gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2017

Mekan Keşfi: Mondo Lounge


Evet sayın okuyucu. Bir mekan ile daha karşınızdayım. Bu mekan çok yeni. Açılalı henüz 15 gün olmuş fakat her şeyi ile on numara beş yıldız.

En son söyleyeceğimi ilk söyledim değil mi? Öncelikle mekanı nasıl bulduğumu anlatayım. Yine bir grupanya keşfi ile. Menüleri ve fiyatları oldukça uygundu. Hatta dışarıda aldığımız burger fiyatlarından çok çok daha iyi ve çok çok daha temiz..

Öncelikle temizliğine bakmak lazım mekanın, masaların düzeni, tabakların sunumu, bardakların su lekesizliği, yerlerin temizliği ile kesinlikle geçer not alan bir mekan burası.

Çalışanların güler yüzlülüğü, yardım severliliği ve işlerini yapmadaki titizliği ise bir harika. He evet, bu saydığın özellikler bir sürü mekanda var dediğinizi duyar gibiyim. Doğru da söylüyorsunuz. Buraya gelmek için en büyük sebebiniz kesinlikle hamburgeri olmalı..

Ben tavuk wrap, A kişisi ise hamburger menü yedi. İkisi de ayrı ayrı 19 TL. Fotoğrafta gördüğünüz gibi servis edildi. Yani içecekler dahil 38 TL verdik. Daha önce Karaköy'de yediğimiz hamburgerleri ve verdiğimiz fiyatları düşününce (hamburger başı 32 TL vermiştik) burası bize bedava gibi geldi. Açıkçası bu kadar iyi olacağını hiç de düşünmemiştim. Tabii bu grupanya fiyatı. Sanırım normalde içecekler dahil 30 TL. Herhangi bir burgerciye gidip iğrenç yağlarında pişen patatesini yiyeceğinize, harika aşçısı bulunan bu mekanı tercih etmenizi kesinlikle öneririm. Çünkü bu güne kadar (kendim evimde yaptığım dahil) yediğim en iyi hamburgerdi. Tadı damağımda kaldı diyebilirim. Hatta keşke bitmese dedim. Wrap da süperdi. Fakat hamburger mutluluktan gözden yaş getirtecek seviyede bir şeydi. Malzemeden kaçınılmamış, görsellerinde bulunan aynı hamburgeri ellerini korkak alıştırmadan hazırlamış bir mekan burası. Sırf bu yüzden fotoğraf çektim sizin için.

Hamburgerin lezizliğinin yanı sıra, kolaların servisi de beni benden aldı. Daha önce buz ve limon atıp neden içmemişim diye kendime kızmama da sebep oldu. Yazarken hamburger yine aklıma geldi. Hamile olsam bu saatte tekrar mekana gider, bir kocaman hamburger daha yerdim. Sanırım hamileler bu konuda çok şanslı :)

Mekan Sefaköy'de bulunuyor gitmek isterseniz. Adını yazarsanız navigasyona direkt çıkıyor zaten. İki seçeneğiniz var ya Şili'deki Mondo'ya gitmek, ya da Sefaköy Şenlik Mah. Eski Halkalı Cad. No 3/14 Florya Bakırköy'de bulunuyor. Metrobusle de ulaşımı kolay sanırım. Yahu gidin buraya. :))


Facebook sitelerine baktığımda tatlılarının da muazzam olduğunu gördüm. Keşke yeseymişim, bak şimdi. Neyse giderim ben buraya yine.








25 Kasım 2016

Mekan Keşfi: 90's Cafe

Uzun zamandan sonra bir gezi yazısı ile daha karşınızdayım dostlar. Bugün sizlere hem öğrenci dostu, hem harika bir teması olan bir cafeden bahsedeceğim: 90's Cafe.

Öncelikle Süleymaniye'de bulunan bu mekanın yol tarifini vereyim. Fetva Yokuşu Nazır İzzet Efendi Sokakta bulunan mekanı zaten sokağa girer girmez göreceksiniz. Biz oraları daha çok Ağa Kapısı ile tanıdığımızdan, hemen yanı deyip hafif de bir tüyo vereyim size. Fakat Ağa Kapısının pabucunu dama atacak kadar da harika bir yer olduğunu eklemeden geçemeyeceğim.

Gelelim sebeplerime. Efenim ben 90'larda büyümüş bir çocuk olarak, gördüğüm her bir ayrıntıya bittim. Aslına bakarsanız, en çok da bunun için tercih etmiştim mekanı. Yani tasarımı.. Beni hiç üzmedi. Bir köşe'de üç beş kaset asmışlardır diyerek gittiğim mekanın her köşesinde ayrı bir doku vardı. Kasetler, videolar, televizyonlar, davul fırınlar, takvimler, telefonlar koltuklar, sehpalara kadar aklınıza ne geliyorsa 90'lardan fırlamış gelmiş gibiydi. Daha doğrusu oradayken 90'larda gibiydim -müzikler hariç. Ben oradayken hep Cengiz Kurtoğlu çaldığından olsa gerek, sevemediğim müzikleri. Daha 90'lar müziği duymayı tercih ederdim ki pop un pop olduğu zamanlardı onlar -bilirsiniz.

Mekanın en büyük artısı 90'lar teması ve buna harikulade ayak uyduran tasarımı değil elbette. Bunun yanı sıra yemekleri muazzam. Genelde yemekler bizi üzer bu tip mekanlarda. Özellikle tatlılar. Ama hayır. Üzmediler. Aksine sevindirdiler. Arkadaşlar bir sufle yedim ki mekanda, böyle bir sufle yok. Özellikle o fiyata öyle bir sufle yok. 10 tl ye aldığım sufle yanında kreması ve dondurmasıyla servis edildi. Yanımdakiler de cheese cake ve pasta yediler ki bunların da tadları harikaymış. Onların da fiyatlar 7-8 lira olmalıydı. 

Fiyatlara hızlıca bir göz gezdirdim. Nargile de içebileceğiniz mekanda (üst katta ve ben üst kata çıkmadım fakat çıkarsam bu yazıyı güncelleyeceğim) 20 tl ödemeniz gerekiyor ki bu da nargile fiyatlarını çok iyi bilen ben için oldukça uygun bir fiyat. Malumunuz A kişisi haftada bir kez mutlaka nargile içmeyi kendine amaç edindi :(

Yiyecekler de keza öyle. Aslında menüyü çekmek isterdim fakat menü o kadar harikaydı ki.. Çekmeye kıyamadım. Çünkü çok güzel fikirlerini menü ile taçlandırmışlar. Normal bir menü ile karşılaşsaydım, eminim gözüme batmazdı fakat 90'lardan parçaların bulunduğu bir menü tasarımı ile en büyük artı puanlarımı toplamayı başardılar..

Gelelim hizmete. Hizmeti gerçekten harikaydı. Ne istersek kısa sürede hazırlanıp servis ediliyor, ve "bitirin artık şu çayları da toplayalım" diye insanın gözüne bakılmıyordu. Üşüyoruz diye hemen yanımıza katelatik (ki biz küçükken öyle derdik) yaktılar. O başka bir sıcaklıktı. Orada müşteriden çok 90'lar mekiğine binmiş ev sahipleri gibiydik. 

