günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2017

Günlük-7

Bugünlerde o kadar yoğunum ki günlük, buraya hangi birini anlatsam bilemiyorum. Diyeceğim o ki, yoğunluk iyidir. İnsanı tüm depresyondan ve sıkıntıdan çekip götürüyor. Başınıza aynı anda beş iş sarın ve sonrasında değmeyin keyfine..

Bugün tüm yoğunluklarımın sonuna geldim. Dolayısıyla burdayım. Huzurla başımı yastığa koyacağım şu gecede, herkesle helalleşmenizi, ailenizi sevmenizi, yanınızdaki insanı bir daha hiç görmeyecekmiş gibi öpmenizi dilerim. Hayat çok kısa ve bir o kadar da hızlı.

15 Şubat 2017

Günlük 7


merhaba sayın okuyucu..

bugün başıma gelen ilginçlikler silsilesinden bahsetmek istiyorum. her seferinde "büyük konuşmayın, ben konuştum ve konuştuklarımın hepsini yaptım " deyip duruyorum değil mi? diyorum fakat yapmıyorum bu dediğimi. çünkü siz hocanın dediğini yapın, yaptığını yapmayın aman diyim..

içkili mekanlarda asla yemem-içmem diyen bir insanım ben. artık şu cümleyi tekrar kurgulama zamanı geldi: "içkili mekanlarda yiyip-içmemeyi tercih etmeye çalışıyorum..

neden mi yumuşadım? çünkü grupanya dan aldığım fırsat kodumun bulunduğu mekan içkili bir mekandı. aslında genellikle bakarım menülerine. fakat bu mekanın web sitesi yapım aşamasında olduğundan bilemedim içkili bir mekan olduğunu. evet görsellerde bar resmi de varmış, onu da göremedim. çünkü görmemem gerekiyormuş ve kınadığım şeyi yapmam gerekiyormuş..

siz siz olun, kınamayın. mekan çok ilginç bir yerdi, çok da güzel davrandılar bize sağ olsunlar, yemekler de harikaydı, erkenden kalkınca neden erkenden gittiğimizi bile sordular. o kadar zor yedim ki her şeyi. hayır parasını da önceden ödüyorsun ya, hazırlattım da rezervasyon yapıp.. yemesem olmayacaktı.. yedim ama bir sor nasıl yedim?

neyse efendim. şöyle metrobüse yakın, 3+1 otoparklı ve 0 bir daire bulursanız bahçelievler taraflarında, bana bir haber edin bea. 3+1 evi ne yapacaksınız iki kişi dediğinizi duyar gibiyim. malumunuz freelance çalışan insanım. bir çalışma odamın olması şart.!

freelance çalışmanın en güzel yanını söylüyorum: müşterini seçebilmek. geçenlerde çok iyi diyebileceğim bir iş teklifi geldi, hiç sevmediğim bir müşteriden hemen iptal ettim. zira benim için müşteri ile aynı dili konuşabilmek önemli. her söyleneni yaparım, her denileni düzeltirim -ki bize okulda bunu öğrettiler renk bilgisi olmayan insanların bize hiç olmayacak şeyler yaptırmaya çalışmasını falan-. bunlar bana normal gelir fakat karşısındaki insana çok para veriyorum diye köpek gibi davrananlara dayanamam.

freelance işler ise kısmet gibidir. bir açıldı mı ardı kesilmez, üst üste durmadan çalışıp başınızı kaşıyacak zaman bulamazsınız. sonra aniden dururlar. bu günlerde piyasa mı durgun, bilmiyorum ama 1 haftadır boş oturuyorum. her türlü görsel tasarım yapılır ağabey yazayım da belki iş düşer ha? asdkjalkj DÜŞMEDİ!

6 Şubat 2017

Günlük-9


bugünlerde olabildiğince üzgünüm sayın okuyucu. sebebini bilmiyorum, sanırım işsizlik olabilir. işe yaradığım günleri hatırlayıp özlüyor da olabilirim. neyse efendim, bu günlerde iş arıyorum delice.. işin ilginci bulamıyorum. :(

ne mi yapıyorum. bir web sitesi ile uğraşıyorum. o bitince babama da yapacağım bir tane. 

çılgınlar gibi oyun oynuyorum..

en ama en önemlisini söylüyorum, yazamıyorum!

fakat çok güzel okuyorum. uzun zamandır okumak istediğim tutunamayanlar ı okuyorum. aynı sırada yine uzun zamandır okumak istediğim yaban'ı bitirdim. Ve tabii ki yanı sıra kramazov kardeşler i okuyorum. bu günlerde hep okumak isteyip, çok bilindik romanlar diye uzak durduğum yerlere yaklaşıyorum. hadi bakalım hayırlısı.

17 Ocak 2017

Günlük-8


Bugün kafamın içi tam anlamıyla pekmez diyebilirim sayın okuyucu. En ama en korktuğum sınav idare eder bir biçimde geçti-gitti. Lisans yıllarındaki ineklik büşra notları, yerlerini geçsem yeter'e bıraktı. Kendimden utanıyor muyum ne?

Ah değerli okuyucum, bu blog hayatı çok iyi insanları karşıma çıkardı. Örnek veriyorum:sessiz prenses . Kendisi bana harika hediyeler gönderdi. yani bir insanı bu kadar yüz yüze tanımayıp, bu kadar güzel hediye gönderebilen biri daha görmedim. özellikle cüzdan ciddi anlamda ihtiyacımdı :) şimdi huzurlarınızda kendisine bir kez daha teşekkür ediyor, benim gibi yüz yüze gelmediği bir insanı, yüzünü görmeden mutlu ettiği için Allah razı olsun diyorum :) ayrıca blogunu kapatıyormuş, üzüldüğümü de ekliyorum.. :(

bu kadar güzel cümlelerin ardından hepinize sağlık ve mutluluk da diliyorum. yarın ki sınavlarım iyi geçsin, kurtulayım şu dertten. hadi size de iyi geceler dostlar :)

14 Aralık 2016

Günlük-7


hani bazen hayatın ne kadar boş olduğunu anlarsınız ya, ben bugün bunu çok iyi anladım.

