22 Ocak 2012

Şişman-zayıf paradigması.



Ne yani? Herkes zayıf olmak zorunda mı? Öyle bir zorunluluk mu var ? Yok öyle bir dünya. Neden şişman olmak bu kadar itici ve ürkütücü bir şey ki?

Bugün bir arkadaşımla konuşuyoruz. Arkadaşım plates hocası. Plates için gelen hanımların oldukça şişman bayanlar olduğundan dem vuruyordu. Hele bir kadın varmış ki, onu saatlerce zorluyormuş. Bir gün zorlamış kadını yine. Sonra ara vermişler. Ara için takıldıkları bir cafe varmış. Diğer plates hocası olan arkadaşlarıyla oturmuşlar. Tam arka masalarına gelmiş kadın. Onları görmemiş. Koskoca bir tabak kıymalı spagetti istemiş. Tabak gelmiş. Girişmiş yemeye. Bunun üzerine bizimki kalkmış, yanına gitmiş. "X hanım, afiyet olsun!" demiş. Kadın hemen tabağı itip "Aaa bu da nerden geldi buraya böyle. Ben yemiyorum efendim bunu, kaldırın hemen" diye bağrınmış. Ciddi manada komedi kadınmış doğrusu.

Sabahları yapılan sporların ardından yenilen o koskoca kahvaltı tabaklarına benziyor bu durum. Sanırım olay kafada bitiyor. Zira ben yemek yemeyi sevmeyen bir yapıya sahibim. Hatta bazen, hani böyle çokça sevdiğim bir yemek olursa eğer "Hamal gibi yedik olm!" moduna girerim. Yediklerimi hamal gibi taşıyacağım anlamına gelir bu. Bu yüzdendir ki, az yemeye çalışırım.

Midenin 3'te 1'i su, yine 3'te 1'i yemek ve 3'te 1'inin hava olması gerekiyor. Ama öylemiyiz biz? Değiliz. Boğazımıza kadar yemek yiyip, sonra hazımsızlık çekeriz. Ardından gelsin sodalar, gelsin gazlar. Mide sıkıntıya girer, kendimiz sıkıntıya gireriz. 

Diyeceğim o ki, spor yapmak iyidir hoştur, güzeldir fakat hani yaptığınız şeyin amacına uygun bir şeyler yapınız. Sonra ardınızdan böyle muhabbetler dönmekte. 

20 Ocak 2012

"Son" ben sundum.

Er'ler filmin sunduğu son'dan bahsediyorum. Türk filmi gibi bir hayatım olsun istedim hep. Ne bileyim. Böyle aniden olsun herşey. Oldu-bitti'ye gelsin. Sonra gözümü bir yatakta ölümü beklerken açayım. Sanki o sona yaklaşıyor gibi hissediyor olsam da, hala izlediğim filmden istediğim etkiyi alamadım.


Son'lar normalde hep üzücüdür. Fakat sonunu bilmediğiniz yollar öyle değil. Karanlık bir tünel düşünün. Önünüzü görmeden ilerliyorsunuz. Sağa-sola çarpıp duruyosunuz bu sırada. Bu şekilde ne kadar devam edebilirsiniz? Arkanıza baktığınızda ışık var. Fakat yolun sonunda ufak bi aydınlanma bile yok. Karanlığa doğru yürümeye devam mı edersiniz, yoksa arkanızı dönüp, ışığınızı mı seçersiniz?


İkilemdeyim sayın izleyici. Siyah ve beyaz kadar büyük bir ikilem. Ciddi mana da sıkıntılı bir dönem. Hani gitmek isteyipte gidemezsin, kalsan dert olur, dönsen dert olur, gitsen daha bi fena olur. İşte öyle bir'şey.


Yarına o kadar çok insanı sıkıştırdım ki, merak ediyorum nerde olcam, nası olcam.. Ama özlicek miyim? Elbet.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...