30 Mayıs 2012

Aslında anlatacak çok şey var.

Fakat! Nereden başlasam bilemiyorum. Bu günlerde yoğun bir programın içindeyim. Bir oradayız, bir burada. Dün gece aniden uyandım. Boşluğa düşmüş gibi oldum. Yüzümü yıkamak için ayağa kalktığımda her yerimin ağırdığını hissettim. Bu kadar fazla yoğunluğa ve yorgunluğa alışmamışlığımdan olacak ki topuklarım bile ağırıyordu. Sonra onları hatırladım, geçti.

Onlarla zaman geçirmek insana öyle bir huzur veriyor ki.. Anlatılmaz.. Yaşanır.. Evet, yaşamalısınız! Her insan tadmalı bunu. Çocuklardan bahsediyorum, evet.! Yetim çocuklardan. Onlar bana şu 1 haftada öyle şeyler öğrettiler, öyle şeyler hissettirdiler ki.. 

Her zaman bir amaç uğruna hayatlarından vazgeçen insanları eleştirirdim. Bir insan hayatını, ailesini, arkadaşlarını, yerini, yurdunu nasıl bırakır da giderdi? Nasıl? Hep bu düşünce içindeyken, şimdi o insanlara hak verdim. Ben de giderim dedim. Evet, giderim. Yine giderim. Neresi olsa giderim hem de. Çünkü huzur başka.

Fotoğrafçıydım yalnızca. Sorumluluğum çocuklar değil, onların en güzel anlarını yakalamaktı. Onlarla öyle güzel anlar yaşadık ki, bazen kendime şaşırdım. Bir organizasyonda, bilmediğim ve ilk kez gittiğim yerde kaldırım köşesinde bizi karşılayan kafilenin başlarından birisi oturdu yanıma. Yorgunluktan bitkin olsam da konuşmakta sınır tanımam. Döndüm ve konuştuk:
-Aslen nerelisiniz? dedim.
-Trabzon. dedi umursamaz bir biçimde.
-Hmm, anladım. Ben de Trabzon, dedim.
-Ama ben Of. dedi.
-Ama ben de Of, dedim.
Gülerek bana döndü. Sonra neresindensin, orasındanım, burasındanım derken tanıdık çıktık. Çünkü Dünya gerçekten ufacık, tefecik, içi dolu turşucuk. 

Başka bi abimize kaç çocuğun var diye sorduğumuzda 82 kızım var diyor. Yurt sorumlusu kendisi. Yetimler evliyseniz baba/anne diyor size değilseniz abla/abi. O kadar iyi kaynaştık ki birbirimizin dilini bilmeden. Ve tabi bir sürü özelliklerini öğrendik. Mesela Somalili kardeşlerimiz ömürlerinde salatalık yememişler. Görünce korkuyorlar. 

Diyorum ya, aslında anlatacak çok şeyim var fakat en iyisi ben bi fotoğrafçının yaptığı şeyi yapıp, sizi fotoğraflarımla baş başa bırakayım. 












21 Mayıs 2012

Ankara Macerası!

Evet! Macera.. Bizim için macera tadında geçti çünkü. Aniden çıkan, oluşan bir planın içinde bulduk kendimizi. Demiş miydim ? "Nasip" demeye başladığımdan beri hayatım çok daha farklı bir yönde seyredip gidiyor. Her şey çok daha başka. Çok daha güzel. 

Size Ankara'yı kendi gözümden anlatayım şimdi. Hayır! Ankara değildi orası. Başka bir yerdi. Ya da evet! Ankara'ydı orası. Bizimdi. Mükemmeldi..

Ankara'ya 3. gidişim bu. Daha önceki 2 gidişimde edindiğim izlenimler çok kötüydü. Fakat bu gidişimde çok farklı gözüktü bana Ankara. Neden gittik? Gençlerin buluşma günü olan 19 Mayıs'ta yapılan ve 3. düzenlenen Gençlik Şurası'na katılmak için. Hemen Şura'dan bahsedeceğim o halde. Yapılan spor salonu mükemmel ötesiydi. Spor Bakanlığı'na ise teşekkürlerimizi sunmaktan onur duyarız.


Fotoğrafçı olarak bahsetmem gerekirse; Kalenin bulunduğu yerdeki eski evler mükemmeldi. Bir sürü antika eşyanın satıldığı o evlerden bahsediyorum, evet. Ve elbette paylaşmadan edemeyeceğim o Gramofon Cafe. Mükemmel bir ambiansı vardı. Kendimizi 80'lerde bulduk bir an. 

