24 Şubat 2013

Kapalı/Açık Paradigması.


Bir arkadaşımın paylaşımı üzerine yazma gereği duydum. Aslında o arkadaşımı silme gereği bile duydum. Pardon, arkadaş dememeliyim. "Bir tanıdık" diyelim. Zira facebook'ta arkadaşımdan çok "bir tanıdık"m var. Eminim sizin de öyle. 

Neyse, konuya dönelim. Günümüzde inanılmaz bir ayrım var. Ya açıksındır, ya da kapalı. Yani ya türbanlısındır, ya da değilsindir. Ve nedense türbanlı olmayan insanların türbanlı olanları eleştirmede sınır tanımamalarına şahit oluyorum.

Ben asla görmedim ki bir kapalı bayan açık bir bayanın fotoğrafını paylaşıp altına değişik değişik yorumlar yapsın. Fakat açık bir çok bayan, kapalı hanımların fotoğraflarını paylaşır ve kıyafetleri ile ağızlarını boza boza yaya yaya dalga geçerler. Ve hemen ardından "Ben müslümanım, benim içim temiz" derler. Fakat yorumlarının bir çoğu "Müslüman kadın böyle mi olacak?" şeklinde olur. Kendileri açık oldukları için "müslümanlık" tan tenzihtirler çünkü. Yani kendilerini müslüman olarak görmez, kapalı kadınları müslüman olarak görürler ve de üzerine giydirir de giydirirler.

Neymiş efendim, müslüman kadın topuklu ayakkabı giymezmiş. Bunu yazan kadın ise her gün işe topuklu ile giden başı açık hanım kadın. Eee o zaman sen ne oluyorsun?

Neymiş efendim, müslüman kadın oje sürmezmiş.. Dar giymezmiş, onu yapmazmış bunu yapmazmış. Eee? Peki ya sen? Sen bu söylediklerinin hiç birini yapıyor musun da gelip hakkında konuşabiliyorsun? Hee yapmıyorum bu yüzden müslüman da değilim zaten diyorsan o ayrı. Fakat yine de o tip fotoğraflar paylaşıp, boş yere kendi kendine atıp tutmakla olmaz bu işler be güzelim..

Kadınların kadınları çekememesi gibi saçma bir durum söz konusu. Kapalıysa ve topuklu giyorsa, oje sürüyorsa ya da müslüman kadının yapmaması gereken her hangi bi'şey yapıyorsa bu yalnızca onu ilgilendirir. Kapalı veya açık olmak bunun kriteri olmamalıdır. Hee kapalıları yalnızca müslüman kategorisine sokmaya çalışıyorsanız o ayrı. 

Evet, kapalılık ciddi manada zordur. Ciddi manada emek ister. Zorluklarla doludur. Eleştirilmeye mahkumsunuzdur. Fakat hepimiz biliriz ki şeytan da doğru yolun üzerinde kamp kurmuştur. Allah'ın huzurundan ayrılırken doğru yolda olanları yolundan saptırmak için yemin etmiştir. Bu yüzden de en çok bizimle uğraşır. Öznur'un babanesinin de dediği gibi "Haramlar helalı geçerse o kişiyle şeytan bile uğraşmaz" Eee neyin derdindesin be güzelim?

O tip paylaşımlarla kendinizi müslümanlıktan soyutladığınızı fark edemiyor musunuz? Kapalı kadının müslümanlığına dem vururken kendinizi ne olarak görüyorsunuz merak ediyorum. Merakımı mazur görün ve anlatın lütfen. Anlatın ki hak vereyim. Aslında daha bir çok örnek verip, konuyu uzattıkça uzatırdım da susuyorum. Ekliyorum: "Kapalı olan müslüman kadınlar lütfen müslümanlığı düzgün bir biçimde yaşayın ki şu kendini bilmezlere pirim vermeyin.!" Rica ediyorum.

13 Şubat 2013

Evlilik yaşı nedir?


Evet sayın okuyucularım. Bir amme hizmeti ile tekrar karşınızdayım. Yemedim, içmedim ve bunları araştırdım. Evlilik hakkında yaş problemi olanlar bir dinlesinler beni. Erken mi, geç mi? korkusunu bir yana bırakın. Dinleyin!

Soruşturdum. Öncelikle hedef kitlemden bahsedeyim sizlere. Hedef kitlem evlenmemiş ya da kısa bir süre önce evlenmiş gençlerden oluşmakta. Yani 18-32 yaş arasından bahsediyorum. Aslında günümüzde gençlik 35 yaşa kadar gidiyor. Fakat benim soruşturduğum yaş sınırlaması bu. 50 kişiye sorduk, bir sürü cevap aldık. Fakat enteresan olanları paylaşayım dedim.