7 Aralık 2016

Günlük-6

Hayat bugün  gerçekten çok soğuk..

bundan mıdır bilmiyorum ama canım çok sıkılıyor. aynı çocukluğumdaki korkularıma döndüm yine. böceklerden inanılmaz korkuyorum. kimseyi sevmek istemiyorum, sevdiklerim hep ölüyor. kimseyle konuşmak istemiyorum.. hep kötü bir şeyler olacak sanıyorum.

gerçekten kötü bir durum bu. aradığım kişiye ulaşamayınca çıldırıyorum. birine şuraya gel diyemiyorum çünkü gelirken yolda başına bir şey gelirse suçlu hissederim diye korkuyorum.

insanın suçluluk hissine sahip olması gerçekten berbat bişey. neden bilmiyorum ama yıllardır saçma sapan şeyler için suçluluk hissediyorum. biri yolda giderken ayağını bi taşa çarpsa, o taşı oradan neden kaldırmadım diye üzülüyorum. taşı görmediğim halde!

işte bu yüzden her şeyden nefret ediyorum. keşke bir ilacı olsa da içsem, geçse tüm bu düşünceler. artık korkmasam yaşamaktan, insanlarla etkileşim içine girmekten..

bunu okuyan benim asosyal olduğumu falan düşünebilir. aksine, yolda hiç tanımadığım insanlarla bile sohbete girebilen bir yapıya sahibim. konuşmak olsun yeter ki.. fakat bu korkular çok başka..

neyse.

son günlerde ayı gibi yediğimden olacak ki, bir kilo almışım. bir kilooo. evet. bunu vermem lazım. 50'ye düşmeye çalışırken 54 olmak nasıl bir duygudur beni en iyi kadınlar anlar. bunu doktordan öğrenmek nasıl berbat bir şeydir hele? doktora gittim bu kansızlık meleti için. bilen bilir, kansızlık çekiyorum delice. normalde en düşük 11 olması gereken değer bende 2'ye düşmüş. sanırım kullandığım ilaçlardan olsa gerek kilo aldım. işin ilginç yanı doymuyor oluşum. boyumu da 167 olarak ölçtü doktor. artık böyle saçma bir uygulama varmış. ben bugüne kadar kendimi 168 sanıyordum oysa. o 1 santime de kafayı taktım. yaşlandım da çekti mi boyum acaba? annem de 170 miş eskiden misal. şimdi aynı boydayız. demek ki yaş gittikçe kısalıyor insan. neden böyle takıntılı olduğum şeyler hep benim başıma geliyor? boy takıntım var kardeş zaten. 185'in üstünde abi ve kardeşin olursa sen de boy takıntılı olursun! neden tüm boylar onlardayken kilolar bende acaba?

neyse, kafaya taktım, 50 olucam dedim. dedikçe daha çok yemek düşünür oldum. bugün ne yesem i düşündükçe acıkıyorum, yedikçe doymuyorum. yani işte şöyle tıka basa doydum dediğim öğün olmuyo, bıraksalar dünyayı yicem. bence ilaçlardan, öyle olsun çünkü.

hadi kilo alınır verinir diyosunuz, peki ya boy? öyle bi dünya yok dimi? 4 sene basketbol oynadım, 3 sene yüzdüm ama olmadı işte. bu kadar. demek ki herkesin bir boy skalası var. çok da kasmamak lazım. başlıcam kiloya da boya da . iki günlük dünya da derde bak!

dert dedim de aklıma geldi. burnumuzun dibinde savaş, değişik bir ekonomi falan, her şey korkutuyo beni. kesinlikle iki günlük dünya. gelin şu tüketim çılgınlığımıza bir son verip üretmeye başlayalım mı? ben başlıyorum, arkamdan gelin!

3 Aralık 2016

Bu günlük

Bugün istanbul bir harikaydı can dostlar, güzel insanlar. muhteşem bir hava vardı. fakat ben evdeydim tüm gün. sanmayın ki gezdim tozdum böyle harika bir hava bulmuşken. a kişisi gezmek istemedi. dışarı çıkası yokmuş her zaman ki gibi. çünkü o evi çok seviyor. tıpkı mahalle çocuğuyken sokaklarda oynarken üst katımızda oturan ve asla sokağa çıkmayan çocuk gibi. ona aşağıdan "cam güzeli" diye bağırırdık. hep camdan izlerdi, sonra döner aterisi ile oynardı. sanırım o günlerde o çocukla çok dalga geçmiştim ve o da çok içerlemişti. 

neyse, a kişisi "madem çok sıkılıyorsun, çık dışarı istediğin yere git" de diyor, hakkını yiyemem. fakat bana kalırsa mutlu olunacaksa evliysen beraber olucak. yani ben tek başıma sokaklarda gezmek istesem evlenmezdim ama dimi? sanırım evet, ben haksızım. çıkıp gezmeliyim eski günlerdeki gibi. almalıyım elime fotoğraf makinemi, dere tepe düz gitmeliyim. beklememeliyim kimseyi. yalnızken de mutlu olmayı öğrenmeliyim. zira böyle mutsuzluktan önümdeki masayı kemirebilirim.


bir de sizlere geçenlerde gitmiş olduğum kadıköy'den bahsetmek istiyorum. hayır, yalnız gitmemiştim. yanımda can dostum güzel insan Zeynep vardı ve beni harika yerlere getirdi. bunca zamandır kadıköy'e gidiyorum (Malumunuz Marmara üniversitesi orda :/ ) hiç gezmek aklıma gelmemişti. okuldan eve-evden okula bir insanım ne de olsa. ama geçti o dünya millet. artık durana aşk olsun. Neyse, uzun zamandır aradığım fight club sabununu Köstebek adlı mağaza da buldum. fakat mağaza çalışanlarını hiç sevmedim. hatta o kadar sinir oldum ki instagram dan takip ediyordum, unf ettim. 

yan taraflarında bulunan mağaza daha uygun fiyatlara sahipti. cüzdanı da ordan aldım. çanta içi için oldukça güzel. yani ben öyle kullanıyorum, ıvır zıvırlarımı içine atıyorum. şimdi çantamda ne var videosu çektirmeyin bana?! :)) Neyse o mağazadaki kızları da sevmedim. sanki borç para istiyormuşsunuz gibi davranıyorlar. Allam ya.

