gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2015

Yer Keşfi:Va-Bene Cibali Cafe&Restaurant

Bir kahvaltı günümden hepinize merhaba! Yine size muhteşem bir yer tanıtacağım. Bu yer hakkında öyle muhteşem cümleler yazmak istiyorum ki, okuduktan sonra "Mutlaka ben de burayı görmeliyim" demelisiniz. Çünkü gerçekten muhteşem bir deneyimdi benim için. İnanılmaz mutlu oldum ve inanılmaz güzel vakit geçirdim.


Öncelikle kahvaltımızda olan malzemelerden bahsedeyim. 2 kişilik serpme kahvaltımızda;  domates, salatalık , patates kızartma, yeşil ve siyah zeytin, 3 çeşit peynir (beyaz, kaşar ve tulum), omlet, 4 adet sigara böreği, 3 çeşit ev reçeli, nutella, bal, tereyağı, sınırsız çay vardı. Malzemeler çokça tutulmuş ve en kalitelilerinden edinilmiş. Karnınızın doymamasına imkan yok. Ben bile, bir kahvaltıda doydum. Ve iki peynir sever olarak peyniri arttırmayı başardık. İnce dilimli peynir yerine, kap kalın tam yağlı iki dilim peynir vardı ve peyniri masada bırakmayı kendime yakıştıramadığımdan zorla da olsa yedim.

Gelelim mekana. Tahta ağırlıklı mekan o kadar güzel bir ambiansa sahip ki, kendinizi dağın başında bir evde hissediyorsunuz. Biz gittiğimizde mekanda hiç kimse yoktu. Yanan şöminenin sesi, önündeki koltuklar, masalarımız, sandalyelerimiz, duvarlarda asılı olan eski malzemeler, eski radyolar ve telefon; sizi İstanbul'un sesinden, stresinden çekip alıp götürecek uzaklara.. Nerden mi biliyorum, çünkü beni aldı, götürdü.

İkram ise muhteşemdi. İki çalışanla tanışma fırsatı bulduk, ikisi de işinin ustasıydı tam anlamıyla. Daha önceden rezervasyon yaptırdığımız için, masamız hazır bir şekilde bizi bekliyordu. Yumurtalar, ekmekler ve böreklere sonradan geldi sımsıcacık bir şekilde. Durmadan halimiz hatrımız soruldu, mutlu olup olmadığımızdan emin olundu, şömineye odunlar atıldı. Tam anlamıyla ruya gibiydi. Kahvaltımızı bitirdikten hemen sonra şöminenin önüne geçtik. Orada kahvelerimizi içtik. Çok anlayışlı ve misafirperver mekan sahibi, gerçekten bizi çok iyi ağırladı. Yolum düşmese bile gidebileceğim bir yer olarak aklımda mekan. 

Sizlerin en çok merak ettiği şey olan fiyatlara da göz atalım isterseniz. 2 kişilik serpme kahvaltımız 50 TL, mantı 12, kahve 5 tl. Şu an aklımda olan fiyatlar böyle. Kesinlikle yüksek fiyatlar yok. Yanlış hatırlamıyorsam sufle de 8 tl'ydi. Oturun kahvenizi, çayınızı için. Arkadaşlarınızla mutlu mesut dakikalar geçirin.

Mekanın adresi:Yavuz Sultan Mh. Odun İskelesi Sk. No:3 FATİH /İSTANBUL
Daha fazla bilgi için: http://www.vabene.gen.tr/
Facebook adreslerinden direkt mesaj yolu ile iletişime de geçebilirsiniz: https://www.facebook.com/vabene.cibali/timeline
Not: Fotoğraf web sitesinden alıntıdır

29 Aralık 2014

Yer Keşfi:Kuymak Kahvaltı Salonu-Beşiktaş

Merhaba kahvaltı severler. Bir kahvaltı önerisinde daha sizlerle birlikteyim. Beşiktaş'ta bir çok kahvaltı salonu var bildiğiniz üzere. Bir Trabzon'lu olarak Kuymak Kahvaltı Salonuna gitmeseydim, ağlardım sanırım. Nitekim gittim de.

Mekanın adresi sitesinde mevcut. Öncelikle kuymağının tadından başlamak istiyorum. Zira çok güzeldi. Kuymağı güzel yapıyorlar fakat gerisi hikaye mekanda. Fiyatlar olabildiğince yüksek tutulmuş. Menü de yer alan kahvaltı tabağı 8 TL iken, aynı özelliklere sahip kahvaltı tabağı L  11 TL ile satılmakta. Aralarında tek fark large olan kahvaltı tabağına tereyağı ve bal eklenmiş olması.

Hani 11 TL ile 8 TL arasında bir fark vardır yine diye düşünüyorsunuz fakat gerçekten bir fark yok. 8 TL verip, doyamıyorsunuz da maalesef. Çünkü masalara konulan ve kişiye özel reçel tabaklarına konulan en fazla bir yemek kaşığı reçellerle doymak zorundasınız. İki çeşit reçel, tahin-pekmez ikilisi,zeytin (6tane), domates ve salatalık, kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir ve iki ince dilim kaşar peyniri. Eğer obez iseniz ve doktorunuz size sıkı bir diyet yazdıysa mekana gidip gönül rahatlığıyla karnınızı doyurmayabilirsiniz. Zira ben kahvaltıyı sıkı yapmayı sevenlerdenim. Açıkça konuşmak gerekirse, beni kesinlikle doyurmadı.

6TL'ye aldığınız soslu sosis ise lezzetliydi. İçinde 6 parça,(muhtemelen 2 sosisin 3'er parçaya bölünmesi ile oluşmuş)sosisler vardı. Ustaları olabildiğince maharetli fakat, serviste cimri olunmasa. Bir İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Tesislerinde servis edilen kahvaltı tabaklarını sevmedim, bir de bunu. Yapacak bir şey yok. Fakat güzel bir yanı var. Hiç bir şey çöp olmuyor. Yokluktan her şeyi yemiş oluyorsunuz. Bak bu da güzel.

Kuymak yemek istiyorsanız, mekana uğrayın derim. Kahvaltı tabaklarına yönelmeniz yerine, diğer seçeneklerden bir şeyler yaptırın. Zira o şekilde aynı paraya daha çok doyarsanız. Ben bir daha gittiğimde öyle yapacağım misal.

Not: Görsel, Google Görsel'lerden alıntıdır.

