18 Şubat 2018

İlla Güzel mi Olmak Lazım?

Güzellik: estetik bir beğeni, duygu, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik.

Böyle diyor google sorar sormaz. Günümüzdeki güzellik kavramına bakacak olursak, herkesin aynı olması. Kadınlarda kalkık bir burun, kendinden çok başkalaşmış makyajlı gözler, aynı tip kaşlar, çıkık elmacık kemikleri, dolgun dudaklar, zayıf vucüt hatları, büyük göğüsler, yuvarlak bir popo. Erkeklerde kaslı vucüt, esrarlı bakışlar, sert yüz hatları veya bebek yüzlü olmak, boy, post ve endam.. Güzel denilen herkes artık belli kalıplara girmiş durumda. Tüm yüzler ve vücutlar aynı kıvama sokulmak için uğraşılmakta. Estetik cerrahlar aynı burunları herkese takıyor, yanaklara dolgu yapıyor ve deyim yerindeyse köşeyi dönüyorlar.

Peki gerçekten güzellik kavramı bu mu ve hayatta güzellikten önemli bir kavram yok mu?

Günümüzde yok denecek kadar az. Artık herkesin derdi kendini dış görünüşüyle beğendirmek. Fakat çok sevdiğim bir söz vardır "unutma, kıyafetlerinle karşılanır, fikirlerinle uğurlanırsın." Dış görünüş önemli değildir'e getirmeyeceğim burada konuyu. Bakımlı olmak, kıyafetlerine özen göstermek, hareketlerine dikkat etmek önemli fakat var olan vucutsal özelliğiniz ve Allah'ın size bahşetttiği şeyler çok daha güzeller.

Annem bana küçükken bir şeyi başaramadığımda "kızım sen aptal mısın?" derdi. Bunu ciddi ciddi sorardı. Yaptığım en saçma hareketlerde bu soruyu sorar, cevap vermemi beklerdi. Değilim derdim, hareketimi anlamlandırırdım. Sonra anlamsız hareketlerden kaçınmaya başladım. Çünkü en büyük korkum, insanlar arasında aptal durumuna düşmekti. Böyle yapa yapa, artık insanları da kategorilere ayırmaya başladım. Aptal insanlar ve akıllı insanlar. Yaptıkları ve söyledikleri anlamlı olan insanlar akıllıydılar, diğerleri aptal. Aptal insanlara dayanamıyor, dış görünüşü nasıl olursa olsun söyledikleriyle ilgileniyordum. Sapsoseksüel diyorlar hatta buna. 

Belki bendeki çok uç bir durumdur fakat zeki insanlara dayanamıyorum. Bence illa güzel olmak, kapitalist sistemin dayattığı güzellik kavramına uymaya çalışmak aptallığın daniskası. Bu yüzden dudaklarını şişirmiş, göğüslerine silikon taktırmış insanları görünce (ciddi sağlık sorunu olmadıkça veya ciddi manada bu durum psikolojisini bozmadıkça kişinin) acıyorum. Ve genelde bu insanlar hayatlarını boş yaşayan, oturup konuştuğunuzda kozmetikten öteye muhabbet açamayacak olan insanlar. Konuştuğunuzda cümlenizin ne olduğunu anlamaya çalışan, üzerine laflar edebilen ve hatta sorular sorabilen insan benim için dünyanın en güzel insanıdır. 

Bu yüzdendir ki, dış görüntünüzün hiç bir anlamı yok. Oturun, konuşun, kendinizi en iyi şekilde ifade edin. Okuyun, araştırın kendinizi geliştirin. Üniversiteye gidin, kurslara gidin, sosyal ortamlara katılın, yardım kuruluşlarına bakın, topluluklarda yer alın. İşte bunlar, estetik cerraha vereceğiniz binlerce liranın, çekeceğiniz ameliyat sıkıntılarının, bir kaç yıl sonra tekrar operasyon geçirmek zorunda kalacağınız gerçeğinin çok daha önünde olan şeyler. Tercih sizin. Bence zeka önemli. Peki ya sizce?


17 Şubat 2018

Artık Yeter!

