26 Aralık 2012

Enteresan diyaloglar.


Annem sinirle yanıma gelip "Sen neden evlenmiyorsun biliyor musun?" dediğinde ben de aynı sinirle "Neden?!" dedim. "İşte ben de onu soruyorum" dedi.

Sonra annem "Sen en iyi hangi burçla anlaşırsın biliyor musun?" dedi. "Balık, Akrep,Boğa ve Aslan" dedim. "Hayır anlaşamayacağın burç yok senin" dedi. Yoo ben Kova'larla geçinemiyorum.

Abimi arayıp "Şu tarihler arasında sendeyim, ev arkadaşını evinden göndermenin bir yolunu bul" dedim, sonra  o da "hallederiz" moduna girdi. Kendimi sevgilisinin evine kaçamak giden aptal kızlar gibi hissettim bi an.

"Tüyap'a gidiyorum fuar varmış" dediğim arkadaşım heyecanla "Aaa nerdekine? Beni niye çağırmadın?" dedi. "Massachusetts'tekine " dedim. "Hee o zaman gelemem" dedi. :S

Ogs parasını yatıramadım diye "O arabaya bi daha binersin.!" diyen babam da çok enteresan tabi.

Günlerdir babama "Akşam Taksim'e gidelim, sana kahve ısmarlayım" diyorum. En sonunda dayanamayan babam "Ben sağa yapacağum bi kahve şimdi" dedi, ben mesajımı aldım.

O dopdolu metrobüsten inme çabası, 7 katlı binanın enkazından çıkma çabası kadar zor. Üst üste konulmuş konserve-vari insan müsvetteleriyiz toptan.

Bana "Kürk Mantolu Madonna" adlı kitabı gönderecek olan okuruma ben de Elif Şafak'tan Aşk kitabını göndereceğim. Zira kütüphanemde olmasından rahatsız olduğum bir kitap kendisi.

He bir de beni okuyan tanıdık, dost, düşman, eşraf varsa lütfen verdiğim bir söz varsa da yapmadıysam benimle iletişime geçsin. Helalleşmek şart. Okurlarımdan da hak-hukuk konusunda dikkatli olmasını istiyorum. Kendinize iyi bakın. Ok, kib,bye.

15 Aralık 2012

Yer Keşfi:Çikolata ve Kahve

Nasıl bir ikilidir bu demeyin lütfen! Burası bir mekan ismi çünkü. Hatta bu güne dek gittiğim en güzel mekanlardan bir tanesi. 

Efenim geçen hafta x kişisi beni arayıp tam ağzıma layık sıcak çikolata içtiğini, bensiz boğazından geçmediğini, mekanın muazzam olduğunu ve mutlaka beni oraya getirmek istediğini söyledi. Biz de bu hafta sonu oraya gittik..




Mekan "Çengelköy" de. Ufacık tefecik. Muazzam bir ufaklığı var. Sanırım mekanın kişi kapasitesi 7'dir fakat diz dize oturursunuz. Öyle dip dibe, olabildiğince sıcak. Söylenene göre evli çiftin 3 yıl kadar önce açtığı bu mekan bir filmden (Chocolate) etkilenip açılmış. Filmi izlemedim ama x kişisine göre "mutlaka izlenmesi gereken 9 filmden 1 tanesiymiş". İzleyelim o halde boş vaktimizde..

Mekana dönecek olursak; çikolatalarımızı kendimiz seçiyoruz vitrinden. Sonra istiyoruz sıcak çikolatamızı Bülent Abi'den. Sanırım Bülent idi. Yani isim hafızam kötü a dostlar. Hatırlayamayacağım. Ufak bir çocukta var. Muazzam kahve yapıyormuş. Çikolatalı kahvesini de çokça merak ediyorum elbet.




Sıcak çikolatamız bize servis edildiğinde ben hemen fotoğraf makinemi elime alıp, önce onu, sonra tüm mekanı fotoğrafladım. X kişisi "Soğutma şunu, soğutmadan iç!" deyip duruyordu bir önceki yazıma istinaden. Soğutmadan içtim. Ve söyleyebilirim ki, yılların sıcak çikolata içicisiyim böylesini içmedim. İçerken öyle bir kendimden geçtim, öyle bir mutlu oldum ki; anlatamam. Muazzam bir tadı vardı. Belki oranın havasının güzelliği belki sohbetin sıcaklığı. Artık neydi bilmiyorum. İlk fırsatta tekrar gidip bu kez çikolatalı kahvesini deneyeceğim. 