27 Aralık 2014

Yer Keşfi:Lotus Kahvaltı Evi-Ortaköy

Selam çok değerli okuyucularım. Size öyle bir mekan tanıtacağım ki, gidip gidebileceğiniz en iyi kahvaltı mekanlarından bir tanesi.

Lotus Kahvaltı Evi. Kendisi Ortaköy'de bulunmaktadır. Ortaköy'ün tam merkezine oturmuş, muhteşem bir mekan. Muhteşemliğini elbette servis ettiği muhteşem şeylerden alıyor. 2 Kişilik serpme kahvaltının içinde: Domates, salatalık, salam, jambon, hindi füme, kavurmalı ekmek, kaşarlı simit, peynir çeşitleri (yaklaşık 5 tane), zeytin çeşitleri, tereyağ, reçel çeşitleri (yaklaşık 3 tane) bal, nutella, eski kaşar, taze kaşar, sigara böreği, Lotus Böreği, Paçanga böreği, incir-ceviz-kayısı, acılı ezme, biber kavurması ve çay.

Yazarken ben yoruldum. Bir sürü de yeşillik mevcuttu bunun yanı sıra. Ekmek kesme tahtası gibi tahtalarla servis edilen malzemelerin kalitesinden kesinlikle kaçınılmamış. Elleri de bayaa bol mekanın. Olabildiğince çok servis ediyorlar. Her şey sıcacık geliyor. Özellikle ekmekler. Hemde kavurmalı ekmekler. Öyle birer dilim değil, bir kaç dilim yer alıyor tahtanın üzerinde.

Mekandayken fotoğrafını çekmiştim masanın. Aynı kadraja tüm masayı alamadığımdan, ciddi sıkıntılar içine girmiştim. Format sonrası telefonumdan kaybolmuş. Bu yüzden nette bulduğum fotoğrafla idare edin. Fiyatlar biraz uçuk olabilir ama lezzet için değer. Ayrıca mekanın şarküteri olduğunu rezarvasyon yapıp, para ödedikten sonra öğrendiğimi de eklemeliyim.

20 Aralık 2014

Yer Keşfi:Şehristan Cafe

Takibimde iseniz, kahvaltıları ne kadar çok sevdiğimi zaten biliyorsunuzdur. Bu yüzden İstanbul'da gezilmedik kahvaltı evi bırakmadık neredeyse A kişisi ile. Bu kez Vildan ile gittik Şehristan Cafe'ye. Bu Cafe, Bakırköy'e bağlı, Marmara Forum'un yanında yer almakta. Şimdi gözlemlerime geçelim.

Öncelikle ulaşım oldukça rahat. Metrobüs ile gidecekseniz, Zeytinburnu durağında inip yürüyorsunuz Marmara Forum'a doğru. Zaten direkt mekanın önüne düşüyorsunuz. Arabanız var ise, park yeri de mevcut. Park gibi bir alana kurulmuş olan mekan, olabildiğince çekici. Nargilenin yanı sıra, okey-tavla gibi oyunlar da mevcut. Tahta yerleri ve tasarımı ile köy yerine gitmişsiniz havasını yaratıyor.

Biz arkadaşımla serpme kahvaltı tercih ettik. Sigara böreklerimiz ve fırın patateslerimiz sıcacık geldi. Bu tip şeylerin sıcak sunulması benim için tercih meselesidir. Ve bir de yumurta vardı. Sanırım 4 yumurta kırmışlardı ve olabildiğince lezzetliydi. Beyaz peynirin ve kaşarın kalın dilimlerle ve çokça servis edilmesi ise olabildiğince güzeldi.

Nargilesini bilmem ama, kahvaltısı ve servisi olabildiğince güzeldi. Et bakımından fakir olan serpme kahvaltıda yalnızca salam dilimleri mevcuttu. Fakat börekle patatesler o kadar lezzetliydi ki, ona pek takılmadık. Zaten Vildan sucuk, salam ve sosis üçlüsünden uzak kaldığı için hepsini afiyetle yedim. Yalnızca serviste beni rahatsız eden konu balın içine atılmış tereyağ dilimleriydi. Çünkü ben tereyağını yalnızca bal ile yemem. Peynirle ve reçelle birlikte de yemeyi çok severim. Bu yüzden ayrı servis edilmesi yanlısıyım.

Sonuç olarak uygun fiyatıyla önerebileceğim bir yer. Dost-arkadaş-sevgili, rahatlıkla tercih ediniz.

Not: Fotoğraflar internet sitesindendir.

12 Aralık 2014

Yer Keşfi:J'adore Chocolatier&Cafe

Merhaba çok değerli dostlar. Şimdi sizlere yeni bir Cafe'nin varlığından bahsedeceğim. Ben mekana gidince "Aman Allah'ım buraya daha önce neden gelmedim ben amaağğ" diye ağladım. Eminim siz de gidince bunu söyleyeceksiniz.

En sevdiği filmlerden bir tanesi Charlie'nin Çikolata Fabrikası olanlardan bir tanesi iseniz, mekan size orayı hiç aratmayacak. Çünkü yiyebileceğiniz her şey çikolatadan. Bol kalorili. Bol kilolu. Mekana giderken kesinlikle yemek yememiş olun ki, tadını alın. Ya da yemekten 3 saat kadar sonra gidin.

Fiyatlar hakkında konuşmam gerekirse 9.50 TL Cheese Cake. Bu güne kadar kesinlikle CheeseCake yememişim diyeceksiniz bunu yedikten sonra. Ağızda dağılan muhteşem bir kreması ve damağınıza tadını yapıştıracak harika çikolata sosu var. İkinci lokmadan sonra "Bu bir dilim bana yetmez yaa" diye düşünebilirsiniz. Fakat çok yanlış düşünüyorsunuz, çünkü çikolata tadı o kadar ağır basıyor ki, bir dilimden fazlasını yiyemezsiniz. Cam şişelerde servis edilen 500ml'lik suyun fiyatı ise 1.5TL. Bardaklar ise rahmetli büyükannemin kesikli bardaklarından. Mekanın içi ise her yönüyle Fransa kokuyor. Müziğinden tutun da karanlık havasına kadar her şey düşünülmüş. Fakat bu yüzden 1 saatten fazla mekanda oturamazsınız. Bunalırsınız.

Fondü yiyen arkadaşlarım da aşklarını dile getirdiler. Yanlış hatırlamıyorsam 2 kişilik fondü fiyatı da 25 TL idi. Meyve yemediğimden tadına bile bakmadım fakat onlar severek yediler.

Çikolata seviyorsanız hemen mekanın adresini de veriyorum:  İstiklal Cad. Emir Nevruz Sok. No:22 Beyoğlu/İstanbul.