Son olarak Hüsnü Ala Cafe'nin inatla yükselen duvarına rağmen, muhteşem manzarayı korumuş olan görüntüden de bahsedeyim. Koltuğunuza yayılıp manzara eşliğinde, wifi ile bağlandığınız internetinizle, acaba hesap çok mu gelecek korkusu olmadan takılacağınız bir mekan burası. Yolunuz Eminönü-Fatih taraflarına düşerse veya düşmezse de düşürmeye bakın derim. Zira biz öyle yapacağız :)

Artık fotolar sonda, böylelikle yazıyı okurken kesintiye uğramazsınız :)
Son olarak canlı müzikte varmış ama sanırım haftasonu akşamları. Hafta içi akşam gittiğimiz için yoktu. Onu da görmek isterim açıkçası. 





13 Ekim 2016

Bir Hafta Sonu.

Bir varmış bir yokmuş. Masal gibi günler dün gibiymiş. Belki de dünmüş. Bir Büşra varmış, az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş; bir de bakmış ki rüya gibi bir yerdeymiş..

Evet, kesinlikle öyle. Sizlerin memleketi nasıldır bilmem ama benimkisi aşık olunası bir yerdir. İnsanı iliklerine kadar ısıtır, mutlu eder. Gelin görün diye söylemiyorum ama harikadır.

Öncelikle en baştan başlamak gerekiyor sanırım. Uçağımız sabah 7 uçağı olduğundan ve Sabiha Gökçen'den kalkacağından arkadaşlarımıza kalmaya gittik. Beraber yolculuğa çıkacağımız için, oldukça eğlenceli bir akşam oldu bizim için. Sabahın erken saatlerinde (sanırım 5'ti) zorla herkesi kaldırıp yollara döktüm. İçim içime sığamıyor nedense yola çıkacağım zaman. Hep bir uçağı kaçıracağım korkusu.Neyse ki erkenden gittik. Diğer arkadaşlar da oradaydı. Toplamda 7 kişiydik. 

Trabzon havalimanına indiğimde, yine o harika duygular karşıladı beni. Bilirsiniz, çok severim. Kaçmak için, mutlu olmak için felan hep giderim. Yaklaşık 2 yıldır gitmediğimden olacak ki, yıllardır göremediğim sevgilimi görmüşlüğün heyecanı vardı bende..


Neredeyse inince taşını toprağını öpecektim, o derece. Hayır yani, nedir bu aşk bilemiyorum. Neyse, hemen havalimanından araba kiraladık. 7 kişilik araç bulmak için önceden bildirmek gerekiyormuş, neyse ki bizimkiler bildirmişti. Eğer bizler gibi yaylaya çıkmak istiyorsanız, araç kiralarken mutlaka bunu da göz önünde bulundurun. Yayla yolları gerçekten çok engebeli ve tehlikeli.

İlk durağımız Artvin oldu. Artvin'e giderken bizim evin önünden geçtiğimizden bir inip kapısını bacasını kontrol ettim. Büyükbabam öldüğünden beri, kapalı kapısı. Çocukluğumu anımsayıp ağlayasım gelse de ; orada ağlamak pek mümkün değil sayın okuyucu.

Artvin'e giderken yolda acıkıp bir yerde durduk. Yemeğimizi istedik, beklerken bir de ne göreyim? Benim dominique appia duvarda! Hemen fotoğrafladım.


Mençuna Şelalesi yol ayrımını görüp, dönüşte gitme kararı alarak yolumuza devam ettik. Çünkü bizim hedefimiz Borçka'ydı. Borçka da Adaş Dağ evine rezervasyon yapmıştık. Gittiğimiz zaman Karadenizin muhteşem misafirperverliği ile karşılaştık. Oldukça memnun olduk.
Odalar oldukça güzeldi. Tabi tüm tahta evlerde olduğu gibi yan odaların sesi geliyordu fakat rahatsız edici şekilde değildi. Odalarda banyo vardı. Bu özellik mi sende amaaan diyenleriniz çıkacaktır mutlaka. Durun bence, fazla aceleci olmayın :) Odaların perdelerine bittim.


Hepsinde farklı bir hava vardı. 2 kişilik oda istesekte, tek kişilik iki yatak, çift kişilik de bir yatak vardı. Dolap da yoktu. Biz tek gün kalacağımızdan bizim için sorun teşkil etmedi.
Yerleştikten hemen sonra Karagöl'e çıktık. Karagöl şansımıza harikaydı. Normalde üzerini sis kaplarmış fakat biz gittiğimizde tüm renkleri görebilecek kadar güzel bir hava ile karşılaştık. 


Şu an koruma alanlarından biri olduğundan etrafında hiç bir yapı yok. Umarım sonu Uzungöl gibi olmaz. Burayı henüz kimse keşfedememiş ya da keşfedilmesine havası izin vermiyor ama iyi yapıyor bence. Hatta hep böyle yapmaya devam edebilir. Gölde kayıkla gezebilirsiniz. Dakika başına 1 tl alıyorlar. Bizler gezecektik fakat şöyle bir yürüyelim dedik ve tüm gölün etrafını dolaşırken bulduk kendimizi :) Harika yeşil-kırmızı-turuncu ve sarı cümbüşü var. Maviyi de unutmayalım tabi..

Karagölden bakınınca görünen bir yayla var bir de. Orası da oldukça ilginç gözüküyor olacak ki A kişisi tutturdu oraya da çıkalım diye. Karagöl de çay yapan bir abi var, ona sorduk. O da oraya şimdi çıkamayacağımızı, tüm yayla sakinlerinin hava dolayısıyla aşağıya indiğini söyledi. Fakat bu bizi durdurdu mu? Hayır! Arabaya atlayıp başladık tırmanmaya. Yaklaşık 2500 rakımdaki bu yaylaya ulaştık. Aman Allah'ım ne manzaraydı ve ne sessizlikti o öyle? Kulağınızın içindeki suyun sesini duyabileceğiniz bir sessizlikten bahsediyorum. Hani bazı yazarlar inzivaya çekiliyorlar ya, onun gibi bir şey yapmak için ideal ortamdı. Biraz korkunçtu ama harikaydı. Çıkışı oldukça zor olan dağın, inişini düşünmek beni o zevkten mahrum etmeye yetse de; tekrar gitmek isteyeceğim yerdi. Ha bu arada çıkan arkadaşlar da "ben buraya tek gelseydim hayatta çıkamazdım" deyip durdu. Sanırım hep birbirimizden destek alarak çıktık bu yolu.


Arabamız bu kadar ilerleyebildi, o karşı ki evlerin oraya yürüme gittik. Oranın manzarası, dağların arasına düşen sis ve bulutlar fotoğraflarla anlatılamayacak kadar güzeldi.

Buradan zorla olsa da indik. Akşam olmaya başlamıştı ve yolda aydınlatmayı bırakın ağır bir sis vardı. Yaşadığımız en eğlenceli anlardan bir tanesiydi. Tabi benim "yahu bizim burada ne işimiz vardı?" bağrışlarım hariç :)

Otele 2 günlük rezervasyon yapmamıza rağmen 1 gün kaldık. Orada gezecek başka yer bulamadık çünkü. Hemen rotayı Mençura Şelalesine çevirdik. Burası da bir doğa harikasıydı.