3-4 katlı starbucks 'a ne demeli? her katındaki doluluğa peki? anacım sizin işiniz gücünüz yok mu? hadi bizim var, sizin neden yok? bunca boş adam varken bu toplumda bizim daha çok burnumuz sürter sayın okuyucu. gençlerin hepsi aylak aylak dolaşıyor, sosyal medya da takılıyor. fakat insanları izlemek için harika bir mekan. önümüzdeki günlerde bilgisayarımı alıp özel olarak oturup insanları takip edicem. yanınıza biri oturuyor, çok ilginç hikayeler duyuyorsunuz. biz zeyneple kocaman bir koltuğa oturduk, böylece yanımıza bir sürü insan oturup kalktı.

mesela bir kadın ve adam oturdu yan masamıza. adam o kadar temiz yüzlüydü ki, anlatamam. kadın ise bir o kadar itici bir kadındı. birbirleri ile hiç konuşmadılar. adam gazetesini eline aldı, kadın cep telefonunu. bir şeyler kurcaladılar. birbiri ile iletişme geçmeyen bir çift. yaşları ilerlemişti ve bir an sanki geleceğimi görüp tekrar depresyona girdim. tam o sırada bir adam daha geldi yanlarına. ikisi de güler yüzle selamlaştı. birden konuşmaya başladılar. adam psikologtu ve bunların çocuklarının ciddi sorunları vardı. nasıl davranmaları gerektiğini falan soruyorlardı. derken tam yanıma bir kız ve erkek oturdu. daha yaşları çok küçüktü kız 19 erkek 21 li yaşlardaydı. yani taş çatlasa o kadardılar. tartışmaya başladılar. kız erkeğin yaptıklarını söyledi, erkek kızın. karşılıklı içlerini döktükten sonra ben ayı gibi baktığımdan ve dinlediğimden olacak ki, başka masaya geçtiler :(

aman Allah'ım ne ayıp bi insanım ben böyle. neyse, yine gidip dinlicem insanları. seviyorum insanları ve hikayelerini. böyle durmadan hikayerini anlatsa insanlar ve durmadan dinlesem. hayır, psikolog olmak istemiyorum, yalnızca kötü şeylerle dolmak istemiyorum. tüm iyilikleri ve kötülükleri ile hayatları öğrenmek istiyorum. çok mu şey istiyorum ha?

yeni yıldan ise hiç bir şey beklemiyorum. bugün uyandığımda nasıl "off bugün nasıl btiecek" diyorsam, yeni yılda da öyle bir cümle ederim heralde. gidip kuymak yiyim de kendime geleyim. 


1 Aralık 2016

Böyle Komik Milletiz


Efenim çok uzaklara gitmeyin gülmek için, gelin Trabzon'a. Bir fıkranın içinde yaşadığınız hissedersiniz. Ben çok moral bozukluğu yaşadığımda mutlaka giderdim oraya. mutlaka beni mutlu edecek bir yön bulurdu.

Bir gün trabzondayım. bir markete gittim top alıcam, gitcez kumsalda oynucaz arkadaşlarla. toplarda böyle filelerde asılmış marketin kapısına. asılıyorum gelmiyorlar. asılıyorum, gelmiyorlar. can havliyle asıldım artık düşsün diye, ama düşmediler. adam da en baştan beri kasadan beni seyrediyor. ben daha da sinirlenip, yine asılıyorum ama yok alamıyorum bir top bile. adamla göz göze geldik sonra. dedim "pardon, şunlardan bi tane alabilir miyim?" adam da kasadan bişeler geçiriyordu o sırada, durdu bana baktı ve "alabilirsun tabi" dedi. döndü devam etti. ben elimde filenin ucu adama bakakaldım. 

yolda yolumu bulamazken, yaa nasıl gitcem devlet hastanesine dedim sesli sesli. adamın biri de dükkanın kapısında duruyordu. ama hani şu durmadan müşterinin girdiği iç çamaşırı satan dükkanlardan bir tanesi. adam yanıma çıktı geldi, bak şimdi şurdan şöyle gideceksin diye anlatmaya başladı bir yandan yürürken. sonra sokağın başına kadar gelip, benim doğru sokağa sapmamdan emin olana kadar bekledi. bense adımlarımı oldukça fazlaştırdım ki, adamın dükkanı götürmesinler diye. 

hastaneye gittiğimde bi sürü teyzeyi ellerinde kazak örerken gördüm. oturmuş muhabbet ediyorlardı. "teyze neyin var" dedim. "sen doktor musun" dedi. "yoo" dedim. "neden soruyosun" dedi. "kazak falan örüyosunuz, toplaşmışsınız ya burda merak ettim" dedim. "amaan köyde canımız sıkılıyo, buraya gelip iki insan görüp muhabbet ediyoruz, arada kendimizi doktora gösteriyoruz falan" dedi.

hastane yatak bölümünde gezerken bir teyzenin doktora "aman oğlum, buralar zaten boş duruyo. ne güzel yemeklerimizi pişirip getiriyorlar, hem de çok sıcak. şimdi evde kim uğraşcak sobayla yemekle falan. sen bizim beyi de şu yan yatağa yatır da bi iki ay yatalım burda "diyo, doktor da yazık kırmamak için "ama teyze hasta değilsiniz siz, gerçek hastalar gelirse boş yatak yok" diyo ve kadın da gelirse kalkacağına ikna etmeye çalışıyordu. sanki otelde kalıyorlar :) hayır manzarası güzel, yeni hastane olmuş olabilir ama orası hastane yahu. insan koridorunda bile yürürken mutsuz oluyor.

ve hastane demişken son kez. ananem Trabzon'da doktora gitmiş ve doktor onu görür görmez "Aaa teyze sen ölmedin mi ya" demiş. Ananem neye uğradığını şaşırarak "ben ilk kez geliyorum bu hastaneye" demiş. "kusura bakma, başka bir hastama benzettim heralde "deyip uzaklaşmış. ananem bu olayı anlattıktan sonra dönüp bana "bak kızım, çok okuma, okuyunca insan manyak oluyor" dedi. ortamda onca kişi varken bana dönmesi elbette manidardı. sonuçta doktor olamadık ama 20 yıldır okuyoruz. umarım manyak olmamışımdır ha?

neyse canım kuymak çekti. varam kuymak yapam. evet bu saatte?!

19 Kasım 2016

Artık Ben De Herkes Gibiyim


bugün tüm gün bunu düşündüm çok değerli okuyucu. artık ben de herkes gibiydim. eski günleri anımsadım yine. bir sürü yol gittim. sadece yürüdüm.o kadar saçma yerlerde buldum ki kendimi zaman zaman. mesela ne kadar özlemişim Çemberlitaş'ı, Sultanahmet'i, Sirkeci'yi.. O tren garını.. seviyormuş ben aslında hep oraları. çok eskilere gittim.

ve artık herkes gibi olduğumu anladım. artık hiç bir özelliğim yokmuş gibiydi. eskiden kendimi hep en özel hissederdim. en farklı benmişim, herkes aynıymış gibi. şimdilerde silikleştim. yazılan tonlarca yazının eskiyen silikliğinde bir harf tanesi kadarım. o kadar gereksiz. yani tamamen silinsem de o cümleler her zaman okunacak. varlığım kelimelere bir şey katmadığı gibi, yokluğum da kendini belli etmeyecek kadar ufak.

kesinlikle ben artık herkes gibiyim. hiç kimseyim. kendi içimde çılgınlar gibi kavgaya tutuşurken, aslında neyi nasıl düşünmem gerektiğinin bilincine varamadan; hayattaki herkesten nefret ederken, bir yanım da hayattaki herkesi sevebilecek kapasitede. nedir derdimiz, neden uğraşıyoruz bunca bilmiyorum. sadece o akıp giden hayatın bir köşesine kıvrılıp; avazım çıktığı kadar içten, bir o kadar da sessiz ve hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. belki o zaman her şey geçer ve belki ben yine o eski günlerdeki gibi özel ve değerli olurum ha? -hiç sanmıyorum.