Not:Fotoğraflar alıntıdır. Mekanın büyüsünden fotoğraf çekemedik. Fakat masalarda bulunan canlı çiçekleri atlamak istemedim şimdi. Canlı çiçekleri lütfen koparmayınız, kulağınızın arkasına takmayınız notu iliştirilmiş cam masalara değinmeden olmaz.

9 Kasım 2014

Yer Keşfi: Red&Black Cafe

Merhaba İstanbul'lu okuyucular. Şimdi sizlere yeni keşfettiğim bir yeri tanıtacağım. İsmi Red&Black Cafe. Üsküdar-Salacak Yolu üzerinde kurulmuş muhteşem cafelerden bir tanesi kendisi.

Mekan sahil kenarı olduğu için boğaza nazır çayınızı-kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Nargile severler (ki hiç tasvip etmem) çeşitli nargilelerinin tadına da bakabilirler. Akşamları canlı müzik yapılan mekanda biz kahvaltı yaptık. Cumartesi-Pazar açık büfe sunumu yapan cafe'nin açık büfesi gerçekten muhteşemdi.

Peynir denen varlık erkek olsaydı evlenecek kadar seven biri olarak peynirlerini de çok beğendim. Genelde açık büfelerde peynirlerin çeşitlerini çoğaltıp kalitesini azaltırlar. Fakat burada mevzu öyle değildi. Peynir çeşidi fazla ve tazeydi. Hemde kaliteliydi. Patates kızartmaları hariç, her şeyi severek yedik a kişisi ile birlikte. Bize afiyet, bol bol kalori oldu elbette.

Açık büfe kahvaltılarda tatlıyı unuturlardı normalde. Fakat burada o da unutulmamış. İstemeyeceğiniz çeşit tatlılar vardı. Biz çok doyduğumuzdan ekler ile tatlandırdık ağzımızı. Taze demlenmiş çayı ile durmadan çay içtik. Boğaz manzarasında da çok iyi gidiyor hani. Gelelim hizmete. Hizmetleri de muhteşem. Karşılamadan tutun da, masada size eşlik etmelerine kadar her şeyi ile beğendiğim mekana 8 veriyorum. Kırdığım 2 puan mekanın ambiansından biraz. Akşam olsa belki onu da kırmazdım. 

Gidin görün diye sitesinin linkini de paylaşayım madem: 
http://www.redandblack.com.tr/

17 Ağustos 2014

Bu Bir Trabzon Hatıratı


Beni okuyan bilir, Trabzon'luyum. Neresinden olduğunu söylemeyeceğim. Çünkü "Trabzon" deyince yamuk oturuyorsam  saygım gereği ayaklanır, kendimi düzeltir, sesimi kalınlaştırırım. Fakat neresinden dediğinizde de o derece üzülür, sıkılır, söylemeden kaçıp gidesim gelir. Çünkü olduğum yerin özelliklerini taşımamama rağmen, taşıyormuşum gibi bir his kaplar karşımdaki insanı. İşte bunu sevmem ben.

Trabzon denince aklınıza burnu kocaman komik mi komik, Temel'ler, Dursun'lar, Ahmet'ler, Ömer'ler, Fadime'ler, Ayşe'ler, Asiye'ler gelmeli. Bu isimler bir çok kez karşınıza çıkar çünkü. Gerçekten de komiktirler. Gerçekten de içtendirler.

Bu yıl sanki bir daha gelmeyecekmişim gibi gezdim Trabzon'u. Her karışını sanırım. Hatta uzun sokak ve altında bulunan sokaktan o kadar çok geçtim ki, bir an durup kendi kendime "Lan yoksa bir korku filminde miyim? Aynı iki sokak arasında sıkışıp kaldım da haberim mi yok" dedim. Yan tarafımda duran adam konuşmama kulak misafiri olacak ki "Hau meydanda bir park var, git orada dinlen, başuna güneş geçmiş" dedi.

O iki sokakta bulamadığım Yapı Kredi'ye ne demeli. Tek başınıza da olsanız, Trabzon sokaklarında asla yalnız değilsinizdir. Bir yerlere bakınıyorsanız, sesli düşünüyorsanız falan, mutlaka sizin lafınıza atlayan bir yurdum insanı vardır. Bende gayet boş bulunarak "Nerde bu Yapı Kredi yahu" dedim. Köşe başında büfe sahibi amca bir hışımla kalkarak yanıma geldi "Hau evi görüy misun? Heh işte o sokaktan içeri gir abisi, sonra sağa dondüğünde görcesun." dedi.Gülümsedim, teşekkür ettim..

Anneme, "İnsanlara yer sormaya korkuyorum. Çünkü bu adamlar kolundan tutup, gideceğin yere götürürler seni" dedi. Nitekim öyle de oldu. Babamın arabayı park ettiği yeri bulamadığımdan telefonla kendisine ulaşmaya çalıştım. Telefonda konuşurken "Nerdesin ya, bulamıyorum işte, orası neresi" falan derken adamın teki yanımda durdu. Biraz daha konuşmamızı dinleyip "Ver hau telefonu bana" dedi. Babamla iki çift laf ettikten sonra babam bana "Otogar'a gel madem" deyip kapadı. Park ettiği yerde arabayı bulamayan ben, otogara nasıl gideceğimi de bilmiyordum tabi. Az önceki adama otogara nasıl gidebileceğimi sordum. Adam Kamil Koç'un servis şoförüymüş. "Atla araca, otogara gidiyoruz zaten" dedi. Araçta bir sürü insan olmasına rağmen bir İstanbul'lu bu olayı İstanbul'da yaşasaydı, o araca asla binmezdi. Beyninde milyonlarca tilki gezer, tilkilerden biri "bunların hepsi komplo, aslında senin böbreğini çalacaklar" derdi mutlaka. Fakat Trabzon'daysınız, bu gayet normal bir olaydı. Otostopla bir çok yere gidildiği akla gelince, hemen atladım araca.

Otogara geldik nitekim. İndik. Adama gidip "Borcumuz ne kadar" diye de sormayı ihmal etmedik. Adam durdu "Ne borcu abisi, sen yeter ki buluşacağın insanları bul. Nerdelermiş" dedi. Ben de x yerdelermiş dedim. "Bak şurda, ben de oraya gidiyorum" dedi ve o yere kadar annemle bana eşlik etti. 