Kadınlar için;
18-21 yaş arası diyen çıkmadı sayın izleyici. Nasıl bir arkadaş ortamım var tahmin ettiniz bunun üzerine tabi ki. Bana sorarsanız kadın için ideal yaş işte tam da bu.! Sonrası zorluk ve sıkıntı. Bi'sürü kriterden oluşuyor. Lise bitip üniversiteyi kazanamadıysanız (ki artık bunun için gerizekalı bile olmanıza gerek yok) kesinlikle evlenmelisiniz. Yok üniversiteyi bitireyim diyorsanız da biter bitmez.

23-26 yaş arası diyenler erkek çoğunluktu.Şaşırtmadı beni. Onlara göre tam bir olgunlaşma ve evi geçindirecek hatun tipi. Fazlaca gözü açılmamış, ayrıntılara takılmayacak; hatta mümkünse iş hayatına atılmamış hatunlardan oluşuyor bu tipler. Kızlardan ise bu aralığı tercih edenler henüz o aralıkta ikamet edip evlenmemiş olan kızcağızlar. Muhtemelen düşündükleri biri var veya ciddi ciddi evlenmeyi düşünüyorlar.

27-31 arası diyen insanlar ise kadının artık yapacak bi'şeyi kalmamış; bari evleneyim de onu da deneyim demesini olağan gören şahıslar. Bu hatunlar yemek yapmasını bilirler, evi çekip çevirirler fakat ailelerine çok düşkün olurlar. Hamarat olan kızcağızlarımız çalışmış hanımlarsa hele çokça paraları olur. Çokça olmasa bile paradan iyi anlarlar. Nasıl kazanıldığından en azından.

Erkekler için
18-22 yaş arası söyleyen çıkmadı. İyi ki de çıkmadı, ağzını burnunu dağıtırdım. Çocuk onlar daha. Ufaklar. He evlenen yok mu? Var elbet fakat yine de bence çok erken. Yüksek ihtimalle üniversiteyi okumamış, askerlik sonrası evlendirilen veya üniversite sonrası askere gitmeden evlenen ve kör kütük aşık olan şahıslardır kendileri.

23-27 yaş arası erkeklerimiz ile aşık olup evlenirler genelde. Hayallerindeki hatunu ya görmüşlerdir ya da ailelerinden bir tanesi görücü usulü ile "Oğlum sana biz şu kızı yakıştırdık bi gör bakalım beğencen mi?" demişlerdir. O da beğenmiştir de evlenmiştir. Bu durumu savunan insanlar ise çoğunlukla sağlamcı ve hayalperest insanlar. Evlenmemiş kızların verdiği bu cevaba, evlenip 28 yaş üstü olan erkeklerde dahil oluyor işin enteresan kısmı. Sanırım onlar da keşke evlenseydim modunda.

28-32 yaş arasını düşünenler ise o yaş aralığında olan; işini eline almış, evini tutmuş, arabası altında olan şahıslar. Aynı yaş grubu kadınlarımız gibi "evleneyim de çoluğa çocuğa karışayım artık" bıkkınlığı içersindeler. Birini beğenmeye görsünler; direkt evlenirler. Zira onlar için kaybedilecek zaman; kumsalda iğne aramak kadar can sıkıcıdır. 

Eşler arası yaş ise;
1-2 yaş diyen oldu, 10 yaş diyen de. Fakat erkek ile kadın arasındaki yaş farkının asla kadın büyük olacak şekilde tasarlanmayışı dikkat çekiciydi. 2 yaş olmalı diyene "Kadın mı?" diye sorduğumda "Aaa ne münasebet, tabi ki erkek?!" diye tersleyici cevaplar aldım. Zira kadın erken olgunlaşan bir meyve iken, erkek geç olgunlaşan odun modunda toplumda. İnsanlar ne yapsın? Doğal olarak erkek kadından büyük olmalı. Hemde 10 yaşa kadar yolu var. Daha fazlasını kimse kaldırmıyor. Daha fazlası para için yapılan resmi evrak modunda. Parası için kendini harcayan 18'lik aptal kızlar düşüncesi de mevcut.

"Bu okuduklarınız tamamiyle etrafımdan duyduğum ve konuşmalarım sonucunda gözlemlerim sonucu oluşturulan düşüncelerdir. Şahsi düşüncemi söyleyim. 24 yaşındayım, evli değilim fakat yazımda da bahsettiğim üzere kız için 18-22 erkek içinse 25-30 yaş arası ideal yaş ortalaması. Yani bu benim şahsi fikrim. Böyle bir yazıyı da neden yazdım? Muhabbeti çok oldu da ondan. Kızların evde kalma yaşı ise 23 günümüzde. Erkeklerinse 26'ydı sanırım. Bu da kulağınıza küpe olsun. Ve hayatınızı sonsuza kadar mutlu ve mesut yaşayacağınız yaş komplekslerin olmayacağı, yalnızca bu taraflı değil diğer taraflı da mükemmel evliliklere sahip olmanız dileğiyle, amin."

1 Şubat 2013

Korsan kitap?