Bu doğa harikasını mahvetmeyi başaran insanlardan da bahsetmek istiyorum. Buraya da tırmanmak sanırım 1000 metrelik yürüme falandı. Yol boyunca sağda solda çöpler vardı. Bizim insanlarımız gerçekten çok pis. Çöp kutularını söküp, yerlerine çöpten dağlar oluşturmuşlar. Sakızımın kağıdını bile atmaya kıyamadım oraya. Kıyılmayacak kadar harikaydı. Şelalenin tepesinde, sağ tarafında bal petekleri dikkatimizi çekti. Aşağı inince oradaki abiye sorduk. Kendisinin olduğunu söyledi. Oraya nasıl tırmanabildiğini bilmiyorum. Daha doğrusu oraya tırmanıp bal peteklerini oraya yerleştirmek nasıl aklına geldi bilmiyorum fakat öyle bir bakış atmışım ki sanırım "Ohooo oralar ne ki, biz daha nerelere çıkıyoruz?" dedi. Karadeniz insanının azmine bir kez daha hayran oldum.

Burdan sonra rotamızı Rize'ye döndürdük. Yol üzerinde yine bir yerde yemek yedik. Oranın ismini de bilmiyorum, tam olarak yerini de. Artık araba beni tuttuğundan mı nedir, orada yemek de yiyemedim zaten. 

Ve Rize'de Gito Yatlasına çıktık. İsimler de beni benden aldı hani orada.  Burada Hozboncuk Dağ evi'nde kaldık. Burası dağcılar için yapılmış bir yer. Aile yeri olarak görmüyorum çünkü odalarda tuvalet ve banyo yok. :) Üç katlı otelin giriş katında mutfak ve oturma grubu var.



Burası da harika bir yerdi. Sadece biz vardık. Malum sezon kapanmıştı. Odalar tahta olduğu için kapıyı açıp kapasanız bile ses yan odaya gidiyor. Akşam yattığımızda birbirimizle odalar arası rahatlıkla muhabbet edebildik. :) Oldukça eğlenceliydi. Bir de beni benden alan özelliği ise eve ayakkabı ile girilmiyor oluşu. Çok mutlu oldum, tertemiz uyuduk. Her yer tertemizdi. Ben yere yalınayak basamadığımdan terliklerle Bihter Ziyagil gibi dolaştım evde. 



Bu kadar odası var fakat o tahta kokusu bir harika. Tabi yattığınız yerden yıldızları izlemekte ayrı bir tad. Gerçekten harika bir deneyimdi. Özellikle akşam otel sahibi abinin oğlu arkadaşlarıyla bize tulum ziyafeti verdi. İnanılmaz beğendim. Sobayı da yaktık, ohh miss. 

Buranın rakımı ise 2100 metre. Harika manzaralarının yanı sıra kapısının önündeki salıncakla az da olsa yükseklik korkumu yendim diyebilirim. Zor oldu evet ama yendim sayılır.



Benim için harika bir geziydi diyebilirim. Sonraki gün ise Trabzon'a geçtik. Meşhur Karpi'de pide yedik. Ve Trabzon'un en kötü yanı tekrar karşıma geldi: İstanbul'a dönüş :(
Dönüşü düşününce bile insana monotonluk ve mutsuzluk geri dönüyor. Misal şu an :(

Neyse efenim, tüm sosyal medya mecralarında varım. Takip etmek isterseniz:

Snacphat: busrabayrame

22 Eylül 2016

Mekan Keşfi: Kahve Diyarı Exclusive

Bir mekan keşfi ile daha karşınızdayım sayın okuyucu. 

Gitmenin çok kolay olduğu, dönmenin ise bir o kadar zor olduğu bir yerden bahsedeceğim sizlere. Kahve Diyarı Exclusive. Üsküdar da bulunan mekana ulaşım oldukça kolay. Üsküdar iskelelerinden Fethi Paşa Korusu'na doğru giderken Sözbir Oteli geçtikten hemen sonra sağda bulunan bir mekan kendisi. Üç katlı ve boğaz manzaralı olan mekanda nargile içebilir, kahvenizi yudumlayabilir, ya da bizim yaptığımız gibi harika bir kahvaltı yapabilirsiniz.


Ben grupanya fırsat kuponu sayesinde tanıdım mekanı. Oldukça beğendim ve bir kaç kez daha gitmeyi planlıyorum. Ulaşımın kolay olması, araba park yerinin bulunması, elemanların size misafirliğe gelmişsiniz tarzında davranışları ve tabi ki özenle seçilmiş kahvaltılıkları beni benden aldı. Daha manzaradan ve mekanın tasarımından bahsetmedim bile. Onlar ayrıca bir güzeldi. 


Nargile sever bir insan olarak akşam mutlaka uğramayı planlıyorum fakat nargilesini denemeden hakkında bir şey söylemeyeceğim. Kahvaltı bir harikaydı. Bir kahvaltının harikalığının göstergesi tam  yağlı beyaz peynir, karper peynir, hellim peynir, krem peynirin yanı sıra sucuklu yumurtadır. Bir de buna harika sıcak simitler eklenince , ohhh değmeyin keyfime. Ha bir de poğaçalar vardı di mi? Çayın tazeliğine ne demeli? Valla ben Allah dedim. 


Gemileri seyrederken yaptığım muhteşem kahvaltıda 80-90'lar karışımı müzikler dinledik, hemde ideal ses tonunda. Beni şahsen çok yüksek veya alçak ses rahatsız eder ve bu kıvamı yakalamak çok zordur. Bir mekanın temizliğini tuvaleti gösterir: kesinlikle temiz. 

Mekan içi fazla fotoğraf çekmedim, gidip görün istiyorum. Sanırım henüz tanınmamış bir yer, kimsecikler yok. Fakat tanıyın burayı, seviceksiniz. Yolunuz ne zaman Üsküdar'a düşse en azından boğaza nazır bir kahve içeceksiniz. Ben öyle yapacağım. 

9 Eylül 2016

Sinema Severler İçin Sinema İzlenecek Mekan

Merhaba sayın okuyucu.

Bugün sizlere bir sinema salonunu tavsiye edeceğim. Hatta şiddetle tavsiye edeceğim. Muhtemelen fotoğrafları ve yorumlarımı gördükten sonra sizlerde gidip başkalarına tavsiye edeceksiniz..


Bu salon Profilo Avm içinde bulunan CinemaPink'e bağlı sinema salonu. Kendimi bildim bileli çoğunlukla sinema izlemek için Profilo'yu tercih ediyorum. Çünkü otopark fiyatı çok uygun. 0-3 saat arası 5 tl veriyorsunuz. Eğer daha fazla kaldıysanız, sinema biletinizi gösterip yine 5 tl ile ayrılıyorsunuz otoparktan. Fakat eskiden böyle bir ambians yoktu. Sinema salonu oldukça eskiydi.


