günlük sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
günlük sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

31 Ocak 2015

Yengeç Burcu İse, Dikkat!

İnsan okuyunca hayret ediyor yahu. Alıntıdır aşağıda gördükleriniz. Zaten ben beni bu kadar iyi anlatamazdım.

22 Haziran-22Temmuz YENGEÇ Burcu



Bir yengece ne yaptığını sorsan, bin tane şey söyler... Ama aslında en fazla yaptığı şey ''aramak''tır… Neyi mi; HARİKALAR DİYARI'nı … Nerede? TAVANARASInda…

Yengeç burcunun yönetici gezegeni Ay ve doğal mekanı 4. evdir. Bu iki bileşeni anlamadan yengeci anlamak mümkün değildir. Önce 4. evden bahsetmekte fayda var. Denir ki, 4. ev haritanın merkezidir. Başladığın yer çıkış noktan ve bu devranda dönüp geleceğin yer, o yerdir. Kökün, anavatanın, yuvan, beslendiğin rahim, kopmayan göbek bağın, baba ocağın, ana kucağın, göklerden aşağı indiğin merdiven, etrafına ördüğün kale… Öyle tanıdık ve öyle güvenlidir ki, yengecin ”evcil” diye bilinmesine şaşmamak lazım. Aslında fiziksel anlamda ev değildir dertleri. Fakat daima tanıdık ve güvenli bir ortam ararlar kendilerini var edebilmek için. Yengeci yengeç yapan şey ”aidiyet” hissidir.

Aydan da söz etmeliyiz tam bu aşamada…  O ”büyük özne”nin içinde var olmaya alışmıştır. Sağlam bir kökten ve teslimiyetin tek kural olduğu bir yerden gelmektedir. Ve hep ait olduğu yerin, kopup geldiği güneşin ışığını yansıtmak ister. Tıpkı AY gibi…  Kendi başına ”güçlü ve özgür” olmayı, kendine bir hedef saptayıp ona doğru yürümeyi öğrenmesi gerekir. Egosunun üzerini sert birt kabukla kaplamaya, kendini herkesten korumaya çalışması bu ”beceriksizlik” hissi yüzündendir. Hayat içinde, – kumda yan yan yürüyen yengeçler gibi – herkesten biraz daha farklı yöntemlerle ilerlemesi de… Hatta zamanın olmadığı bir yerden geldiği için, her yere geç kalmasını bile, az biraz affedebiliriz!

Yengeç sahip olduğu ”maddi ve manevi” değerlerin kendisini yansıttığını düşünür. Bu yüzden de kendisiyle bütünleştirdiği şeylere sıkı sıkıya sarılır. Malı, parası, ismi, işi, üstü başı ve sevdikleri kıymetlidir. Bunları kamuya açmaktan hazzetmez ama paylaşmayı arzu ettiği kişilere gönlüne göre sunar. Onun birşey paylaşması, karşısındakine kıymet verdiğini gösterme biçimidir. Örneğin birilerini yemeğe davet ettiyse elinden gelenin en güzelini yapar. Hediye vermeyi de bu yüzden önemser ve vereceği herşeyi –bunlar da onun değerini yansıttığı için– özenle seçer. Ama bazen birşeyi birine almaya gidip, çok beğenirse vermeye kıyamadığı için kendine aldığı, sonra da müsriflik ettiği çin kendine kızıp asıl hediye vereceği kişiye biraz ucuzundan bir seçim yaptığı da görülmemiş şey değildir. 

Kardeşlerine ve ahbaplarına düşkündür. Yakınına aldığı insanlardan sadakat ve tutarlılık bekler. İletişimlerinde biraz ketumdur! Geveze bile olsa aslında kendine dair fazla birşey söylememektedir. Çünkü yengeç içinden gelen sesler ile etraftan duydukları arasında daima kararsızdır! Hangi fikrinin vesvese, hangisinin içgörü olduğuna karar veremediği için kendisi de sıkıntı çekmektedir. Kendi içinde netlik sağlamadığı şeylere başkasının dikiz atmasından ve parmak basmasından hiç hazzetmez, hemen kapaklarını indiriverir. İfade yeteneği konusunda kompleks sahibi olmaları mümkündür. Aklına estiği gibi konuştuğunda anlaşılmadığının farkındadır. Zaten genellikle ne kadar zeki oldukları biraz geç anlaşılan insanlardır… Ama sözel yeteneklerini disipline etmeyi başaran yengeçlerin iletişimlerinde güçlü bir espri anlayışı ve derinlik sergiledikleri de bilinir.

En büyük aidiyeti evlerine hissederler, o yüzden de en fazla özendikleri yer evleridir. Ev adeta onların bedenleri gibidir… İçini kendilerini bütünleyen ve yansıtan şeylerle doldurmak ve ”bolluk” duygusunu her anlamda yaşamak isterler. Beslenmek onlar için çok özel bir ritüeldir! Tam istediği gibi yemediğinde ve doymadığında yengeçten bir hayır gelmez. Genellikle iyi yemek de yaparlar… Hatta erkekler içinde yemek yapanların çoğunda bir yengeç damarı olduğu tespit edilebilir! Ama aslında mümkün olsa annelerinin elinden beslenmeyi tercih ederler. Annelerini erken kaybeden ya da bir biçimde onlarla iyi ilişkiler kuramayan yengeçlerin ise mutlaka ”göbek bağı” kurdukları insanlar vardır. Bunun nedeni topraklanma ihtiyacıdır! Kendilerini bu dünyaya sımsıkı bağlayan bir şey olduğunu hissetmek onlara iyi gelir.