Ankara'lı arkadaşlardan çok özür dileyerek bi Büşra Klasiğini yapmadan gidemem dediğim şeyi yaptım. Ankara Ayaklarımın Altında. ... Ayaklarımın Altında klasiğim benim için vazgeçilmezdir. Böyle mükemmel yerler görünce kıskançlığımdan yapıyorum muhtemelen, özür dilerim :( Ve tabi giydiğim Converse hiç değişmiyor. Bu da konsept gereği. Kırmızı Converse. Yoksa başka ayakkabılarım da var tabi :p


Burası da kalenin aralığından görülen manzara yine. Ah ne manzara idi o öyle.. Aralıklardan sızan bu tip yerler her zaman ilgimi çekmiştir. Fotoğraflamadan duramadım ama fotoğraflarken ne badireler atlattım, gelin bir de bana sorun.


Eskileri görünce duramamazlık yaptım yine. Yapıştım telefona. Sonra durdum, düşündüm.. Ben hiç bi'şeyin ikinci elini sevmem ki. Her şey 0 olmalı. Ellenmiş, eskimiş, dokunulmuş, yıpratılmış hatta ve hatta artık hakkında amortisman ayrılmayan hiç bir varlığı umursamam ki ben. O yüzdendir ki yalnızca fotoğrafladım. Fotoğraflara gömdüm. O kadar.


Ankara'da yaptığımız o mükemmel köy kahvaltısı için tekrar gidebilirim oraya. Bana "Başkanım" dediklerinden olacak ki, bizi olabildiğince mühim insanlar sandılar sanırım. Aşçı abimizden özel tabaklar geldi masamıza. Gruptan ayrı olarak 8 kişi takıldığımız o kahvaltı da müthişti. Ankara'nın esnafı, mekanlarının tertibi, sokakları ve daha bir sürü şeyi gözüme öyle bir girdi ki; eve geldiğimde babamlara "Ankara süpermiş!" dedim. Onlar da bana "Ankara'nın en güzel yeri İstanbul'a dönüş yolu" sözünü anımsattılar.. :/ 


Ve son olarakta ekibimizin fotoğrafını paylaşıyorum sayın izleyicilerim. Çok mükemmel bir ekibiz biz. Herkes birbiri ile mükemmel geçiniyor ve çok da eğlendik. Özellikle yolculuk boyunca hiç sıkılmadık. Değişik bir "kabak oyunu" diye adlandırdıkları oyun belli bir noktadan sonra kabak tadı vermiş olsa da çok güldük. Otobüs şoförlerimiz olan abiler  daha önce bir sürü yolculuk yaptıklarını fakat hiç bizim kadar efendi bir grupla karşılaşmadıklarını söylediler. Bu da bize yetti. 

16 Mayıs 2012

Biz çok tavsiye ederiz.! (Erkekler dikkat!)


Erkeklerin nedir çektiği biz kızlardan? Nedir ha? Kızlar zordur. Kızlarla uğraşmak yürek ister. Ah kızlar ah..

Hiç feminen değilimdir. Hatta feminen doğru mu yazıldı bilmiyorum bile. Feminist bir yapım yok. Ha, eğer mevzu kadın haklarını korumaksa dibine kadar korurum. Fakat mevzu korumaktan erkek düşmanlığına sıçrarsa arkama bakmadan kaçarım! Zira erkekler zekidir, erkekler güçlüdür ve erkekler çok daha fazlasıdır.

Erkekleri yücelttikten sonra izninizle yapmamanız gerek şeylerden bahsedeceğim. Tavsiye olarak alırsanız ne mutlu. Aman sus be, sen ne anlarsın derseniz de haklısınızdır. Her düşünceye saygımız sonsuzdur.!

Kadınların çantalarını taşımayın. Rica ediyoruz. Çok komik duruyorsunuz. O bavul gibi çantalarda ne taşıdıklarını bayan halimle çözememiş olan ben, sizleri o halde gördükçe önce gülüyor, sonra üzülüyorum. Hatun kişisi taşıyamıyorsa doldurmasın çantasını tıka basa. Fakat erkek kişisi de asla kadına poşet taşıtmasın. Ya da çocuk. Sevgili döneminde çantaları taşıyorsunuz, sonra çocuk olunca annenin kucağına. Bırakın bu işleri! 

Pembe giymeyin. Özellikle pembe pantolon çok itici duruyor. İticilikten ziyade insanları farklı düşüncelere sevk ediyor. Hakkınızda hüsnü zan beslememize sebep oluyor. Bu hiç hoş bir durum değil. Tshirtleri de giymeyin lütfen. Başka renk mi yok. Zibille renk varken neden pembe? Hele o çingene pembesi hiç ama hiç hoş durmuyor. Bilginize.