Ben susmuyorum, sizler de susmayın. Artık bu tecavüz olayına bir dur diyelim. Şu dünyaya bir çocuk o kadar zor geliyor ki.. Şu günlerde bunu daha da iyi anladım. Düşünmek bile istemediğimiz şeyler, gözlerimizin önünde olup bitiyor ve sonra o kişiler ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyorlar. Diziler, filmler, reklamlar veya gördüğümüz her ne ise bunlar mı insanları zıvanadan çıkardı, yoksa hep mi böyleydiler, bilmiyorum. Fakat son günlerde bu dünya da çocuk olmanın, kadın olmanın ne kadar zor olduğunu anlıyorum.

Çocuğun her şeyin önünde olacak dediklerinde inanmazdım. Annem hep "anne olunca anlayacaksın beni" derdi, anlamazdım. Daha henüz anlamaya başlıyorum. Bugün okuduğum tecavüz haberinden sonra bir veya iki saat kendime gelemedim. Boş boş gezindim evin içinde. Düşünsene düğüne gidiyorsun, her şey harika. Çocuğunun uykusu geliyor. Uyutup bir odaya bırakıyorsun. Belki bir akrabanın evi, belki her zaman uyuttuğun bir oda o çocuğa mezar oluyor. Varlığın biri, ki nasıl hitap edebileceğimi bilmiyorum, 3 yaşındaki el bebek gül bebek büyüttüğün bebeğe tecavüz ediyor. Bir de buna istismar diyorlar. Çocuğun ölüp, gömüldüğünü okudum. Daha beter oldum. Peki ya annesi? Annesi de sinir krizi geçirmiş, bir aracın önüne atmış kendini, hastanedeymiş.

Sonra Ayşe Arman'ın röportajını okudum. Öz babasının tecavüz ettiği çocuğa da şahit olduk milletçe. Karısına yaptıkları yetmezmiş gibi, kızına da neler yapmış neler. Bu varlıklara caydırıcı bir ceza verilmedikçe, bu haberleri okuyacağız işin kötüsü. Millet kafayı yedi, o halde düzelmeleri ve silkinmeleri için çok ciddi cezalar almalılar. Yetkililer artık buna bir çare bulmalı. Kısassa kısas, idamsa idam. Hepimiz birilerinin annesi, babası, ablası, kız kardeşi, en yakın arkadaşıyız. Lütfen duyarlı olalım. Etrafımızdaki insanların sesini duyalım, duyuralım. 

Söyleyecek onca şey varken, içimiz parçalanırken, daha yazamayacağım.


8 Şubat 2018

Güven Meselesi

Bir arkadaşım yazmış," güvenmemeyi güvendiklerinden öğreniyorsun". Doğru. Hem de o kadar doğru ki.. Bugün başka, yarın başka bir şeyle karşılaşıyorsun. Aslında hayallerin hep başka şeyler oluyor ama olanlar bambaşka. Sonra uçsuz bucaksız bir boşluk. 

Güven meselesi o kadar zor kurulan bir müessese iken, bir o kadar da kolay yıkılıyor. İnşaası bu kadar zor olan bir yapının, yıkılması ufak bir depreme bakıyor maalesef. Bu yüzden ilmek ilmek işlemek gerekiyor tüm duyguları. 

Güvendiğim insanları düşünüyorum da.. Sonra güvenmekten ne kadar korktuğumu hatırlıyorum. Çocukken bana yapılan yamuktan olsa gerek. Artık kimseye güvenmek istemiyorum. Sanki herkes bir yerlerde yalanlar söylüyor, arkamdan dolaplar dönüyor, benden habersiz bir şeyler oluyor. Çocukluğumu bilmeyenler için söyleyim; ailemin öldüğü söylenmişti, artık bizim kızımız olacaksın denmişti ve 15 gün kadar ailemin yasını tuttuktan sonra ailem dönmüştü. Ailemin beni tatil amacı ile gönderdiği babanemlerde olmuştu bu olay. O gün bugündür her söylenene inanmadım. Sonra tüm insanlardan nefret ettim. Hatta o kadar büyük bir travma yaşamıştım ki, etrafta böcekler görüp, yere basamamıştım. Sonra her şeyin saçma bir "sözüm ona şaka" olduğunu öğrenince tüm insanlardan nefret etmiş, zaman zaman "keşke herkes ölse" diye dua etmiştim. 