Anaç bir burç olarak bilinirler ama çocukları sevmek ve onlarla iyi geçinmek ile çocuk sahibi olmak ve sorumluluk almak apayrı şeylerdir! Aslında kendi ritimlerine ve tercihlerine müdahale edecek ve onlardan hazır olmadıkları zamanlarda birşeyler talep edecek hiçbirşeyle kontrat yapmak istemezler. Hayvan beslemek konusunda bile, sokaktaki kedi-köpeklere mama taşımayı tercih ettikleri ama eve düzenli olarak bakılacak bir hayvan almaktan çekindikleri bilinir. Fakat bir biçimde çocuk sahibi olduklarında, bunu çok ciddiye alır ve çok sahiplenici bir biçimde yerine getirirler. Dişi yengeçler çocuklarını kendi bedenlerinden kopmuş ama hep bir biçimde kendilerine ait bir varlık olarak görür, onlarla aralarındaki göbek bağını kopartmakta da bir hayli güçlük çekerler. Aslında bu bir ”transferans” ilişkisi gibidir! Çocuk yapan Yengeç çocukluğundan vazgeçmeyi kabul etmiş demektir ve bu geri dönüşü olmayan bir yolculuktur. Yengeç bunu önce bir tuzak gibi algılayacak, ardından da kendisi için düşlediği yaşamı çocukları adına oluşturmak üzere kolları sıvayacaktır. Kendi cinsinden olan çocuğunu kendine benzeterek ve kendi rollerini onun sırtına yükleyerek, karşı cinsten olan çocuğunu ise sonsuza dek ona sadık kalacak bir sevgiliye dönüştürerek, onların enerjilerini boğmamaya özen göstermesi gerekir. Erkek Yengeçlerin ise anneden çok anne olmaktan, çocuğu anneden – anneyi çocuktan kıskanmaya kadar ilginç tepkileri olabilir… Ama her halükarda sorumluluk duygusu gelişkin ve çocuğunun mutluluğunu fazlasıyla dert eden babalar oldukları bilinir. Özellikle kız çocuklarına aşırı bir düşkünlükleri vardır.

Yengeç partnerini kendisi seçer! Onun dünyasına siz arzu ettiğiniz için giremezsiniz… Onun bunu şiddetle arzu etmesi ve size sarması gerekir. Yoksa basit bir macera olarak kalır ve bir sonraki emre kadar köşenizde durmak üzere geri gönderilirsiniz. Öte yandan, cinsellik konusunda son derece tutkulu olan yengeçler, ten uyumu yakaladıkları insanlara bağımlı hale gelebilir ve onları da kendilerine bağlamak için masum hallerinden beklenmeyecek şeyler yapabilirler. Size sizi hissettirerek, tam olmak istediğiniz şeyi olmanıza izin vererek, kendilerini hayal edemeyeceğiniz kadar teslim ederek, gökte yanan bir güneş misali parlamanızı sağlarlar.  Elbette kıskançtırlar! Bu tartışılamaz bir gerçektir ve şüpheye düştükleri zaman size dünyayı zindan ederler. Bu durum zamanla çok bunaltıcı bir hal alabilir. Ama, gitseniz de, bir başka insanla öylesi bir bütünlük yakalayamadığınızı görüp geri gelirsiniz.  O zaman yengeç dizginleri eline geçirir ve zayıf zannettiğiniz kişinin sizin üzerinizde kurabildiği bağlayıcı etkiye hayret edersiniz. Yengeçlerin ”ne seninle ne sensiz” formatındaki ilişkileri sonsuza dek sürdürmek konusunda, başka burçlarda görülmeyecek bir yeteneği vardır.

Söz konusu evlilik –yani hayat ortaklığı– olduğunda ise, yengeç sıvı halden çıkıp, katı hale dönüşür! Gönül macerasından bağlayıcı ilişki ve sosyal statü formatına geçildiği anda, daha farklı beklentilerini de gündeme getirecektir. Evlilik veya iş ortaklığı söz konusu olduğunda kuralları koyan ve dizginleri elinde tutan kişi olmak eğilimini güçlü bir biçimde hissederler. Kalıcı ve sosyal ve ekonomik açıdan bağlayıcı bir ilişkiye girdiğinizde, yengecin o kadar da duygusal olmadığını ve her türlü hayat ortaklığını iş adamı soğukkanlılığı ile yürütmeye yatkın olduğunu görüp şaşırabilirsiniz. Kendisine kul köle olan bir yengeç sevgilinin, diktatör bir kocaya dönüştüğünü görmek, bir kadın için sıkı bir şok olabilir!

Son derece duyarlı bir arkadaş olarak tanıdığınız yengeç dostunuzla bir işyeri kurmaya kalktığınızda, pimpirikli, kuralcı, memnun edilmesi zor ve mesafeli bir hal alması da bir o kadar hayrete yol açabilir… Sorumluluklarının sınırlarını belirlemek konusunda biraz kararsız ve işe geliş saatleri açısından biraz rahat görünseler de, iktidarlarına sahip çıkmak konusunda son derece kararlıdırlar. Neye müdahale edip, neyin dışında kalacakları konusu hep biraz belirsiz olacak, bazı şeyleri iyilik olarak yapmayı önerecek ama asla tamamen üstüne almayı istemeyecek, ve mutlaka her konuda bir fikri olacaktır.