Bugün gittiğimde ise şoklara girdim. Uzun süredir orayı tercih etmediğimden olacak; yeni gördüm bu tasarımı. Tek anlamıyla aşık oldum. Öncelikle fiyatlara gelelim : Tam 17,öğrenci 15 TL. Bence gayet uygun fiyatlar. Yani ortalamayı tutturmuşlar en azından. Fakat beni ciddi manada şoklara uğratan ve mutluluktan neredeyse ağlamama sebep olan mısır fiyatıydı. Mısır fiyatı biletle birlikte tercih ederseniz 1 TL, yanına kola tercih ederseniz kolanın fiyatı 2 TL. Cinemaximum'a bu konuda defalarca mail atmış, çeşitli yollarda uyarı da bulunmuştum. Fakat asla 8 liradan aşağıya çekmediler mısırın fiyatını. Bugün ölü seansta gittiğimiz için sinema salonu boştu fakat filmden çıkıp bekleme salonundan geçtiğimde herkesin elinde mısırlar ve içecekler olduğunu fark ettim. Bir mısırın maliyetini düşündüğünüzde; 8 tl'ye satmaya çalışıp 2-3 kişiye satmaktansa, film biletini biraz daha yüksek yapıp 1 tl gibi komik rakamla herkese satmak çok daha mantıklı. Pazarlama stratejisi, zeka örneği.


Film izlerken yiyip içmeyi sevdiğimden olacak, beni 12'den vurdu yeni salon. Sonra içeriye girdiğimde beni koskocaman bir kütüphane karşıladı. Kitapları inceleme fırsatım olmadı fakat yarattığı ambiyans; olabildiğince harikaydı. Tabii ışıklandırmalar da.. Salonumuza giderken geçtiğimiz koridorların harikalığı ise bir başkaydı..


Gelelim salon dekorasyonuna. Sanırım evime sinema salonu yapsam; öyle bir dekor seçerdim. Yani resmen evdeki salon olmuş kendisi. Sinema salonu çizgisini kaybetmeden; evdeki rahatlığı yakalamış. Kenarlardaki abajurlar, mini kütüphane, koltuklar, eski televizyonlar, rahat çift kişilik deri koltuklar ve diğer her şey harikaydı. Salon tek başına beni büyülemeyi başardı. Doğrusu o salonda sıkıcı bir film izleseydim yıkılırdım fakat bugün şanslı günümdeydim demek ki; harika bir film izledim..


Film: Startrek. Daha önce hiç izlemedim fakat A kişisinin söylediğine göre serinin en iyi filmi buymuş. Yeterince tanıtımı olmadı sanırım, kimseden duymadım. Belki sizlerde kimseden duymamışsınızdır, benden duyun, harika bir film. Hatta çocuğunuz canavar suratlı adamlardan  korkmayacaksa, onlarla da gidebilirsiniz. Cinselliğin ve cinsel hiç bir ögenin olmadığı film, sanırım bu yüzden yeterince tanıtılmadı düşüncesini aksettirdi bana. Bunun yanı sıra, dostluk ve arkadaşını yarı yolda bırakmama gibi harika duyguların üzerine basa basa giden bir film. Fakat çoğu filmdeki alt metin aynen devam etmiş; zorda olup sizden yardım istediğini söyleyen kişi aslında sizi sırtınızdan bıçaklayacak insandır. Bu cümle ile ağır spoiler verdiğimi düşünenler olacaktır fakat filmin akışında kendisini gayet belli ediyor burası. Bu yüzden korkup çekinmenize gerek yok. Nefes almadan, heyecanla ve gönül rahatlığı ile izleyebileceğiniz bu filme gidin derim. Hatta Profilo Avm'de bulunan CinemaPink'e gidin.

Ha bu arada merak edenler için söyleyim, kesinlikle reklam yazısı değildir, bu yazıyı tamamen memnun kaldığım için yazdım. Teşekkür ederim :)

2 Ağustos 2016

Mekan Keşfi: Fatih-Çikolatahane

Merhaba sayın okuyucu. Bir mekan keşfi ile tekrar karşınızdayım.

Geçenlerde kuzenimle buluştuk. Bilgisayarımızı alıp internet olan bir mekan aradık ki beni bir arkadaşının mekanına götürmeyi teklif etti. Mekana gidince, iyi ki gitmişim dedim. Zira muhteşemdi.

Çikolatahane; Fatih'te Fevzi Paşa Caddesi üzerinde Dülgerzade Camii'ni geçtikten sonra Alaca ayakkabıcısı sokağına girdiğinizde solda kalmaktadır. Minik bir dükkan kendisi. İçerde dört-beş tane masası olan mekanın, interneti de var. Son zamanlarda mekan tercih etme sebebim bu olsa da, o harika soğuk çikolatayı içince kendimden geçtiğimi de belirtmeliyim sanırım.

Son zamanlarda içtiğim ve aklıma geldikçe canımın çektiği bir çikolataydı kendisi. Hatta fotoğrafı görünce bile tekrardan ağzım sulandı. Belki yarın kendimi tutamayıp gidebilirim, o derece. Eğer çikolata seviyorsanız, mutlaka gidin. Kışın da sıcak çikolatası böyle muazzammış. Ben bir hevesimi soğuktan alayım, diğer çeşitleri de denemek isterim. Menüsü güzel çünkü. Ha bir de ayrıca çikolata da alabilirsiniz tezgahtan. Bakın onlarda çok tazeye benziyordu fakat yiyemeyeceğimden almadım. Çünkü çikolataya ciddi anlamda doydum içecekle.

5 Temmuz 2016

Mekan Keşfi: Mekan-Acıbadem

mekan tanıtımı yaparken mekanın isminin mekan olması sorunsalı ile karşılaşmanın haklı sevinci içindeyim. mekanımızın ismi: mekan.

mekan'ın acıbadem şubesindeydim bugün. bir de ortaköy de varmış. gerçekten çok merak ettim ortaköydeki mekanı. çünkü deniz manzaralı fotoğrafları vardı. sanırım bir daha oraya gideceğim. ha yanlış anlamayın, acıbadem'in gayet güzeldi servisi, sunumu ve garsonların yaklaşımı.

bayramın 1. günü el öpmeye ev bulamadığımızdan olacak ki; kahvaltımızı dışarıda yapalım dedik. yıllardır bayram kutluyorum hiç bu kadar boş bir bayramım olmamıştı. bayram dediğin gün, birilerine gidilir, birileri gelirdi. gidecek kapı bulamayınca mekanda aldık soluğu.

grupanya'dan aldığım kupon ile gittik. tavsiye ederim, yeni yerler keşfetmek için ideal bir yol. hem ucuza yiyorsunuz, hem de hiç bilmediğiniz yerleri keşfediyorsunuz. he ben riske girmem derseniz; beni izlemeye devam edin: ben size önereceğim. buraya gidin mesela. çünkü muhteşem bir kahvaltı ile karşıladılar bizi. gördüğünüz üzere güveç ve odun üzerinde servis vardı. zaten servis beni mest etmeye yetti fakat gelin görün ki öyle boş bir görüntü de değildi. yani tabağa sos ile harf çizilenlerden değil. gayet kaliteli bir içerik, güzel malzeme.

peynirler harikaydı bir kere. sosisler,sucuklar ve yumurtalar. yumurtalı ekmekler. oruç olduğum günler boyunca burnumda tüten gözlemeye ne demeli? ah o menemen yok mu. ha bir de alabildiğine çay. fotoğraf çektim, mekanı da masayı da. hani size fikir olsun diye. garsonlar da cana çok yakın. aslında pastane gibi bir yer fakat kahvaltısı bir harika. levrek felan de yiyebilirsiniz ama ben balık yemediğimden bilmiyorum tadını. kahvaltıdan memnun kalacağınıza eminim. hadi görüşürüz dostlar. grupanya fırsatı kaçmadan deneyin. 