18 Ekim 2016

Hüzün..


Kesinlikle bu havaların bir hüzün dalgası taşıdığına inanıyorum. Tam bunalım hırkanı giyip, kahveni eline alıp, battaniye altında , camdan dışarıdaki ilginç akışı izlemeklik hava..

Sokağı düşünüyorum, karşımdaki evleri düşünüyorum çoğunlukla. Ne pislikleri, ne güzellikleri barındırıyor içinde. En çok da pislikleri..

Keşke çok daha iyi insanlar olabilse her yerde. Hepimiz belki o zaman aradığımız o mutluluğun içinde buluruz kendimizi. Mutluluk dedim de, aklıma geldi, ben sonbaharda bile mutluydum eskiden.

Bu da şarkımız olsun: Dorian- Yeniden Hayata

12 Ekim 2016

Ben Döndüm!


Merhaba sevgili okuyucum, biliyorum bir kaç gündür yoktum buralarda. Yazmayı inanılmaz özledim, tabii okumayı da :) En kısa zamanda sizlerin de bloglarını tek tek okuyacağım. Yokluğumda bize katılan yeni blogger'lar ile de tanışacağım..

Gelelim, nerelerdeydim ben? Efenim geziyordum. Artvin, Rize ve Trabzon üçlüsünü iliklerimize kadar yaşadık. Allah'ım ne harika yerler. Henüz heyecanımı kaybetmeden, konuyla alakalı yazı ve fotoğraflar paylaşacağım. Zira kaçırmamanız gereken yerler buralar. Gerek insanıyla, gerek doğasıyla ve gerekse deniziyle. Kalpli göz smileyim olsa da buraları doldursam onunla. Hayır, kesinlikle memleketim olduğundan söylemiyorum ama; insana mutluluk enjekte ettiği kesin.

Arada gidin nefes alın derim ben. Durun yarın yazacağım yazılarımı. 

30 Eylül 2016

.


Bazen insan gerçekten mutsuz olabiliyor. mesela şu an çok bazen. dinlediğim müziğin mi etkisi var bilmiyorum ama (Nuvole Bianche-Ludovico Einaudi) gerçekten depresif bir haldeyim. aslına bakarsanız uzun zamandır böyleyim. 

havalardandır diyorum hep, umarım öyledir.

sanırım mutluluğu orada burada aramaktan, şu an yaptıklarımı yapmaktan, yapmadıklarımı yapmamaktan vazgeçmeliyim. belki o zaman çok daha mutlu olurum ha? olmadı.

16 Eylül 2016

Cam Kenarı Benim!

Ortak derdimiz midir başka bir şey midir bilmem? Fakat rakamlı koltuklar her zaman başımızı ağrıtır. Sebebi ise, yerine oturmayan çok bilmiş kişilerdir..

Bu tiplere en çok uçakta rastlarsınız. Uçağın en havadar yeri olan koridor kısmıdır oysa. Fakat inatla bir cam kenarı merakı vardır. Sonuçta uçarken hava açıksa, yeri seyretme gibi tatlı bir şey yoktur. Benim gibi uçak korkunuz varsa hele, dışarıya bakmadan edemezsiniz.

Çok anlatmışımdır, durmadan anlatırım efenim. Bindiğim bir uçak düşme tehlikesi atlattı. Ama öyle böyle değil. O gün bugündür, cam kenarı haricinde bir yere oturamaz oldum. Bazen de koridor tercih ediyorum. Fakat özellikle cam kenarı.. Hani utanmasam, uçağın kuyruğunda gidicem, ama yine de cam kenarını tercih edicem o derece.. Beynimden vurulma anını yaşamam ise koltuğumda başkasını kurulmuşken gördüğümde oluyor. Ben özellikle cam kenarı almışım arkadaş, ne bu rahatlık demek istesem de diyemiyorum. Pardon, orası benim yerim desem; sebepsiz bir gerginlik çıkıyor. O kişiyi yerinden etmenin verdiği rahatsızlığın yanı sıra, o kişinin nefretini kazanma hissi de vuku buluyor. O kişi ve diğer yolcular "Aman nolcak sanki 2 saatlik yol" diyorlar belki diye de düşünüyorsun o an. Sanki uçakta değilsin de yerin binbir kat dibine geçmişsin gibi oluyor. Yok susup hemen yanındaki koltuğa otursan, hakkının yenildiğine bile bile göz yummuş oluyorsun. Bu da karşındaki kişiye doğru yaptığı ve o hakkı inatla yemeye devam edeceği biletini de kesmiş oluyorsun. Çok kötü.

Bugün ise feribotta başıma geldi bu olay. Modern zamanda feribotlara da numaralar koymuşlar ve biletleri numaralandırmışlar. İsminle özel olarak yer satın alıyorsun. Ben de her zaman üst salonda en önde ve cam kenarında yer satın alıyorum. Çünkü en ön bacak uzatma açısından daha geniş ve ferah oluyor. Cam kenarını da her zaman çok severim. Arabada, otobuste, metrobüste hatta metro da bile cam kenarı tercih ederim ki bu benim kişisel tercihimdir. 