Aslında bu yazıyı yazmamalıydım belki de. Şimdi göreniniz duyanınız hemen ilk fırsatta gidecek, sonra o eski havası kaybolacak. Yaa kaybolmasın ama :/

14 Aralık 2012

Fotoğrafçı Sevgiliniz Varsa Okuyunuz.!

Efenim dün bu yazıyla net üzerinde karşılaştım.  X kişisine okudum, ben okudukça "Aaa evet öyle, aaa tıpkı sen, ahanda sen!" şeklinde tepkiler verince şok oldum. Okudukça kendimi gördüm.Bu kadar olur yani!  Emin olun etrafınızda bir fotoğrafçı varsa siz de etkileneceksiniz bu yazıdan. He bi de dün akşam x kişisiyle çektiğimiz sanatsal fotoğrafımızı da paylaşayım sizlerle,görselimiz olsun:




Fotoğrafçıdan niye sevgili olmaz ?

1. Sevgilisinin elini tutmayı değil fotoğraf makinesini tutmayı tercih eder.
2. Romantik bir günde, siz güneşin batışını izlerken, ”ne muhteşem” diye iç geçirirsiniz, oysa O, ”enstantane 1/30, diyafram f/16 kurtarır, tripodla temiz olur” diye düşünür.
3. Televizyon ya da film izlerken veya dergi okurken zevk alamazsınız, çünkü fotoğrafçı sevgiliniz size süreki g
örsel hataları, teknik yanlışları söyleyip durur.
4.Anlamsız kafelerde oturup, saatlerce bir röntgenci gibi gelen gidenlere bakar.
5. Dışarıda gezerken güzel bir ışığa denk gelirseniz, hemen sizi alıp kalabalığın ortasında ”şurada dur, hafif sola, öyle kal” gibi talimatlar vererek sizi mahcup durumlara sokar.
6. Yenice hazırlanıp gelmiş bir yemeğin tadına sıcakken varmanızı engellerler, çünkü o tabağın fotoğrafını 15 dakika boyunca akıllı telefonu ile çekip yemeğinizi soğutur.
7. Bir arkadaşınız, O’na, ”Fotoğrafa meraklıyım. Bana iyi bir fotoğraf makinesi tavsiye eder misiniz ? Çok profesyonel olmasına gerek yok” derse, emin olun arkadaşınıza çok sinirlenmiştir. Birazdan ya sizinle ya da arkadaşınızla bir gerginlik çıkarır.
8. Fotoğrafla ilgili bir sergiye ya da başka bir yere gittğinizde bilinki saatlerce bekleyeceksiniz ve sıkıntıdan patlayacaksınız.
9. Size tam konsantre olduklarına bilin ki alsında sizin söylediklerinizle değil de sizin yüzünüzdeki sorunları Photoshop’ta nasıl düzelteceğini düşünüyordur.
10. Eğer kenarda 1000 – 2000 liranız varsa, bilinki o parayı ortak birşey almaya değil bir lense ya da fotoğraf makinesi aksesuarına harcayacaktır.
11. Biraz kilolu gözüktüğünüzü söylerseniz, ”üzülme, ben Photoshop’ta halledeceğim” der.
12. Kendi standartlarına göre değerli değilse, sizin istediğiniz bir şeyi Photoshop’lamazlar.
13. Sizin ya da arkadaşınızın bir fotoğrafını çektiyse, o fotoğrafı almayı unutun, yıllar sürebilir. 10 yıl sonra alırsanız şanslısınız demektir.
14. Fotoğraf makinesinden artakalan tüm zamanını bilgisayar başında geçirir.
15. Eviniz hurda fotoğraf makinesi ve aksesuarı çöplüğü gibi olur. Bozuk da olsa hiçbirini atmaz. Bu çağda bile bir gün o köşede tozlanan analog fotoğraf makinesini kullanacağını iddia eder.
16. Sizden daha çok modellerle, sanatçılarla, müzisyenlerle ya da iş adamlarıyla vakit geçirmeyi tercih eder.
17. Evdeki eşyaların yeri konusunda düzenli ve titizdir. Özellikle fotoğrafa ilişkin olanlarının!
18. Aramalara ve mesajlara karşı duyarsızdır. Telefona bakmadığında instagrama girin, yeni bir fotoğraf yüklediğini görürseniz sakın şaşırmayın.
19. Sizin hiç duymadığınız ya da saçma bulduğunuz eski bir filmi izlemeye bayılır.
20. Genelde tuhaf şeylerle ilgilenir. “Kibrit kutuundan nasıl fotoğraf makinesi yapabilirim?”, “Yoğurt kabından ring flaş olmaz mı…” gibi!
22. Uzak bir yerde bir doğal afet yaşandıysa, ya yola çıkmıştırlar ya da hazırlanıyordır.
23. Egosu yüksektir. Kendisinin çektikleri dışındaki her fotoğrafa bir kulp takar.
24. Gökkuşağından nefret eder, özellikle lenste ışık yüzünden oluşanlardan.
25. Pahalı bilgisayarlara bayılır.
26. Terkedilmiş eski binalar fotoğrafçının meskenidir. Hele ki boyası sıvası dökükse! Fotoğraflarınızın çoğu şatafatlı salonlarda değil, bu tür izbe mekanlarda çekilir.
27. Çektikleri yeni bir fotoğrafı gösteremeye bayılır. Ama şunu bilin ki sizin beğenip beğenmemeniz umrunda bile değildir.
28. Fotoğraftan çok da anlamayan arkadaşınızın çektiği fotoğraflara O’nun yanında kesinlikle baktırmayın. Eleştirisindeki nezaket dozunu emin olun ayarlayamaz.
29. Güneşli günler O’nu mutsuz eder, ışığın daha homojen olduğu bulutlu günlere bayılır.
30. Doğum günü armağanınızın, sizin bir portreniz olma olasılığı yüksektir.
31. Bir yerdesiniz, sıkıldınız ve başka bir mekana gitmek istediniz. Öyle kolay değil! Çünkü oradaki fotoğrafların çekimini bitirmeden bir yere gidemezsiniz.
32. Sürekli bir test modeli olarak kullanılacaksınız.
33. Hiçbirşey doğal olarak güzel değildir. Herşeye Photoshop müdahalesi yapmaya çalışır.
34. “Tatlım, fotoğraf makinemi yanıma alıyorum” demesi, “içinde lenslerinden bataryalarına kadar toplamda 20 kiloyu bulan bir çantayı yanına alıyorum” anlamına gelir.
35. Eğer yanlışlıkla herhangi bir ekipmanına hasar verirseniz, yandınız!
36. Bir yeni yıl hediyesi alacaksanız, onu mutlu etmek için en az 500 doları gözden çıkaracaksınız demektir. Çünkü fotoğraf ekipmanları pahalıdır ve O’nu ancak bu tarz hediyeler mutlu eder.
37. Doğal koleksiyoncudur. Fotoğraflarının yayınlandığı ya da beğendiği fotoğraf ve fotoğraf üzerine yazıların olduğu eski gazete, dergiler yatağın altını doldurur.
38. Terabaytlık harici disklerde fotoğrafı vardır, ama baskısnı yaptırdığı fotoğraf sayısı 10 taneyi geçmez! 

