31 Aralık 2013

O Öldü.

Geçenlerde bahsettiğim "Ben o tabuta binmem" diye imamla çekişen Büyükbabam dün öldü. İlginçtir ki, Trabzon'da olduğu için ölümü hissedemedim. O kadar ilginç bir duygu ki bu, görmeden inanası gelmiyor insanın. 

Her Cuma büyükbabamı arar konuşurduk. Yine bu Cuma aramadım diye kızacak, terslicek, sonra "hayırlı cumalar kızım" diyecekmiş gibi geliyor bana. Ya da evinde, balkonda oturmuş denizin sesini dinliyormuş gibi her sabah. Kahve içer misin diye sorduğumda sırf kırmamak için evet diyecekmiş gibi. Her ne kadar kahve dokunsa da içecekmiş gibi. Yaptığım çorba da kullandığım baharatlar rahatsız etse de yine eline sağlık diyecekmiş gibi. Yanına gittiğimde çocukmuşum gibi bakacakmış gibi. Gözlerinin rengini asla anlayamadığım ve "torunlarından bir tanesine asla vermedin şu gözleri" diye yine takılacakmışım gibi. Kaç yaşıma geldim, hala havaalanına gitmem için minibüse bindirirken minibüs şoförünü tembihleyecekmiş gibi.

Elimden tutup yolun karşısına geçirdikten sonra , hadi denize koşun dediği günler dün gibi.. Daha ramazan bayramında elini öpüp, sesli sesli konuşmuştuk. Yüzü kıpkırmızıydı. 2 ay içinde tüm vucudu saran kanser illetinden bahsetmeyeceğim elbet. Sülalemin ölüm sebebi o ne de olsa. 

Her neyse. İvan ilyiç'in ölümü hikayesi aklıma geldi. Bir sürü entrikanın sonunda , son sayfa da "İvan ilyiç öldü" yazar. Üzerine söyleyecek pek bişey de kalmamıştır. 

"O Öldü."

29 Aralık 2013

İlkokullu bir gün.

Kendimi bildim bileli okuyorum. Bir sürü okul değiştirdim, bir sürü insanla tanıştım. Sorsanız "okul hayatında en güzel yılların ne zamandı" diye. "lise" derim hiç düşünmeden. Başka eğlenceliydi ve keşke tekrar yaşayabilsem dediğim muhteşem yıllardı. 

İlkokul içinse böyle konuşamazdım. Çünkü çoğunlukla ilkokulu hatırlamazdım. Arkadaşlarımın yüzünü dahi unutmuştum. Taaa ki Facebook asıl amacına hizmet edene kadar.

İlkokul arkadaşlarımı Facebook sayesinde bulmuştum. Geçenlerde bir etkinliğe davet edildim. İlkokul arkadaşlarım toplaşıp hocamızı ziyaret edecekti. Fırsat bu fırsat deyip çıktım yola. Davetlilerden 4 kızdık gideceği kesinleşmiş olan. Yıllardır görmediğim insanlarla ne konuşacağım diye düşünerek geçtim tüm kaldırımlardan.

Hayat o kadar enteresan bir yer ki, yıllar önce de olsa gördüğün insanlarla tekrar aynı ortama girince başka güzel oluyor. Hocanın evine vardığımızda (Başakşehir denen en ucra köşede) yoldan bitap düşmüştük. Fakat bir muhabbete giriştik ki.. Başka bir hava vardı. O çocukluğun vermiş olduğu muhteşem sevgi hissi. O zaman anladım ki, ben ilkokul arkadaşlarımı hala o çocukluk duygularıyla seviyorum. Anneden ayrılıp, dış dünyaya alışmamı sağlayan insanlardı onlar. Ne de çok anımız vardı. Çok da güzeldi. Hocamız da inanılmaz sevindi. "Hocam, hiç aklınıza gelir miydi? Bu çocuklar büyüyecekte yarın öbür gün evime gelip benimle muhabbet edecek?" dedim. Gelmezmiş. Gelmez de zaten. Fakat gerçekleşir.

Eski dostlarınızla beraber olun. İnanın çok iyi geliyor. İlginç duygularla yanına gittiğim insanlardan ayrılırken bir burukluk oluştu yüreğimde. İnanılmaz iyi geldi. İnanılmaz huzurluydu. 

Zaten ne demiştik? Derler ki bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine, çağlar içinde yankı bulan eski bir çağrı ile zincirlidir ötekine

28 Aralık 2013

Bubirayrılıkyazısıdır2 (O yüzden bitişik 2)


Nerede kalmıştık? Kızımız oğlumuzun gözünün içine bakarak "bitti" demişti değil mi? Devam o halde!

Eve geldim. Sanki büyük bir parçamı kaybetmiş gibiydim. Tonlarca ağırlığın içinde çıkmıştım evden ve tonlarca ağırlığın altından sıyrılıp gitmiştim sanki. Üzerimden kaybolup giden o kadar ağırlık, daha bir ezdi beni, daha bir kaybetti.

Açıp telefonu aldatmamın sebeplerini sıralamak istedim. Sebebim de yoktu aslında. Ne söyleyebilirdim ki? "Affetmiştin ama, hani deneyecektik" diyebilirdim belki. Fakat olmazdı. "Denedik olmadı işte" diyecekti zaten. Ben onu çok iyi tanıyordum. Geçen bir yıl içinde öyle bir anlatmıştı ki kendini bana. Her fırsatta dinliyordum onu. Her dakikam onunla geçiyordu. Her saniyem..

Ayrılığın en kötü yanı nedir bilir misiniz? Pazarda elinizi bırakıp gözden kaybolan annenizin ardından sağa sola dolan gözlerle bakmanız. Her zaman o gözlerle puslu izlersiniz etrafı. Her zaman kalabalıklarda O'nu ararsınız. O'nu bir görseniz.. Ah bir görseniz. Kalabalıklar içinde mantosunun bir ucunu, eşarbının aynısını, kokusunun ufak bir bölümünü, ayakkabasının topuğunu.. Görmeseniz de benzetirsiniz. Koskoca pazar yerinde, onun gibi giyinen, onun gibi kokan, onun gibi salınan bir sürü insan vardır. Fakat hiç biri sizin değildir!

Ayrılığın en kötü yanına bir tanesi daha eklenir sonra. Sizin olmayan bi'şeye olan aşırı tutkunuz. Artık dokunamayacağınızı, sesini duyamayacağınızı bildiğiniz insana olan o inanılmaz bağımlılığınız. Zamanında bağlantıyı kuramadığınız ve kaybedince anladığınız o bağ. O uzağa gittikçe, O'nu hissedemedikçe daha bir acıtır canınızı sizde olan tarafı. Daha çok ulaşmak istersiniz, daha çok aramak. Ve sonra..

Ayrılığın en kötü yanına bir başkası daha eklenir, yalnızlık. Sokaklar üzerinize gelir. Eve atarsınız kendinizi o koskoca caddelerden geçerek. Kalabalıkların boğmasına fırsat vermediğiniz evinizde mutlu olduğunuzu sanırsınız ki, anlamazsınız koskoca bir yanılgı içinde olduğunuzu. Çünkü artık duvarlar üzerinize gelmeye başlar. Televizyon midenizi bulandırır.  Saatlerce zaman geçirdiğiniz bilgisayarınızı açmaya korkarsınız. Çünkü sosyal ağlardan silindiniz mi merakı vardır. Bir o kadar da büyük korkusu. 

Ayrılığın en kötü yanlarını birebir yaşadım. Yaşadıkça nefret ettim kendimden. Elime koluma bulaştırdığım en saçma şeylerden bir şeyi yaşamama tek sebep bendim.! Kızacak kimsem yoktu etrafımda. Kendi içimde saçmaladıkça saçmaladım. Ayrılığımızın yedinci günüydü ve kimseyle görüşmemiştim. Arayıp "Ayrıldık biz ya, iyiyim " mi diyecektim. Evet, aldatmıştım fakat yalan söylemicektim. En azından artık söylemicektim. Ve iyi değildim. İyi olana kadar da kimseyi aramayacaktım..