Yengeç çaktırmasa da hırslıdır! Sosyal onuruna, prestijine önem verir. Belirli bir pozisyon elde ettiği zaman da, bunu korumak ve geliştirmek için kendine özgü yöntemlerle ama gayet agresif hedeflerin altından kalkacak bir enerjiyle çalışabilir. Yengeç bir çalışanınız varsa, ona ne istediğinizi ve ne ödül vereceğinizi söyleyip, yöntemlerine fazla müdahale etmeyin! Ama sık sık rapor alın ve küçük hedefler koyup kendi sınırlarını aşabildiğini size ve kendisine göstermesi için ona fırsat verin. Övmeyi ve arada bir yemeğe götürmeyi de ihmal etmeyin. Öte yandan, yengeç bir yöneticiniz varsa da, sakın ayağına basmaya kalkmayın ve iktidarına gölge düşürmeyin. Kolayca alıngan ve tedirgin olabilirler. Ve bu durumda kıskaçlarının ne kadar can yakabileceğini hayal dahi edemezsiniz.

Gelelim yeteneklerine ve mesleki eğilimlerine… Yengeç’in en yaratıcı olduğu konulardan biri başkalarının kaynaklarını değerlendirmektir. Çok sağduyulu ve yaratıcı yatırımcılar olabilirler. Mimarlık, bankacılık, sigortacılık gibi sektörlerde kendilerine kariyer yapmaları mümkündür. Emlak spekülasyonu konusunda da çok yeteneklidirler. Tarih, özellikle din ve sanat tarihi, mitoloji, gibi konularda eğitim almayı ya da zevk için ilgilenmeyi isteyebilirler. İçe dönük düşünce yapıları onları her çeşit bilimsel araştırmaya uygun hale getirir. Elbette her zaman bir lokanta açıp işletebilir, ya da bir butik otel çalıştırabilirler. 

Yengeçlerin değişim karşısındaki tepkileri tamamen yok saymaktır! Belirsizliğe bir kararla veya bir tutum değişikliği ile son vermek yerine, arafta kalmayı yeğlerler. Ta ki, hayat onları tamamen havasız bırakana kadar… Ama kendileri bir hayli eserekli olabilirler! Girdikleri duruma bahaneler bulmak konusunda bir dahidirler. Hayat istedikleri gibi gitmediğinde depresyona girip, ilgileri çeken birşey gördükleri anda aynı hızla geri çıkabilirler. Bazen kimsenin onlara dokunmaması için bir ek kabuk haline getirdikleri depresyon eğilimini ”sağlık sorunu” olarak almazsak, en fazla dikkat etmeleri gereken bölgeleri mide ve rahimdir. Kendilerini ifade edemedikleri, kızgınlıklarını bastırdıkları zaman gastrit ve özellikle boğaz bölgesini de etkileyen reflü gibi sorunlar yaşayabilirler. Cinsel enerjilerini olumlu yönde kullanamadıklarında ise en fazla rahim ve yumurtalık bölgesinde rahatsızlıkları olur. Üretken olamamak, bir işe yaramadıklarını düşünmek, kendilerini anlamsız hissetmek, günlük rutinlerinden hoşnutsuz olmak gibi süreçlerde ise, yemek yemeyi abartır, kilo alır ve sağlıksız beslenmeye bağlı olarak kolesterol, damar tıkanıklığı benzeri sorunlara yatkın hale gelebilirler.

Manevi yönleri oldukça gelişkin ve farklı titreşimleri hissetme kapasiteleri oldukça yüksektir. İç dünyaları fırtınalı, bilinçaltları hareketli, rüyaları ikinci bir alem kadar canlı ve karar mekanizmaları daima içgüdüleri ile fazlasıyla bağlantılıdır. Düşünmek ile sezmek arasındaki farkı çoğu kez tanımlayamazlar. Ancak iç disiplin ve özsaygı problemlerini halletmeden önce, etik açıdan fazlasıyla gevşek ve sorumsuz davranma eğilimi gösterebilirler.  Yengeç bu dünyanın ”şakülü bozuk” bir alem olduğunu ilk anladığında önce içine kapanır, sonra tekrar açılırken meleğini susturup, şeytanını fazlasıyla cesaretlendirmeye, bencil, tüketici, prensipsiz ve sorumsuz davranmaya meyledebilir. Bu ”düşmüş melek” sendromunu atlatmak için bir hayli olumsuz deneyim geçirmesi ve kendiyle zorlu yüzleşmeler yaşaması gerekebilir. Kendini yeniden keşfetmeye ve özüne dönmeye karar veren yengeçlerin çok farklı bir bilgelik sergilediklerini ve tatlı bir çocuksulukla, sessiz bir olgunluk karışımı ”çelebi” bir duruş benimsediklerini görebilirsiniz.

Yolun sonunda her yengecin öğrenmesi gereken şey, ev dediği yerin kalbi olduğudur! Kendine dürüst kaldığı ve iç sesine kulak verdiği zaman, hem dünya üzerindeki yolculuğunda yolunu kaybetmemek hem de evin yolunu bulmak için başkaca bir göbek bağına ihtiyacı olmadığını huzur içinde keşfedecektir…

8 Ekim 2014

Akıl Hastanesi Fotoğrafları by Georgeo

Georgeo Georgiou'nun çekmiş olduğu fotoğraflara şahit olacaksınız şimdi. Ben hepsine baktıktan hemen sonra "işte bu!" dedim. Yapmak istediğim işlerden bir tanesi de bu. Daha önce tamirhanede günlük bir çalışma yapmıştım. Onu da ilerleyen postlarda sizlerle paylaşacağım. Şimdiki hedefim hastane, sonrasında ise ruh ve sinir hastalıkları olmalı. Güzel şeylerden çok etkileyici şeyler çekmeyi seven yapınız varsa; ilgilenin derim.