39. Sizin yaratıcılığınızı sürekli gizlice yargılayacaktır.
40. Herhangi bir şekilde otomatik moddaysanız bilin ki size güleceklerdir. Çünkü, onlar için her şey manueldir.

41. Kendisi gibi fotoğraf meraklısı biriyle karşılaştığında yandınız demektir! “Ayaküstü sohbetleri” en az bir saat sürer. Hele ki “bir yerlere oturup orada mı sohbete devam etsek?” diye birbirlerine sormaları felaket habercisidir sizin için.
42. Bir parkta başınızı omzuna yasladığınızda “iyi bir fotoğraf gördüm!” deyip ışık hızıyla yerinden kalkacağından , başınızı bankın tahtasına çarpma olasılığınız hayli yüksektir.
43. Bir fotoğrafçıyla sevgili olmak demek, pantolonunun dizleri tozlu ya da çamurlu birisiyle dolaşmak demektir. Çünkü, alt açıdan fotoğraf çekmek için doğal bir davranış gibi dizlerinin üzerine oturuverir. Hatta, boylu boyunca yere yatıp fotoğraf çekenleri de hayli çoktur!

(Abrurahman ANTAKYALI) tarafından kaleme alınan bu yazı bizleri tektip yaptığı halde %100 doğrudur.

10 Aralık 2012

Sosyal Medya Zararları.