Ayrılığın 28. günündeyiz. Nefes almakta zorlanıyorum fakat nedenini çok da iyi biliyorum. Yemeklerin hepsinden nefret edip, su ile yaşıyorum. Yüzüme aynada bakmaya çalıştım fakat daha çok nefret etmekten korktum kendimden. Sanırım yapamayacağım. Ben O'nsuz nefes alamayacağım. 

Odama geçtim. Cep telefonumu günlerdir şarjda tutuyorum. Belki ararsa kapalı olmasın diye. Gecem gündüzüm yok da, hani ararsa diye her uyuklama sonrası başında bitiyorum telefonun. Annem aramış, babam aramış, kardeşim mesaj atmış, mehmet aramış, osmanın da mesajı var. Atmayın şu lanet olası telefona mesaj. Çünkü her mesaj ikonunda O'dur belki, "Özledim" demiştir diye heyecanla zıplıyorum yataktan.! Bırakın beni yalnız kalayım.

Ayrılığın 67. günündeyiz. Paralel evrende hayatıma devam ediyorum. Sesini duymayalı koskoca 2 ay 8 gün oldu. Kendimi koskoca bir hapishanede gibi hissediyorum. Dünyam parmaklıklarım, ulaşamadığım her dakikam ise gardiyanım olmuş durumda. 

Ayrılığın 83. günündeyiz. Bu sabah neden bilmiyorum ama içimde büyük bir umutla uyandım. Sanırım arayabilecek cesareti sonunda topladım. Cep telefonumu elime aldım. Sanki aradığımda yüzümü de görecekmiş gibi traş oldum, süslendim. Hatta parfüm bile sürdüm. Hala "Aşkım" olarak kayıtlı olan numarayı çevirdim. O telefon çalarken ki zaman, asırlar gibi geçti. Kalbimdeki sıkışma ve heyecan ise, uzaydan paraşütsüz düşen adamınkine eş değerdi. Titrek bir ses "Alo?" dedi. Boğazıma şu herkesin anlattığı ve benim ilk kez hissettiğim yumruk oturdu. Sesim çıkmadı. O ikinci kez yineledi "Alo?"

Yazar yoruldu. Merak ederseniz devam eder ama. Hiç affetmez, bilirsiniz.

26 Aralık 2013

Aslında hikaye yazacaktım!

Ben buraya aslında hikayenin devamını yazacaktım fakat bugün zamanı değil dedim. Belki yarın.

Dünyaya gerçek bir dahi geldiğinde, onu şu işaretten tanıyabiliriz; 'Bütün ahmaklar ona karşı birleşmişlerdir' / Jonathan Swift demiş bunu. Çok da doğru söylemiş. Bir sürü ahmak birleşip, toplaşıp saçmalamaya başlıyor yine. Oyunlardan, yalancı insanlardan, maskelerden ve diğer bir sürü şeyden nefret ediyorum.!

Geçenlerde Haykırış belgeselinin yönetmeni ile röportaj yapmıştım. Önce belgeseli izledik tabi. Bilmeyen için söyleyim: Suriye belgeseli kendisi. Suriye'de zulum gören 10 kadının hikayelerini anlatması üzerine yapılan bir belgesel. Muhteşem bi'şey. Filmi izlerken arkalardan gelen hıçkırıklarla rahatsızlığınıza bir rahatsızlık daha ekleniyor. Çünkü orada kadınlara tecavüz ediliyor. Erkek çocuklara tecavüz ediliyor. Kız çocukları evlerinden zorla çekip alınıp tecavüz ediliyor. Açlıkla terbiye oluyorlar. Soğuktan donup ölüyorlar. Bir çok akrabalarının nerede olduğunu, nerede öldüğünü veya nerede şiddete maruz kaldığını bilmiyorlar. Her an kafalarına nereden mermi gelecek diye merak ediyorlar. Kapıdan birini yollarken, bir daha gelmeyecekmiş gibi yolluyorlar.

Burnumuzun dibinde bunlar oluyor. Ve biz hala nelerle uğraşıyoruz? Yardım edebileceğimiz onlarca şey varken, hiç bir şey yapmayı tercih ediyoruz. Neden mi? Nedeni belli. Aptal kutusundaki dizilerin kölesi olan milyonlarca insan! Oradaki dünyanın köpeği olan, hatta köleliği aşağıladıkça çarkın kölesi olan millet!

Yardım etmek tercih meselesidir fakat yardım edenleri eleştirmek saygısızlıktır. Suriye'deki insanlara yardım ediyorsunuz da bizim orda da bir sürü fakir var demek ise bariz "benim vicdan kapılarım kapandı" demektir. Sizin oradaki fakire neden yardım etmiyorsun o halde diye sormanın yanı sıra ölenler,tecavüze uğrayanlar,başında çatısı olmayanlardan bahsediyoruz aloooo da demek istiyor insan tabi. Ben sana anlatıyorum ama sen anladın mı ki? O halde iqra!

24 Aralık 2013

Bubirayrılıkyazısıdır (o Yüzden bitişik!)

hiç bişey olmamışcasına oturdular karşılıklı. sanki birbirlerini daha önce hiç tanımamışlardı. oturdular. gözlerinin içine baktı. dudaklarından kelimeler dökülür gibi oldu fakat dökülmedi. aslında söyleyecek milyonlarca kelimesi vardı fakat milyonlarca virgülün arkasına saklanmayı tercih etti. hayatına attığı virgüllerden herhangi bir tanesi..

"Artık yapamam" dedi kadın adama. "Artık yapamam" Adamın neyi yapamayacağını düşünmesine fırsat bile vermeden "defolup gidesim var buralardan" ı ekledi hiç affetmeden. "ben yapamıyorum, sana güvenemiyorum" dedi ardından. adamın suratı renkten renge attı. sonra nereden geldiğini anlamadı bu muhabbete. damdan düşen kedi misali dört ayak üstündeydi, ölmemişti fakat olabildiğince canı acıyordu. kadın tüm duygusuzluğuyla ekledikçe ekledi. "bıktım umarsızlığından, ilgisizliğinden. ben sana güvenmiyorum" güvenmiyorum kelimesi ikinci kez döküldü dudaklarından. aman tanrımdı, ne rahatsız ediciydi.

oturdukları mekan üzerine doğru geldikçe geldi. gidecek yeri kalmamış gibiydi. söyleyecek kelimesi de yoktu. ağlayarak "güven bana" demek isterdi. ya da "trust me" derdi, belki daha havalı olurdu. ama hayır! hiç bişey söylemedi. güven kelimesinin anlamını çok iyi biliyordu. bunu yaşatmanın zorluğunu da.

adam istemsizce "seviyorum seni" dedi. kadının gözlerinde sevgiden çok nefreti gördükçe "çok seviyorum hemde" diye ekledi. kadındaki nefretin sebebini çok iyi biliyordu aslında. fakat unutmak istediği o berbat şeydi. affedileceğini sandığı koskoca bir hata. kara bir lekesi vardı alnının ortalık yerinde. kadını aldatmıştı. bu yüzden kadına da kızmıyordu, kızamıyordu. fakat kendisi de ne yapacağını bilemez bir halde yerin dibine girdikçe giriyordu. 

paralel evren denen o yeri o an keşfetti sanırım. renkli gözlerindeki renkler geri çekildi sanki. kadın hala sinirliydi. o'na olan tüm nefretini kaybetmiş olduğu güven duygusuna bağlıyordu. belki bir zamanlar en az adam kadar çok seviyordu karşısındakini. ama hayır! şimdi değil! artık değil!

gözlerinin içindeki derinliklerde kaybolarak "bir daha seni ne duymak, ne görmek istiyorum. bu kararıma saygı duyacağından eminim fakat yine de eklemek isterim; beni sakın arama,sorma"dedi, kadının ağzından bu cümleler dökülürken yılların eskittiği bir evlilik ilişkisinden bahsediyor gibiydi. bir bıkmışlık ve yorgunluk vardı içinde. adamı tehdit edercesine ilginç söylemi de vardı. adam emindi, kadını seviyordu. "asla bırakmam demiştin ama" dedi ağlak ve titrek sesiyle. "buraya kadar mıydı yani, sen bu kadar mısın" cümlesini tamamlarken kendisinden utandı fakat gurur denen o ilginç şey kanının tüm damlalarına bulaşmıştı bir kere. canını yakan kadının canını yakmalıydı.