19 Mayıs 2016

Yer Keşfi:Taşlıhan Restaurant & Butik Otel

Bir yer keşfi ile tekrar karşınızdayım sayın okuyucu. Taşlıhan Restaurant ve butik otel. 

Bundan bir yıl kadar önce bu mekanı keşfetmiş ve gitmeyi kafaya koymuştum. Ancak gitmek nasip oldu. Giderken köprü trafiğine takılınca dönmeyi çokça düşündüm. Hatta köprüden önce son çıkış yazısını görünce de oradan sapmak, Ortaköy'de bir yerde yemek yemeyi hayal etmek istesem de olmadı. Yola çıkmıştık bir kere sonuçta..

Trafiksiz bir saati tercih ederseniz veya avrupa yakasında değilde anadolu yakasında ikamet ediyorsanız ulaşım çok daha kolay olacaktır. Fakat gelin görün ki, mekan gözümde o kadar iyi yer edindi ki; kesinlikle o trafiği çekmeye değerdi.

Anadolu Feneri- Beykoz'da yer alan mekanın iç tasarımı oldukça güzel. Eskitme köşeler, koskoca bir akvaryum, muhteşem boğaz manzarası.. Bir insanın isteyebileceği her şeyi içinde barındırıyor. Tabii mescidinin olması da beni 12'den vurdu diyebilirim. Büyük bir bahçesi var ve bahçede bir sürü masa. İç masaya oturdum, manzaram kapandı korkusu yok, çünkü tamamen boğaza karşı konumlanmış durumda. He bir de ormanın kokusu ve o kuşların cıvıltısı İstanbul'un iğrenç stresi ve egzoz kokusundan çekip alıyor sizi.

Gelelim yemeklere.. Meze olarak getirilen haydari yediğim en güzel haydariydi net. Ancak bir haydari bu kadar güzel olabilirdi. Ve de cömertçe servis edildi. Ben de yemekten çekinmedim, öyle bir gömüldüm ki, ana yemek gelene kadar doydum. Mezenin içinde ayrıca ezme, zeytinyağlı sarma,barbunya ve salata vardı. Ben zeytinyağlı sarma ve salata yemediğimden haklarında pek bir şey söyleyemeyeceğim fakat a kişisi çok iyi olduğunu söyledi.

Normalde balık ile ünlü olsa da ben balık yemediğimden köfteyi tercih ettim. Akçaabat köftesine inanılmaz beğendiğim köftesi bir harikaydı. Kızarmış patates ve pilav ile servis edilmişti. Son olarak da baklava servis edildi. Baklava dondurmasıyla oldukça iyiydi. Ve tabi çok açık çay. Bunca şeyin üzerine gidebilecek en güzel şeydi o manzaraya karşı..

Mekanda kalabiliyorsunuz da. Geceliği 200 tl imiş. Açıkçası kalmayı düşünüyorum yakın bir zamanda. Eğer vaktiniz varsa; gidip bir görün derim. Kahvaltısı da muhteşemmiş. 

Gitmek isteyenler için :Adres: Menekşe Sok. No:6, Anadolufeneri/Beykoz/İstanbul

27 Nisan 2016

Yer Keşfi: Meşhur Pide 1967

Merhaba sayın okuyucum

Bir mekan yazısı ile tekrar sizlerleyim. Bugün yıllardır önünden geçtiğim fakat bir türlü içine girmeye cesaret etmediğim Meşhur Pide 1967 hakkında bir kaç şey söylemek istiyorum. Öncelikle mekana neden girmediğimi açıklayayım, dışardan görünüşü nedense bana hep içkili mekanmış hissi yaratmıştı. Öyle bir ambiansı varmış gibi gördüğümden girmiyordum. Fakat geçen gün arkadaşlarımın gitmesi ve yedikleri pideden çok memnun kalması üzerine gittim.



Ordu'nun meşhur pidecisiymiş kendileri. Mekana girince inanılmaz sıcak bir yer karşılıyor sizi. Fotoğrafta gördüğünüz üzere her yer kırmızı. Aman Allah'ım muhteşem bir yer. Tavandaki aynalar, kırmızı tuvalet kapısı, masalar, sandalyeler, yerdeki parkelere kadar her şeye hayran kaldım. Mekanın ambiansı gerçekten mükemmel. Gelelim servise..

Burada en ucuz pide kaşarlı ve fiyatı 13 tl. Kendilerine özel pidelerinin fiyatı ise 17 lira. Kavurmalısı, kıymalısı, karışıklısı falan derken 13 ila 18 lira arasında damak tadınıza uygun pideyi seçiyorsunuz. İçecek fiyatları pahalı geldi bana ki ben pidenin yanında içecek tercih etmem zaten. Kola ve türevleri 3,5 tl iken, ayran da 2,5 lira idi yanlış hatırlamıyorsam. Biz pide sonrası çay istedik ve çaylar şirkettendi. Bakın bu çok büyük bir artı gözümde.

Pidenin tadına gelecek olursak, ben mekanın karışık özel pidesini seçtim. İçinde kavurma,kıyma, kaşar peyniri, biber, domates vardı. Oldukça lezzetliydi. Çok güzel pişmişti ki, genelde pişme konusunda sıkıntılı olur pideler. Fakat bi Sürmene pidesi değildi. Özellikle kaşar peynirinin normal peynir olması, beni o Karadeniz pidecisi havasından çekip aldı. Çünkü Trabzon peyniri vardır ki, Aman Allah'ım yani yok böyle bir şey. Bir daha gittiğimde özellikle kaşarlı yemek istiyorum. Trabzonda yediğim peynirli pideler ile karşılaştırmak adına..

Evet, tekrar gideceğim mekana. Hatta canım pide yemek istediğinde, mutlaka uğrayacağım yer olacak kendisi. Çünkü kavurmalısı da ayrı bir güzeldi.Ben her şeyi içinde barındıran bir pide seçtim ki, tüm şeyleri aynı anda tadabileyim diye. Ve evet, herşey çok güzeldi. Ama kaşarlı pidede aklım kaldı, ne yalan söyleyim.

Pideler oldukça büyük porsiyonla geliyor. Yok efenim böyle ciks mekana geldik, tabağımıza sosla iki gülücük atıp bir sürü para alacaklar bizden korkusuyla yemeyin pidenizi. Ellerinizle girişin. Evet, mekanın ambiansı muhteşem ama pide yemenin de bir adabı var. Böyle parmaklarınızla yiyeceksiniz ki ayrı bir tadı olsun. Zaten mekan size bu hizmeti de sunuyor; tüm porsiyonu dilimliyor. Ben porsiyonumu bitiremedim, bu yüzden çok aç gidin mekana. Güzelce karnınız doyar, aç kalmanıza imkan olmaz. Bir de sütlacı vardı ama ben çok doyduğumdan yiyemedim. Bence onu da deneyebilirsiniz. 