Efenim konuya nereden nasıl girilir bilemiyorum. Fakat bildiğim ve hepinizi çok ilgilendiren bir olay var ki "sosyal medya". Yaklaşık olarak günümüzün %70'ini geçirdiğimiz bu sosyal medya mecrası aslında sanılan kadar "masum" değil. 

Facebook ile tanıştığımız bu sosyal medya normalde reklam, tanıtım gibi amaçlar için kullanılıyor. Ya da "haberdar etme, haber verme" gibi anlamlar da taşıyor. Özellikle "twitter"dan bir çok haber öğreniyoruz. Yine Facebook'un alt kuruluşu olan FriendFeed'den de öyle. Mesela patlamamış ve henüz el altında dolaşan haberleri hep FriendFeed'den öğrenirim ben. Buna quup'lar, instagram'lar,bloglar,foursquare'lar, google +'ları da eklersek sosyal medya mecralarımız olabildiğince çok. Peki zararları nedir?

Zaman kaybı.. Az öncede bahsettiğim gibi zamanımız büyük bir bölümünü çoğunluğun umursamayacağı cümleleri sarf etmek için bilgisayar/telefon başında harcıyoruz. Çoğunlukla "duvara karşı" konuşuyorum edası bırakmasına rağmen, hiç utanmıyoruz biz bu durumdan. Devam ediyoruz..

İnsanlara kıskançlık duygusunu aşılıyoruz farkına varmadan. Yediğimiz sofraları paylaşıyoruz. Yiyemeyecek olanları düşünmüyoruz. Ben çok yapıyorum mesela. Geçenlerde arkadaşlarla bir kahvaltı masamızı paylaşmıştım. Annem twitter'dan sıkı takipçim olduğundan arayıp beni "Canım çok çekti ya, ne kadar güzel" demişti. İnsanlara "hava atma" olayına taşıyor anlamadan yaptıklarımız. Sonra o fotoğrafı paylaşma amacımı sorguladım. İnanın mantıklı bir açıklamam yoktu. Askerde olan, deli gibi parası olsa da o masaya sahip olamayacak arkadaşları düşündüm. İlla durum Somali'den ibaret değil. Misal ben de ayvalık tostu paylaştığında biri çıldırıyorum. Ya da kumpir. O an yiyemiyoruz işte.. Boş yere istek duyuyoruz.

Art niyetli insanlarımız da var. Facebook'ta bir çok insanı ekliyoruz. Arkadaşımız,ailemiz derken liste giderek kabarıyor. Ayıp olmasın diye kabul edilenler derken, ohhooo. Okuduğum ve etkilendiğim yazıda profillerde evlenen kişilerin paylaştığı fotoğraflara dem vuruluyordu. Henüz evlenmeyen insanlar buna gıpta ile bakıp, özenebiliyorlarmış. Ben evli değilim fakat, evlilerin evlilik fotoğraflarına her baktığımda kuzenime "böyle bir salaklık yaparsam beni mutlaka uyar" diyorum. Zira o kadar saçma fotoğraflar oluyor ki. Tabi ben "fotoğrafçı" gözünden baktığımdan diğer duygulara yer kalmıyor.. Fakat öyle düşünen insanlar da olabiliyormuş.Ya da çocuklarınızın fotoğraflarını paylaşıyorsunuz. "Art niyeti olan" ve nazarı değen insanlar var. Onlara ne diyeceğiz. Veya çocuğu olmayan evli çiftler. İçleri gitmiyor mu o çocuğun en güzel gülüşlerine bakarken?!

Kapalı kızlarımızın saçları açık fotoğrafları paylaşmalarına ne diyeceğiz peki? Peki ya profil fotoğraflarına onun-bunun fotoğrafını koyanları? Kızların "başbakan dahi olsa" fotoğrafını profil yapmasının mantığı nedir? Ya da sevdiği şarkıcının, artistin veye ölen herhangi bir x kişisinin? Hadi ölüye saygı deriz ona da, ya diğerleri?

Ve tabi ki yazılanlar. Bir kızın fotoğrafının altına yazılan "canım çok şeker çıkmışsın" cümlelerini 3 erkekten fazlası yazıyorsa o kız hakkında düşünceler hemen değişir. Hatta kızların fotoğraflarına,altta yapılan yorumlara bakıp; "evlilik" düşündüğü insanlardan soğuyanlar varmış. Beğenilere ne demeli? Valla bu sosyal medya yuva dağıtır..