Zamanla hepsi geçti. Güven duygum geri gelmedi. Güvendiğim insanlar belli başlı insanlar oldu ama hani derler ya "gözüm kapalı güvenirim", heh işte öyle biri asla olmadı. Olmayacakta. Herşeyi çocukluğuma borçluyum. Çocuk yetiştirirken, bir çocuğa bir şey söylerken, dikkat edin diye söylüyorum bunları. Söylediğiniz en ufak şey, en ufak masal onların beyinlerinde açılmaz yaralar açabiliyor. Bir hocamın kardeşinin pamuk prenses hikayesinden etkilenip asla elma yememesi gibi.. Hayat yeterince zorken, bir de sizler çocuklar için zorlaştırmayın. Çocuklar, en savunmasız, en saf, en duru varlıklar. Ve unutmayın ki, aslında onlar birer ayna'. Sadece ve sadece sizin yansımanızı gösteriyorlar.

Hazır güven demişken; düğn izlediğim filmdeki repliği de paylaşayım. 
"Aslında aldatılmak önemli değil. Aldatılmak her şekilde gerçekleşen bir eylem. Asıl insanı sarsan, bunu fark etmek. Fark ettikten sonrası önemli" Yalan söylemeyin, çocukların güvenini sarsmayın.


4 Şubat 2018

Günlük 18

yazılarınızı okuyup yorumlamak yeni bir yazı yazmaktan çok daha kolay geliyor bana.. havalar bozulmaya başladı çok şükür, belki de bu yüzden..

rüküş mü rüküş giyinen ve bunun moda olduğunu iddia eden bir arkadaşımı, bir komedi sayfası paylaşıp "nolur buna moda demeyin" demiş. hani görür belki kendine çeki düzen verir diye düşündüm fakat sonra nedense üzüldüm. rezillik diz boyu..

kafam o kadar bir dünya ki, bazen bazı insanların saçma sapan hareketlerine anlam veremiyorum. umrumda olmayan insanlar umrumdaymış gibi triplere falan giriyorlar.. yahu ben seninle ilişkiyi keseli yıllar olmuş, sen hala neyin derdindesin acaba? bir de hayatımdan çıkardığım insanları umursamayı bıraktığımı çok iyi bilen bir kişisin sen, neden ha neden?

dün 5 aylık yiğenimi annesi bize bırakıp gitti. çok korktum. emanet çocuk bakmak gerçekten çok zor. gözümü üzerinden ayırmadım. aman bişey yapmasın falan diye düşünürken, üzerine yattığı çarşafı alıp ağzına sokmaya çalıştı. ben de hafifçe elinden çekip aldım. Aman Allah'ım sen misin alan. bir sinirlendi, bir ağlamaya başladı ki. durduramadım. bana bakıp bakıp sinirlenip ağladı. sanırım dişi kaşınıyordu :)

çocuklarla iletişim gerçekten çok zor. umarım öğrenebilirim yakın zamanda. :)


31 Ocak 2018

Yeni Oyun Bilgisayarım

Beni bilen bilir, boş işler insanıyım. Özellikle son günlerde çokça oyunlara sarmış, artık yeni oyun almıyım lütfen diye yalvardıkça yeni oyunlar almış bulunmaktayım. E  A kişisi de oyunsever olduğundan, her halimi anlıyor sağolsun. Bilgisayarımdan çok memnundum. Fakat ekran kartı dolayısıyla bazı oyunlarda (RainbowSix ve Insurgency) de takılmalar yaşıyordum. A kişisinin okuldaki bilgisayarından memnun olmaması ve benim bilgisayarıma göz dikmiş olması sebebi, benim de video render almalarımın bayaa zaman kaybına ulaşması gibi sebeplerden dolayı yeni bilgisayar alma kararı verdim. Bu benim için gerçekten zordu. Yaklaşık 4 yıldır Toshiba marka bilgisayarımla mutlu mesut yaşıyordum. Sd kartını ekledikten sonra hızına hiç bir şey erişemiyordu ve alırken o kadar aşık olmuştum ki buna, ayrılmak benim için zordu. 

