24 Ekim 2012

Yükseklik korku'm,uçak kaza'm (akrofobi)


"Akrofobi, yüksek yerlerden korkma olarak tanımlanır.  Fobinin derecesine bağlı olarak, akrofobik bir kişi bir binanın yüksek katlarında olmaktan merdiven tırmanmaya kadar yükseklikle ilgili birçok şeyden korkabilir. Ancak yükseklik korkusunda yaşanan durum baş dönmesinden daha farklıdır. Kişi yükseğe çıktığında öncelikle paniklemeye başlar ve etrafında tutunabileceği bir şeyler arar. Kendi denge duygusuna güvenmez."

Böyle bir alıntı yaptım. Neden? İşin tekniğini anlatmak için. Peki ben de ne zaman başladı bu korku? Bir psikiatristle görüştüğümde "korkularının çoğalması, kaybedeceğin şeylerin çokluğundandır" deyip çeşitli şekillerde bunu örneklendirmişti. Hayır, benim kaybedeceklerimin çokluğu değil söz konusu, yaşadığım uçak deneyimi.

Efendim uçaktan asla korkmayan bir insandım ben. Taa ki bindiğim uçak, düşene kadar. Aslında ben öldüm, oradan yazıyorum size. Çaktırmayın. Neyse.. Güzel bir kış günüydü. Hava yağmurlu ve şimşekli.. Süzüldük çok güzel bir şekilde pistten. Gökyüzüne çıktığımız zaman, aşağıyı izlemeye koyuldum. Bulutlar yukarda değil de aşağıda olunca biraz garip hissediyorsun ama o dağların denize paralelliği yok mu? 

Neyse.. Her araçta olduğu gibi uçakta da hemen uyuklamaya başladım. Birden sarsıntıyla uyandım. Ama öyle böyle bir sarsıntı değil. Heralde çok fazla uyudum dedim o an. Yanımdakine "Ne çabuk geldik, iniyor muyuz yoksa?" dedim. "Yok canım, düşüyoruz" dedi tüm psikopatlığıyla. Etraftaki çığlıklar ve bağrışmalar destekler nitelikteydi. O an camdan aşağıya baktım korkarak. Yere yaklaşıyorduk..

Sonra içeriye odaklandım tekrar. Koridorun diğer yanındaki adam emniyet kemerini bağlamamış olacak ki önce havaya uçup tavana çarptı, sonra yere düştü. Yalnız öyle bir çarpmaydı ki, adam ikiye katlandı resmen. Sonra kapaklar açıldı. Ekranlarda düşülen fit'i de görüyorduk heyecanla. Aniden onlarda yuvalarına döndüler. Işıklar aynen filmlerdeki gibi önce kesik kesik gitti, sonra tamamen..

Yukardan valizler aşağıya düşerken aklıma o güzel hostes kızlar geldi. Nerdeydi bunlar? Lan düşerken napcaktık? O an aklımdan ne bir dua geçti, ne de hayatımın film şeridi. Yalnızca hostes kızları düşündüm. Benciller paraşütle atlamış olacaklardı. Tekrar döndüm dışarıya, artık yeri görüyorduk. Burun tamamen yere eğilmişti. 

Şaka maka ölüyorum ben derken, içerinin buz kesildiğini üzerimdeki terin donmasıyla anladım. İnanılmaz bir üşüme geldi. Yan taraftaki adam dönerek "Hacı kurtar bizi!" dedi. "Dua edin" diyenler.. O an sığınılacak tek yer vardı..

Derken aniden bi'şey oldu. Birden düzlüğe çıkmış gibi oldu uçak. Yere olan yakınlığımız açılmaya başladı. Pilot normal yüksekliğimize geldiğinde açıklama yaptı: "Hava boşluğuna düştük.." ya da "Türbülansa girdik" Hiç kimse konuşmadı. Nefes almaya bile zorlanıyordu herkes. Taa ki uçak piste inene kadar. Piste tekerlekleri değdiği an, çığlıklar, bağrışmalar ve alkışlar.. Uçaktan indiğimizde bizi kameralar karşıladı. Olay haberlere taşındı..

İnerken yan tarafta oturan iş adamı "Yıllardır yurt içi, yurt dışı bir sürü uçağa bindim. Bir sürü türbülansa girdim. Ben böylesini görmedim.! Yalan söylüyorlar." dedi. Adamı destekleyen bir kaç iş adamı ve iki futbolcudan sonra ayaklı gazeteden öğrendik ki o uçakların motorları yeterli değilmiş. 4 gün sonra aynı şirketin uçağı başka yerde düştü..

Ölümlerden mi döndük, yaşayacağımız gün mü vardı ne derseniz deyin. Kesinlikle "kader". Tabi ilk zamanlar o şirketle uçuş yapmadım. Zaten hemen kaldırıldı. Sonraları ise şimdiye tekabül ediyor. Uçak biletimi internetten ayırtırken bile nefesim kesiliyor, araçla gidebiliyorsak; araçla gidiyorum. Uçaktan nefret ediyorum. Zaman geçtikçe korkum daha da çok büyüyor. Gökyüzüne baktığımda uçak gördüğümde tepeme düşecekmiş hissi bile veriyor. Zorunlu olmadıkça kullanmayacağım da..

Ve son olarak eklemeden edemeyeceğim. Korkularınızın mutlaka saklandığı bir yer vardır bilinçaltınızda. Bulun, iyileştirebiliyorsanız, iyileştirin. Hastalıklı insanlar olarak topluma karışmayın. Teşekkürler.

17 Ekim 2012

İstanbul Oyuncak Müzesi'ne.!


Nedir bu arkadaş diyenler için hemen basın bülteni alıntılamımı göstereyim.


"İstanbul Oyuncak Müzesi tarafından gerçekleşecek toplantıya aralarında
İngiltere, Fransa, İspanya, Almanya, İtalya, Belçika ve Portekiz’in de olduğu 14
ülkenin oyuncak ve çocuk müzelerinin temsilcileri katılıyor. 


Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın himayesinde yürütülecek etkinliklerin ana
konusu, ülkemizin tekstil kültürünün çocuk dünyasına yansıttığı zenginliği
vurgulamak amacıyla “Bezbebek” olarak belirlendi. Türkiye Tekstil Sanayii
İşverenleri Sendikası’nın ana sponsorluğunu üstlendiği TOYCO buluşmasının
simgesi olarak, kültürümüzde doğum yapan kadınları ve çocukları koruyan,
onlara hayat veren Kübey Hatun tanıtılacak. Kübey Hatun’un sanatçı Fatma
Tuncer tarafından bu buluşma için yapılacak bezbebek oyuncakları katılımcı
müzelere armağan edilecek.


TOYCO toplantılarının üçüncü kenti olan İstanbul’da, 19-20 Kasım tarihlerinde
Caddebostan Kültür Merkezi’nde büyük buluşma gerçekleşecek." 

Evet sayın izleyicim. Bu etkinlik dolayısıyla benimle iletişime geçen Sayın Aslı Nuhoğlu'na daveti için tüm kalbimle teşekkür ediyorum. Oyuncakları ve çocukları çok seven bir insan olarak merakım cezboldu. Hem müze, hem de oyuncak ha? 2 yıl önce bir arkadaşımın katılıp, ballandıra ballandıra anlattığı bu etkinliği olabildiğince merak ediyorum. Eğer ilgisi olan varsa gidip görmeli! 

>> www.istanbuloyuncakmuzesi.com


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...