27 Mart 2012

Medya etkisi!




Hayattan soğuma sebebi. Filmler, diziler vs'ler. İzlemediğim şeyler hakkında bilgi sahibi olmak zorundaymışım gibi hissetmeme neden olan varlıklar. ! Hepsinden nefret ediyorum. Medya diyoruz!

Gazete,dergi ve televizyonların her biri birbirinin devamı niteliğinde. İzlediğimiz her yerde reklam var. Sokağa attığım her adımda reklam. Reklam kokuyorsunuz. Buna geçmeden önce söylenip duracağım. Geçenlerde bir arkadaşım, normalde olabildiğince uysal fakat yazarken olabildiğince eleştirici hatta durmadan söylenen bir tip olduğumu söyledi. Aslında görüpte, görmemezlikten geliyorum. Fakat bi yerde patlak veriyor. O yer burası sayın izleyici :/

Dizi kültürüm yok. Film kültürüm de öyle. Korku-gerilim severim. Deli gibi izlerim. Anlık stresler hoşuma gider. Anı yaşamayı sevdiğimden olabilir. Televizyondan ise olabildiğince uzağım. Zaten izlerken bende hipnoz etkisi gösteriyor kendisi. Uyutuyor. Tamam ben fiziksel olarak uyuyorum fakat, sizler ruhsal olarak uyuyorsunuz. Onlar ne derlerse ona uyuyorsunuz. Onlar ne yaparsa, ondan.

Marka etkisi! Bundan da nefret ediyorum. Marka meraklısı insanlardan da. Giydiğim kıyafeti nerden aldığımı soranlarada. Eşarbının markasını arkadan sarkıtan kadınlardan da. Ugg giymeyi halt sanıp, Sturbuck's kahvesiyle salınanlardan da. O iğrenç kahveleri içemediğinizden olacak ki, o bardaklar asla ellerinizden düşmüyor ha?!

Markalara yatırılan onlarca paradan da. Markalar kaliteli oluyor diyorsanız, bunu da göstermeyin. Markası içinde olsun, içinizde olsun. Reklamlarını adamlar sizlerin üzerinden bedavaya yapıyo hey! Ayılın artık. Ayık olun. !

Adamlar uzaya seyahate başlayacaklar. Kurdukları üslerle neler neler araştırıyorlar. Bizim millet hala, kim ne giymiş, hangi marka daha havalı, kim neyi uydurmuş derdinde. He bir de evlenme derdindeler. He bi de O ne demiş, bu ne yapmış, şu alyansını neden takmamış derdindeler. Aferin, böyle devam edersek Çağdaş oluruz. Çünkü Çağdaşlık günümüzde bu demek oluyor. Ne kadar markalı giyiyorsan, o kadar çağdaşsın.Ne kadar aynıysan, o kadar. Aynen devam!

26 Mart 2012

Resmim yok artık.!

Bahsettiğim şey "entre les trous de la memoire-Dominique Appia" 


Bu en sevdiğim, hatta tek sevdiğim tablo sayın izleyici. Karşısında saatlerce oturup, düşünebilirim. Her baktığımda ruh halime göre başka bir ayrıntısında kaybolurum. Her seferinde O'nu ilk gördüğümde içimde var olan o gereksiz korkuyu anımsarım. Farklıdır O benim için. Çocukluğumdaki o gizli kalmış tüm korkularımın yansımasıdır.