Dell Inspiron 7577 

Oyun bilgisayarı olarak piyasaya çıkan bu bilgisayar, ekran kartı ile bunu hak etmiş olmalı. Görünüşü de çok havalı açıkçası. Beni rahatsız eden tek kısmı bilgisayarın klavyesi ile ekranı arasındaki o boşluk. Neden var derseniz, güçlü olan tüm bilgisayarlarda bu aralığı yapmak zorundalar. Bilgisayarınız ısınmasını engelleyici bir durum. 

Oyunlarda hiç takılma yaşamıyor olsam da, eski bilgisayarımın performansını geçtiğini fark etmedim maalesef. Oyunlar hariç tabi. Oyunlarda deli gibi akıyor sağolsun. Fakat normalde ( kullandığım adobe programlarında) hiç bir fark yoktu. Ve sonra anladık ki eski bilgisayarım 8.1 işletim sistemine sahipken yeni bilgisayarım 10 işletim sistemine sahip. 10 işletim sistemi hastalıklı bir sistem olduğundan bilgisayarınız ne kadar iyi olursa olsun kasıyor maalesef. Hemen 8.1 kurmaya çalıştık fakat maalesef bir sürü driver tanınmadı. Bu yüzdendir ki aldığım günden beri dell ile iletişime geçmeye çalışıyor, bunu düzeltmelerini istiyorum. Ya da windows artık yeni bir işletim sistemi çıkarsın ve mümkünse hastalıklı olmasın. Son olarak eklemek istediğim, eğer bilgisayar alacaksanız işletim sistemi 8.1 düşüktür, aman olmasın demeyin. İnanın o çok daha iyi bir yapı.

Ve neden tasarımcı olduğun halde Apple almıyorsun diyenleriniz olacaktır. Macintosh çok kullandım ve gerçekten sevmeyerek kullandığım bir şey. Kendimi çocukluğumdan beri kullandığım windowsta daha rahat hissediyorum ve apple a vereceğim paraya çok daha iyi özelliklere sahip windows alabiliyorum. İlk kullandığım laptop dell markaydı ve artık bozulmuyor diye yere atıp üzerinde tepinmiştim. Fakat bana mısın dememiş, kasası çizilmemişti bile. Dell' e güvenim çok fazla bu yüzden. Umarım beni üzmez.

Teknik Özellikleri

4 çekirdekli işlemciye sahip, i7 7.nesil bir makine. 16gb sistem belleği var ve 2 tane bellek stoğu mevcut. 1tb sabit diski 5400rpm hızında. 256Gb ssd'ye saip, ekran kartı 6gb paylaşımsız. Ve en sevdiğim şey olan grafik işlemcisi GeForce HTX1060. Grafik genişliği ise 192Bit. ekran boyutu 15.6 ki bana hayli hayli yetiyor, çünkü evde büyük ekrana bağlıyorum zaten çalışırken :) Full hd ips mat ekrana sahhip ve 1920x1080 çözünürlüğü var. Hd kamerası,3 tane 3.0 usb portu, aliminyum kasası var.

Görseller

Amerika'ya gönderilen makinelerin tuşlarının aydınlatması kırmızı iken Türkiye'ye gönderilenlerin beyaz aydınlatması var. Kırmızı istiyordum fakat sonra forumlarda okuduğum kadarıyla beyaz çok daha iyimiş. Bu yüzden bu da anti bi sorun olmamalı bizim için.