İşte Trabzon böyle bir yerdi.. Yardımın ve hoşgörünün olduğu bir yer. Hee bir de umursamazlık orada hiç yok. Aksine inanılmaz bir şekilde yardımseverlik ve etrafında olan olaylara  karşı duyarlılık var. İşte bu yüzden seviyorum oraları.

Hadi gidelim yine. Ama bu kez birlikte. Bu son cümleyi sana yazdım,oku.

17 Mayıs 2014

Yer Keşfi:Marla Cafe!

Daha önce söylemiştim. Gittiğim ve beğendiğim mekanları anlatacağım. Anlatıyorum,o halde varım!

Marla Cafe'den bahsetmek istiyorum size. Cafe Kadıköy'de bulunuyor. Bulunması kolay olsun diyeMarla Cafe sitesi. Ayrıca sitelerinde menünün fiyatları da bulunuyor. İç dizaynı çok otantik olan yerin, hizmeti ise muhteşem. 

Ben kahvaltımı orada yaptım. Bilirsiniz en sevdiğim öğündür kendisi ve çoğunlukla dışarda kahvaltı yaparım. Bu yediğim en ideal kahvaltıydı. Kahvaltı tabağında yok,yoktu. Ayrıca menemen tabağının sunum şeklini görmeniz gerekiyor. Kadrajıma menemen tabağını alamadım fakat menüsü aynen fotoğraftaki gibiydi. Biz çok memnun kaldık. Siz de memnun kalmak istiyorsanız, gidin yiyin. Grupanya ve yakala.co fırsatları ile değerlendirebilirsiniz.

Tamamıyla reklam koktu bu yazı di mi? Yok efenim, reklam değil. Yalnızca mekanı çok beğendim. Giderseniz göreceksiniz, o masa üstü aksesuarlar çok tatlı. Hele şişelerin içindeki renkli su ve minik çiçeklerin bulunduğu aksesuara bittim. Hee bir de nane kokulu saksılar var. Sandalyeleri, masaları, duvar resimleri ile harikaydı. Kapının girişinde solda bulunan tasarımlar tam benlikti misal. Mutfağının ortalık yerde olması ise oldukça temiz iş yaptıklarının göstergesiydi. En ama en önemlisini söylemekten çekinmeyeceğim, kahvaltı tabağımdaki herşey sıcacıktı. Sigara böreğinden tutun da, yumurtalı ekmeğine kadar bulunan bir çok şeyin aynı anda aynı ısıyla önümüze sunulması, bana kalırsa büyük bir nimet. Hele ki masasına gelen soğuk yumurtalardan illallah eden ben için, sosislerin,hellim peynirinin, sucuğun, böreğin,ekmeğin,menemenin sıcacık gelmesi tek kelimeyle harikaydı. 

Ben mekanın kahvaltısına aşık oldum. Kadıköy'e olur da yolum düşürse, yemeklerini de deneyeceğime emin olabilirsiniz. Fakat kahvaltısı için, yolumu mutlaka oraya tekrar tekrar düşüreceğim. Tavsiyemdir, uyunuz ;)

27 Nisan 2014

Trabzonun mutfağı mı var sanki?


Bugün inanılmaz yazasım tuttu. Böyle oturup anlatsam da durmadan konuşur gibi. Konuşmayı çok sevdiğimi söylemiş miydim? Yalnızca sessizliği bi yerde seviyorum. Onu da söylemeyeceğim. Hatta nedense o yerde fazla konuşmuyorum. Hatta neden konuşamadığımı bilmiyorum ama sadece izlemek yetiyor.

Neyse, mevzu bu değil zaten. Bir yazı gördüm az önce. Trabzonlular ne yer diye. Tabi ki kuymak ile cevaplanmış. Biz kuymak kültürünü tüm dünyaya kanıtlamış millet olarak başka şeyler de yeriz demek isterdim fakat Trabzon mutfağı öyle de geniş bir yer değil. İşte balığımız, mısır ekmeğimiz, turşumuz ve kuymak gibi baş tacımız var. Kayhanalar, kara lahana yemekleri, huliyalar dan falan hiç bahsetmicem. Zira siz anlamaz-sınız.

Geçenlerde Suriye mülteci kampına fotoğraf çekmek için gittiğimde Hatay'da bir eve misafir oldum. İlginç bir misafirlikti. Hiç tanımadığım bir evde, namaz kılmak için izin istemiştim. Sınırda olan bu evin duvarlarında kurşunlar vardı. Çatışmalardan seken kurşunlar da demişti hani. O an buralarda bir yerlerde ölmeliyim demiştim de olmamıştı be gülüm. Neyse, mevzu o değil. sabah olduğu için bize afilli bir sabah sofrası kuruldu ki ne sofra? Sonra öğlen başka bir yere davet edildik. Mekanın üst tarafı bizim için kapatıldı. Yemeklerin bir çoğunun tadına bakamadım. zira künefeye aşık olan bir insan olarak künefeye yer ayırmalıydım minik midemde. Derken o an utanılası bir laf ettim "Oha la, sofraya bak. Çeşit çeşit yemekler, soslar falan. Siz bizim memlekete gelseniz, balık ve türevlerinden başka bişey sunamayız size".

Kendimden utandım sonra. Fakat yapacak bişi yok. Bizim mavimizle, yeşilimiz var bi kere. Ayrıca sen yedin mi hiç Vakfıkebir ekmeğinin arasında miss gibi tereyağından? O zaman sus! Peki hiç tarladan mısır çalıp, deniz kıyısında yaktığın ateşte pişirip yedin mi? Çalmak dediysek, büyükbabanın mısırı canım. Peki sen hiç sürmeneye gidip o odun ateşinde pişen miss gibi pide den yedin mi? Akçabaatta köftenin tadına baktın mı? Uzungöle çıkıp balık yiyemediğin için sac tava yedin mi? Bi zahmet sus!

Neyse efenim. Yemeklerle pek arası olmayan bir insan olarak söylemeliyim ki Trabzon'a aşığım. Yemek kültürümüz doğu sofraları kadar geniş ve acılı olmasa da, idare ediyoruz be güzelim. Bizi havası suyu doyuruyor aslında.

Bir de maçlarımız var ki değmeyin keyfimize. Amaan, anlatmıcam size suyunu sevdiğim memleketimi. Sonra özenir gider de dönmezsiniz. İstanbul gibi çivisini çıkarırsınız memleketin. Kalabalıksız, kendi içinde gayet güzel oralar. Aman diyim, olduğunuz yerde oturun. Hem gittiğinizde yiyecek bişey de bulamazsınız zaten. 