Bunun haricinde o kırmızı tuvalet kapısına diyeceğim var mekandan bağımsız olarak. Yapan abiler gerçekten odunu kesip koymuşlar. Çok kaliteli malzeme kullanmışlar,tebrik ediyorum ama benim gibi 50 kilo ve gücü belli seviyede olan insanlar için gerçekten girip çıkmak eziyet. Kapının arasında sıkıştım. Aslında kovboylar gibi itip girecektim tuvalete ama olmadı. Çünkü kapı oldukça ağır ve zor benim için :) Hani sırf o kapıyı itmek için bile gidebilirsiniz mekana. Ama görünüşü çok tatlı. Resmen aşık olunmaklık. 

Genel anlamıyla pidesinden, servisinden ve mekanın ambiansından çok memnun kaldım. Meşhur olmayı hak etmiş İstanbul gibi bir yerde. Pide seviyorsanız veya Mecidiyeköy'de yemek yiyecek bir yer arıyorsanız; mutlaka gidin, tadın. Sonra gelin bana anlatın. Böyle önerdiğim yerlere gittiğinizde ben mekan sahibinden çok memnun oluyorum sebepsiz. Teşekkür ederim, afiyet olsun :)

Adres: Mecidiyeköy Mahallesi, Selahattin Pınar Caddesi No:24/G 
(Mecidiyeköy'ün merkezinde bulunan caminin hemen yanındaki sokağın kölesinde )

11 Ocak 2016

Yer Keşfi: Baltazar Karaköy

Merhaba sayın izleyici.

Geçenlerde bu tip yer keşfi yazılarımın çok beğenildiği hakkında bir kaç yorum alınca artık her gittiğim yeri paylaşmaya karar verdim. Bugün sizlere Karaköy'de bulunanan Baltazar'dan bahsedeceğim.

Öncelikle eti sevmeniz gerekiyor bu mekana giderken. Çünkü etçil bir mekan burası. Hamburger yapıyorlar. Gram seçiyorsunuz 120-160-180 gr seçenekleri var bu hamburgerlerin. Fiyatları ise biraz pahalı geldi bana. Fakat içindeki eti düşününce normal sayılabilir sanırım. 120 gramlık hamburger 24 lirayken, 140 gramlık 26 lira. 2 lira farkla ayırmışlar tüm hamburgerlerde gramajı.

Arkadaşlarla Lalezar'da otururken akşam 11'de gittik mekana. Görmeyeli Karaköy Karaköy'lükten çıkmış. Yurt dışında bir sokakta yürüyormuş hissi kapladı içimi. Nedense sevmedim. O sokakta gezerken sizler de farkedeceksiniz, cafeler ve bulunan diğer mekanlar (simitçi dahil) hep ilginç bir ambiansa sahip. Bu mekan da kendini soyutlamamış, düzene ayak uydurmuş. Ambiansını çok beğendim.

Arkadaşların önerisi üzerine bir hamburger yedim, bu yüzden pek menüyü inceleme fırsatım olmadı. 4 kişiydik, 4 hamburger ve iki kolaya 130 lira ödedik. Servis edilen tepsi metaldi. Metal tepsinin üzerine kağıt koyup, içine hamburgeri iki parça halinde servis ediyorlar. Ayrıca o tepsinin içinde kırmızı pul biber ve kekikli patates de dolduruyorlar. Yedikten hemen sonra kağıdı kaldırdı Zeynep ve dehşete düştük. Çünkü tepsi pas içindeydi. Yemeden önce görseydik muhtemelen yiyemezdik.

Bir mekanın temizliği tuvaletinden belli olur. Tuvaletin temizliği ile ilgilenemedik, çünkü tek kişinin girebileceği bir tuvalet ve daha kötüsü kadın erkek karışık. Mekan ufak mı falan diye düşünmeyin. Çünkü inceledim, üst katta var. Gayet ikinci tuvalet yapılabilir bence. Kadın ve erkeğin ortaklaşa kullandığı bir tuvaleti düşünemezken o ambiansa sahip bir mekanın böyle bir hataya düşmüş olması olabildiğince itici.

Gelelim hamburgerin tadına. Çok leziz bir hamburgerdi fakat Zeynep'in hamburgerinin içinde bulunan köfte pişmemişti. Bildiğiniz kırmızı geldi. Benim ki de öyle sayılabilirdi. Yedik ama yediğimize de pişman olduk biraz. Malum, pişmemiş etten bulaşan milyon hastalık var.

Mekana tekrar gider miyim bilmiyorum. Hani o tepsiyi görmemiş olsaydım, belki giderdim. Çünkü hamburger içi tam pişmemiş olmasına rağmen oldukça güzeldi. Pişmiş halini tadmak için tekrar gidebilirim. Ve tabii patatesler.. Patates aşığı bir insan olarak, pişmesi ve sosuyla beni benden aldılar. Bunun haricinde ek olarak eğer mekana giderseniz mutlaka ıslak mendil isteyin. Sıcak ıslak mendil deneyimini yaşamanızı istiyorum.

Bir başka keşif yazısında buluşmak üzere :)
(Fotoğrafları ben çektim, çok elit mekan olduğu için çıkarıp çat çat çekemedim. Yarısı gözüken de yazıda bahsi geçen can dost güzel insan Zeynep )

3 Ocak 2016

Yer Keşfi: Derin Cafe

Merhaba sayın okuyucum


Bugün sizlere geçenlerde gitmiş olduğum Derin Cafe hakkında bir kaç bir şey söylemek istiyorum. Balat'ta bulunan bu mekana daha önce de gitmişliğim vardı. Mutlaka söylemişimdir hatta, ayvalık tostu mükemmeldi. Balat Hastanesinin karşısında bulunuyor bu mekan ve gerçekten çok havalı bir yer.

Daha önce gitmişliğimi unutarak Grupanya'dan indirim kuponu aldım. Genelde gitmediğim yerleri tercih ediyordum fakat buranın kahvaltısını bilmediğimden iyi de oldu. Kahvaltısı bir harikaydı sayın okuyucu. Fiyatları da oldukça uygundu. Serpme kahvaltıya 26 lira verdik iki kişi. Hani serpme kahvaltıyı her zaman severim, bilirsiniz fakat bunu ayrı bir sevdim. Çünkü peynir konusunda çok cömerttiler ve peynirlerin hepsi taze ve kaliteliydi. Özellikle tam yağlı beyaz peynirden çıkarım yapmak gerekirse; mükemmeldi. Hatta şu saatte yazarken yine ağzımın suyu aktı. Allah a şükrettim yine beyaz peyniri yarattığı için.

Mekanın ambiansı yine çok hoşuma gitti. Nargile de içilebiliyor, tavla da oynanabiliyor. Hizmet içinse söyleyecek bir şeyim yok, çünkü o da mükemmel. Biraz ev havası vari -ki bu benim için gerçekten önemli. Sizler için iki üç fotoğraf çekmeye çalıştım fakat yerken bu pek mümkün olmadı. Mevzu kahvaltıydı ve mekan beni kahvaltı konusunda olabildiğince memnun etmişti. Yine olsa yine giderim. O manzarayı kaçırmamak adına sizler de gidin. Eminönünden kolaylıkla ulaşabileceğiniz mekan bir otobüs uzağınızda. Gidin, görün, eğlenin bence.