30 Ocak 2018

Oradan Buradan Şuradan

Sinema izleme adabı

Böyle bir adap vardır. Sessiz olursunuz, sakin olursunuz ve sadece filme odaklanırsınız. Bazı insanlar birşeyler yiyip içmeyi severler fakat bu demek değildir ki etrafınızdaki insanları rahatsız edesiniz. Fakat gelin görün ki, ben tam tersiyimdir. Filme odaklanarak izleyen insanlara gıpta ile bakarım. Ben tek işe odaklanamayan bir insanım. Mutlaka yanında başka bir şey daha yapmam gerekiyor, kafamın başka bir işle daha meşgul olması gerekiyor. Bu yüzden film izlerken, oyun oynarım, bulmaca çözerim, bir şeyler okurum. A kişisini çok zor alıştırdım buna. O ise odaklanarak izlemeyi seviyor ve bana sinir oluyordu. Durmadan "ya izlemiyosun ki, filme baksana, neden buraya bakmıyorsun" diyordu. Bakıyordum halbuki. Sonra filmle alakalı bir şeyler sorduğunda ve bildiğimde artık alışmıştı. Geçen gün babasıyla film izlediğimizde yine aynı şey oldu. "Kızım izlemiyosan filmi kapatıyım sen bulmaca çözüyorsun" dedi.  Hemen A kişisi atladı "Hayır, o öyle seyredebiliyor". Çok sevindim beni anlamasına. Sanırım film izlerken zamanımı inanılmaz kaybediyor hissediyorum. Bu yüzden mutlaka yanında başka bir uğraş olması gerekiyor. Bu yüzden sinemaya da gitmiyorum, çünkü inanılmaz sıkılıyorum ve kendimi suçlu hissediyorum. Koskoca bir 3 saat koskoca ömrümden boşa gitmiş gibi geliyor galiba.

Bloglarda yorum onaylamak

Eminim haklı sebepleriniz vardır fakat ben kendimi onaylanan yorumlarda çok kötü hissediyorum.Neden onaylanayım ki diyorum. Muhtemelen fake yorumlar için yapılmış bir durum fakat bunca yıllık blog yazarıyım fake yorum 10 kez falan almışımdır. Ki onları da sonrasında hemen siliyorum. Artık hepimizin telefonlarına anında bildirim geliyor sonuçta. Onaylanan yorumlarda bazen yanlış birşey yazıyorum fakat düzeltemiyorum ya, o da çok sinir bozucu oluyor. Amaan böyle kalsın diyorum sonra. Mesela geçen uzunca bir şey yazıcaktım, baktım yorum gitti. Gerisini boşverdim. Çok fazla saldırı almadığınız sürece kapatın şu onaylama mevzunu lütfen.

Çay-Kahve tüketmek

Ne kadar havalı bir durum böyle. Kahve tüketmek özellikle. Tüm kahveleri denedim ama hiç biri bana iyi gelmedi. midemi deliyorlar sanki. Yaşlılar gibi çarpıntı yapıyor, tüm gün midem ekşiyor, içmeseydim diye kendimi yiyip bitiriyorum ve ağzımdan tadı bir türlü gitmek bilmiyor. Fakat bazı insanlar öyle mi? Sabah uyanınca kahve içmeyince kendine gelmeyen insanlar var. Öyle birisiyle aynı evde yaşıyordum annemdi kendisi, sayesinde kahve yapma üstadı oldum. Evlendim, A kişisi de öyle çıktı. Hep anneme gıpta etmişimdir, aman bir sabah kahvesi keyifleri vardır ki babamla. Saat kaç olursa olsun babam işe gitmeden kahvelerini içerler camın kenarında karşılıklı. Şimdi de A kişisi her sabah içiyor, sırf eşlik etme adına içmek istiyorum fakat tadı iğrenç ötesi geliyor bana. Nescafe'ler mi denemiyorum, Mocha'lar mı? neler neler.. Yok anam yok. Dediler dibek kahvesi daha hafif onu dene, sütlü kahve dene, şunu dene bunu dene ama yok. Olmuyor. Çay da aynı dert benim için. ondan da nefret ediyorum. Bir yere kahvaltıya gittiğimde mutlaka portakal suyumla gidiyorum çocuk gibi.. Mecbur kalmadıkça içmiyorum çayı. Halbuki çay gibisi var mı? Dışarda bir yerde oturmak istediğinde 1 tl ye gidip oturuyorsun saatlerce tek çayla. Hadi 3 çay olsun. 

Gerçi çay edebiyatı çayın fiyatını yükseltmiş olsa da yine de güzel bir kaçış sokaktan. Bir tek beş çayını severim, o da işte ayda yılda bir olacak, poğaçası böreği olacak yanında ve ben de ufak bir çoook açık çay içeceğim. Paşa çayından da açık. Bizimkiler imamın abdest suyu derler. Ondan. Ama bu çay  kahve severlere hayran olduğum gerçeğini değiştirmiyor tabi ki. Tamam aslına bakarsanız ikisi de zehir. Sabah kahvaltılarında özellikle tüm vitaminleri öldürdüğü için çayı kesinlikle önermiyorlar. Fakat sonrasında neden içilmesin ki?