Kaynakça: Georgeo Georgiou

19 Eylül 2014

Günlük-3


Bu gün günlerden sıkıcı bir gün. Dün İstanbul'u sallayan yağmurdan hepimiz nasibimizi almışızdır. Fakat ben hepinizden çok almışımdır. Bugün tüm gün uyumanın başka bir açıklaması olamaz. Şifayı kaptım.

Aptal ıslatan mı ahmak ıslatan mı bilmem ama, herkesler kendisine dikkat etsin. Zira bu hasta olma havası. Resmen, gel seni hasta edeyim diyor.

Blogumun tasarımını değiştirdim. Biri de çıkıp "Şöyle olmuş, böyle olmuş" falan demedi. Olsundu.,,

Ümraniye yakınlarında kaldığımdan, şimdilerde buralarda yeni yerler keşfediyorum. Taksi cafe diye bir yer var, muhteşem ötesi. Gidip menülerine göz gezdirip, fotolarını çekicem, merak etmeyin!

Bir de şu hayatta anladığım iki üç şeyden bir tanesi de, eğer bir işi düzgün yapıyorsanız, onu parasız yapmayacağınız. Zira insanlar sizi kullanmakta hiç gecikmiyor.

Bi de bazen insan çok yalnız hissediyor. Şimdi çok bazen.

14 Eylül 2014

Günlük-2

Günlerim ahlanıp vahlanmalarla geçiyor. Oturup anlatsam, derdimi dağlara anlatsam, dağlar eriyip karışsa denizlere, denizler buharlaşıp kaybolsa keşke. Ya da hiç birisiyle uğraşmadan, beni kaybetse. Zaten olacağı o. Düşünmekten ya kanser olursun, ya kanser. Üçüncü şıkkın imkansızlığını kendime sunuyorum.

Evimde değil de, sağda solda kalıyorum şimdilerde. Eve dönesim de yok işin kötü olan kısmı. Şu an bulunduğum yerlerden memnunum. Ama içim içime sığmıyor. Çoğunlukla derin bir uykuya dalıyorum. Sonra aniden uyanıyorum. Sonra oturup ağlıyorum. Sinirden mi, sinirsizlikten mi bilmiyorum. Ağlayıp içimi döktüğümde sanki herşey sıfırlanıyor.. Sonra ertesi gün yine aynı.

İnsanın derdini paylaşabileceği dostlarının olması çok güzel fakat olmayınca böyle oluyor sanırım. Hiç olmadığım kadar yalnızım bu konuda. Anlatabileceğim, paylaşıp ağlayabileceğim bir dostum yok yanımda. Son günlerde beklemediğim şeylerle imtihan oluyorum.

Neyse efenim. Siz benim dertlerimle dertlenmeyin. İş falan arıyorum part time. Grafiker gibi

26 Temmuz 2014

Aldattın ama?

Aldatma: 
Beklenmedik bir davranışla yanıltmak,
Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak,
Yalan söylemek,
Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek
Oyalamak, avutmak

Tdk'nın kelimeleri açıklaması kadar kolay değildir bu mevzu. Oturup anlatacak kadar bilgili olmadığım bir mevzu aynı zamanda. Sonuçta aldatma eylemini bilinçli ve normal insanlar gerçekleştirmez. Peki kimler aldatır? Buraya çeşitli sıfatlarla cevap verebilirim fakat kısaca özetlemek gerekirse, insanlığını kaybetmiş varlıklar aldatır.

Aldatmanın çizgileri mi vardır, yoksa belirtileri mi bilmem ama; aldatmanın eylemi yoktur. Adı vardır. Aldatan insan, yalan söyleyen insandır. Sizinleyken başkasını düşünen insandır. Başka zaman, başkasıyla olan insandır. Sizi oyalayan, hayatınızdan günlerinizi, dakikalarınızı çalan insandır. Ve Allah o kadar adaletlidir ki, sizin canınızı yakan o insanın canını çıkarır.

Üniversite ikinci sınıftaydık. Üniversite arkadaşlıkları başka oluyor. Lisedeyken sınıfındaki tüm insanları tanımaktan bile çekinir, ufak gruplarla takılırsınız fakat üniversitede işler değişir. Kendi bölümünüzü bırakın, başka bölümlerden de insanlar tanırsınız. Hatta bazen öyle şeyler yaşarsınız ki, başka bir bölümdeki insan, en yakın arkadaşınız oluverir. Benim de başka bir bölümden, çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Kızın 1,5 yıllık bir ilişkisi mevcuttu. Hayatındaki adamı o kadar çok seviyordu ki, kızın ona bakışını görünce bizim de ağzımız açık kalıyor, onlar adına garip bir mutlu oluyorduk.

Genellikle birlikte yer, içerlerdi. Çocukta aynı okulda olduğundan hepimiz aynı ortamdaydık. Kız, adam yokken bile adamı anlatır, her anını onunla yaşardı. Onları tanıyanlar sanki yıllardır birlikteymişler de, evlenip torun torbaya karışmışlar sanırdı. 