Feribota bindim, koltuğuma ilerledim A kişisi ile birlikte. Bir baktım, yerimde başkası oturuyor. Biletime baktım, koltuk kenarındaki dizilime baktım; cam kenarı benim biletimdi. Oturan kıza dönüp "Pardon, sizin numaranız kaç" dedim. "489" dedi sinirle ve ekledi "Burası benim, bi yanlışlık yok". Ben de "tamam ama benim numaram 487 ve cam kenarı 487"dedim. Tüm dünyanın hakimiyeti bir şekilde elindeymiş gibi ayağa kalkma hamlesi yaparak "Hiç sanmıyorum ama sizin için bir kontrol edeyim" dedi. Koltuğun yanındaki numaraları göstererek bakın "487-488-489"dedi. Kafasına göre içten dışa doğru bir sıralama yapmış. Tekrar numaraları göstererek "Bakın PENCERE 487,KORİDOR 489" dedim. büyük harflerle yazdıklarımı bastırdım, hemde parmağımla üzerinden geçtim. Kızcağız tribe girdi, koridora çıktı, arkadaşlarına kısaca olayı özetledi. Kendi aralarında kalkıp beni bir güzel çekiştirip "ne gerek vardı" triplerine girdiler. 

Ne gerek vardı?
Gerek vardı efendim. Eğer elimizi kolumuzu sallayarak istediğimiz yerde oturmamız gerekseydi, biletlerimizde numaralarımız olmazdı. Bize böyle bir HAK verilmişse, ben orayı SATIN ALMIŞSAM, o koltuk benim HAKkımdır. Kimse kusura bakmasın, hakkımı kimseye gasp ettirmem göz göre göre. Böyle olaylara göz yuma yuma tepemize çıkartıyoruz kötü insanları. Yapmayalım. Ha, gelir dersin benim şöyle şöyle bir rahatsızlığım var, o yüzden geldim oturdum, izniniz olursa burada oturmak istiyorum; veririz izin. İzin istemek bu kadar zor olmamalı. Yanlış yere oturup bir de karşındakini aşağılar gibi konuşursan; sanmıyorum kimse buna göz yumacak. Herkes önce kendi numarasına otursa, hiç sıkıntı çıkmayacak aslında. Madem 2 saatlik yol, ne gerek vardı, sen başta otursana kendi koltuğuna. Hayır yani, benim koltuğumda işin ne?

Yok arkadaş hiçte suçlu hissetmiyorum kendimi. O agresif ve huzursuz havanın oluşumundan da rahatsız olmuyorum. Evli evine, köylü köyüne.

28 Ağustos 2016

Yeter Artık'!

Yükselen binalardan,
Harcadığınız paralardan,
Marka takıntılarınızdan,
Gösteriş düşkünlüğünüzden,
Övünmelerinizden,
Saçma hayallerinizden,
Boş düşüncelerinizden
İğrenç eylemlerinizden

Ve diğer her türlü şeyden bıktım artık.

Yeter!

Kapitalist sistmin dayattığı her şeye bir dur deyin artık. Lütfen.

14 Ağustos 2016

Bu Bir Hatıradır-1

Merhaba sayın okuyucu.. Bugün yeni bir yazı dizisi ile karşınıza çıkmaya hazırlandım. Hatıralarım.. Hani, yazsam roman olur denilen hayatlar vardır ya, benimkiler onlar kadar acıklı olmasa da eğlencelidir. Gelin bugün size çok eğlendiğim, aynı zamanda da öğrendiğim bir hatıramdan bahsedeyim..

Bundan uzunca bir zaman önceydi. O zamanlar abim henüz üniversiteyi bitirmemiş, başka bir şehirde, kendine ait evinde yaşıyordu. Bir gün babama "Abimin yanına gitmek istiyorum" dedim. Babam abimin ev arkadaşı olduğu için olaya sıcak bakmadı. Fakat aynı şehirde büyükbabamlar olduğundan izin verdi. Şehrin ismini de söyleyim: Trabzon.. 

Trabzon öyle bir şehir ki, ne zaman ona gitmek için uçağa binsem içim pırp pır ederdi. Çünkü mutlaka orada ilginç şeyler yaşar, günümü gün ederdim. Asla umutsuzluk olmazdı orada. Yine öyle oldu. İçimde milyonlarca umutla hava alanına indim. Kuzenim elinde "Mrs Büşra Bayram" isimli pankart ile karşıladı beni. Sonra eve gittik. Büyükbabamlara geçtik. Abim de hemen geldi. O gün orada ilginç bir olay yaşadık. Abim çok sinirlenip Trabzon merkezdeki evine gideceğimizi söyledi.

Ömrümde ilk kez bekar evi denilen o şeyle abimin evinde karşılaştım. Benimle yaşıt sayılan bir kuzenim de bizimle geldi. Evin kapısını abim açmaya çalışırken, evde yalnız olmanın, neler yapabileceğimizin falan hayallerini kuruyorduk. Hatta sabahlara kadar sokaklarda takılmayı düşündük. Fakat olmadı..

Kapı ağır ağır açıldı. Binanın en üst katı olan dairenin ışığını açtığımız anda , korku filmlerini aratmayacak bir sahne yaşadık. Böcekler, sağa sola koşuşturup; kah yatağın altına, kah vitrinin yanına, kah tv ünitesinin arkasına kaçıştılar. Benim için böcek yeterli bir kabusken; ayağımı yere basar basmas vıcık bir yağ dokusu karşıladı beni. Kuzenimle birbirimize baktık. Abim elinden geldiğince etrafta bulunan kıyafetleri toplamaya, bizi elinden geldiğince ev sahipliği yapıp mutlu etmeye çalışıyordu. Fakat nerdeydi o günler.

İnanın koltuğa oturmaya bile dayanamadık. Kuzenimle (Allah'tan kız kuzenimiz bizimleydi) kolları sıvanıp tüm gece temizlik yaptık. Ömrümde (şimdi dahil) asla duvar silmeyen ben, elimde bezle o duvardaki yağları sökmeye çalışıyordum. Mutfakta yıkanmış bulaşıklar bile kirliydi. Her şeyi çamaşır suyuna bastırmaktan evdeki tüm temizlik eşyalarını bitirip, abimi tekrar yenilerinden ve hatta fazlasından alması için markete göndermiştik.

Akşam olduğunda ise zorla da olsa çayımızı demleyip, nevaleyi çıkarıp bacaklarımızı uzatıp dinleniyorduk ki, abimin telefonu çaldı. Arkadaşları geldiğini duyunca baskına gelmişler, kapının önündeymişler. Bir şey isteyip istemediğini öğrendiler. Geldiklerine pek memnun olmadık açıkçası. 5 tane erkek demek, hizmet edilecek 6 kişi demekti. 