27 Ocak 2018

Polaroid Snap Touch Fotoğraf Makinesi İncelemesi

Yaklaşık bir ay kadar önce aldığım, kullandıktan sonra sizlere önermek istediğim Polaroid Snap Touch fotoğraf makinesi hakkında bir kaç kelam edeceğim sevgili okuyucu..

Öncelikle bu makineye nasıl aşık olduğumu anlatacağım. Yaklaşık 4-5 yaşlarındayken babamlarla ailece gezerken bir turist abi, "ayy sen ne tatlı şeysin öyle" deyip beni sevmiş, (yabancı dil konuştuğu için öyle dediğini umuyorum) sonra da ailece bizi çok beğendiğinden fotoğraf çekmek istediğini söylemişti. Biz de ailece poz vermiştik. Çat diye polaroid makinesiyle fotoğrafı çıkarmış, elime vermişti ve sallamamı istemişti. İlk o zaman tanışmıştım bu makineyle. Ve büyüyünce mutlaka almak istemiştim. Bilen bilir zaten profosyonel fotoğrafçılık yapmış, d mark'lara kadar bir sürü makine kullanmıştım. Ama hep içimde ukteydi, geçen gün bir çılgınlık yaptım ve makineyi aldım. Çılgınlıktı benim için, çünkü makine çektiğini çıkarıyor ve filmleri çok pahalı oluyordu..

Taa ki snaptouch ile tanışana kadar. Bu makine tamamen dijital. Öyle çıktıyı sallamanız gerekmiyor. Fakat daha güzeli, fotoğrafları seçip basabiliyorsunuz. Ay kötü çektim, tüh keşke çıkmasaydı gibi bir derdiniz olmuyor. İsterseniz filtre de uygulayabiliyorsunuz, video da çekebiliyorsunuz. Çektiğiniz fotoğraflar sd kartınızın büyüklüğü kadar saklanabiliyor. Cep telefonunuzdan bağlantı kurup, orada çektiğiniz fotoğrafları da bastırabiliyorsunuz. Kamerası çok çok iyi değil fakat yine de güzel çekiyor.

Ben bu fotoğraf makinesi ve 50 filmi toplamda 1000 tl'ye amazon'dan aldım. Gelmesi 15 gün kadar sürdü fakat değdi. Türkiye de sadece makine 1450 tl. Eğer almak isterseniz, link gönderebilirim. Ya da riske girmeyim direkt Türkiye'den de alabilirim diyebilirsiniz. Diğer kağıtlara göre bunun kağıtları da ucuz geldi bana. Havalar düzelince ilk işim sokağa çıkıp ailece gezen insanların fotoğrafını çekip, fotoğrafı hediye etmek olacak. Gerçekten muhteşem ve unutulmaz bir anı olacaktır eminim. 

Türkiye'de bu makineyi kullanan var mı, ya da var da kimse tanıtım videosu yapmamış da olabilir. Bu yüzden bir de tanıtım videosu çektim. Belki almak isteyenler izleyip fikir edinebilirler. Profosyonel vlogger değilim, bu yüzden çekim veya konuşma hatalarım affolsun lütfen :) Sadece biraz aklınızın köşesinde bulunsun, yabancıları anlamaya çalışmayla uğraşmayın diye çektim. Bir sorunuz olursa her şekil bana ulaşabilirsiniz. :)

Ayrıca bu snap touch modeli, yalnızca snap modeline bakarsanız fiyatı uygun görüp yanılıp satın alabilirsiniz. Aman diyim dikkat edin. Sadece snap modeli, fotoğrafı çekip direkt basan modellerden, snap touch modeli ise, arkasında ekranı olan modelidir. Ben yine de aldığım linkleri yazıya ekliyorum, ilgilenmek isteyen olursa diye. Şu an 179 dolar gözüküyor, filmler de 23 dolar. Kargo bedeliyle toplam 1000 tl'ye gelmişti 1 ay önce. Düşünüyorsanız bir bakın derim :)

Fotoğraf makinesi

50'li kağıt


                                            

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...