8 Aralık 2013

Yardım Etmek Can Yakmaz, Bir Yere Kadar!

Çok değerli okuyucum. Biliyorsundur belki,ya da bilmiyorsundur. Dur anlatayım. Bazı durumlarda ve bazı yardım organizasyonlarında fotoğrafçı olarak görev alıyorum. Geçen yaz böyle bir görev kapsamında mülteci kampına gittik.

Uçakla Hatay'a geçtik. Öncesinde ekip olarak (yaklaşık 20 kişi) hava durumuna bakıp, havanın günlük güneşlik olduğunu öğrendik. Fakat elbette evdeki hesap çarşıya uymadı. Ben yine kırmızı converse lerimi giydim ve yine lanetim beni buldu. Ne zaman onları giysem yağmur yağar ki nitekim öyle oldu. Günlerdir yağmayan yağmur benim gitmemi fırsat bilip yağdı.

Kampın olduğu yere otobüsle gitmeye başladık. Sarp dağlar, ilginç yollar. Önümüzü kesen asker ve diğerleri. O kadar ayrıntıya girmeyeceğim. Yol üzerinde bir eve de uğramamız gerekiyordu. Suriyeli 3 ailenin kaldığı eve. Otobüsü durdurduk. Fotoğrafçı olarak durumu fotoğraflamam gerektiğinden bir abla "Hadi" dedi bana. Tam ayağımı atacaktım ki otobüsten yerler çamur içinde. "abla ben gelmem, buralar berbat. Nası yürücem" dedim. "İnşallah bu yollardaki çamur seni cennete götürür iki misli" gibi bir laf etti ki o an cümlesi bitmeden atladım araçtan. Çamurlu yolda tek odalı eve ilerledi ekip hemen.

Ben arkalarından koşarken çamurlara bata çıka ilerliyordum. Etrafı da resmetmekten geri kalmadım. Onlar çoktan içeri girmişlerdi. Koşarak atladım içeriye. İşte bu kareyi o an çektim. M modunda çektiğim için görür görmez denklanşöre bastığım bir kare. Elbette pozlama hatası var. Pozlama hatamı şak diye suratıma vuran bir yol göstericim de var. Genelde fotoğraflarıma binbir kulp takar fakat bunu sevmiş. Şaşırttı kendisi beni. Kendisi Ertem. 

Yol gösterici olayına da bir aydınlık getireyim hemen. Adamın teki sabah namazı için camiye doğru yola çıkmış. Derken çat diye yere düşmüş. Üstü kirlendiği için eve dönmüş. Üzerini değiştirip tekrar yola çıkmış. Yolun karanlık olmasından mütevellit tekrar düşmüş. Yine eve dönmüş ve kıyafetlerini değiştirip tekrar camiye gitmek üzere yola koyulmuş. Evden çıkar çıkmaz elinde fenerle bir adam belirmiş. Birlikte camiiye doğru ilerlemişler. Adamın kendisine ışık tutmasından çok memnun olan adam, "Namazı sen kıldır" demiş. Elinde fener tutan adam "Hayır, kılamam. Çünkü ben şeytanım" demiş. Diğeri irkilerek "ama bana ışık tutup, yol gösteriyorsun" demiş. ""Çünkü seni düşüren bendim. İlk düşüp geri döndüğünde Allah tüm günahlarını affetti. İkincisinde ise tüm tanıdıklarının. Üçüncü kez düşersen tüm ülkenin günahlarını affedecek diye korktum.O yüzden sağ salım camiiye gitmeni sağlıyorum" demiş. 

Bunun hemen ardından eklemeliyim. Etrafınızda yardım etmeniz için bekleyen birileri vardır mutlaka. Yapabileceğiniz bir şeyler. Yapmaktan çekinmeyin. Canınız yanar ama bir yere kadar!

23 Eylül 2013

Finlandiya Rehberi. (Finlandiya'ya gidecek olanlar okusun, gülmek isteyenler de)

Bu yazıyı okuduğumda paylaşmasam olmaz dedim. İzin de aldım. Satırlar Alper Eğitmen'e ait.Yani tüm o ilginç kelimelerin hepsi sahibine aittir. Okuyun. Ben çok eğlendim, gidesim de geldi açıkçası. Çok da güvenilir bir yermiş zaten. E başlayın o halde!

"Gençliğimde tecrübelerim ile karaladığım Finlandiya Rehberi 

-Ögrenciyim arkadaş param az diyorsanız market alışverişlerinde ne alacaksanız x-stra yada rainbow markalı olanından alın. Bu iki firma hemen her sektöre el atmış işin suyunu çıkarmıştır. Eğer göremezsiniz aramaya devam edin rafların altına falan bakın emin olun onlar orda ve sizin tarafınızdan alınmayı bekliyor.

-Herhangi bir elektronik cihaz , halı , üst baş , ıvır zıvır hırdavat alacaksanız etrafı iyice bir gezin , etiketlerin altında kırmızı renk içinde bir damga , yada ona benzer birşeyler arasın gözleriniz. O kırmızı ifadeler yüzde 50 ile yüzde 80 arasında indirimi ifade etmektedir ve genelde 3-5 gün sürerler.3-5 gün sonrada indirim sıradaki ürün ile devam eder. Bu yüzden bu tarz şeyler alacakken bu indirimleri bekleyin gördüğünüzde de atlayın 

- Türkiye den gelirken getirsem getirsem ne getirsem diyorsanız ben söyleyeyim , biber getirin.Zira burada sivri biberler tane (sayıyla 1 ) olarak Türkiye deki çikolata paketleri tarzında bir paketlenmiş şekilde satılmaktır.Dolayısıyla markete biber çeşitleri almaya gittiğinizde babayı alarak geri dönmeniz muhtemeldir.Onun haricinde yüzmek için don getirin.Bulunduğum şehirde hemen her dükkanı mağazayı gezmeme rağmen “makul” fiyata bir don bulamadım.Diğer herhangi bir yiyecek yada içecek burada da mevcut. Rahat olun.

-Bot falan getirmeyin burada taş gibi botları 50-60 ytl gibi bir fiyata alabilirsiniz.Spor ayakkabılar içinde aynı şey geçerli terlikler içinde aynı şey geçerli!! Evet yanlış duymadınız kimi terliklerin adidas spor ayakkabıdan pahalı olduğunu görünce şaşırmayın

-Herhangi bir Finli ile iletişim kurduktan sonra ayrılırken kiitoss derseniz , heyecanlanırlar , yüzlerinde gülücükler açarlar , mutlu olurlar.