kadın durdu. ağlar gibi oldu. ağlamadı. yüzüne bir kez daha nefretle baktı. sert bir hareketle ayağa kalktı. üzerinde oturduğu sandalye yerleri tırmalarcasına geriledi. "hakkını helal et!" dedi. adam hala neye uğradığının farkında değildi. "olsun" dedi ama nasıl dedi ve neden dedi kendi de bilmiyordu. "kendine iyi bak" ı eklemeyi unutmadı kadın. arkasına bile bakmadan çekip gitti. 

adamın cehennem kesildi dünya başına. daha önce yaşamadığı tüm duyguları yaşadı sanki. tüm hayalleri bitmişti. yapmış oldukları tüm planlar kaybolup gitmişti gözden kaybolan kadının hızıyla.

masadan kalkmadan kadını özledi. arayıp geri dönmesini söylemek istedi. yapmadı. sanki arayacak yüzü kalmamış gibiydi. "bitti" kelimesini söylemek ne kadar da kolaydı. şimdi soranlara "bitti" mi diyecekti. bu beş harfin birleşimi ne kadar da engebeli, ne kadar da saçmaydı böyle. ayrıca çok da zordu. ölüm gibi boğazına düğümlendi. daha önce ölmemişti fakat en fazla bu kadar olurdu. odada kalan kadının son kokusunu tekrar içine çekti. 65 yaşında bir adam edası ile masadan yavaşça kalktı. nereye gideceğini bilmiyordu fakat bunu yazan kişi hikayenin devamını çok iyi biliyordu. eğer sevdiysenizdi, devam da edecekti. Edeyim mi?

23 Aralık 2013

Ölümden Korkmamak!(Komik olay)

Bilen bilir, bilmeyen için söyleyim: Trabzon'luyum ben. Bunu neden söyledim? Genellikle Trabzon milletinin gözü karalığı ile meşhurdur. Bir de ölüme karşı olan dostluğu. Neyse efenim. Bu anlatacağım mevzu %100 gerçektir ve geçenlerde yaşanmıştır.

Büyükbabam üzerinize afiyet kanser olmuş. Tüm Karadeniz insanının kaderiymiş gibi.. Öldü ölecek diye eve göndermişler. Köyümüzün imamını çağırmışlar bizimkilerde. Başında oturmuş, okumuş da okumuş. Sonra evdekileri toplamış ve artık gözünün ferinin bile kaçtığnı, yola çıktığını söylemiş. Tabi şöyle demiş: "Habu adam öleyi. Yola çiktu sayilur. Çağirun İstanbul'dakileri de gelsunlar, görsünler son kez." Herkes ağlamaya başlamış. Tüm İstanbul eşrafı Trabzon'a göç etti bunun üzerine. Büyükbabamı hastaneye kaldırmışlar tekrar. Doktorlar gerekli müdahaleleri yaptıktan sonra (bir su toplama olayı olduğundan tüm vucudundaki su bitmiş oysa) eve göndermişler. Büyükbabam gayet iyi hissetmiş kendisini. İlk cümlesi "Bana hocayı çağırın!" olmuş.

Hoca gelmiş eve. Konuşma aynen şöyle
Büyükbabam: "Ula sen nicun beni azraile verdin?" 
Hoca: "Azrail kapidaydi de sen geri yolladin oni. Aranizda anlaşma mi yaptiniz?"
B: He anlaşma yaptik da gelecek yine. Bekleyi beni. 
H: Eyi. Hani bir tabut yaptirmuştun ya, oğa koyaruk seni gönderiruk diğer tarafa!
B: Olmaz! Ben o tabuta binmem. Oğa Hasan'ı koymuştunuz. Bağa yeni tabut yapturun!
H: Sen yeter ki öl! Biz sağa tabutta yaptırırız merak etme!

Salonda bulunan herkes kopuyor tabi bu zaman aralığında. Büyükbabam inatla o tabuta binmeyeceğini söylüyor. 0 tabut istiyor bizimki. Doktorlar 10 gün yaşamaz dedi kendisi için. O da kapıdaki azraille muhabbet içinde. Sonra yine bu şekilde konuşup gülüştüler. Allah hayırlı ölümler versin, ne diyelim.

Tüh!

Kasko ve trafik sigortası yaptırırken Sompo Japan Sigorta'dan mutlaka teklif alın, sonra pişman olmayın. Göreceksiniz, her zaman avantajlısınız.

Çünkü Sompo Japan Sigorta, müşterilerinin ihtiyaçlarına uygun ürün ve hizmetleri her zaman en uygun fiyatlandırma ile sunuyor.

Kasko ve Trafik poliçelerinde de kazançlı çıkmak için, acentenizden Sompo Japan Sigorta tekliflerini mutlaka sorun. Kârlı çıkın, yüzünüz gülsün.

Detaylı bilgi için tıklayınız.
Kasko kampanyası
Bir boomads advertorial içeriğidir.

21 Aralık 2013

Kayboldum.

Bu günlerde o kadar kaybolmuş hissediyorum ki kendimi, neredeyim, ne yapıyorum falan hiç bi'şey bilmiyorum. Bilmediğim milyonlarca şey içinde sen de varsın. İşte en çok da bunu bilmiyorum...

20 Aralık 2013

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması, FastPay'i En İyi Anlatacak Yönetmenleri Bekliyor

DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile mobil cüzdan fastPay’i en iyi anlatan viral seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada dereceye girenleri 5.000 ile 15.000 TL arası ödüller bekliyor.

Yenilikçi ürün ve hizmetleriyle farklılaşan DenizBank, sektörde fark yaratan uygulaması fastPay’i en iyi anlatacak yönetmenleri bekliyor. DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile DenizBank’ın mobil cüzdanı fastPay’i en iyi anlatan kısa film seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada filmler maksimum 2 dakika sürecek. Yarışmacılar çektikleri filmlerde isterlerse viral, isterlerse gerçekten hayattan örnekler, isterlerse de sokak röportajları şeklinde bir film yapabilecek ve çekim için her türlü cihazı kullanabilecekler.

Başvuru yöntemi

Katılımcılar çektikleri videoları, video paylaşım sitesi Youtube’a yükleyecek ve linklerini DenizBank Facebook sayfasında bulunan 3. Deniz Film Fest uygulamasına girerek 20 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihleri arasında başvurularını yapabilecekler. İzleyiciler, 1 - 13 Mart 2014 tarihleri arasında, uygulamada bulunan ve beğendikleri filmleri “like” ederek oylayacak. En fazla “like” alan 30 film, 17 – 28 Mart 2014 tarihleri arasında jüri tarafından değerlendirilecek. Jüri Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı ve Belgesel Yönetmeni Hasan Özgen, Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ve Yönetmen Taner Elhan’dan oluşuyor. İlk 3’e girecek filmler için DenizBank tarafından sırasıyla 15.000, 10.000 ve 5.000 TL ödül verilecek. Ödül töreni ise 8 Nisan 2014’te düzenlenecek.

Dijital bankacılıkta ezber bozan uygulama: fastPay

DenizBank’ın fastPay uygulaması özellikle gençlerin birbirlerine hızlı para transfer etmeleri, üye işyerlerinde, ellerini cebine atmadan sadece telefonlarından ödeme yapabildikleri inovatif bir mobil cüzdan uygulaması. Uygulama sayesinde DenizBank müşterisi olsun olmasın herkes cepten cebe 7/24 ücretsiz para gönderebiliyor. Kullanıcılar DenizBank Mevduat Hesabı’nı veya kredi kartını fastPay cüzdanına bağlayabiliyor, fastPay işyerlerinde alışveriş olanağına sahip oluyor. Alışverişlerde ödeme yaparken NFC, QR Kod gibi hiçbir ekstra teknolojiye ihtiyaç duyulmaması ise fastPay’in rakiplerinden ayrıldığı en önemli fark olarak dikkat çekiyor.

Ayrıca fastPay ile istenilen DenizBank ATM’sinden kartsız para çekilebiliyor. Uygulama AppStore, WindowsPhone Store ve Google play’den ücretsiz olarak indirilebiliyor.