Bir Pazartesi kız ağlayarak yanımıza geldi.  Fakat ağlamanın çeşitlerini görmüştükte, bu denli can acıtanını görmemiştik. Arada çığlık atıyor, boğazlarını parçalamak istercesine bağırıyordu. Bana sımsıkı sarıldı. Üniversite hayatımda hatırladığım nadir şeylerdendi o. İçini, içimde hissettim. Sanki öyle bir an yaşadım ki, neye üzüldüğünü bilmeden , o üzüntü her ne ise benim içime işledi. Hani dostu ağlarken ağlayandı ya gerçek dost. İşte onu da taddım o an. Nedenini bilmeden ağladım kızla. Mal gibi ağladıktan sonra, kızı konuşturtmayı başardım.

Ağlarken aklımda, bir ölüm acısı vardı. Bir ölüme ağlamalıydık bu kadar. Bir şerefsizin yaptığı adiliğe ağladığımızı öğrenince, içimde inanılmaz bir nefret oluştu. Yanı sıra asilikte. İnanılmaz bir duyguydu. O çocuk, o an yanımızda olsaydı, cinnet geçirmenin ve 3. sayfa haberlerinde yer almanın nasıl bir duygu olduğunu tadacaktım. Fakat neyse ki oralarda değildi. Kız, erkeği başka bir kızla mesajlaşırken yakalamıştı. Mesajları anlatırken yer yer hıçkırıyor, yer yer ağlıyordu. Kızın ağlaması o kadar can yakıcıydı ki, sarılmanın da verdiği etkiyle olacak biz de ağlıyorduk..

Biz cenaze olmadan cenaze namazını kıldık o an. Ölmüş bir aşkın, fırtınayla yerle bir olmuş köyün, gelecek hayallerinin, geçmişte yaşanan güzel günlerin hepsini örttük. Sanki kızın renkli hayatı tüm renklerini kaybetti. Yüzü sapsarı kesildi. "Ölseydim keşke" dedi. "Ölseydim de yaşamasaydım şunu". Sanki kendisi bir şey yapmış da, ondan pişman olmuş gibiydi. Aldatılmayı kendi suçuymuş gibi büyük bir ağırlığın altında anlatıyordu. Sırtına piramitlerin taşlarından en büyüğünü yüklemişler gibi, kaldıramayacak şekilde eziliyordu.

O gün ağladık, geçti. Bizim için geçti en azından. O kızı sonraları pek görmedik. Okula uğramaz oldu. Telefonları açmaz oldu. Kilo verdi. Fit olan kız, zapzayıf kesildi. "Değmez o şerefsize" dedik, fakat kime dedik? Hepimiz biliyorduk değmeyeceğini, fakat sadece biliyorduk. Yaşayan O'ydu. Aniden elini pazar yerinde bırakmış annesine olan öfke vardı gözlerinde, fakat gördüğü an boynuna sarılacak kadar da çok seviyordu.

Aradan zaman geçti. Erkek tarafıyla konuştuk sonra sonra. Pişmanlığından bahsetti hep. O kızın yeri ayrıydı çünkü. Birbirlerinin gözlerine bakınca güler, telefondaki seslerinden hallerini anlar, zaman geçirdikçe geçiresileri gelirdi. O günden sonra diğer kızla da görüşmüş, fakat kız ona 1 aydan fazla dayanamamıştı. Sanırım o zaman anlamıştı bizim arkadaşın değerini. Arkadaşımız asla onu affetmedi. Affedemezdi de. 

Aradan bunca zaman geçti. Kızın o hali hiç aklımdan çıkmadı. Geçenlerde o kız , bir adamla nişanlandı. Adamla kızı fotoğraflardan gördük. Kızın eski sevgilisine baktığı gibi bakıyordu gözlerinin içine. Fakat kız da ona öyle. Mutluydular. Gülümsemeleri içtendi. Bunu bir fotoğrafçı söylüyor dikkat. Mutluluklarını tebrik ederken, ben de çok mutluydum. O kız, bunu hak ediyordu çünkü. O kızın hak ettiğine hüküm veren yüce Allah'ım erkeğe de hak ettiğini vermişti. Erkek 1 hafta kadar önce yine kendini yollara vurmuş, sağda solda derbeder halde yaşıyordu. Es kaza selam verdi, Allah'ın selamıdır aldık geri. "Ben hala inanılmaz pişmanım. İnsan ömründe bir kez hata yapabiliyormuş, ben de yaptım." dedi. Pişmanlığı tüm cümlelerinden okunurken, kendini vurduğu yollar asla ilacı olmadı. Yurt dışına gitti, yurt içi gitmediği yer, tanışmadığı insan kalmadı. En son nişan haberiyle inanılmaz sarsıldı. İçkiye, sigaraya verdi kendini. Yalnızlıkla haşrolduğu şu günlerde 3 günlük ilişkileriyle hayatını sürdürüp gidiyor. Yalancı, dakikalık mutlulukları paylaşıp duruyor. Fakat hepimiz biliyoruz ki bir insanın hakkı ile asla mutlu olamayacak.

En başta ne demiştik? Allah herkese mutlu , birbirinin değerini bilen, gözüyle seven, içini döken, içini içine bağlamış, ruhunu ruhuyla birleştirmiş eşler nasip etsin. Allah'ın adaleti asla sorgulanmaz. Ben bu olaydan sonra, şükrettim Allah'ıma. Bizi o acıya sürükleyen , o kızın hayatını mahveden insana verdiği ceza ile şükrettim. O kıza verdiği hediye ile de şükrettim aynı zamanda. Allah yar ve yardımcıları olsun. Ve unutmayın; insan bu hayata bir kez gönderilmiştir. Yalnızca bir kez ölür. Güven duygusu da insan ömrü gibidir. Bir kez kaybettiğinizde, bir daha asla geri gelmez.

