Acaba bir gün ben de kozmetik ürünleri olan bir blog açacağım mı? Ya da ne bileyim, yaptığım yemekleri paylaşacağım mı? Geçenlerde a kişisi ile birlikte bir yerde yemek yedik. Mekanın özel tasarım yemeğini hiç beğenmedi. Benim en sevdiğim ve severek yaptığım yemeklerden bir tanesiydi oysa. İnsan evli olunca; eşi sevmeyince yapamıyormuş en sevdiği yemeği bile. Birlikte yaşamanın ilginç yönlerinden bir tanesi sanırım.

Yeni evli insanlar gibi olacağım mı bilmiyorum ama, bir gün bir sofra kurarsam güzelce; fotoğrafını çekmeyip, karşısında oturup bir kaç dakika izlemeyi planlıyorum. Sanırım sevdiğim anları, anıları ve insanları paylaşmayı sevmiyorum. Buna kıskançlık diyebilirsiniz.

Kıskanç olmak çok zor bir zanaat gerçekten.

Bir de geçen gün hafifçe yağmur yağdığında; yaz akşamı kuzenim Zehra ile çıktığımız tatili anımsadım. Deniz kenarında oturmuş, çekirdek çitlemeyi düşünmüştük. İndik, hafifçe çalı çırpı toplayıp ateşe verdik. O sırada ince yağmur yağmaya başladı. Fakat Karadeniz'in sağı-solu belli olmaz ya; aniden bardaktan boşalırcasına yağdı. Hemen kumsalda bulunan kayık damlarının altına girdik. Aman Allah'ım o dakikalar ne kadar da güzeldi. Deniz çıldırmışcasına köpürüyordu. Bir yandan toprak kokusu, diğer yandan tenteye vuran o muhteşem yağmur sesi.. Elimizde kolamız ve çekirdeğimiz... Denizin çılgınlığını seyrederken; aniden gelip bizi alma ihtimalini düşünemedik bile. O zaman olmadı öyle bir şey ama; 1 ay kadar sonra yine öyle bir fırtına da deniz tüm damları silip süpürmüş. O günü anımsadım yine. Ne güzeldi be.