Bilgi için:
Bersay İletişim Danışmanlığı / 0212 337 51 00
Rasim Yılmaz  /  Tel: 0212 337 51 49 / GSM: 0554 289 49 01 /  rasim.yilmaz@bersay.com.tr
Gül Mumcu Mutlay  /  Tel: 0212 337 51 79 / GSM: 0532 251 83 30 /  gulm@bersay.com.tr

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması
Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Aralık 2013

ıvır Zıvır Part 2

Elektrik faturası eskiye nazaran yarı yarıya azaldı. Yalnız kalmanın faideleri..

Bugün ilk kez bir röportaj gerçekleştirdim. Bir yönetmenle. Ciddi manada heyecan vericiydi. Çok da güzeldi. Ben bu işi çok sevdim. Ve anladım ki, yapmadığım iş kalmayacak gibi.

Çok ilginç fotoğraflar çektim. Belki paylaşırım bi'hare.

Buralarda bir adsız mı var bir çok adsız mı bilmiyorum ama, merak ediyorum adsızların kim olduğunu. Yar bana bir eğlence.

Yapmam gereken bi sürü proje varken ve kafamı pc'den kaldıramıyorken nasıl mutlu olabilirim ki? Resmen tüketim toplumunun tüketilen kısmında yer alıyor gibiyim. Evet! Şu an Nevrotik kültür, tüketim toplumu ve Dövüş Kulübü'nü okuyorum. Okuduğum kitaplar da benim gibi anormal.

Annemle geçen gün telefon konuşması yaptık uzunca. Ne zamandır konuşamamıştık. Kullandığım ilacın yan etkisinden bahsederken doktorun daha önce böyle bişeyle karşılaşmadığını da ekledim. Annem durdu, durdu ve "Sen zaten asla normal bir çocuk olmadın" dedi. Birden yıllardır duymadığım bir anımdan bahsetti. Anı benim ama bilmiyorum bu arada. Çünkü bebeğim. "Hatırlar mısın hep söyleriz. Sen 3 yaşına kadar hiç uyumadın. Uyumamanın yanı sıra hep ağlardın. Bu yüzden doktora gittik ve doktor bir sakinleştirici şurup verdi. Bunu verirseniz sabaha kadar mışıl mışıl uyur dedi. Normalde bazen uyuklardın geceleri. Şurubu verdik,sabahı sabah ettik. Hiç ağlamadığın kadar ağladın ve asla uyumadın" dedi. "Bir kez de normal tepki ver be kızım" diye ekledi.

Asla normal olmamanın cezasını çekiyorum elbet. Kimseyle anlaşamıyor, kimseyle geçinemiyorum. Hep bi'şeyler anlatmak zorunda hissediyorum. Sonra yoruluyorum, sıkılıyorum. Def'olup gidesim, yer yarılıpta içine giresim geliyor. Bir yerlere sığamıyor, her yerden geçip gidesim geliyor. Nereye gideceğimi bilmeden kaybolasım var. Belki bir gün mutlu olabilirim ha? 

18 Aralık 2013

Nerdesin?

bazen insan yalnızca sormak ister.

nerdesin
nerdesin sen
nerdesin ha
nerdesin dostum
nerdesin sırdaşım
nerdesin kanka
nerdesin arkadaş
nerdesin düşman
nerdesin hayal
nerdesin hayat
nerdesin gelecek
nerdesin geçmiş
nerdesin ?

Her nerdeysen ve okumuşsan bunu; gülümse. Ben asla unutmam, unutmuş gibi yaparım yalnızca!

17 Aralık 2013

Bıktık Artık Türk-Yunan Aşklarından!

Türk-Yunan ilişkilerinin bir iyileşip, bir kötüleşmesini fırsat bilen yapımcıların ele aldığı konudur bu aşk mevzusu. Konu eğer aşk ise, mutlaka bir gideri vardır diye düşünüyor olacaklar ki; aynı konuları tekrar tekrar izletmekten bıkmıyorlar.

Sürgün filmine gitmeden önce sağlam bir aşk hikayesi izleyeceğim diye düşünüyorsanız eğer üst paragraftaki yazımı okuyup, buna göre değerlendirin filmi. Zira sağlam bir hikaye söz konusu değil maalesef. Türk olması yetmezmiş gibi bir de üzerine fakir olan oğlumuzun, Rum asıllı Yunan uyruklu zengin babanın kızına aşık olması üzerine süregelen bir hikaye ile karşılaşacaksınız.
surgun-film-afisi-2013Sürgün filmi, Kıbrıs harekatı zamanlarını ve Yunan asıllı insanların sınır dışı edilmesini konu alan, olaylara tek bir pencereden bakan sığ bir film olmuş. Filmin başında hangi tarihte geçtiğini not düşmek kimsenin aklına gelmemiş sanırım. Ya da “Hadi bakalım siz bulun!” şeklinde dalga da geçilmiş olabilir. Tıpkı bir çok Rumca olduğunu sandığım konuşmanın alt yazısının yazılmaması gibi… Filmin ikinci yarısından sonra tenezül edipte bir kaç cümleyi Türkçe altyazı olarak geçmişler. İlk yarıdaki muhabbetlerin ise bir çoğu havada asılı kalmış durumda bende şu an. Çünkü Rumca bilmiyorum.
Filmin yapımcılığını Türker İnanoğlu üstlenirken, Tolgahan Sayışman, Saadet Aksoy, Mahir Günşıray ve Ruhsar Öcal’ı başrollerde görüyoruz. Filmde göze çarpan ve iyi ki var dediğimiz insan Mahir Günşıray. Muhteşem bir oyunculuk sergilemiş. Diğer oyuncularda ise dizi oyunculuğunun kokusu o kadar keskin ki, dizi mi izliyorsunuz film mi anlayamıyorsunuz. Zaten senaryo o kadar uzun tutulmuş ki, bu filmin dizisi olur diye beklentiye de girebilirsiniz. Gereksiz uzatmalar ve gereksiz ayrıntılara maruz kalabiliyorsunuz.
Filmin tek yönlü bakış açısına dönecek olursak, dini açıdan yalnızca Hristyanlığın gösterildiği, imamın oğlunun bile içki masasına oturduğu yetmezmiş gibi “şerefe” diye kadeh kaldırması göze sokulmuş. Bu olay örgüsü içinde yalnızca eğlenerek izlenen tek sahne müslüman gençlerin kliseye girme konusundaki sıkıntısı. O da gayet iyi asimile edilmiş, korkmayın.
Ayrıca Sürgün filminin çoğu sahnesi bizi başka filmlere bağladı. Özellikle fabrikasını devretmek zorunda kalan Mahir Günşıray’ın fabrikada işçileri ile helalleşip vedalaşma sahnesi tıpkı Schneider’in Listesi gibi. Siyah beyaz yapsalarmış o sahneleri bir an Shneider’ı izliyoruz diyebilirdik. Zaten Türk-Yunan aşkı, diziler gibi kokuyorken gencin nehri geçip dönerken yakalanması da hiç şaşırtmayan bir durum. Filmin bir yerlerde şaşırırım belki diye beklerken aniden biten ilginç ve bir o kadar da bana göre anlamsız sonu ile şaşırabilirsiniz elbet.
Basın gösteriminde izlediğim filmin vizyon tarihi ise 20 Aralık Cuma.

15 Aralık 2013

Yalnızlığı Göstermek.

Backstreetboys demişti ya hani "Show me the meaning of being lonely" Heh işte birisi de bana göstersin lütfen.

Çünkü;

"Yalnızın gelmesi de yoktur, gitmesi de.. Onun kalması vardır hep" der Özdemir Asaf.

Yalnızlık gösterilebilecek bi'şey değil neyse ki. Gösterecek olsaydık, bakamayacağımız kadar çirkin olurdu. Ya da bakılamayacak kadar özel. Özlemekten gebersen bile, yalnız kalmayı tercih etmenin sebebi de budur belki. 

Yengeç burcuna mı özeldir, başkasına mı bilmem. "Gurur" denen duygu asla izin vermez adım atmanıza. Adım atacağına, gösteremeyeceğin yalnızlığı seçersin. Seçip seçip durursun. Durdum o zaman.

14 Aralık 2013

Kızlar Bunları Yapmasın!

Geçenlerde erkekler hakkında yazdığım yazıdan aldığım tepkilere istinaden kızlarla alakalı gözlemlerimi de anlatacağım. Kızlar hakkında yazmak o kadar da zor değil aslında. Çünkü aşağıda yazdığım şeylerin bir çoğunu ben de yapıyorum.