17 Temmuz 2014

Bu Yazı Tamamıyla Alıntıdır-2

“Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı.

- Üstü kalsın kardeşim” dedim.
Döndü bana doğru:
- Vaktin var mı ağabey ?” dedi.
- Evet” dedim (tek ayağım hala dışarıda)
Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.
- Birader” dedim,”9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?”
- “Ne alacağım ağabey 50 kuruşu!”
- Peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın demiştim.”
Döndü bana, attı kolunu arkaya:
- “Vaktin var mı ağabey?”
- “Var.”
- Çek kapıyı o zaman.”
5 dakika konuştuk. İngiltere’de Profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dakikada öğrettiklerini, İngiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler:
- “Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz. Babam rençberdi, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık.”
“Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize” Durun kalkmayın” derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.”
“Aha” dedim, “Bizim meslekten”, seminerci.
- “Ne anlatırdı baban ?”
- “Hayatta nasıl başarılı olunur ?”
” O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.”
- Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp “Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın” diye anlatırken, biz de gülerdik. Annem kızardı,”Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de çalışkandır” derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?”
- “Ne bıraktı?”
- “Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : “Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın.” Falan filan…
“Ağabey, aradan 15 yıl geçti…”
“Diğer babanın 2 oğlu şu anda cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.”
“Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var. Hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.”
“Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :
- “Asıl mirası bizim baba bırakmış.”
“Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah’a şükür.”
Çok duygulandım, veda ettim. Tam ineceğim:
- “Dur ağabey, asıl bomba şimdi!”
- Nedir bomban ?”
- Nerede oturuyoruz biliyor musun ? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.”
Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.

4 Haziran 2014

Tavsiyem Var: Hürriyet Sosyal

Bir süre önce sosyal medya üzerinden en çok takip ettiğim gazetelerden biri olan Hürriyet gazetesinin bir geri sayım içinde olduğunu gördüm. Neredeyse tüm yazarları belli bir heyecan içindeydi. Açıkçası ben yeni bir sayfa tasarımı ya da yeni bir yan haber sitesi haberi beklerken birdenbire hayatımıza ‘Sosyal Hürriyet’ girdi. Önce insanların beğenilerini hemen sonra ‘çok bilgi istiyor’ eleştirilerini okumam merak  uyandırdı ve hemen giriş yaptım.



Açıkçası sosyal medyada internet gazeteciliğinin en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm Hürriyet gazetesi beni şaşırtmadı. Herkesin kendi gazetesini oluşturabilmesi fikri zaten baştan çok cazip. Biri internet sitesinin yıldırıcı reklamlardan, ilgi alanım olmayan haberlerden ya da hiç okumadığım yazarlardan arınmış sadece benim için yaratılmış bir portal haline gelmesi bence harika bir fikir. Bunun yanında fikirlerinizi kendi sayfanız üzerinden paylaştığınız bir sosyal tabanlı haber sitesi olması çok önemli bir gelişme. Özellikle birdenbire gelen sosyal medya yasakları yaşayan bir ülke olarak fikirlerimize ses veren alternatif bir site olması bence cankurtaran gibi bir şey. Bu noktada bir yanlış anlamayı açıklama ihtiyacı hissediyorum. Twitter üzerinden sanki köşe yazarlarını ya da haberleri okumak için mutlaka bu sosyal hürriyet’e üye olmak gerektiği gibi bilgiler dolaşıyor. Günlük olarak her zaman girdiğimiz hurriyet.com.tr bir yere gitmiş değil. Eskisi gibi istediğiniz haberleri okuyabiliyorsunuz. Mobil uygulamaları hiçbir giriş istemiyor. Buna rağmen bugün bu sitenin istediği bilgileri isteyen onlarca sosyal medya kanalını aktif kullanıyoruz. Bunun bir itici güç olarak görülmesini sadece yeniliklere verilen ilk direnç olarak görüyorum.



Artık  hem Hürriyet yazarları hem de diğer okuyucularla interaktif ilişki kurabileceğimiz,  tartışma yaratabileceğimiz bir platforma sahibiz. Yazarların sadece köşe yazıları değil; kişisel postları da gün içinde paylaşılıyor. Bunun yanında ‘Öne Çıkart’ butonu ile önemli bulduğum ve gündeme getirmek istediğim haberleri Hurriyet.com.tr’nin ana sayfasına taşıyabiliyorum. Sosyal medyadan kullanmaya alıştığımız hashtag (etiket) ile haberler hakkındaki yorum ve paylaşımları kolayca süzüyorum. Yani daha çok insan ile daha çok haber paylaşıyor bunun yanında daha özgür haber alıyorum.

Bundan önce #hurriyetbenim etiketi ve reklamı ile çok ses getiren bu yayın grubu yarattığı portal ile bunu kanıtlamış durumda. Artık gerçekten Hürriyet benim.



İçerik: http://durumbildirimi.com/
Bir boomads advertorial içeriğidir.

14 Mayıs 2014

Yas!

3 günlük yas ilan edildiği şu günlerde, insanların birbirine laf sokmasını öyle acılar içinde izliyorum ki.. Olayları partizanlığa taşıyanlardan tutun da; siyasi düşüncelerini ölü-severliğe kadar getirenlere kadar bi sürü saçma durum söz konusu.

Peki nedir mevzu? Bir sürü insan ölmüş, bir sürü ocağa ateş düşmüş. Bu kadar ölüm deyip ölü sayısının çokluğundan dem vurmayacağım. Orada 1 kişinin ölmesi de oldukça büyük bir acı.Çünkü bir insan dünyaya çok kolay gelmiyor, çok kolay yaşamıyor,e neden bu kadar kolay ölüyor?