18 Aralık 2015

Kebapzade Restaurant-Göreme

Çok değerli okurlarım, sizleri yine bir mekan için rahatsız etmekteyim.

Bildiğiniz üzere geçen ay Kapadokya gezimiz olmuştu. Gezide bir çok video çektim fakat ilk video çekimlerim olduğundan olacak ki, burada sizlerle paylaşmaya değer bir şey bulamadım maalesef. Bu yüzden başka bir gezide mutlaka tanıtımımı yapacağım.

Mevzu bu değil zaten. Gezimiz süresince bir çok yerde yedik içtik, fakat Kebapzade gibisini görmedik! Aslına bakarsanız Kapadokya'da dikkatimi çeken tek şey para oldu. Yani orada utanmasalar soluduğunuz hava için bile bir fiyat çıkaracaklar karşınıza. Bu mekan da onlardan bir tanesi.. Fakat gelin görün ki, en kötüsü diyebilirim.

Beni okuyan bilir, ciddi manada sinirlenmedikçe, kötülemem mekanları. Fakat burası gerçekten sinir bozucuydu. 6 kişilik arkadaş grubuyla mekana oturduk. Oturduktan sonra kızlar olarak tuvalete gittik. Zira öncesinde atv'ye binmiştik ve üstümüz başımız çamur olmuştu. Biz lavabodayken masaya tüm restaurantlarda gelen ön servisler gelmiş. İşte bilirsiniz, minci peynir gibi peynir, tereyağı, sıcak pide veya lavaş, soslu ikramlar. Bazıları bunlara meze der ama ben meze demekten pek hoşlanmam. Gelen serviste sıcak lavaş gibi bir ekmek varmış ufaktan. Tabii yemişler biz gelene kadar. Biz gelince de çok aç olduğumuzdan garsona dönüp lavaş istediğimizi söyledik. Fakat sonraki ikram edilecek olan lavaşların da paralı olduğu söylendi.

Ben bunca zamandır, evden çok sokakta yemek yiyen bir insan olarak böyle bir şey görmedim. Hepimiz şok olduk. Ekmek getirin bari dedik ki, dört beş minik ekmeklerden servis ettiler. Garsonların suratı hep asık ve servis edilen yemekler 3 kişilik olmasına rağmen tek kişilik gibi. Haaa fiyatlara gelecek olursak, boğaz yemeğiyle eş değer.

Mescidinin olması dışında hiç bir şeyden memnun kalmadığım, 10 liralık yemeğe 50 lira verdiğim (temsilidir) Göreme'nin en gidilmemesi gereken mekanlarından benim için..

Bunun haricinde eklemem gerekirse, Göreme'ye gidip mutlaka atv'ye binin. Atv ile gezi, yaptığımız gezinin en muhteşem olayıydı. Bunun haricinde ekleyebileceğim bir şey yok.

14 Aralık 2015

Eminönü-Saray Muhallebicisi

Merhaba sayın okuyucu.

Her zaman önünden geçtiğiniz fakat belki de bir türlü kahvaltısına nail olmadığınız Saray Muhallebicisindeydim geçen gün. Tabii ki kahvaltı için.

Sabah erken vakitte evden çıkmak zorunda olduğum ve işlerimi 12'ye doğru bitirdiğim için kahvaltı yapamamıştım. Bu benim için ölüm demekti ve Eminönü'ye vardığımda artık gözlerim kararmaya başlıyordu. Aniden gözüme çarptı Saray Muhallebicisi. Hemen içeri girdim ve kahvaltı tabağı istedim.

Kahvaltı tabağını çektim aynen. Sunumu çok hoşuma gitti. Ve inanması güçtür belki sizin için fakat tüm tabağı silip süpürdüm salatalıklar hariç. Çünkü salatalık yemeyi sevmiyorum ben. Yani hıyar halk deyimiyle.

Kahvaltı tabağının fiyatı bir çay dahil 17,5 lira. Eğer tekrar çay isterseniz 1,5 lira daha veriyorsunuz. Ben istedim. Çünkü kuru kuru gitmiyor bu melet :) Neyse efenim, gerek temizlik bakımından, gerek sunum bakımından ve gerekse hizmet bakımından mekana puanım 9. Çünkü peynirden çalmamışlar. Peyniri bol tutmuşlar.

Görseli de paylaşayım, sizler için de bir fikir olsun. Olur da yolunuz Emiönü'ne düşerse -ki bence düşer; bir deneyin derim kahvaltısını. Sokakta poğaça ,simit yemekten çok daha iyidir, eminim.

18 Ağustos 2015

Yer Keşfi: Lalezar Cafe-Beyazıt

Süleymaniye'de çok güzel yerler var gerçekten. Hangi birinden başlayım diye düşünürken, en çok gittiğim mekanı önereyim dedim. Lalezar cafe.

Lalezar Cafe, Süleymaniye camii'sinin ön kapısından girmeden hemen solda yer alan bir mekan. Şu kurufasülyecilerin bitiminde, sur içi gibi bir yerde yer alıyor. Kapısından girer girmez aşağı doğru uzunca bir merdivenden inmeniz gerekiyor.

Her akşam saat 21.00'da eski Türk filmlerini projeksiyonla beyaz perdeye yansıtıyorlar. Filminizi izlerken çayınızı yudumlayabiliyor, dilerseniz nargilenizi içiyorsunuz. Yiyecek olarak patates kızartması ve bizim meşhurumuz olan köfte ekmeği de atlamamam gerekiyor sanırım. Birde dondurmasına hastayım son günlerde. Dondurması da gerçekten güzel. Ayrıca Uludağ Limonata'da buz gibi servis ediliyor. İçmeden olmazlarımdan.

Ben saatlerce oturduğumdan mekanda, her söylediğimden yiyip içiyorum. Toplamda 50TL bırakıyoruz iki kişi en fazla. Daha fazla ödeme yaptığımız olmadı. Bu yüzden tek tek fiyatlarını ne söylesem yalan olur. Fakat cebinizi yakmayacağına emin olabilirsiniz. Özellikle benim gibi Türk filmi aşığı iseniz, akşam güzel bir ortamda hem filminizi izleyip, hem de arkadaşlarınızla rahatça sohbet edebileceğiniz bir mekandır kendisi. Her ne kadar arkadaşlarım bana "Gitme artık oraya yeter!" deseler de, ben gitmeye devam edeceğim. Bence sizde bir gidin. Ha, mekanın kapanış saati 01.01

11 Ağustos 2015

Yer Keşfi: Erenler Nargile -Beyazıt

Çok değerli izleyiciler tekrar bir yer keşfi ile karşınızdayım.

Burası herkesin kendi hikayesini yazdığı yer: Erenler Nargile. Çorlulu Ali Paşa Medresesinin içine kurulmuş iki cafe'den bir tanesi ve Beyazıt'ın en ünlüsü.