Daha kapıdan girerken kuzenim "yerleri temizledik yeni, şu terlikleri giyin, hatta yıkayın ayaklarınızı "tarzında konuşmuş olsa da; çocuklar çaydan ve diğerlerinden gayet memnundular. Pek de eğlendiler. Oyunlar, şamata, gırgır. Saat 1 sularında abimle hep birlikte dışarı çıktılar. Daha kapıyı kapatıp rahat bir nefes alacaktık ki, elektrikler gitti. Terasta oturuyorduk, mum yaktık. Etrafa bakındık, herkesin elektiriği vardı. Abimi aradım, arkadaşı yan dairenin elektrik faturasını yatırdığından kesildiğini öğrendik. O gün sabahladık. Abim de bize katıldı. Sanırım yaşadığım en ideal günlerden biriydi. Telefon yoktu, televizyon yoktu. Dikkatimizi dağıtacak hiç bir şey yoktu. Hatta bi ara abim, "böyle yaşam olmaz olsun, savaş çıksa haberimiz olmayacak" demişti. şimdi hatırlıyorum da o günü.. Kuzenlerle oturup bugünlerde telefonu elimizden düşüremezken; o dakikaların ne kadar da tatlı olduğunu anlamamıştık..

Aslına bakarsanız, muhteşem bir şey. Sizlerde bir akşam evdeki tüm elektronik aletlerinizi kapatın. Gerçekten çok mutlu olduğunuzu, birbirinizle gerçekten çok iyi anlaştığınızı göreceksiniz. Çünkü hepiniz birbirinizi tanısanız, gerçekten çok seversiniz. Tanışmadan bilemezsiniz..

Gelelim son dakika golüne. Abimin ev sahibi eve alırken kesinlikle kız arkadaş getirilmeyecek demiş. Bizi de kız arkadaşlar sanmış. Hatta kızlı erkekli alem yapıyoruz sanılmış. bu yüzden biz o evden gittikten tam 1 hafta sonra evden çıkarılmış. Düşünebiliyor musunuz? O canım temizlik, boşa gitmiş. Bari 1 ay daha kullanıp en azından o duvarlardaki yağları nasıl sıçrattıysanız öyle sıçratsaydınız be?_!

10 Ağustos 2016

Ters İbraz (ChargeBack) ve Kötü Niyetli Satıcılardan Korunma Yöntemleri - 2

Merhaba, daha önce burada bahsettiğim yazıda nahoş bir durumla karşılaştığımızda, eğer visa yada mastercard bandrollü kartlar kullanarak alışveriş yaptığımızda Chargeback yani Ters İbraz ile hakkımızı nasıl arayacağımızı, ödediğimiz ücreti bedelsiz nasıl geri alabileceğimizi anlatmıştım. İlgili yazı için buraya tıklayabilirsiniz. Bu yazıdan 2 ay sonra, paralel olarak gerçekleştirilen Tüketici Hakem Heyeti sonucu yani Mahkeme kararıda kahramanımıza ulaşmıştır.

Olayı özet olarak anlatırsam, kargo ile eve gelen bir üründeki kusur teslim alındıktan sonra kullanıma hazırlanırken alıcı tarafından tespit edilmiş, durum satıcıya bildirildikten sonra "ürünü teslim alıp açtığı" için satıcı tarafından sorumluluk kabul edilmemişti. Satıcı teknik servisten bir şekilde aldığı "kullanıcı hatası" raporuna rağmen kusurlu bulunmuş.

Aşağıdaki mahkeme kararında dayanak  olarak şu maddelere yer verilmiş:

"Teslim tarihinden sonra 6 ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir" 

Diğer maddeler için tutanağı inceleyebilirsiniz.


4 Temmuz 2016

İlginçlik. (günlük)


Bazen insanın hayatında gerçekten enteresan şeyler olabiliyormuş.Misal, dün. A kişisi arkadaşlarıyla buluşmayıp, bana ufak çapta sürpriz yapmış oldu.  Heybemdeki huzur öyle demişti fakat inanmamıştım. gerçekten de öyle olabiliyormuş. bu beni değerli hissettirdi. bir önceki postumda üzüntümü yeterince anlatmıştım sanırım. annemler de pasta-hediye felan derken gönlümü almayı başardılar. demek ki neymiş erkenden üzülünmeyecekmiş.

fakat yengeç burcu olduğumdan mı, yoksa pesimist ruh halini sevdiğimden mi bilmiyorum ama; yine üzüntü dolu günler geçiriyorum. çünkü bana tatil yok. benim için tatil deniz-kum-güneş üçlüsünden çok daha öte çünkü. tanımadığım, daha önce hiç görmediğim yerleri görmek; yeni insanlar tanımak benim için tatil. hep yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum. bu yüzden 3 üniversite bitirdik biz. yeni yerler keşfetmek, yeni tatlar tatmak, yeni insanlar ve hayatlar tanımak, insana insanlık katıyor resmen. fakat koskoca tatil boyunca evde uyuyup, geç vakitlerde uyanıp, zar zor kahvaltı edip, bilgisayar başında oyun oynayarak geçireceğimize eminim. çünkü doğru dürüst rota çizebilme yeteneğim yok. bu zamana kadar hep başkaları çizdiler, ben uydum. fakat şimdi tamamen bir boşluktayım. nereye gideceğimi, nereye gitmek istediğimi, ne yapmak istediğimi falan hiç bilmiyorum. keşke birisi tutsa elimden "şuraya gideceğiz, şunu yiyeceğiz, şunları yapacağız" dese.

he, bölüm birincisi de olmuşum bu arada. önceki okulumda da bölüm birincisi olduğumdan mütevellit bu kez hiç heyecan yaşamadım. fakat bir gün öncesinden haberdar olmam manidar oldu, gerçekten beklemiyordum. sahnede onca insan karşısında alkış toplamak zevkliydi. sahnenin tozunu yutmuş olacağımdan olacak ki, oraya tekrar çıkabilmek adına; ilginç projeler kafamda canlandı. bir tanesini yapıyorum hatta. fakat uzun süreli olduğundan; muhtemelen bundan iki yıl kadar sonra falan sizin haberiniz olur. tabi yaşıyorsak.

2 Temmuz 2016

Değersizlik.

Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorduk. Aniden durdu ve 'kendimi çok değersiz hissediyorum' dedi. Ağlamaya başladı neden sonra. Anlam veremedim. Dinlediğimiz müzikten etkilendiğini düşündüm. Kendi çapımda onu aptal yerine de koydum. Fakat bilmiyordum ki değersizlik bunca can acıtır.

Okuyan bilir,okumayan için söyleyim üçüncü üniversitemden de mezun oldum çok şükür. Mezuniyet törenine gitme gibi bir planım yoktu,hevesim de kalmadı sonuçta gençler eğlensin. Fakat geçen gün hocam arayıp bölüm birincisi olduğumu katılmamın çok iyi olacağını söyledi. Hemen annemi aradım. Sevindi fakat o gün başka bi işleri olduğu için katılamayacaklarını ekledi. Sanırım onlar da heveslerinş almıştı. İnanılmaz üzüldüm. Ama hani öyle böyle değil. Başka insanların adıma olan sevincini gördükçe daha da değersiz hissediyorum.