Evet, yuva dağıtır. Dağıttı da.. Sosyal medyanın zararlarından bir tanesi de bu. Adam gitmiş başka bir kadına bi'şeyler yazmış. Sonra o -ona, bu-buna derken görüşmeler, gülüşmeler.. Yüz yüze gelmeseler bile "aldatma" ile sonuçlanmış olay. Ya da eski sevgililerle yenidenler ve sonuç: Aile içi şiddetli geçimsizlik..

Sonra evli insanların sosyal medyada harcadıkları zamanı ailesine göstermediği ilgiyle çarparsak al sana "ilgisizlik". Sonra uğraş dur efendim. Yeniden "boşanma".

Facebook'ta erkek arkadaşıyla fotoğraf çektirip profil fotoğrafı yaptığı için aile eşrafının toplanıp kızı zorla o kişiyle evlendirmesine ne diyeceksiniz? Yok deve.. Değil mi? 

Peki attığımız her adımı, duyduğumuz her güzel sözü, her güzel manzarayı, okuduğumuz kitapları ve attığımız adımları paylaşma isteğine ne diyeceksiniz? Efendim bu sosyal medya virüs gibi vücudumuzun her zerresine yayılıyor. Yapabileceğimiz bir şey yok işin kötüsü. Çekelim internetlerin fişini rahat edelim dersek bir boşluğa düşeriz. O kadar da yer kaplıyor melet hayatımızda. 

Hadi şimdi biriniz sevgili yapsın, sevgilisiyle fotoğraflarını boy boy paylaşsın; sonra hepimiz gidip onu beğenelim, altına en güzel yorumlarımızdan atalım. Sonra ayrılsın. Ayrılma durumunu beğenelim. Sonra yenisi gelsin. Sonra eskisi, yenisi derken nerdeyim ben diyelim ama çaktırmayalım. Ve en son olarakta dikkat edelim efenim. En güzel gülüşlerimiz, en güzel anlarımızı herkese ifşa etmekten çekinelim. Artık hepimiz birer star olduk kendi ufak dünyalarımızda.. Çaktırmayalım.

9 Aralık 2012

İsimler.. Ah şu isimler..


Çocuklarınıza isim koyarken lütfen iki kez düşünür. Bir kere akılda kalıcı olsun. Arapça olsun (dininize bağlı bir insansanız eğer) Yanına Türkçe'de isim koyun. Zira benim hayalim öyle. 

Hiç bi'şeyden çekmedim şu isimlerden çektiğim kadar. Hatırlamıyorum arkadaş. İsimleri hatırlamıyorum. Hiç kimsenin ismini hatırlamıyorum. Filmlerdeki artistlerin isimlerinden tutun da, Osmanlı padişahlarına kadar. 

Yeni insanlarla tanıştığımda ve telefonla contact kurmak zorunda olduğumuz için numara alış verişi yaptığımızda hep foyam ortaya çıkar. Karşımdaki kişiye ismini 3 kez sormuşumdur fakat yine de hatırlayamadığımdan "Telefonuma ne olarak kaydetsem seni?" derim. Eğer akıllıysa "Adımı ezberleyemedin di mi?" tepkisi verir direkt ve suratımın kızarmasına sebep olur. Eğer aptalsa bunu bir "kur" olarak algılar ve saçma salak tepkiler verir -ki "bu insanla iş yapılmaz" deyip kaydetmem bile numarasını.

Bir insan "Ya kusura bakma ismini unuttum" dese bana hiç alınmam mesela. O derdi iyi bilirim çünkü. Gerçi ismim çok bakkal (çok kullanılan) olduğundan olacak ki; ismimi kimse unutmaz. 3. kez söylediğim olmamıştır yani. Keşke ben de öyle olabilsem..

İsimlere anlam yükleyen insanımdır bir de. Misal: Furkan ismindekiler yaramaz olur. Ceyhun'lar da. Onların çocukluğu çok soğuk ve sert ortamlarda geçmiştir. Ceyna, Buse, Alev, Tuğba, Burcu gibi kız isimlerimiz ise itici gelmiştir hep. Açıklama yapmıcam.

Ve bir de bulunmaz hint kumaşı isimler vardır ki; işte ben onlara aşığımdır. O kadar bulunmazlar ki, örnek bile veremiyorum yani o derece.

Ah şu isimler. Nedir sizden çektiğim. Şşştt,piştt iyi ki var o halde!

4 Aralık 2012

İnancım zorunuza mı gitti?