Giyiminize dikkat edin!
Erkeklerin kıskanç varlıklar olduğunu unutmayın. Bu konuda muhafazakar olup olmamanız önemli değildir. Erkekler mutlaka bir şekilde giyiminize karışacaktır. Nedendir bilinmez fakat bunu çok severler. Bu yüzdendir ki, ters düşecek şekilde giyinip saçma kıyafet konuları yüzünden kavga konusu türetmeyin. Adam ne diyorsa buna inanın. Çünkü dışarı çıktığınızda erkeklerin ilgi alanına gireceğiniz için, bir adamın tavsiyesinden daha iyisini bulamazsınız. Uyum veya uyumsuzluktan kaçının. Düğüne gider gibi süslenmeyin bir de.

Anlayışlı olun!
Erkeklerden hep anlayışı beklemeyin. Karşınızdaki insanın da bir hayatı olduğunu bir anlayın önce. Siz odak noktası olamazsınız her zaman. Başka işleri ve meşguliyetleri de vardır. Bırakın, onlarla da ilgilensin. Özleyin birbirinizi biraz.

Bunaltmayın!
İlgi sever olan kadınlar, bekledikleri ilginin iki katını karşı tarafa gösterip fazlaca ilgiden bunaltabilirler. Hatta öyle bir zamana gelir ki, artık nefret bile ettirebilirsiniz. Bu yüzden fazla ilgi göstermeyin, karşınızdakini bunaltmayın.!

Kıskançlık krizlerini bir kenara bırakın!
İş arkadaşlarından tutun da, ev arkadaşlarına kadar herkesten kıskanıyorsunuz. Bunu abartmayın lütfen. Kıskandıktan sonra açıp telefonda carcar bağrınıp da durmayın. O incecik sesiniz çok itici oluyor. Aslında mümkünse sesinizi hiç yükseltmeyin. Düzgünce maruzatınızı anlatın fakat fazlaca kıskançlık krizleri de insanı katil edebilecek kapasiteye getirebilir. Aman dikkat.

Fazla Konuşmayın!
Bu kız milleti neden böyle bilmiyorum fakat çok konuşuyorlar. Konuşacak o kadar konuyu nerden buluyorlar, nasıl yapıyorlar falan hiç belli değil. Fakat koskocaman bir gerçek ki çok konuşuyorlar. Bu da belli bir noktadan sonra dinlenmemenize yol açıyor. Aman dikkat.

Trip Atmayın!
Her lafın altında bir anlam arayıp sonra bundan alınganlık yapmayın. Üstüne tüm kapıları kapattığınız triplere de girmeyin. İşte bu zamanlarda da çok çekilmez insanlar oluyorsunuz. Bir-iki kez neyse de, sonrasında umursamazlıkla karşılaşabiliyorsunuz. Sonra da bundan da alınıyorsunuz falan. Hep bir paradigma.

Kıskandırmayın!
Bu hatun kısmısında çözülemeyen bir "kıskandırma" dürtüsü vardır ki nedendir bilinmez. İlgi eksikliğinden kaynaklandığına inandığım bu kıskandırma olayı erkeklerde ters etki yapar. Bu yüzden öyle saçma-salak oyunlara girişmeyin. Başkalarına yakın davranıp, kendinizden soğutturmayın!

Sallanarak Yürümeyin!
Açıklamasını yapmıcam. Hoş durmuyorsunuz.

Sigara içmeyin!
Erkeklere de kadınlara da hiç yakışmayan sigara, kadınlarda ayrı bir itici duruyor. Özellikle yolda yürürken içilen sigaralar, üflenen dumanlar. Bunlar hiç hoş şeyler değil. Aman diyim.

Cak cak sakız çiğneyip, yayvan yayvan konuşmayın!
Sakız çiğnemenin bir adabı olduğuna inanmıyorum. Sokaktaysanız özellikle, çiğnemeyin ! Ağzınızı da yayarak konuşmayın. Siz ona Taksim ağzı diyorsunuz ama başkaları başka şeyler söylüyo, bilginize.

Ve bir çoğu benim kulağıma da küpe olsun lütfen. Amin.

13 Aralık 2013

His.

"-Bir dilek hakkın olsa ne dilerdin? 
-Hiçbir şey hissetmemeyi dilerdim." 
(Supernatural)


Dilemediğim halde bu durumdayım. Hiç bi'şey hissedemiyorum. Şu "içimden bir ses şöyle yapsak daha uygundur" diyen insanlara oldum olası hayranımdır. Çünkü bendeki en büyük eksiklik, bu his olayı. Çoğunlukla duygusuz kütük diye sıfatlandırılsam da, aslında özümde çok duygusalım. 

Bunu da neden yazdım bilmiyorum. Son olarak:

+Sence bu şehir bir hapishane mi? 

-Ayrılamadığın her yer hapishanedir. (Liberal Atrs)

12 Aralık 2013

Erkekler Bunları Yapmasın!


Kız Sizi Aradığında Yada Mesaj Attığında Geç Cevap Vermeyin!
Bu çoğunlukla kavga meselesi olur. Geç cevap verme olayı. Hele de günümüzde Whatsapp gibi bir oluşum varken. Online olupta cevap vermeme, ya da işte Facebook'ta görüldü olupta tınlamama gibi durumlar çok sinir bozucudur. Erkeklerin bu konuya özen göstermesi gerekir. Evet, biliyoruz! Sizin işiniz gücünüz başınızı aşıyor ve bakıyorsunuz, dönmek için uygun zamanı bekliyorsunuz. Fakat biz bekleyemiyoruz. Huzursuz insanlarız biz!

Buluşacağınız Zaman Bekletmeyin!
Kız kısmısı genelde geç hazırlanan tipler olarak betimlenir fakat aslında durum öyle değildir. Geç hazırlandıklarını bildikleri için hazırlanmaya en az 1 saat önceden başlarlar ve buluşacağınız yere 15-20 dakika önceden varırlar. Erkek kısmı ise nasıl olsa 10 dakikada hazır olacağını düşündüğü için hazırlanma işini savsaklar da savsaklar. En sonunda trafik çilesine de kapılınca, 15 dakika kadar geç kalır. Normalde 15 dakika mazur görülebilecek bir durumdur fakat kız kısmısı zaten orada 20 dakikadır beklediğinde ufak bir matematik hesabı ile 35 dakika beklemiş olur. Agresif ve sinirli olmaları muhtemeldir. Erken gidip, bekleyen olun! Sinirlendirtmeyin kız kısmını.

Yanınızdayken Telefonunuzla Uğraşmayın!
En ama en sinir bozucu durum da budur. Lütfen sosyal medya etkileşimlerinizi veya diğer her türlü iletişim problemlerinizi uzak tutun. Doktor olabilirsiniz ve o sırada hastanız çok kötü durumda olabilir. Ama inanın yanınızdaki kız için bu hiç önemli değildir. Asla telefon görüşmelerinize veya ekranına bakmanıza bile dayanamaz! Saate bile bakmayın. O bile olmasın.

Fazla Gülmeyin!
Erkeklere fazla gülmek yakışmıyor. Az ve öz gülün. Eğer kız bir espri yaptıysa kahkaha bile atmanızda bir sıkıntı yoktur fakat her şeye de gülerseniz sinir bozucu olursunuz. Özellikle de dışardaysanız, dışardaki insanlarla etkileşimlere dikkat!

El Şakası Yapmayın!
Kızlar el şakasından hoşlanmaz. Film izliyorken özellikle dürtmeyiniz. Gülünecek bir şey varsa kız zaten gülüyordur. İnatla kolunu dürtüp gülmesine değil, sinirlenmesine sebep olursunuz.

Hata Yapınca Elinizde Çiçekle Gelmeyin!
Artık bu durum çok klişe oldu. Gelin dizlerine kapanıp ağlayın, daha güzel. Sümüklerinize dikkat edin ama. Sümük önemli.

Anlayışsızlıktan ve Aşırı Kıskançlıktan Vazgeçin!
Erkek kısmının en güzeli anlayışlı olanıdır. Saçma sapan kıskançlıklar yapıp karşınızdakini bunaltmayın. Sizin yanınızdaysa, sizindir zaten. Sonuçta kiminle gülüyorsan, onunsundur. Kuzen muzen anlamam laflarından vazgeçin. Fakat ipleri çok da boş bırakmayın. Her konuda anlayışlı davranın.