-Etrafınızda bilimum yerlere konuşlanmış pizzacılar yüksek ihtimal ile Türk’tür. Hele tabelanın yanında kocaman PEPSİ yada COCA-COLA şeklindeki reklamda bulunuyorsa kesin Türk’tür.Garantilemek için kapının girişindeki “aile salonumuz vardır” ın İngilizce veya Fince versiyonlarını arayabilirsiniz.Görürseniz içeri girip nerdensin? İçinde mi ? şeklindeki muhabbetlere başlayabilirsiniz.

-Sanıldığının aksine her balık türü güzel değildir.Hatta kimi Türklere iğrenç gelir bamyayı mumla aratır. Tonno adındaki balık bunlardan biridir.Tavsiye edilmez.

- Market alışverişlerinde ellerinde donmuş yiyecekler olan ve etrafa iguana gibi bakan tipler görürseniz kesin Türklerdir , yanlarından güzel bir bayan geçmesini bekliyorlardır ellerindeki yiyeceğin içeriğini sormak için. ( domuz yağı var mı vs .. tarzı ) . 

-Yukarıda bahsettiğim tipler bir 5 dakika sonrada hala aynı noktada çakılı kalmışlar ise hem Türk hem de öküzlerdir.

-Finlandiya da uzun süre kalmayı planlıyorsanız gittiğiniz yerde banka hesabı mutlaka açın ve hesap açarken visa kart istemeyi de unutmayın.

-Yok ben hesap açmam banane diyorsanız iş bankası bankamatik kartı “OTTO” yazan herhangi bir bankamatikte çalışıyor.Ama ne kadar para kesiliyor onu hesaplamadım.

-Otomatik makinelerden yiyecek – içecek almaya karar verdiyseniz , alacağınız ürünü kesinlikle rastgele yada ürünün büyüklüğüne göre ( bu daha büyük hem de aynı fiyat hurra ) göre karar vermeyin.Mutlaka önceden denediğiniz ürünleri tercih edin yoksa çikolata diye likörlü acılı saçma sapan bir şey aldığınızda çöpe atmak durumunda kalırsınız.

-Eğer Helsinki harici bir şehirdeyseniz şehir merkezi krokisi muhtemelen bir a4 kağıda sığabilecek kadar küçük olduğundan kaybolma riskiniz yoktur. Rahat rahat dolaşın.Ha eğer gerizekalıyım diyorsanız ve kaybolursanız herhangi birine otobüs duraklarının yerini sorun.Sorduğunuz kişinin genç olmasına dikkat edin zira orta yaş üstü yerel halk kimi zaman İngilizce bilemeyebiliyor. 

-Eğer bakkala bile otobüsle gitmek istemiyorsanız aylık 46 euro ‘ya otobüs kartı edinmek yerine 30-60 euro arası değişen ikinci el bir bisiklet edinin.Zaten öğrenci olarak gittiyseniz bisiklet almak mantıklı ve ucuz olacaktır. Ülkeyi terk ederken bisikleti az biraz farkla başka bir enayiye de satabilirsiniz.

-her yer kar ben nasıl bisiklet sürerim otobüs beni ezer diyorsanız merak etmeyin bisiklet yolları ile araç yolları ayrılmıştır.Ayrıca her sabah bir belediye aracı gelip o yolları temizliyor , mucur tarzi bi taşlama ile kayma oranını 0 a indiriyordur.Zaten ilk haftalardan sonra hatunların çatır çatır bisiklet sürdüklerini görünce sizde bir tane edineceksiniz.

-Bisiklet edindim diye her yere de bisiklet ile gidilecek diye bir kural yoktur.-16 derecede ve rüzgarlı bir havada bisiklet sürcem merkeze gitcem diyorsanız g*tünüzden başka her yeriniz donacaktır.

-Bisiklet almaya karar verirseniz yanında ışık kask ve kilit almayı da unutmayın.Kışın Hava erken karardığı için genellikle bisikletlerinizi karanlık sokaklarda süreceksiniz . Tepeden inerken ışıksız bir bisikleti dönmek için bekleyen bir araba göremez …sizde hızlısınızdır duramazsınız.Yazık olur..

-Partiye gidip Osman adında biriyle tanışıp geri dönüyorsanız bırakın bu işleri gidin evinizde çay felan demleyin

-Partilere her zaman 1-2 saat geç gidin. Erken giderseniz hademe ile geçireceğiniz 1 saat hayırlı olsun. Hademede bulamazsanız fayansları falan sayarsınız artık ne bileyim.

-Tuvaletlerde taharet musluğunun evrim geçirmiş versiyonları mevcuttur.Türkiye’de ki gibi göte nişan almış bir boru beklemeyin sakin bir şekilde etrafınıza bakının .. Açma musluğunu görüp te aleti göremezseniz sakın “hele bir açayım neredeymiş” şeklinde bir aksiyona girmeyin , sıçmaya gidip duş almış olarak geri dönersiniz.

-Kimi halka açık tuvaletlerde bu alet gerçekten olmayabiliyor. Eğer götü boklu dolaşmak istemiyorsanız yanınızda mutlaka kolonyalı mendil tarzı temizlik gereçleri bulundurun.

-Marketlerde poşetler paralıdır. Markete giderken yanınızda poşet yada sırt çantası götürün.

-Eğer bir mağazaya girdiğinizde etrafta müşteriler ile ilgilenen tipler varsa bu normal değildir.Bir arkadaşa bakmıştım çıkcam şeklindeki yüz ifadesiyle mekandan hızlıca uzaklaşın yoksa Finli hatun görevlinin güzelliğine kapılırsınız.. Kendinize geldiğinizde elinizde bir fiş , standart bir tişört cebinizde de 40 euro eksiktir.

-Alışveriş yaparken elinizdeki ürünün üzerinde yazan isim ile fiyatı gösteren etiketin birbiri ile alakası olmayabilir.2 euroluk bir şey aldığınızı zannedip kasada 10 euro ödediğinizde yüzdeki o hafif göt olma ifadesi , etrafınızda bulunan insanlar tarafından fark edilecektir ne kadar saklasanız da … Bu durumu engellemenin yolu oldukça kolaydır. Sadece barkod numaralarını kontrol edin ve kasiyere göt olmuş olarak değil de “ne haber bebek bu akşam ne yapıyorsun? Bak parada bok” yüz ifadesi ile bakın."

15 Aralık 2012

Yer Keşfi:Çikolata ve Kahve

Nasıl bir ikilidir bu demeyin lütfen! Burası bir mekan ismi çünkü. Hatta bu güne dek gittiğim en güzel mekanlardan bir tanesi. 