Bildim bileli yazarım ben. Yazamadığım zamanlarda da yazardım. Yani yazmayı bilmediğim zamanlarda elime kitap alır, okuma bilmeden yazardım. Yani kafadan sallardım. Bi sürü hikayem vardı. Yazardım, yazarım.. Yazmadığım veya yazamadığım bir gün düşünüyorum da yok gibi. Bu kafa hep meşgul. Hep bi'şeyler düşünüp yazıyor. Merak ediyorum hepiniz öyle misiniz?

Tek bi olaya veya tek bi kişiye odaklanamıyorsunuz. Mutlaka başka bi'şeyler daha yapmanız gerekli. Bi yere giderseniz mutlaka ikinci bi yer daha olmak zorunda. Yoksa olmaz?! Bu bağımsızlık mıdır, yoksa ötesi mi? Bağımsızlık dediğimiz şeyin olmadığını da biliyoruz değil mi?! Evet, bağımlıyım. Yazma bağımlısıyım.

Bunun haricinde yazmanın öğretilecek bir şey olmadığına inanıyorum. Yani adamı karşınıza alıp, bak elma dediklerinde şu açıdan bakacaksın; armut dediklerinde şöyle yazacaksın diyemezsin. Anlatılacak şey değildir ki. Bu yüzdendir ki korsan kitaplara falan karşı değilim. Zaten öyle olsam burada yazıyor olmazdım. Yazılarımı bi'kaç yerde gördüm. Cümlelerimi twit olarak gördüm. Durum güncellemelerinde karşılaştım. Benim yazdıklarım insanların duygularına tercüman oluyor diye mutlu oldum. Çalmak olarak görmedim onları. Kitap yazarı olsaydım eminim yerde benim ismimle kitabımı görsem inanılmaz sevinirdim.  Bu okunduğuma delalettir ne de olsa. Parası olmayanlara veya yetişmeyenlere yapılmış bir amme hizmeti..

Tabi yazarlar böyle düşünmüyor. Geçinmek için yazanlar var zira. Onlar hayatlarını ondan kazanıyor. Ben öyle düşünmüyorum. İnsanlardan besleniyorum zaten. İnsanlara kendilerini anlatmaya çaba sarf ediyorum. Çoğunlukla kendimle beraber hepimizi eleştiriyorum da. Yazarken mutlu oluyorum, okundukça daha bir mutlu oluyorum. Bence yazarlık yazdıklarını paylaşma hırsı bir nevi. Başkaları okusun diye yazıyoruz biz bunları değil mi ama?

Korsan kitapların en güzel yönü ise, cümlelerinizin sizin olduğunu biliyor okurlarınız. Sonuçta bire bir kopyası. Evet, para kazanmıyorsunuz oradan ama hiç olmazsa sizin siz olduğunuzu biliyorlar. E biz net ortamında ne yapalım. Paragraf paragraf götürülüyor cümlelerimiz de kendileri söyleniyormuş havası veriyorlar. Ama ben onu benim yazdığımı biliyorum. Beni tanıyanlarda yazabileceğimi. Zaten her şeyi kendimiz için yapmıyor muyuz? Bence öyle yapıyoruz.

Hee ben korsan kitap alıyor muyum? Almıyorum. Uyuz olduğum bi kaç yabancı yazar var hani "Newyork Times Bestseller" larından. Onların ki hariç. Onlar para kazanmasın abi modundayım. Fakat kitaba 20 TL ve üzeri vermek istemeyen, okuma aşkı ile ucuzlukçu da nefes alan insanları da anlıyorum. Hee bu insanlar tembel ve kitap fuarlarına ilgisiz. Oralardaki indirimlerde bi'haber belki ama kötüler olmadan iyilerin değerini anlayamazdık değil mi? 

Paranız varsa cebinizde, emeğe hıyanet etmeden bandrollü ürünleri alınız. Ki kitap alamayacak durumda olan insanların varlığına inanmıyorum. Bomboş kütüphanelerimiz var zebillen. Bi tanesinin kapısından geçerken içeri girin de orada okuyun, doyurun gözünüzü. Korsan kitap alanlara haklarını helal etmeyen yazarlarımızı da göz ardı etmeyin. Zira ortada bir hak-hukuk varsa diğer tarafa kalmasın işler. Aaa karşı değilim demiştim değil mi? Hayır efendim! Karşıyım.! Korsan kitap olmasın, her yazar emeğin karşısını alsın. 

İyiler de kötüler de iyi ki varlar. Yazarlar ise daha çok iyi ki varlar. Yazmak insanın içten gelen duygusudur. Yazmak istediğiniz için yazarsınız, paylaşmak istediğiniz için paylaşırsınız. Bu bir nevi "sanat için sanat" duygusudur. Günümüzün en büyük ressamları resimlerini satmamış, ısınmak için yakmışlardır. Yüksek fiyatlara satıp odun alabilecek durumları olduğu halde düşüncelerini satmaktan kaçınmışlardır. Bir de o açıdan yaklaşırsak olaya; bloguma neden reklam almadığımı anlamış olursunuz. Nereden nereye değil mi?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...