İzdivaç programlarına çıkan adamların 8/10'u "Zoru severim zaten" der. Sanırım ekrana çıkmadan önce öğretiliyor bu cümle onlara. Zoru sevmeleri gerekiyor. Ben zoru sevmem mesela. Zorlandığım yerde oradan hemen koşarak uzaklaşırım. Mutsuzluğu da sevmem. Beni mutsuz eden şeylerden de olabildiğince uzaklaşırım. Zorlarda beni mutsuz eder hep. Mutlu olmanın yollarını ararım.

Şimdi böyle konuşuyorum ama yarın öbür gün tersini de söyleyebilirim. Zira benim için "değişmez asla" dediğim bi'şey yok. Dogmatik olan din'dir. Din'i değiştiremem ama dine bakış açım bile değişir. Misal, ben küçükken Pınar Altuğ zihniyetinde insandım. Gençlik zamanlarım diyebileceğim toy düşüncelerimle. Akmerkez'e gittiğimde "kapalı" hanımlar bırakın beni tedirgin etmeyi, rahatsız ediyorlardı. Sonraları nasıl olduysa okudum, öğrendim, araştırdım. 

Kendi hastalıklarımı kendim tamir etmeyi öğrendim. Dinimi onun bunun yönlendirmesine göre değilde, asıl olması gerektiği gibi yaşama kararı aldım. Misal, namaz kılmıyordum. Zayıfım diye oruçta tutmuyordum. "Bugün Allah için ne yaptın?" deseler, zaten O'nun için bi'şe yapamadığım gibi kendim için de bişey yapmıyordum. O an kafama dank etti. Bi'şeyler yapan, bi'şeylerden vazgeçen, koruyan, kollayan insanlar ve de en önemlisi bir amaç uğrunda hayatına yön veren insanlar hakkında olan düşüncelerimden önce utanıp, sonra öğrenmeye başladım..

Öğrendikçe anladım. Anladıkça aşık oldum sayın seyirci. "Örtünmek" örümcek beyinlilik değildi. Güzelliklerinin saklanmasıydı. Tüm pisliklerini, eskimişlerini, geçmişlerini örten insanların bunu anlamasını elbette bekleyemem. Çünkü kötü olanın üstü örtülür onlara göre. Fakat islam o kadar güzel ki, güzel olanı sakla diyor. Güzel olanı herkes görmesin. Özel insanlar görsün, sana helal kıldığımız.

Sonra inandıkça, bağlandıkça bağlanıyorsun. Mutsuz olduğum o eski zamanlarımdan kaçıp, huzur ve mutluluğu buldum. Hep gülmeye başladım o zamandan beri. Gülmeyi sevdim. İçimdeki Allah'a olan bağımlılığım söz konusuydu. Bunu herkes biliyordu artık.

İlk kapandığımda Etiler'e dedemlere gittim.Kapıyı açtı, sonra suratıma kapıyı kapadı. Büyükanneme dönerek "Ya bu bohçacıları neden siteye alıyorlar" dedi. Kapının dışından duyunca beynimden vurulmuşa dönmem gerekirdi. Fakat hayır, sadece güldüm. Acı bi gülmeydi belki fakat kendim için değil bu kesinlikle. Tekrar vurdum kapıyı, bu kez suratıma bakan dedem beni tanıdı.

Öyle farklı zihniyetlerle birlikte oldum, öyle şeyler yaşadım ki. "Rahatsız olma" deyimini yaşamak hiç aklıma gelmedi. Yani birisi başörtümden rahatsız olursa bu kendi sorunudur. Zira ben inancımı yaşıyorum. İnancım gereğini yapıyorum. Peki sen ne yapıyorsun? Hadi, bana amacını sorgulayıp, sonra cevabımı ver. Tartışalım. Ben sana Kur'an dan ayetlerle geleyim örtünme hakkında, namahremlerim hakkında. Sen de bana kendi kitabını göster, "buna inanıyorum ve burada sen gibi insanları dışlamam gerektiği söyleniyor" de, sana saygı duyayım.

Ama şu an sana kesinlikle saygı duymuyorum. Şu düşünceni atlatabilmen için "kendi inandığım" Allah'tan hidayet diliyorum senin adına. Sen benden rahatsız oluyorsun fakat, ben bu olaydan rahatsızlık duymuyorum. Çünkü ben yanlış bi'şey yapmıyorum. 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...