Efenim geçen hafta x kişisi beni arayıp tam ağzıma layık sıcak çikolata içtiğini, bensiz boğazından geçmediğini, mekanın muazzam olduğunu ve mutlaka beni oraya getirmek istediğini söyledi. Biz de bu hafta sonu oraya gittik..




Mekan "Çengelköy" de. Ufacık tefecik. Muazzam bir ufaklığı var. Sanırım mekanın kişi kapasitesi 7'dir fakat diz dize oturursunuz. Öyle dip dibe, olabildiğince sıcak. Söylenene göre evli çiftin 3 yıl kadar önce açtığı bu mekan bir filmden (Chocolate) etkilenip açılmış. Filmi izlemedim ama x kişisine göre "mutlaka izlenmesi gereken 9 filmden 1 tanesiymiş". İzleyelim o halde boş vaktimizde..

Mekana dönecek olursak; çikolatalarımızı kendimiz seçiyoruz vitrinden. Sonra istiyoruz sıcak çikolatamızı Bülent Abi'den. Sanırım Bülent idi. Yani isim hafızam kötü a dostlar. Hatırlayamayacağım. Ufak bir çocukta var. Muazzam kahve yapıyormuş. Çikolatalı kahvesini de çokça merak ediyorum elbet.




Sıcak çikolatamız bize servis edildiğinde ben hemen fotoğraf makinemi elime alıp, önce onu, sonra tüm mekanı fotoğrafladım. X kişisi "Soğutma şunu, soğutmadan iç!" deyip duruyordu bir önceki yazıma istinaden. Soğutmadan içtim. Ve söyleyebilirim ki, yılların sıcak çikolata içicisiyim böylesini içmedim. İçerken öyle bir kendimden geçtim, öyle bir mutlu oldum ki; anlatamam. Muazzam bir tadı vardı. Belki oranın havasının güzelliği belki sohbetin sıcaklığı. Artık neydi bilmiyorum. İlk fırsatta tekrar gidip bu kez çikolatalı kahvesini deneyeceğim. 

Aslında bu yazıyı yazmamalıydım belki de. Şimdi göreniniz duyanınız hemen ilk fırsatta gidecek, sonra o eski havası kaybolacak. Yaa kaybolmasın ama :/

17 Ekim 2012

İstanbul Oyuncak Müzesi'ne.!


Nedir bu arkadaş diyenler için hemen basın bülteni alıntılamımı göstereyim.


"İstanbul Oyuncak Müzesi tarafından gerçekleşecek toplantıya aralarında
İngiltere, Fransa, İspanya, Almanya, İtalya, Belçika ve Portekiz’in de olduğu 14
ülkenin oyuncak ve çocuk müzelerinin temsilcileri katılıyor. 


Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın himayesinde yürütülecek etkinliklerin ana
konusu, ülkemizin tekstil kültürünün çocuk dünyasına yansıttığı zenginliği
vurgulamak amacıyla “Bezbebek” olarak belirlendi. Türkiye Tekstil Sanayii
İşverenleri Sendikası’nın ana sponsorluğunu üstlendiği TOYCO buluşmasının
simgesi olarak, kültürümüzde doğum yapan kadınları ve çocukları koruyan,
onlara hayat veren Kübey Hatun tanıtılacak. Kübey Hatun’un sanatçı Fatma
Tuncer tarafından bu buluşma için yapılacak bezbebek oyuncakları katılımcı
müzelere armağan edilecek.


TOYCO toplantılarının üçüncü kenti olan İstanbul’da, 19-20 Kasım tarihlerinde
Caddebostan Kültür Merkezi’nde büyük buluşma gerçekleşecek." 

Evet sayın izleyicim. Bu etkinlik dolayısıyla benimle iletişime geçen Sayın Aslı Nuhoğlu'na daveti için tüm kalbimle teşekkür ediyorum. Oyuncakları ve çocukları çok seven bir insan olarak merakım cezboldu. Hem müze, hem de oyuncak ha? 2 yıl önce bir arkadaşımın katılıp, ballandıra ballandıra anlattığı bu etkinliği olabildiğince merak ediyorum. Eğer ilgisi olan varsa gidip görmeli! 

>> www.istanbuloyuncakmuzesi.com


21 Mayıs 2012

Ankara Macerası!

Evet! Macera.. Bizim için macera tadında geçti çünkü. Aniden çıkan, oluşan bir planın içinde bulduk kendimizi. Demiş miydim ? "Nasip" demeye başladığımdan beri hayatım çok daha farklı bir yönde seyredip gidiyor. Her şey çok daha başka. Çok daha güzel. 

Size Ankara'yı kendi gözümden anlatayım şimdi. Hayır! Ankara değildi orası. Başka bir yerdi. Ya da evet! Ankara'ydı orası. Bizimdi. Mükemmeldi..

Ankara'ya 3. gidişim bu. Daha önceki 2 gidişimde edindiğim izlenimler çok kötüydü. Fakat bu gidişimde çok farklı gözüktü bana Ankara. Neden gittik? Gençlerin buluşma günü olan 19 Mayıs'ta yapılan ve 3. düzenlenen Gençlik Şurası'na katılmak için. Hemen Şura'dan bahsedeceğim o halde. Yapılan spor salonu mükemmel ötesiydi. Spor Bakanlığı'na ise teşekkürlerimizi sunmaktan onur duyarız.


Fotoğrafçı olarak bahsetmem gerekirse; Kalenin bulunduğu yerdeki eski evler mükemmeldi. Bir sürü antika eşyanın satıldığı o evlerden bahsediyorum, evet. Ve elbette paylaşmadan edemeyeceğim o Gramofon Cafe. Mükemmel bir ambiansı vardı. Kendimizi 80'lerde bulduk bir an. 

Ankara'lı arkadaşlardan çok özür dileyerek bi Büşra Klasiğini yapmadan gidemem dediğim şeyi yaptım. Ankara Ayaklarımın Altında. ... Ayaklarımın Altında klasiğim benim için vazgeçilmezdir. Böyle mükemmel yerler görünce kıskançlığımdan yapıyorum muhtemelen, özür dilerim :( Ve tabi giydiğim Converse hiç değişmiyor. Bu da konsept gereği. Kırmızı Converse. Yoksa başka ayakkabılarım da var tabi :p


Burası da kalenin aralığından görülen manzara yine. Ah ne manzara idi o öyle.. Aralıklardan sızan bu tip yerler her zaman ilgimi çekmiştir. Fotoğraflamadan duramadım ama fotoğraflarken ne badireler atlattım, gelin bir de bana sorun.