Göbek yapmayın. Spora başlayın varsa da. Kemer üzerine taşan o göbeklerinize "bira göbeği" diyorsunuz ya da "Türk kası" diyorsunuz ya, biz yemiyoruz bunu. Bildiğin yağ tabakası. Löp löp gezinmeyin. Hadi birazına göz yumulur fakat 7 aylık hamile gibi olunca pek hoş durmuyor.

Sakal önemli! Sakalınıza dikkat edin. Kirli sakal her zaman kadınların tercih sebebidir fakat ipin ucunu kaçırmayın lütfen. Suratınıza hangisi gidiyorsa onu tercih edin. Sakal bırakıcam diye de fazla kasmayın. Zira bazı yüzlere yakışmayabiliyormuş. Bence hepsine yakışıyor tabi, o ayrı.

Kızları anlayın.! Size git diyorsa ağlamaklı, aslında bu gel demektir. Asla beni bırakma demektir. Sesi titriyorsa, seviyodur. Neyin var dediğinizde bi'şeyim yok diyorsa emin olun çok önemli bi'şey olmuştur. Peki deyip kestirip atıyorsa canı sıkılmıştır,sıkmışsındır. Tamam diyorsa uzatmaya gerek yoktur. Ok dediyse eğer o zaman bildiğiniz tüm duaları okumaya başlayabilirsiniz. 

Dişlere dikkat! Sarı dişleri kimse sevmez. Dişlerinizi fırçalayın. Rengi orjinalinde sarımtrak olabilir fakat fırçalandığı belli olsun. Sigara içmemeye özen gösterin. Sigaranın dişlerde bıraktığı o izler çok daha fazla itici oluyor.

V yaka veya Lacoste giymeyin. Bu benim kişisel tercihimdir ve sebebini çözemiyorum.

Açık sözlü olun. Utangaç erkeklerden hiç bir kız hoşlanmaz. Fakat daha da hoşlanılmayanı varsa o da ne istediğini bilmeyen erkeklerdir. Arkamıza bakmadan uzaklaşırız. Fakat ne istediğini bilen, şu şöyle- bu böyle diyen erkekler candır.

Yalan söylemeyin! Bu her iki cinse de uyarı niteliğindedir. Açıklama yapmaya gerek bile duymuyorum.

Sevmeyi bilin. Kızlar sevilmekten çok hoşlanır. Sevdiğinizi hissettirin yeter. Saçma sapan hareketler içine girmenize gerek yok. Hissetmek önemli..

Muhtemelen eklenecek çok daha fazla şey vardır ama şimdilik bu kadar yeterli. Öperim.


Bu da şarkınız olsun! 

1 Mayıs 2012

Yalancı!



Herşey yalan, herkes sahtekar!


Son günlerde böyle düşünüyor olmam kesinlikle beni güvensiz yapmasın. Aksine daha da bir güvenesim var insanoğluna. Lütfen, beni şaşırtın! Bana yalan söylemeyerek yapın bunu. Ya da cennetinizden başlayan yolculuğunuzu cehenneminize çevirin! Cehennem ol!


Yalanların farkına varmak, ne acı. Aslında arkandan dönse bir kaç dolap, umursamaz olursun. Fakat o yalanın ucunu bulunca? Ah bulunca.. İnsan lanet ediyor işte o an sevgiye, duyguya ve diğerlerine. Nefret ediyorsun.! Kimseyi sevmiyorsun. Sevme kimseyi! Acımasın canın.


Sahtekar gülüşler tanıdım çokça. O kadar sahteydiler ki, bakmaya doyamazsın. Tek başıma yaşıyorum her şeyi. Mutluluklarım bile anlamsız bu yüzden. Sanki mutluluk bile paylaşınca güzel. Herkesi tersliyorum. Herkese sert davranıyorum. Bir kabuğun içinde yaşıyorum iki soluk hayatımı. Nefes almak, alıpta vermemenin güzelliğindeyim.


Güzel? Hiç bir şeyin güzelliğinden ahkam kesemem. Dedim ya, koskocaman yalanların içindeyim. Koskocaman sahtekarların pençesindeyim. Sapasardı yalanlar dört bir yanımı. Ve sonra..


Daha sonrası yok. Güvendiğim dağlara kar yağdı işte. Ve ben güvensiz oldum. İnanmıyorum ki artık. Hiç kimseye inanmıyorum. Neden biliyor musun? Çünkü sen! Sen bugün varsın, yarın yoksun.! Yarın varsan da bugün yoksun. Aslında asla yoksun. Hiç olmadın ki. Hiç olamazsın ki.. Yalancı! O kadar yalancı ki! 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...