Kayıtlar

Beni Sevmek Zorunda Değilsin fakat Saygı Duymak Zorundasın!

Resim
İnsan olarak en büyük hatamızdan birisi bu olsa gerek: saygısızlık.. Attığım başlık bile ne kadar saygısız ve zorundalık içerici bir durum değil mi? Çünkü bize hep böyle öğretildi. Eğer istediğin bir şey olmazsa, zorla gider alırsın. Tahammülsüzlük de cabası..
Şu mübarek günlerde bir sürü olay yaşadık tahammülsüzlük ile ilgili.. Herkes anlattı bir şeyler. En son ramazan ayında yemek yiyen insanların kişiliksizliğinden ve saygısızlığından bahsedildi. Ramazan ayı boyunca oruç tutmuş bir insan olarak söylemeliyim ki; birisi karşımda hapur hupur yemek yese, zerre umrumda olmuyor. Saygısızlık olarak da algılamıyorum açıkçası. Birisi bir hindu nun önünde inek eti yemek gibi bir benzetme yaptı. Mantıklı gelmiş olsa da, yemek yemek zaruri bir ihtiyaç sonuçta. Yani hindu olmazsın, o adamlara saygısızlık olmasın diye inek eti yemezsin başka bir şey yersin. Fakat oruç tutmak böyle bir şey değil. Öncelikle işin içinde Allah rızası var.. Allah rızası ve nefsi terbiye etmek için yemek yememek ve h…

Hasta Mısın?

Resim
Makyaj yapmayan kadınlara sorulan ilk sorudur bu? -hasta mısın.. Yüz o kadar renksizdir ki.. Renge alışmışızdır, yabancı gelir asıl yüz bize..
Abartılı makyajları seven, tasvip eden bir insan değilimdir. Hatta doğallıktan yanayımdır çoğunlukla. Fakat gelin görün ki, göz kalemini inanılmaz severim. Sürmenin ayrı bir yeri vardır gözümde. Diğer her şey, düğünlüktür bence. Fakat sürme, günlük yapılması gereken, diş fırçalama kadar dolay bir şeydir.
Liseden beri kullanırım. Sabahları kalkar kalkmaz sürerim göz kalemimi. Bir gün sürmesem, abim gelir "hasta mısın, neyin var" der. Ben de bunu yaşadığımdan olacak ki, sürmesiz gün geçirmem ve hatta yatarken de silmem.. Evet en büyük yanlışı burada yapıyorum tabi ki.. Fakat gelin görün ki, geçenlerde bir sabah uyandığımda göz kalemi sürmekten vazgeçtim. Tüm gün sürmeyeceğim konusunda kendimi şartlandırdım, söz verdim. Evde olacaktım tüm gün, bu yüzden hastalığım yalnızca beni ilgilendirecekti. Yemek yapıyordum, markete gitmem gerekti…

Bazı şeyler çok adaletsiz

Resim
Bazen hayatta bazı şeyler hiç de adil olmuyor maalesef. Siz yıllarca okuyorsunuz, zamanınızın bir çoğunu eğitim için harcıyorsunuz. Sonra hiç bir teorik bilgisi olmayan bir insan, pratikte çok şey biliyormuş gibi karşınızda konuşuyor.
Fotoğraf hocası olan iki arkadaş geçen gün bu konuda bayaa bir sinirlenmişti. Konumuz "fotoğraf sanatı"ydı ve karşımızda konuşan iki kişinin bırakın fotoğraftan, bi konuyu  nasıl ele alacağını bilmekten haberleri bile yoktu. Gelip anlattılar. Güzelce dinledik.. Fakat uzmanlık alanım olmamasına rağmen, "bu konu böyle anlatılmaz yea" dedim içimden. Hatta bir kaç hata bile buldum kendi kendime. Düşünsenize fotoğraf sanatına örnek olarak Ara Güler'i vermişlerdi. O ki kendini fotoğrafçı olarak saymayan, fotoğrafın sanat sayılmasına karşı çıkan fakat bir o kadar da güzel fotoğraflar çeken insandı. En azından ben öyle biliyordum. Arkadaşlarım durdular, durdular, en sonunda bir patladılar.. O kadar harika eleştirdiler ki anlatıcıları.. …

Hayal kırıklığı

bugünlerde o kadar isteklerim dışında oluyor ki her şey.. hayal kırıklıklarından kurtulamıyorum. başvurduğum her şeyde bir ters tepme söz konusu. vardır bunda da bir hayır. olmalı.

Araştırma Görevlisi Sorunsalı

Resim
Her üniversite gencinin en az bir kez "şurada akademisyen olsam" diye aklından geçiyordur mutlaka. Dışarıdan bakıldığında etliye sütlüye karışılmayan, sabah 9 akşam 5 memur hayatı gibi olan, fakat okulun sosyal olanaklarına erişim sağlanan ve en önemlisi "hocam hocam" diye ardından gezilen kişilerdir akademisyenler. Fakat işin iç yüzü öyle midir? Bir eli yağda diğer eli balda mıdır bu akademisyenlerin gelin bir bakalım.
Özel üniversitelerde her işe koşturulan araştırma görevlilerinin, devlet üniversitelerinde daha az işe koştururlar. Ama bu demek değildir ki özel de 5 işe bakıyorlar devlette 1. 5 e 4'tür bu oran. Bu yüzden devlet veya özel üniversite diye ayırmayacağım. İkisine bir konuşacağım.
Eğitim sistemimizin en kötü özelliği olan "değişim" akademisyenlikte de başa beladır. Her an ne olacağı hiç belli olmaz. Özellikle de araştırma görevlisi iseniz, öyp ile atanmışsanız veya sözleşmeli personelseniz, her an bir kanun çıkabilir ve başınıza yeni iş…

Yazıyorum o halde..

Resim
Çok değerli kafka dostum ya çok mutluysanız, ya da çok mutsuzsanız yazarsınız demişti. aynı gün doğduğumuz için mi (3temmuz) bilmiyorum ama hep yakın hissederim kendimi ona. Hep o cümlesine de sonsuz kalbimle inanırım. burada ne zaman bulunsam ya çok mutluyum ya da çok mutsuz.
Şu an mutsuzum.

Bunu yazasım var diye yazdım

Resim
Dün online oyunda oynarken Amerika'lı bir adam, düşmanla karşı karşıya iken, suratına el bombası attı. Tabi karşı taraftaki adam bunu öldürdü, sonra bomba patladı kendisi öldü. Ben de adamı öldürmek yerine suratına bomba atan adama "akjdlksajdklaj" şeklinde güldüm. Adam "askjdalkdjalksjdk ? " yazdı bana. Dünyanın her yerinde bunun random gülme olduğunu sanıyordum, değilmiş. Onlar sadece "hehe" diye gülüyorlarmış. bizde çeşitli versiyonları var diye muhabbete girecektim ki vazgeçtim. Çünkü Türk olmak harika gülüşleri gerektirir.
Fakat şu günlerde ilgimi çeken bir olay var. "Pembe Metrobüs". Olay oldu, şaşırdım.. Tüm kadınların bundan mutlu olacağını sanmıştım. Hatta bu fikri ortaya atan ilk insanlardan birisi ben bile olabilirdim. O derece savunuyordum bunu. Metrobüse binenler bilir, boş olduğu saatler gün içinde 2 saati geçmez. Yani günün hangi dakikalarına denk geliyor bilmiyorum ama ben boş bir metrobüsle karşılaştığımda sokağa çıkma yasa…