Suçluları kimse, cezalandırılsın. Diğer dünyada cezalandırılacağına eminiz de, burada da cezalandırılsın. Ki bundan sonra yaşanmasın böyle büyük bir facia. Ve keşke yaşanmasaydı da. Keşke bunların hepsi olmasaydı. 

Allah ölenlerin ailelerine sabırlar versin. Suçlular cezalarını bulsun. Bulsunlar ama ne kadar büyük ceza olursa olsun, orada acı şekilde can veren o insanların karşılığı olmayacaktır. Zaten hiç biri de geri dönmeyecek. En acısı da bu. 

Babasız kalan çocuklar, eşsiz kalan hamile kadınlar, kardeşler, evlatlarını yitiren anneler. Başınız sağolsun. Allah ölülerinizi şehit makamıyla müjdelesin de; sonsuz hayatlarında hep mutlu yaşasınlar.

19 Ocak 2014

Bu Yazı Siyaset İçerir!

Uzun zamandır gündemden uzak durmaya çalışan bir Büşra'yım. Özellikle son günlerde gündem analizi yapamıyordum, taa ki hocamın "Son bir haftadır yayınlanan x Gazetesi gündemini çözümle bakalım" demesine kadar. 6 aylık bir periyodu araştırmaya başladık arkadaşlarla.

Görünen o ki "Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır!" 

Siyaset denilen şeyin ne kadar kötü bişey olduğunu açıklamak için  Otto Von Bismark demiş ki "İnsanlar politikanın ve sosisin nasıl yapıldığını bilselerdi, geceleri uyuyamazlardı" Sanırım sosis de yiyemezdik heralde. Bunu bildiğimden ve az çok bir zamanlar siyasetin içinde bulunduğumdan olacak ki siyasi hayatta bir çok yanlışı görüp göz yumabildiğinizi biliyorum. İşin içinde bir sürü kriter yer alıyor. Bir sürü şey dönüp duruyor. Bu yüzden olsa ki bazı zamanlarda "mecburen abicim napalım" cümlelerini bile duyabiliyorsunuz. 

Siyasette veya siyasette alışık olduğumuz konulardır bunlar. Tıpkı futbolcu gibi gittiği takımın renklerine bürünebilir bir siyasetçi. Sonra o ne diyorsa ondan olur. Fakat yine de özünden taviz vermemeye çalışır. Zaten konumuz siyasetçi değil, gazeteci!

X gazetesini hiç samimi bulmuyorum! Kesinlikle samimi değiller. Yıllardır bizi ayakta uyutmuşlar çünkü. Ellerinden x'leri alınıpta, X Kişisi'nin beddua dolu sözleri ortalığa düşünce; verip veriştirmeye başladılar 2 hafta önce övdükleri devleti. Söylemleri analiz ettikte, gözlerimize inanamadık. Bu kadar iki yüzlülük, bu kadar çark etme olamaz. Bu yapılan hareket insanların gözünde kendi imajlarının düşmesine sebep oldu. Bunun matematiğini nasıl kuramadılar hayret!

Gazetede övülen devlet, bugün "Avm yapma meraklısı zihniyet" şeklinde yer alıyor. Dün egemen okuma söz konusuyken, bugün tamamen muhalifte yer alıyorlar. İkinci sayfa haberi olan Ali İsmail haberi bugün manşet üstünde "Ali İsmail'in dövülmesi ile ölümü arasında bağlantı var" şeklinde veriliyor. Dün yapılan icraatlerden bahsedilirken bugün "Plansız büyüme İstanbul'u kitledi" manşetinin altında "kamunun imarı değiştirmesi ve kent topraklarının rant amacıyla kullanılması ulaşım sorununu ortaya çıkarıyor" deniyor. Dün internette kısıtlama denirken bugün "İnternete sansür girişimi" yazılıyor.

Hayır abicim, sen madem bu kadar çok şey biliyordun, madem doğru ve güvenilir haber veriyordun da ne değişti? Aynı haberleri neden değiştire değiştire önümüze sunup duruyorsun? Bu sana olan güvenimi zedelemekten başka bi' işe yaramıyor! ki samimi de bulmuyor seni. Şimdi sen devlet hakkında ne kadar atsan da tutsan da, benim bir gözümün ucu bile okumayacak onları! Çünkü sen dün başkaydın, bugün başka. Ve olayının kapanacak olan dershanelerin olduğunu hepimiz biliyoruz.

Benim kızdığım olay dershanelerin kapanmasına verilen tepki değil sayın okuyucu, yanlış anlama. Zira ben de her Türk vatandaşı gibi x'lerin kapanmasına bir anlam veremedim. Fakat bu zamana kadar bu "doğru" olduğuna inandıkları haberin neden bize verilmemesi hatta aksine her şeyin günlük güneşlik önümüze sunmuş olmaları! Hadi diyelim ki devlet yanlısı habercilik yapacaksın, kötülükleri görüyorsun da yazmaya korkuyorsun. Bari süsleyip, püsleyip önümüze serme ki, biz de yalan yanlışların peşinden sürüklenmeyelim. Sen dün o kötü haberleri süsleyip püsledin ya, bugün ne kadar pislersen pisle biz onları takmayacağız.