Alıngan Olmayın!
Erkeğin alınganı kadar çekilmezi yoktur. Her söylenene alınmayın. Aksine yüzsüz olun. Yok, o kadar da yüzsüz olmayın fakat alınganlık gibi bir özelliğiniz varsa karşınızdaki insana bunu fazlaca belli etmeyin. Alınganlığın fazlası usandırır. Nefret bile ettirtebilir. Hatta söylenenleri süzgeçten geçirme gibi bir sıkıntıya sahip olma durumuna sürükler ki insanı, bu çok sıkıcıdır.

İlgisiz Asla ve Kat'a Olmayın!
İlgisizlik kesin bir sonuçla ayrılık sebebidir. İlgisiz bir erkeği hiç bir kadın etrafında istemez. Her konusuyla ilgilenen birisi olun. Her şeyi sorun. Her şeyini merak edin. En önemli temanız "merak" olsun. "Gittin mi?" "Geldin mi?" "Ne yaptın?" "Ne yapacaksın?" "Nasılsın" gibi sorular sizin için önemli olmayabilir fakat kız milleti için can damarlarından bir tanesidir. Her sabah,her akşam sorulan hal-hatır onlar için uzaya mekik göndermeye eş değerdir. İlginizi biraz azaltırsanız, ilgisi fazla olan insana kayma durumları çokça görülmektedir. O yüzden fazla ilgiden zarar gelmez. Elinizi , dilinizi, mesajınızı ve diğer her türlü şeyi lütfen korkak alıştırmayın.

Son 2 aydır ayrılıklardan gözlemlediklerimden bir derleme okudunuz. Gözlemlediklerim kadarıyla aklıma gelenler bu kadar. Bu aylar ayrılık ayları dostlar. Lütfen dikkat ediniz.

10 Aralık 2013

Ivır Zıvır Part 1

Babamla yan yanayken anlaşamazdık. Uzaktayken hiç anlaşamıyoruz. Annem ise başka bir alem. Sıkı giyin muhabbetini telefondan bile yapıp, giyindiğim her şeyi tek tek sorabilme olayına sahip. Başka uzaklarda olan abim ise çok normal. Bunu da neden söyledim bilmiyorum. Ben çok yalnızım, ondandır.

Yalnız yaşama olayı olabildiğince saçmaymış. Bunu yalnızlığa alışmaya başlayınca anlıyorsunuz. İlk zamanlar harbiden de partiler yapıyorsunuz. Eve girenin ve çıkanın haddi hesabı olmazken, sonraları bir durulma evresi yaşıyorsunuz. Daha az arkadaş davet ediyorsunuz. Derken artık yalnız yemek ve gezmek o kadar kanınıza işliyor ki; artık evde atılan adımlardan bile rahatsız olmaya başlıyorsunuz. Kimseyi davet etmiyor, hiç bir davete katılmıyorsunuz.

Tüm asosyalliğimi buna bağlamak isterdim fakat hayır sayın izleyici. Öyle de olmuyor hani. Asosyal değil, aksine bir sürü olayın içinde sosyalliğin dibine vurduğum oluyor. Ve ben çok yorgunum.!

Selam korku filmi sevmeyen dostlarım. Tam sizlere layık ve sırf Tim Burton'un diye çok sevdiğim Dark Shadows filmini öneriyorum. Korkarken, eğleneceksiniz. Aslında korkmayacaksınız. Eğlenmeyeceksiniz de zaten.

Soğuk havadan da nefret ediyorum. Ben yaz çocuğuyum. Bu soğuklar o tüm sıcaksevmezlere gitsin. Ya da beni Avustralya'ya atın! Gidersem de gelmem zaten.

İstanbul'dan o kadar sıkıldım, o kadar sıkıldım ki; kalk uzayda yaşayacağız deseler oraya gidebilecek kapasitedeyim. Nefret ettim bu şehirden, kalabalığından, sesinden, gürültüsünden, pisliğinden ve diğer kalan her şeyinden. Eminim sen de öylesindir. Kalk gidelim!

8 Aralık 2013

Yardım Etmek Can Yakmaz, Bir Yere Kadar!

Çok değerli okuyucum. Biliyorsundur belki,ya da bilmiyorsundur. Dur anlatayım. Bazı durumlarda ve bazı yardım organizasyonlarında fotoğrafçı olarak görev alıyorum. Geçen yaz böyle bir görev kapsamında mülteci kampına gittik.

Uçakla Hatay'a geçtik. Öncesinde ekip olarak (yaklaşık 20 kişi) hava durumuna bakıp, havanın günlük güneşlik olduğunu öğrendik. Fakat elbette evdeki hesap çarşıya uymadı. Ben yine kırmızı converse lerimi giydim ve yine lanetim beni buldu. Ne zaman onları giysem yağmur yağar ki nitekim öyle oldu. Günlerdir yağmayan yağmur benim gitmemi fırsat bilip yağdı.

Kampın olduğu yere otobüsle gitmeye başladık. Sarp dağlar, ilginç yollar. Önümüzü kesen asker ve diğerleri. O kadar ayrıntıya girmeyeceğim. Yol üzerinde bir eve de uğramamız gerekiyordu. Suriyeli 3 ailenin kaldığı eve. Otobüsü durdurduk. Fotoğrafçı olarak durumu fotoğraflamam gerektiğinden bir abla "Hadi" dedi bana. Tam ayağımı atacaktım ki otobüsten yerler çamur içinde. "abla ben gelmem, buralar berbat. Nası yürücem" dedim. "İnşallah bu yollardaki çamur seni cennete götürür iki misli" gibi bir laf etti ki o an cümlesi bitmeden atladım araçtan. Çamurlu yolda tek odalı eve ilerledi ekip hemen.

Ben arkalarından koşarken çamurlara bata çıka ilerliyordum. Etrafı da resmetmekten geri kalmadım. Onlar çoktan içeri girmişlerdi. Koşarak atladım içeriye. İşte bu kareyi o an çektim. M modunda çektiğim için görür görmez denklanşöre bastığım bir kare. Elbette pozlama hatası var. Pozlama hatamı şak diye suratıma vuran bir yol göstericim de var. Genelde fotoğraflarıma binbir kulp takar fakat bunu sevmiş. Şaşırttı kendisi beni. Kendisi Ertem. 

Yol gösterici olayına da bir aydınlık getireyim hemen. Adamın teki sabah namazı için camiye doğru yola çıkmış. Derken çat diye yere düşmüş. Üstü kirlendiği için eve dönmüş. Üzerini değiştirip tekrar yola çıkmış. Yolun karanlık olmasından mütevellit tekrar düşmüş. Yine eve dönmüş ve kıyafetlerini değiştirip tekrar camiye gitmek üzere yola koyulmuş. Evden çıkar çıkmaz elinde fenerle bir adam belirmiş. Birlikte camiiye doğru ilerlemişler. Adamın kendisine ışık tutmasından çok memnun olan adam, "Namazı sen kıldır" demiş. Elinde fener tutan adam "Hayır, kılamam. Çünkü ben şeytanım" demiş. Diğeri irkilerek "ama bana ışık tutup, yol gösteriyorsun" demiş. ""Çünkü seni düşüren bendim. İlk düşüp geri döndüğünde Allah tüm günahlarını affetti. İkincisinde ise tüm tanıdıklarının. Üçüncü kez düşersen tüm ülkenin günahlarını affedecek diye korktum.O yüzden sağ salım camiiye gitmeni sağlıyorum" demiş. 

Bunun hemen ardından eklemeliyim. Etrafınızda yardım etmeniz için bekleyen birileri vardır mutlaka. Yapabileceğiniz bir şeyler. Yapmaktan çekinmeyin. Canınız yanar ama bir yere kadar!

6 Aralık 2013

Başlarım Tek Taşınıza!

Şimdi başlığı okuyan "Ayy bu kızın da ne derdi var şimdi?" diyecektir. Buna eminim. Evet, bu büyük bir dert. Tek Taş Sorunsalı.