Eskileri görünce duramamazlık yaptım yine. Yapıştım telefona. Sonra durdum, düşündüm.. Ben hiç bi'şeyin ikinci elini sevmem ki. Her şey 0 olmalı. Ellenmiş, eskimiş, dokunulmuş, yıpratılmış hatta ve hatta artık hakkında amortisman ayrılmayan hiç bir varlığı umursamam ki ben. O yüzdendir ki yalnızca fotoğrafladım. Fotoğraflara gömdüm. O kadar.


Ankara'da yaptığımız o mükemmel köy kahvaltısı için tekrar gidebilirim oraya. Bana "Başkanım" dediklerinden olacak ki, bizi olabildiğince mühim insanlar sandılar sanırım. Aşçı abimizden özel tabaklar geldi masamıza. Gruptan ayrı olarak 8 kişi takıldığımız o kahvaltı da müthişti. Ankara'nın esnafı, mekanlarının tertibi, sokakları ve daha bir sürü şeyi gözüme öyle bir girdi ki; eve geldiğimde babamlara "Ankara süpermiş!" dedim. Onlar da bana "Ankara'nın en güzel yeri İstanbul'a dönüş yolu" sözünü anımsattılar.. :/ 


Ve son olarakta ekibimizin fotoğrafını paylaşıyorum sayın izleyicilerim. Çok mükemmel bir ekibiz biz. Herkes birbiri ile mükemmel geçiniyor ve çok da eğlendik. Özellikle yolculuk boyunca hiç sıkılmadık. Değişik bir "kabak oyunu" diye adlandırdıkları oyun belli bir noktadan sonra kabak tadı vermiş olsa da çok güldük. Otobüs şoförlerimiz olan abiler  daha önce bir sürü yolculuk yaptıklarını fakat hiç bizim kadar efendi bir grupla karşılaşmadıklarını söylediler. Bu da bize yetti. 

13 Şubat 2012

Künefe mm.



Künefeyi inanılmaz seviyorum. Aslında tatlıların her birini ayrı ayrı seviyorum. Hayır, yanlış oldu. Kabak tatlısını sevmem aslında. Kabak tadı veriyo. Evet, sevmiyorum. Yemem, ağzıma sürmem. Bir de aşure. Aşure yiyen insanlara hayranlıkla bakıyorum. Hayır, yiyemem.. Ama diğer tatlılar.. 

Bugün künefe yemeye gittik. Hem de burnumuzun dibindeki bir mekan-ı ulviye. Yerin ismini paylaşıcam. Zira süperdi künefesi. Bilmiyorum denk mi geldi, ikinci kez deneyip öyle mi yazsaydım. Ama yok. Fotoğrafını çekip, yazıcam dedim. Yaptım bunu. Murat Muhallebicisinin Mecidiyeköy şubesinden bahsediyorum sayın izleyici.

Künefemizi yedik. Mükemmeldi. Ben kaymaklı yemem. Kaymağın tadını değiştirdiğine inanıyorum. O sıcak sıcak geliyor, hele de o metal tabağıyla ya. Off yani off.. Şimdi olsa, yine yerdim. Hayır, öyle bi yedik, öyle bi geçtik ki kendimizden. Güzeldi,güzel.

Haricinde, ders verdim bugün. Hoca olmak zor iş. Hele de bana ders veren hocalarımın da artık bana "hocam" demesi enteresan bir duyguydu. Aslında heyecan verici. "Hocam fotokopi çekcek misiniz?" dedi bana bir zamanlar dersime giren hocam. Vuhuuu.  Telefon numaramı isteyip, işte konu hakkında danışmak istiyorum muhabbeti. Kendimi çok bilmiş hissettim. Evet, ben de izninizlen malumatfuruş oldum. 

14 Şubat hakkında söyleyecek tek sözüm var. "Konuşursam seni yakar, susarsam kendime katlanamam."

13 Ekim 2011

Mustafa Amca'ya gittik.



Biliyorsunuzdur belki İstanbul dolaylarındaysanız. Taksim'in sağ arka köşelerinde bir mekan. Mekan demeye bin şahit ister aslında. Sokakta oturuyorsunuz. Sokakta ufak tabureler ve masalarla. 

Mekanı kötülemek adına söylemedim. Aslında süper sıcak bir mekan. İnsanları oldukça enteresan mesela. Her tipten insan var. O ufacık masanın etrafına doluşan 7 genç, sıkış tıkış oturarak muhabbet edebiliyorlar. O ufacık masaya koskocaman sohbetlerini sığdırabiliyorlar. Mekanın ufacık tefecikliği oldukça hoşuma gitti ki.. 

Kahvemizi içtik. Mustafa Amca gerçekten yaşlıca bir amca. O da geziniyor arada, servis yapıyor. Mekan oldukça ucuz ve sevimli. Duyduğuma göre domatesli tostu meşhurmuş. Ucuzmuş da. Bir daha ondan yicem. Aç gitmedim, deneyemedim. 

Yan tarafımızdaki masada oturan 5 adamın 4'ü tiyatrocuydu. Hepsini ayrı ayrı dizilerde görmüştüm önceleri. Arkadaşımla elimizdeki telefonlarla twit atmaya uğraşırken, adamlardan bir tanesi en sonunda dayanamayıp "Sohbet etmeye mi geldiniz, yoksa telefondan mı sohbet ediyorsunuz?" dedi. Biz güldük. Fakat yine de telefonları elimizden bırakamadık. Kahvelerimiz gelene kadar internet üzerinden geçti muhabbetimiz.

Güzel bir mekanda, sıcak insanlarla tanışmanın verdiği mutlulukla eve geldim. Fal da baktırdım bu arada. Yanımda bulunan arkadaşım baktı falıma. Aslında fal baktırmaktan nefret ederim. O kadar ısrar etti, o kadar ısrar etti ki... Hani karar verme aşamasındayım falan diyordum ya, onunla hiç konuşmamıştık bu tip konuları. Malumunuz telefon elimizden düşmemişti ki. Neyim varsa bildi diyebilirim. Fazladan "N" ve "L" harfleri geldi. Sanırım bu bir işaret. "Lan!?" diyo birileri. Bir daha da baktırmam fal. Buraya kadarmış.


Not: Fotoğraf internetten alınmış Mustafa Amcanın yerinin fotoğrafıdır. Biz şu kapının önünde oturduk mesela ^^ Komedi :D