  • Derken tam hazmettim, a kişisi pazar günü için arkadaşlarıyla plan yaptığını ve iftar için felan beklememi söyledi. O an da aynı şoktan yaşadım. Çünkü o gün de benim doğum günümdü. Ne kadar önem verdiğimi beni ufacık tanıyanlar bile bilirdi oysa.
 kendimi bunca kötü hissettiğim başka günler de olmuştu fakat ciddi mana da değersizlik hissi bu kadar ağır basmamıştı. İstedim şeylerin hiç birinin olmaması, kendimi sokağın ortasına bırakılmış ve sabahları belediye aracının gelip almasını bekleyen, içindekiler yüzünden kokuşmuş bir çöp gibi hissediyorum. Kesinlikle güven konusunda kimse beni yanıltmıyor. Ve bir ses tüm güzelliğiyle dönmüş,ufak fısıltıyla ekliyor 'kimseye güvenmemekte haklısın'

25 Haziran 2016

Bu Benim Evlilik Hikayemdir


evlilik hikayelerini okudum geçen, çok beğendim. bir hikayem var benim de. paylaşayım istedim :)

21 yaşıma geldiğimde başladı evlilik muhabbetleri. evlilik denilen kurum öyle bir abartıldı ki, sanki bu dünyaya evlenmek için gönderilmişiz gibi bir algı oluştu bende. arkadaşlarım birer birer evlenmeye başladılar. yapılan hiç bir iş önemli olmamaya başladı gözlerinde, tabi evli değilsen. Sen hala evlenemedin mi? diye sorar oldular. Arkadaşların yanı sıra, akrabalar, konular ve komşular durmadan aynı cümleyi soruyordu. O kadar rahatsız etmeye başlamıştı ki o cümle ve sonrasında gelenler.. Anlatılması imkansız. Durmadan birileriyle tanıştırılıyor, türlü bahanelerle atlatıyordum.

26 yaşıma kadar bu saçma günler devam etti. Hep bir tanıştırma heyecanı, hep bir evlendirme gayesi. Bir gün annemi ve babamı karşıma aldım. "evlenmicem ben, gerçekten bunu istediğimi sanmıyorum" dedim. Babam gülerek "O zaman bize bakarsın yaşlanınca, bizce hava hoş" demişti. Açıkçası güzel gelmişti bu fikir. Evinde mutlu olan bi insan neden başka evlerde tekrar mutluluk aramak istesindi ki? 

Ben elimdeki hayatla zaten mutluydum. Belirsizlik dolu bir hayata henüz hazır değildim.
O sene A kişisi ile tanıştım. Aslında tanışmadım. Kendisi benim ortaokuldan arkadaşımdı. Facebook ile birbirimizi yıllar önce eklemiş, ara sora konuşuyorduk. Fikirlerini biliyordum. Düşüncelerini beğeniyordum. Ama ortaokuldaki zekasının hala devam etmesine ayrı bir hayranlık duyuyordum. Nedense hep zeki insanlar ilgimi çekmişti. Artık insan kendinde ne eksikse onu mu arıyor ne :)

Hep aklımda ortaokuldaki matematik hocamın yanlışlarını tahtaya çıkıp heyecanla düzeltmesi kalmıştı. Başka da bir şey hatırlamıyordum ve açıkçası o yeterliydi benim için. Matematikten nefret etmeme sebep olan matematik hocamı rezil etmesi de muhteşem bir şeydi..

Ara sıra konuşuyorduk. Bir gün dövüş kulübü filmi hakkında bir şeyler söyledim. Bana film eleştirisinin kitabını okuyup okumadığımı sordu. Okumamıştım. Kitabı bana verebileceğini söyledi. Yakın yerlerde oturuyorduk. Ben de x yere gideceğim yarın, getirebilirsen sevinirim demiştim. O da getirdi. Arkadaşımla çay içiyorduk. Beni dışarı çağırdı, kitabı uzattı. Aldım. Teşekkür ettim. Arkamı döndüm ve arkadaşımın yanına gittim. Arkadaşım yanımıza neden davet etmedimi sordu. O an aklıma geldi davet etmek ama artık çok geçti. Basiretim bağlanmış gibiydi. 

Sonrasında durmadan muhabbet etmeye başladık. Fakat tamamen fikir alış verişi. Kitabı bitirip bitirmediğimi soruyordu durmadan. Yoğun bir döneminde olduğumdan bir türlü bitirememiştim. Ben de sorularına dayanamayıp "bitirdim kitabı, x yere gel al kitabı" dedim. Akşam 7 için sözleştik. 7 yi çeyrek geçiyorken nerede olduğunu sordum. 5 dakika daha geç kalacağını söyledi. Asla kimseyi bekleyemezdim. Kitabı orada sekretere bırakıp çekip gittim. Beni bekle bir çay içeriz demesine rağmen, beklemedim. Bizim çay yine yalan oldu yani.

Aradan zaman geçti. Biz yine aralıklarla konuşuyorduk. Sonra bir gün bir sinema filminin gösterimine davet ettim onu. O filmi izlemek isteyeceğine inandım. "Ben yarın x sinemasına gideceğim, istersen gel" dedim. O da o gün uyuyakaldı ve gelmedi. Ömrümde ilk kez ekilmenin rezilliğini yaşamış olduğumdan olacak ki onunla 3 ay boyunca asla konuşmadım. Yazdı.. Aradı.. Mesaj attı ama cevap atmadım. Nasıl uyuyakalırdı ki.. Ben sabahın köründe yollara düşmüş ve filme gitmiştim.