Nargile sever bir insansanız eğer mutlaka buraya gelmişsinizdir. Çünkü buranın naneli elma nargilesi muhteşem. Nargilenin fiyatı 20 TL. Durmaksızın devam eden bir çay servisi bulunmaktadır. Sedirlerle oluşan oturma yerlerinde dip dibe oturarak yanınızdaki insanların muhabbetlerine ortak olabilir, sosyalleşebilirsiniz. Ya da kendi başınıza oturup nargilenizi içebilirsiniz.

Buranın tarihçesi hakkında pek bir şey bilinmemektedir. Çorlulu Ali Paşa Lale Devri'nde 3. Ahmet zamanında dört yıl kadar sadrazamlık etmiş bir devlet adamıdır. En parlak yıllarında Mimar Davud'a Beyazıt'ta yaptırdığı bu medrese, şu an kapalı Çarşı'dan Çemberlitaş yönüne yürürken solunuzda kalmaktadır. Çorululu Ali Paşa Rus-Osmanlı savaşında başarısız olunca Kefe'ye sürgün edilmiş. Sonrada idam edilmiş. Bunun üzerine bu medrese hep hüzünlü havası ile anılmıştır. Fakat günümüzde restorasyon geçiren mekan, nargilecilik hayatının vazgeçilmezi olmuştur.

Daha medresenin önünden geçerken, sizi kokusuyla karşılar Erenler Nargile. Bir şehir efsanesine göre ise; mekanın ortasında bulunan taşın üzerinde Çorlulu Ali Paşa idam edildikten hemen sonra bir leke çıkmış, iç kısmından dışına doğru göz yaşı şeklinde akmıştır. Restorasyon sonucu kapanan bu lekenin yerinde şimdi balıklar var. Taşın üzerine konumlanmış , huzur veren bir akvaryum yer almaktadır.

Tekrardan mekanın günümüzdeki haline dönecek olursak, elma çayını kesinlikle tavsiye ederim. 2TL'ye servis edilir ve şekersiz içilir. Acıktıysanız yiyecek bir şey bulmanız pek mümkün değil. Daha çok buraya içmeye gelinir. Nargile içersiniz, kahve içersiniz, çay içersiniz. Özellikle Türk Kahvesini dibek şeklinde yapıyorlar. Bolca köpüklü olan bu kahve 5TL değerindedir. Geldiyseniz kesinlikle tavsiye ederim.

Ayrıca girişte sağda bir simitçi abimiz var. Nargile közleri ile simiti ısıtıp satıyor. Oradan simitimizi alıp, içerde çay+simit yapıyoruz. Abimizden isterseniz peynir de satın alabiliyorsunuz. Değmeyin bu üçlünün keyfine. Sıcak çay,sıcak simit ve muhteşem karper peyniri. Aman Allah'ım mutluluktan ölebilirsiniz.

3 Ağustos 2015

Yer Keşfi: Çınaraltı Kebap

Çok sevgili okuyucum.

Artık gezip, gördüğüm, yediğim tattığım şeylerden daha çok bahsedeceğimi söylemiş miydim? Artık söyledim.

Her neyse. Şimdi ise size Çınaraltı Kebap'tan bahsetmek istiyorum. Yıldız Teknik Üniversitesi-davutpaşa Kampüsünün içinde bulunan bu mekanda iki kez bulundum. İlkinde kavurmalı kaşarlı pide yedim. İkincisinde de. Fiyatlar makul'e yakın. 17 TL pidenin fiyatı. Yanına kola veya ayran alırsanız 3 TL vermeniz gerekiyor. Öncesinde şöyle bir servis karşılıyor sizi.

 İlk gittiğimde tereyağı ve lavaş ekmekte vardı. İkinci de bunları atladılar. Fakat en önemlisi servis ettikleri minik lahmacunu da servis etmediler. Ara saatte gittiğimden olsa gerek. Çünkü kampüs dışında bulunan mekanda o minik lahmacunlardan vardı.

Neyse efenim. Mekanın ambiansı olabildiğince güzel. Bu yüzden size bir de mekan fotoğrafı da çektim. Menünün fotoğrafını çekmedim fakat fiyatlar 17-25 TL arasında değişiyor bilgisini vereyim.
Bu da mekanın web sitesi: http://www.cinaraltikebap.com/

1 Mayıs 2015

Yer Keşfi:Seyir Terrace Cafe

Çok değerli okuyucum,

Genellikle kahvaltıyı dışarda yapmayı sevdiğimi hepiniz çok iyi biliyorsunuzdur. Bu yüzden değişik mekanlar bulma adına hep Grupanya'dan fırsat alıp, yeni mekanlar keşfediyorum. Bu mekan için en büyük eksim içkili bir mekan olduğunun farkına varmamış olmam. Aslında bu konuda grupanya da ayrıntılar bölümünde bir uyarı olmalı. Zira benim gibi içkili mekana gitmek istemeyenler için oldukça güzel bir durum olur bu.

Gelelim mekana. Öncelikle mekanın adresi, ne arabanızın navigasyonunda; ne de yandex'te bulunmayacak. Hatta öyle bir sokak var mı diye bile düşünebilirsiniz. Mekan sahil yolunda gözüküyor olsa da, olabildiğince zor bulunuyor hiç bir yerde tanımlı olmadığı ve açık adresinin yeterince açık olmadığı sebebiyle. Onca mücadeleden sonra bulduğumuz mekanda cam kenarı yer bulunmamasından dolayı, bizi iç masaya oturttular. Cam kenarının önemli olmadığını, direkt servisi açmalarını istedim. Yaklaşık 20 dakika kadar bekledik. Sonra a kişisi kalkıp sertçe uyardıktan sonra garsonu, hemen servise başladılar. Ekmek getirmediler masamıza. Tekrar istemek zorunda kaldık. Kupon dahilinde bulunan hellimli sucuk da yoktu masamızda. Onu da getirmediler. Zaten servis ciddi manada vasatın altındaydı. Fakat sundukları peynirler, tereyağı ve zeytinler oldukça lezzetliydi.

Fakat can alıcı ve en sinir bozucu olan yere geliyorum sayın okuyucu. Mekan sizden "hizmet bedeli" adı altında 6 TL talep ediyor. Normalde kendi isteğinizle garsona bıraktığınız %10'luk bahşişi bu şekilde zorla alıkoyuyorlar ki bizim kahvaltımız 39 TL'lik bir kahvaltıydı. Eve gelince şikayetimvar.com'daki şikayetleri de okudum. İçilen su dan da para istiyorlarmış. Bu kadar para-göz bir mekanın grupanya ile iş yapması ve bu konulara ayrıntılar bölümünde yer vermemesi olabildiğince can sıkıcı. Hele ki hizmetinin vasat altıyken, hizmet bedeli alma yüzsüzlüğü bir başka.

Diyeceğim o ki Sarıyer-Rumeli Hisarı'nda bulunan bu mekana giderken iyi yemekler yiyeceğinizi, vasat bir hizmetle karşılaşacağınızı ve üzerine hizmet bedeli alınıp, içtiğiniz suya bile çokça para vereceğinizi aklınızda bulundurun.

Görsel mekanın twitter adresinden alıntıdır.