Düşünsene bi. Evlenmeye karar vermişsin, evlilik gibi yüce bir olay için ilginç teklif yolları arıyorsun. Fakat o kadar ilginçliğin arasına koskoca bir tek taş monotonluğunu da oturtuyorsun. Neymiş efendim? Tek taş olmadan evlilik olmazmış?!

Sayın okuyucu ciddi ciddi duydum bunu ben. Tek taş takmadan, evlendiğiniz veya nişanlandığınız anlaşılmıyormuş. Tek taş isteyecekmişiz biz kızlar erkekten. Ne kadar büyük olursa Facebook'ta ellerimizi paylaştığımızda o kadar insan "Ooo süper" dermiş ki bizim egomuz tatmin olsun! Sonuçta hepimizin arkadaş listesinde %92lik bir kısım ellerini ve tek taşını göze sokar şekilde çekmiş oldukları fotoğrafı paylaştı! Diğerleri de zaten yeni evli değil, yılların verdiği eskime duygusu ile öyle bir tatmin araçları yok. Aslına bakarsan eskiden tek taş muhabbeti de yok. Kapitalist sistemine aykırı olduğunu söyleyen her gerizekalının elinde bulunan tek taş. Gerizekalı sıfatım tek taş takanlara değil, "ben kapitalist sisteme karşıyım, hayvan hakları öyle, çocuk hakları böyle, kadın hakları şöyle, işçi hakları şöyle" diye haktan hukuktan bahseden insanlara!

Tek taş zevk meselesi olmalı. Her evlenen insanın takmak zorunda olduğu alyansın yerini almamalı.  heh işte sorun bu aslında. Mesela ben gümüş sever bir insan olarak neden işçilerin ölmek zorunda olduğu, kötü şartlar altında çalışıp çıkardıkları bir madeni parmağıma takayım ki? Ben kanların üzerinde dans ettiği taşı (ki benim için sokakta gördüğünüz taştan bir farkı yok. sonuçta satsan satılmıyor, atsan atılmıyo) neden nişanlanınca takmak zorunda olayım ki? Neden ellerimizin fotoğrafını çekip paylaşayım? Neden tek taş denilen o gereksiz varlığı insanların gözüne sokayım? Ve neden kapitalist sistem sonucu insanların ölümüne neden olayım?

Ohhooo Büşra oraya gelene kadar daha neler var hayatımızda neler diyeceksin fakat yiyoruz, içiyoruz. Yani bazı şeylere göz yummak zorunda kalıyoruz fakat buna baş kaldırış yaşayalım artık! Ellerinizi paylaştığınız gereksiz fotoğrafları şimdi kaldırın. Tek taş almadığı için hayatanızda bulunan insanın kafasının etini yemekten vazgeçin ki belki de bazı insanların hayatını kurtarmışınızdır bu şekilde. Yahu ne diyorsun sen diyorsanız; ayrıntılı bilgi için ziyaret edin: Bunu da OKUYUN!

5 Aralık 2013

Duyuru!

Şimdilerde kitap yazıyorum sayın izleyici. İsteyen okuyucuma kitabın ilk 4 sayfasını göndereceğim. Bu konuda her türlü eleştiriye açık olup, yorumlarla devam etmek adına böyle bir duruma ihtiyacım var sanırım. 

Eleştirmek isteyen lütfen mail adresini yazsın, şimdiden teşekkürler!

3 Aralık 2013

Yılın 10 Fotoğrafı!

LightBoxTIME  sitesi tarafından seçilen yılın fotoğrafları ! 

John Tlumacki. Boston, Mass., USA. April 15, 2013. 



Taslima Akhter. Savar Dhaka, Bangladesh. April 24, 2013. 

Tim Holmes. Dunalley, Australia. Jan. 4, 2013. 
Daniel Etter. Istanbul, Turkey. June 1, 2013. 


David Jenkins. Seal Island, South Africa. July 26, 2013. 


Tyler Hicks. Nairobi, Kenya. Sept. 21, 2013. 
Peter van Agtmael. Humble, Texas, USA. June 12, 2013. 


Mosa'ab Elshamy. Cairo, Egypt. July 27, 2013. 
Philippe Lopez, Tolosa, Leyte, The Philippines. Nov. 18, 2013.

Emin Özmen. Keferghan, Syria. Aug. 31, 2013. 

Sitesinden Alıntıdır. 

2 Aralık 2013

Bedük'le Koyver Kendini

BEDÜK'TEN 10 "ON" NUMARA TÜRKÇE BİR ALBÜM!

http://itunes.apple.com/tr/album/on/id770674079

Müzik kariyerinin onuncu yılını kutlayan Bedük, 10 yıl sonra çıkaracağı ilk Türkçe albüm’e  “ON” 10 adını verdi.

Bedük'ün hem bir şarkı yazarı, hem aranjör, hem solist, hem de klip yönetmeni olarak ne kadar çeşitli olabileceğini gösteren; eğlencenin son noktasını kendine has melodilerle ve dünyada yapılan müziğin gücüyle harmanlayan Türkiye'de yapılan müziğe tekrar yeni bir bakış açısı getirecek bir albüm “ON” 10.

“Dinleyicimle kendi dilimde seslenmenin vakti gelmişti artık” diyen Bedük, kariyerine 10 yıl önce başladığı " Son Sigaram " parçası yeni düzenlemesiyle albümünde yer verdi. Bedük feat. Serhat olarak yer alan parça sanatçının bir nevi kendi kendisiyle düet yaptığı bir parça oldu.

"Benim Gecem, Koyver Kendini, Bizde Kafa Yok, Herkes Güzel ve Yalan Dünya" gibi eğlence dozu yüksek dinleyiciyi başka bir dünyaya sürükleyen parçaların yanında Fanus parçasıyla modern hayatı sorgulayan, "Al Hepsini ve Çaresi O"; parçalarıyla aşk ve kalp kırıklıklarının çevresinde gezinen, "Burdayım" parçasıyla; geçirdiği 10 yıla atıfta bulunan ve son sigaram ile albüme noktayı koyan; şimdiye kadar bildiğiniz Bedük imajını üst noktaya taşıyan bir albüm.

Yapımcı : Poll Production
Tüm besteler söz, müzik, yorum, aranje: Serhat Bedük
Kartonet tasarım : Serhat Bedük
Albüm Fotoğrafları : Cahit Baha Pars
Klip Şarkısı : Koyver Kendini
Yönetmen : Bedük
Albüm çıkış Tarihi: 03 Aralık 2013 D & R Mağazalarında


Albümdeki şarkı sıralaması:

BEDUK - ON (10)

1. Koyver Kendini
2. Bizde Kafa Yok
3. Al Hepsini
4. Benim Gecem
5. Fanus
6. Yalan Dunya
7. Herkes Guzel
8. Caresi O
9. Son Sigaram feat. Serhat
10. Burdayim


www.twitter.com/beduk
www.google.com/+beduk
www.youtube.com/beduk
www.izlesene.com/beduk
http://instagram.com/beduk
https://soundcloud.com/beduk
www.bedukonline.com
http://www.pollproduction.com/

Bir boomads advertorial içeriğidir.

1 Aralık 2013

Bunu Tekrar Yapabilirim?!


İnsanlar ciddi manada ilginç varlıklar. "Bunu tekrar yapabilirim" dedikleri milyonlarca şey var. Bense tam tersindeyim her zaman yolun. Aykırılık soy ismim olmalı. Düşünsene bir. Soyadım Bayram. Gören "Sana hergün Bayram eheheh" demek yerine Büşra Aykırı olsaymış "Sana her gün aykırılık" derlermiş.

Gittiğim yoldan tekrar geçmem. Aynı yolu, aynı mağazaları, aynı kaldırımları tekrar görmek istemem. Hee diyeceksin ki sen şimdi, ikinci geçişinde görmediğin şeyleri tekrar göreceksin. Çünkü bir kez girdiğin nehirde ikinci kez yıkanamazsın. Fakat öyle değil be gülüm. İlk geçtiğimde dikkatimi çekmediyse, ikinci de hiç çekmez zaten. Hani bi'şey söyleyecekken unutursun da oralarda bir yerlerde köşede pusu kurmuş koca karı "Eheheh yalanmış zaten, ondan unuttun" der ya. Aynı durum söz konusu. Gereksizmiş zaten görme!