Geçenlerde kardeşimle yolda geçerken bir yerde görmüş, vurulmuş, sonra satın alıp, elimizde koskoca tabloyla eve dönmüştük. Yatağım tam karşısındaki duvara astım kendisini. Zira her gece uyumadan önce O'na bakıp, düşüncelere dalmak, hatta çoğunlukla bu yüzden ışık açık uyumak güzeldi. Taa ki, geçenlerde elime geçen bir kitapta okuduğum cümlelere kadar. Buyrunuz aynen yazıyorum:

"Bu resimleri yapanlar, ahiret gününde azaba duçar bırakılacaklar ve onlara 'Haydi, bu yaptıklarınıza şimdi hayat verin bakalım!' denilecek. İçinde bu türlü resimler olan eve melekler girmez" Hz Muhammed (s.a.v)    [Müslim Libas 87(2107,NEesai,zinnet 111. Buhari Libas 95(5616),Müslim Libas 96 (2107) ]

Benim takıldığım nokta oraya meleklerin girmeyeceği. Sonra konuyu az daha araştırayım dedim. Az bir araştırma ile, suretlerin bulunduğu resimleri duvarlarda bulundurmanın mekruh olduğunu öğrendim. Siz de araştırın lütfen. Bana yetti..

Geçenlerde eve gelen arkadaşlardan bir tanesi de resme takılıp, "Kızım bu ruhlar gece çıkıp burdan dolaşsa falan , sen yine de korkmazsın" demişti. Hatta arkamı döner, uyurmuşum. Bilmem doğru mu ama ben hala o resmi seviyorum. Şimdi pc'mde arka planda. Telefonumda. Sıkılınca açıp bakıyorum. O kadar. 

13 Mart 2012

Sorarım size, bu aldatmak mı oluyor?

Not: Bu fotoğrafı seviyorum.!

Bu olay çok sevdiğim bir arkadaşımın başına geldi. Gelmeye de devam etmekte. Arkadaşımın başına geldi deyip, kendi başıma gelen olayı anlatmıyorum. Ciddi olarak arkadaşın başında. Biz bir çözüm bulamadık anlatınca. Gerçi bu olayı 3 kişi biliyormuşuz. Yazayım mı bunu diye sordum, isim vermeden elbette dedi. Zira beni okuyan arkadaşlarım da var. Kulaktan kulağa gitmesin mevzu, değil mi?

Kızımız yaklaşık 2 yıldır bir erkekle beraber. Hayatındaki bu erkek olabildiğince yakışıklı, olabildiğince adam gibi adamlardan. Hani evlenilecek tipler olur ya, işini eline almış, evliliğe hazır, çocuk babası olacak tip. Hatta he dese yarın evlenecekler. Fakat bu oğlumuz biraz soğuk bir tip. Mesela gün içinde kızı hiç aramazmış. Sormazmış. Mesajlaşmaları ise taş çatlasa 5-6 olurmuş. Kıza sadece "yavrum" dermiş. Başka hiç bir sevgi kelimesi çıkmazmış ağzından. "Seni seviyorum" dememiş mesela 3-4 kez haricinde. O da zorla demiş. Fakat evlilik düşünüyormuş. Niyeti oldukça ciddiymiş. Kız ailesini de tanıyormuş. Annesiyle görüşüyormuş.. Buraya kadar her şey normal.

Şimdi kız başka bir erkekle tanışmış. Bu erkek, kızı durmadan arıyor, sürpriz doğum günü partisi hazırlıyor, hatta parti yüzünden ertesi gün uykusuz kalma uğruna işine geç kalıyor, bütün sevgi sözcüklerini kullanıyor ve acayip ilgili..

Kız soruyor: "Ben şimdi ne yapayım? Aldatmış oluyorum değil mi? Ama ben sevgilimi, sevildiğimi yaşamak istiyorum." Biz bir sonuca varamadık. Zira sevilmeyi hissetmek herkesin hakkı. Bir kadını elde tutmanın en önemli ayrıntısı ise ilgidir. Aşırı ilgi asla ve kat'a bunaltmaz. Kızımız hangisini seçeceğini bilemiyor. Şu an oldukça mutsuz, umutsuz. İki arada bir derede kalmış. Aşağı tükürse sakal, yukarıda ise bıyık söz konusu. 

Diyeceğim o ki, hayatınızda her kim varsa, onu sevin, sevildiğini hissettirin. Bu gerçekten önemli. Sevdiğini kalbinin derinliklerinde hissetmek önemli. Duygusuz kütüklere lafım.! Adam olun!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...