E gazetenin emir eli olması insana başka şeyler de düşündürüyor hani. "Ben zaten siyasetten anlamam" diyerekten siyasetten anlayan insanlarla konuştuk. Yanlı olmaması adına Galatasaray Üniversitesi'nden siyasal bölümünden bir kaç arkadaştan fikirlerini aldık ki alınan fikirleri burada anlatsam "ohaa" dersiniz. 

Dershanelerin hali, X Bankasının olayları ve diğerleri hakkında ise bi'şey söylememe gerek yok sanırım.X'e giden kardeşim son günlerde derslerinin yoğunluğu dolayısıyla x'e gidemedi. Hocası annemi arayıp "Devlet olayları yüzünden mi çocuğunuz gelmiyor" diye sordu. Ailecek böyle toplara girmeyen insanlarız. Annem bu yanlış anlaşılma düzeltilsin diye bugün zorla kardeşimi dershaneye gönderdi. 30 kişilik sınıfta 4 kişi kalmışlar. Kimse gelmiyormuş artık. 

Geçenlerde dost sohbetlere de eşlerin bayanları göndermediğini içeren bir kaç twit çarptı gözüme. Sonra canlısına da şahit oldum. 

Bedduanın ne kadar kötü bi'şey olduğunun sonucuna vardım es kaza. Zira dönüp dolaşacağı yer yine biziz sonuçta. Bizi bize kırdıran, bizi bize düşman etmeye çalışan herşeyden yine bizi bizden koruyacak olan Allah sakınsın. 

Ben bu iki yüzlülükten hoşlanmadım. Umarım yeni yönlerinde istikrarlı olur bu gazete. Ya da yolsuzlukları, haksızlıkları zamanında bize anlatmadığı için bir özür yazısı falan yayınlar da biz belki o zaman düşünürüz ikinci bir şans verebilmek adına. O da belki.
X Gazetesine Saygılar!

8 Aralık 2013

Yardım Etmek Can Yakmaz, Bir Yere Kadar!

Çok değerli okuyucum. Biliyorsundur belki,ya da bilmiyorsundur. Dur anlatayım. Bazı durumlarda ve bazı yardım organizasyonlarında fotoğrafçı olarak görev alıyorum. Geçen yaz böyle bir görev kapsamında mülteci kampına gittik.

Uçakla Hatay'a geçtik. Öncesinde ekip olarak (yaklaşık 20 kişi) hava durumuna bakıp, havanın günlük güneşlik olduğunu öğrendik. Fakat elbette evdeki hesap çarşıya uymadı. Ben yine kırmızı converse lerimi giydim ve yine lanetim beni buldu. Ne zaman onları giysem yağmur yağar ki nitekim öyle oldu. Günlerdir yağmayan yağmur benim gitmemi fırsat bilip yağdı.

Kampın olduğu yere otobüsle gitmeye başladık. Sarp dağlar, ilginç yollar. Önümüzü kesen asker ve diğerleri. O kadar ayrıntıya girmeyeceğim. Yol üzerinde bir eve de uğramamız gerekiyordu. Suriyeli 3 ailenin kaldığı eve. Otobüsü durdurduk. Fotoğrafçı olarak durumu fotoğraflamam gerektiğinden bir abla "Hadi" dedi bana. Tam ayağımı atacaktım ki otobüsten yerler çamur içinde. "abla ben gelmem, buralar berbat. Nası yürücem" dedim. "İnşallah bu yollardaki çamur seni cennete götürür iki misli" gibi bir laf etti ki o an cümlesi bitmeden atladım araçtan. Çamurlu yolda tek odalı eve ilerledi ekip hemen.

Ben arkalarından koşarken çamurlara bata çıka ilerliyordum. Etrafı da resmetmekten geri kalmadım. Onlar çoktan içeri girmişlerdi. Koşarak atladım içeriye. İşte bu kareyi o an çektim. M modunda çektiğim için görür görmez denklanşöre bastığım bir kare. Elbette pozlama hatası var. Pozlama hatamı şak diye suratıma vuran bir yol göstericim de var. Genelde fotoğraflarıma binbir kulp takar fakat bunu sevmiş. Şaşırttı kendisi beni. Kendisi Ertem. 

Yol gösterici olayına da bir aydınlık getireyim hemen. Adamın teki sabah namazı için camiye doğru yola çıkmış. Derken çat diye yere düşmüş. Üstü kirlendiği için eve dönmüş. Üzerini değiştirip tekrar yola çıkmış. Yolun karanlık olmasından mütevellit tekrar düşmüş. Yine eve dönmüş ve kıyafetlerini değiştirip tekrar camiye gitmek üzere yola koyulmuş. Evden çıkar çıkmaz elinde fenerle bir adam belirmiş. Birlikte camiiye doğru ilerlemişler. Adamın kendisine ışık tutmasından çok memnun olan adam, "Namazı sen kıldır" demiş. Elinde fener tutan adam "Hayır, kılamam. Çünkü ben şeytanım" demiş. Diğeri irkilerek "ama bana ışık tutup, yol gösteriyorsun" demiş. ""Çünkü seni düşüren bendim. İlk düşüp geri döndüğünde Allah tüm günahlarını affetti. İkincisinde ise tüm tanıdıklarının. Üçüncü kez düşersen tüm ülkenin günahlarını affedecek diye korktum.O yüzden sağ salım camiiye gitmeni sağlıyorum" demiş. 

Bunun hemen ardından eklemeliyim. Etrafınızda yardım etmeniz için bekleyen birileri vardır mutlaka. Yapabileceğiniz bir şeyler. Yapmaktan çekinmeyin. Canınız yanar ama bir yere kadar!