Aynı sevgili ile tekrar denemeye çalışan insanları olabildiğince ezik görüyorum. Ezik de demeyelim de aslında çaresiz görüyorum. Hani aramıştır sağda solda da bulamamıştır ondan iyisini. Geri döner. Bir de utanmadan söyler bunu. "Senden iyisini bulamadım yavrum, sen başkaymışsın". Öyle mi? Nerelere baktı misal? Nerelere baktığı önemli. Cami avlusunda mı aramış, bar sokaklarında mı? Ya da neden aramış? Aptal bu o zaman. Ne istediğini bilmiyor. Ya da illa hayvanlar gibi koşullu eğitilmesi gerekiyor. Bak şu yollara sap, oralarda elektrik çarpsın bir sana. Sonra gel. Burada nasıl olsa bekleyenin var.

Eski sevgili nedense cepteymiş gibi bir algı da söz konusu. Nasıl olsa her şeyini bilirsin.O senin her şeyini bilir. Yorulmana ve tekrar öğrenmene gerek kalmaz. Yaşadıklarınız vardır. Güldüğünüz ortak noktalar falan. Buraya kadar her şey süperdir aslında. Yıllardır göremediğin çocukluk kankanı görmüşcesine sarılıp canının içine sokasın gelir belki. Fakat sonra? O kaybettiğin güveni ve yolda bırakılmışlığı affedebilecek misin? Affedebilirsen büyüksün abicim. Senden iyisi yok. Harbiden o gerizekalı seni kaybetmekle büyük bir hata yapmış, yapmış da geri dönmekle zekasının yüceliğini belli etmiş. Peki ya sen ne yaptın o sırada?

Düşünsene terkedilmişsin. Hiç beklemediğin bir anda yolda bırakılmışsın. Aylarca acısını çekmişsin. Seni terk eden kişinin hayatını uzaktan izlemişsin.O gezmiş, tozmuş, istediğiyle yemiş, istemediğiyle yememiş, içmiş, kalkmış, eğlenmiş ve gülmüş; senin için kan ağlarken. Sen hayatla olan bağlarını koparıp atmışsın. O ise takılmış da takılmış, bulamamış da sana dönmüş. Sen eğer "Bunu tekrar yapabilirim" diyorsan tekrar söylüyorum "Büyüksün!" Fakat diyemiyorsan, bunda kesinlikle suçlu sen değilsin. Seni yolun ortalık yerinde bırakıp giden! 

Hadi keyfine bak. Herkes çok iyi. Bunu da neden yazdım bilmiyorum.

30 Kasım 2013

Bir Kaç Replik Yazayım Ben!

"Ben sandım ki; o da sever beni belki, kalbine sokar beni orada uyur kalırım." (Chapter 27)


"+Peki ya aşk nedir sence? 
-Abartı. Biyokimyasal olarak yüksek miktarda çikolata yemekten hiçbir farkı yok." (Şeytanın Avukatı)


"Seni sevdiğimi ikna etmek için daha ne kadar gururumun üstünde tepineyim bilemiyorum." (People Like Us)


"Seviyorsan belli et gerizekalı"


"Duygusuz olmanın en güzel yanı mantıklı düşünebilmek."


"+Özlüyor musun? 
-Fazla değil sadece her saniye." 
(Le Huitième Jour)


"+Beni gerçekten sevdiğini nerden bileceğim? 
-Bilemezsin. Kimse bilemez ki. Bilse zaten kimse kimseye yaklaşmazdı." 
(Wasted Youth)


"+Ne istiyorsun sen benden?
-Sadece sana sarılıp uyumak istiyorum." 
(The Decoy Bride)


"-Belki de aradı ama görmedim ya da araba çarptı. 
+Ya da aramadı. Çünkü seni bir daha görmek, ilgisini çekmiyor." 
(Going the Distance)


"+İki yanlış bir doğru yapmaz. 
-Ya ikimiz doğruysak diğer herkes yanlışsa?" (Arizona Dream)


"+Onu unutmalısın.
-Gözlerini kapadığında dünya yok oluyor mu? Bu da öyle bi şey. Unuttum diyorsun ama o yok olmuyor." (Memento)


"+İnsanların hep kötü yanlarını görüyorsun.
-İnsanlar kötü de ondan!" (New Girl)


+Sana uzaktan vurgundum. Çok saçma biliyorum. 
-Anlatmaya devam et sonra noldu? 
+Seni tanıdım. Beni senden kurtardın. (One Day)


(Sosyal medya derlemesidir)

29 Kasım 2013

İnsan Yükü Ağırdır Demiştin, Sen Benim Kanatlarımsın..

Babam ve Oğlum, Issız Adam, Dedemin İnsanları gibi filmleriyle büyük ilgi toplayan Çağan Irmak’ın, senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği ve eleştirmenlerden tam not alan “Tamam Mıyız?” vizyonda!

Hayatta hiçbir şey tesadüf değil, her şeyin bir sebebi var.. Tıpkı Temmuz ve İhsan’ın yollarının mucizelerle kesişmesi gibi..

Hayatındaki seçimleri Temmuz’u babası ile karşı karşıya getirir, maddi hiçbir destek beklemeksizin kendi hayatını yaşamak isteyen ve evinden ayrılan Temmuz, ruhunu meslek olarak seçtiği heykeltıraşlıkla arındırır. Hayatını devam ettirmek için çocuk romanları için çizerlik yapan Temmuz’un hayatı, sevgilisinden aldığı bir e-mail ile allak bullak olur. Sevgilisi tarafından terk edildiğini öğrenen Temmuz aynı zamanda da işini kaybetmiştir .Hayatı ile yüzleşen Temmuz, dibe vurmuş, yaşama küsmüştür. İhsan ise, bedensel dezavantajı sebebiyle, hayatını annesine bağlı yaşamak zorunda genç bir adamdır.  Gerçekleştiremeyeceği hayallerinin yanı sıra annesinin sırtında bir yük olmaktan da mutsuz olan İhsan’ın kurtuluşu ile ilgili tek bir fikri vardır. Ta ki Temmuz’la karşılaşana dek.. Temmuz ve İhsan hayatlarının çöküşünde, dibe vurdukları bir anda karşılaşır ve bu karşılaşma Temmuz’u hayatı, sanatı, umudu yeniden tanıyacağı, İhsan’ı  ise hayata yeniden tutunacağı bir dostluğa, başlangıca sürükler. . Farklı iki yaşamın birleşmesine sebep olan bu tesadüfî buluşma Temmuz’u İstanbul’un hiç bilmediği bir köşesine ve hiç tanımadığı bir ailenin içine sokacaktır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

26 Kasım 2013

Bu Yazı Ağırlıkla Depresyon İçerir!

Yapmam gereken trilyonla iş varken ve kafam milyonlarca parçaya bölünmüşken neredesin Firuze? Zaten Hades'in kulakları da eşek kulağıymış. İzlediğim filmlerin bir çoğu da uydurmaymış. Tanıdığım ve önem gösterdiğim ne kadar insan varsa hepsi de yalanmış!

Verdiğiniz değerlere lanet etmeye başladığınızda depresyona giriyorsunuz. Ben hep depresif durumda olma sebebimi sonunda buldum. "Sonunda" buldum. En sonunda. Ne acı değil mi? Sona gelince buldum. Buldum delisi de oldum utanmadan. Değer veremez olmaktan da korkmuyorum. O zaman daha az mı acırım, acıtırım ne? Hadi ama.

Bu kadar karmaşanın içinden çıkacak bir yol olsa, eminim bir çöplüğe falan çıkardı. Tıpkı Kemal Sunal'ın Hababam tiplemesinde müdürün odasına çıkan tünel gibi. Tünellerin ve labirentlerin içinde karmaşaya sürüklenirken bir elin çekip almasının duacısıyım şimdilerde. Diyorum ya, dua et. Geçsin hepsi. 

25 Kasım 2013

Bu Yazı Ağırlıkla Tim Burton İçerir

Tim Burton'dan korktuğum kadar izlemeyi de seviyorum. O yüzden Sinefesto'da bu konuyu yazdım. Okumak istersen linki:  http://www.sinefesto.com/bu-yazi-agirlikla-tim-burton-icerir.html

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.


Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.

Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.

"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;

http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=CXJMYYYTD4C

Bir boomads advertorial içeriğidir.