Bu zamana kadar hiç ama hiç ciddi bir şey hissetmediğimi eklemeliyim sanırım. Zaten evlilik duygusundan vazgeçtiğimden olacak ki, psikolojik olarak hiç bir şey düşünmüyordum. 
3 ayın sonunda bir gün bana "selamsız, neden cevap yazmıyorsun " demişti. O gün iyi yanıma gelmiş olacak ki, çatır çutur söyledim beni ektiğini, ona nasıl kızdığımı ve nasıl uyuz olduğumu. Onun haberi bile yoktu. Sen zaten gidiyordun, beni öylesine çağırdın diye ben de pek üstelemedim dedi. Bu umursamazlık hala var kendisinde ama başta nasılsa öyle olur dimi? :))

Sonra tekrar konuşmaya başladık. Bu kez ciddi iş projelerim vardı. Onun da vardı. Bir gün yüz yüze görüşüp kararlaştırmalıydık. Hatta ben balat'ta yer bile bakıyordum iş için. Bir gün Beyazıt'ta buluşma kararı aldık. tüm gün Eminönü'nde annemle gezdikten sonra onunla buluştum. nasıl perişan bir haldeyim anlatamam. Bulunduğu mekanı çok zor buldum. Caddeye çıktı beni görebilmek için. Caddenin ucunda onu görünce birden garip bir duygu hissettim. İçimden bir ses "Dön kızım geri, bu çocuk senin hayatını mahvedecek" dedi. Nasıl mahvedecek diye düşünürken "Evlenirsin sen bunla " diye ekledi. Evlilik benim için o kadar korkunç bir şeydi ki, evlensem onunla evlenirim heralde hissi oluştu aniden bende. Hani derler ya hep evleneceğin kişiyi hissedersin diye.. Sanırım böyle bir histi bu. Bunca insanla görüşüp, bunca insandan alamadığım o ilginç hissi çat diye bulmuştum. Bir adım ileri gittim, iki adım geri attım. Ceddin dedem neslin babam duyguları ile ya Allah diyerek yanına gittim. Oturduğumuz yerde anlattıklarını dinleyemedim. 

Sonra yine konuştuk.. Yine görüştük. Görüşmemiz baya sıklaşmaya başladı. Bu sıklaşma beni rahatsız etmeye de başladı aynı zamanda. Arkadaştık ama arkadaştan öte bir muhabbetimiz var gibiydi. Yakın hissetmeye başladım ama yakın hissetmek bana göre değildi. en azından dünya görüşüme aykırı davranıyordum. 

Biraz uzak kalma adına Trabzon'a gittim. 1 hafta kadar orada kaldım ama özlem duygusu da çok ağır bastı. Bana durmadan "döndüğünde sana çok önemli bir şey söyleyeceğim" dedi. Ben bir hafta boyunca aramızdaki bu ilginç ilişkiden rahatsız olduğunu, yanlış anlamamam için açıklama yapacağını ve hatta hiç görüşmemizin daha iyi olacağını söyleyeceğini düşündüm. Dönesim gelmedi bu yüzden. Ama en sonunda döndüm. Bir Çarşamba günü buluştuk. Elini ayağını nereye koyacağını şaşırıyordu. Bense, kesin kırılmamam için böyle yapıyor, nasıl söyleyeceğine karar veremiyor diyordum. 

En sonunda ciddi bir niyetinin olduğunu, beni daha yakından tanımak istediğini ve sonrasında bir kaç cümleyle benden hoşlandığını falan söyledi. Açıkçası ne dediğini pek hatırlamıyorum çünkü nasıl başka bir şey bekliyorsam ve kendimi hazırladıysam; o söylediklerini duyamadım bile. Kulaklarım uğuldadı. Ben aksini düşünüyordum oysa. Hatta "amaan sen yanlış anlamışsın, zaten arkadaşımdın . madem böyle düşünüyorsun daha da görüşmeyiz of" deyip çekip gidecektim. Fakat işler tam tersi gelişince daha son cümlesini bitirmeden "evet!" dedim. O "nası yani" dedi merakla. O da benim ayı gibi atlamamı beklemiyordu çünkü. hani benim gibi biri en azından bir kaç dakika beklemeliydi. Ama beklemeden direkt kabul ettim. Aslında nasıl kabul ettim onu bile anlamadım.

O gün mekandan çıkarken parayı bile vermeden gittik. Sonra dönüp ödeme yapıldı fakat sanırım en salak hatıramız da bu. 

7 ay sonra nişanlandık, nişandan 7 ay sonra evlendik. Şu an 1 yıllık evliyim. 28 yaşındayım. Etrafımdaki insanların "neden çocuk yapmıyorsunuz" cümlelerine maruz kalıyorum. Aslına bakarsanız bu insanların çeneleri asla kapanmıyor. İnsanı önce evliliğe, sonra çocuğa hazırlıyorlar. Hiç düşünmediğiniz şeyleri düşünmeye başlıyorsunuz. Ama henüz evlenmemiş arkadaşlara söylemek isterim ki "evleneceğiniz insanı hissetmek" diye bir şey var. Lütfen her önünüze gelene evlenilecek erkek gözü ile bakmayın. İnanın onu görünce direkt tanıyacaksınız. Ve o yaşlı teyzeleri, akrabaları, arkadaşları ve diğer her türlü hayatınız hakkında fikir beyan edenleri umursamayın. Çünkü hepsi fasa fiso. Bu hayat sizin hayatınız. Yalnızken mutluluğunuzun tadını çıkarın. Evliyken yalnız kalamayacağınızdan ve yapacaklarınız sınırlı olduğundan tek  başınıza bir yerlere gidin, bir yerlerde gezin, birilerine yardım edin.  Hayat hep istediğiniz kadar güzel olsun :)

10 Mayıs 2016

Eskiye Dönmek

hayat gerçekten çok ilginç .
durup dinlendiğim yer ortaokulu okuduğum okulun önü. buraya neden böyle saçma bir bank koymuşlar bilmiyorum ama yaklaşık yarım saattir yürüyordum. artık ayaklarıma kara sular inmişti ki bu bankı farkettim. oturayım dedim. bu sıcak havada serinlik ağacının altında bulunan muhteşem bankla böylece tanışmış oldum. karşımda ortaokul yıllarım varken neler anlatacağımı hiç bilemedim şahsen. 

hayat gerçekten çok ilginç bir varlık. ne zaman nerede insanın başına ne geleceği hiç ama hiç belli olmuyor. aslında çok ilginç hayallerim vardı benim. okulu bitirir bitirmez Afrika'ya gidip oradaki insanlarla tanışıp hemen ardından ölecektim. muhtemelen bir hastalık bana bulaşacaktı ve arkamda bir sürü beni seven yetim çocuk olacaktı. fakat gelin görün ki şu an ortaokulu okuduğum okulun karşısına geçmiş, sizlere bu satırları yazıyorum. 

mutluluk ile mutsuzluk arasında ince çizgide gidip geleceğini bilmeden ailesinin zoruyla okumaya gelen çocukları izliyorum ilginç bir biçimde. belki yıllar sonra onlarda buraya gelip benim gibi eski günlerini yad edecekler. Hadi hayırlısı gençler.. Hayat hala çok güzel.