28 Şubat 2014

Uykusuzluğun uygunsuzluğu

Ne zamandır yazmadım ama eminim bu hiç kimsenin umrunda olmadı. Fakat insanın "yazı" sı gelince duramıyor, yine de yazıyor!

Malumatınız yoktu fakat hafta sonu Trabzon'daydım. internetten uzak olduğum o günler ah ne kadar da güzeldi. Büyükbabamı kaybettiğimi önceki yazılarımda söylemiştim zaten. Trabzon'un tadı da tuzu da oymuş aslında. Yani büyükbabam. Evin içinde durmadan dolaştım. Halam tüm içtenliğine "boşuna arama, babam öldü" dedi. Ne aradığımı bilmeden büyükbabamı aramıştım tüm gün.

Trabzon Havaalanına geldiğimde, beni yolculamaya gelen kuzenlerim, halalarım ve amcama "Ben buraya bir daha gelmeyeceğim" dedim tüm keskin ifademle. Zira Trabzon benim değilmiş gibiydi artık. Yani eskiden öyle olmazdım hiç. Trabzon alınmış olacak ki, sis yüzünden tüm uçuşları iptal etti. 1 gün daha kalmak zorunda kaldım. Neyse canım, bunların hiç bi'tanesi sizi ilgilendirmez aslında değil mi? Çünkü iyi de banane dediğinizi duyar gibiyim.

19 Şubat 2014

Lets!

Yazmaya yazmaya unuttum sandınız ama yoo, unutmadım. Bugün o kadar sıkıldım ki , oturup bir sayfa yazı yazdım. Sonra yanımdaki arkadaşımla paylaştım, sonra bir diğeriyle. Koridorlar kahkahalarla inledi. İnsana sıkıntı yarıyor.

Son günlerde yazamadığımdan ve kalemimin durduğundan dem vuruyordum ki sen misin bunu yapan? 3 saat boyunca sinema tarihinin içine girip 1895 yılında çekilen ilk filmleri izleyince hayat hiç de öyle olmuyormuş. Dakikalık ve bir o kadar da sıkıcı olan tüm filmleri bitirdik sanırım. Yani 1920 yılına kadar olanları. 

Henüz sesle buluşmadığından mı sinema, yoksa siyah beyaz oluşundan mı, ya da oyuncuların o "büyük" oyunculukları mı, yoksa bulunduğumuz ortamın 45 derece sıcaklıkta ve karanlık oluşundan mı bilemem ama ölcem sandım sayın izleyici. Yok deve, 45 derece nedir deme lütfen. Zira bu havada merkezi sistem ile ısıtıldık biz. İsilik döktürüldük. Ve diğer her bi'şeyden yaşatıldık. 

Efenim izlediğim filmlere bakılırsa biz gerçekten sinema alanında çağlardan da ötesini atlamışız. Sinema olduğu yerde kalsaymış, nefret ettiğim bir mecra olurmuş. bunu söylediğim için beni gördüğü yerde dövecekleriniz olacaktır ama tutamıcam kendimi özür dilerim! Charlie Chaplin filmlerinden de nefret ettim. 

Bu yazı da burada böylece dursun işte. Diyeceğim o ki, ne yazık ki yaşıyorum. O ask.fm'de inşallah ölürsün diyen insan kimse ciddi moralim bozuldu. Bir de öyle saçma-salak sorular soran insancıklar da çok komikler. Ben önce gülüyorum, sonra bir insan neden böyle saçmalar ya da neden bu kadar salaktır diye de düşünüyorum yani. Sonra tanıyıp, bilmediğim insanı aşağılamayım diye o geri zekalı soruları cevaplamaya tenezül etmiyorum. Teşekkürler.

17 Şubat 2014

16 Şubat 2014

İnsan boş bulunmaya görsün

İnsanız ne de olsa. Topraktan yaratıldık ve her an çamurlaşabilirdik. Yok bu değildi. Bu bir buda incisiydi. Bizim söylememiz gereken, topraktan yaratıldık ve milyonlarca boşluğumuz var. O boşluklardan birine denk gelmeyelim!

Genellikde boşluklardan boşluk beğenen bir yapıya sahipseniz ne dediğimi anlamışsınızdır. İşte eve gelirsiniz. Lop diye atlarsınız salona bağıra çağıra. Birden misafirlerin varlığını fark eder, rezillikten dizlerinizin bağı çözülür de yüzünüz kıpkırmızı kesilir hani.

Derste hocanız bir şey söyler. Aslında çok normal bir şeydir söylediği. Herkes kendi havasında dersi dinler gibi yapıyordur. Siz aniden hiç alakası olmayan veya olan ilginç bir ses dizilimi çıkarırsınız da tüm dikkatler üzerinize toplanır. Toplanır, toplanır da siz olayı nasıl toplayacağınızı bilemezsiniz hani.

Otobüsten inmek için cebelleştiğiniz o anlar vardır ya hani. Basarsınız "inecek" veya anlamını bilmeyen milyonlarca insanın yine de inatla bastığı "stop" düğmesine. Zaten herkesin ellediği demir direklere ellemenin verdiği sıkıntı vardır üzerinizde. Bir de üzerine düğmeye basarsınız da, buna rağmen otobüs şoförü fark etmez de sizi indirmez ineceğiniz durakta. Küfürle karışık cırtlak bir sesle "inecek vaağrr" şeklinde bağırırsınız da, tüm millet bakar ya yüzünüze hani bişey görecekmiş gibi. Ya da bu ses harbiden buradan mı geldi diye emin olduktan hemen sonra vah yazık inemedi durağında diye üzülürler hani.

Sonra otobüse binerken tüm havanızla o merdivenleri çıkarsınız da aniden akbilinizden "içim boş, doldurmadın beni nemrudun kızı, Allah senin belanı versin" dercesine çıkan o ses çıkar ya hani. O kadar yüksek şiddetli bir sestir ki o, tüm dikkatler yine üzerinizde toplanır. Sanki banka soymak için bankanın ortalık yerine düşmüşsünüzdür de "eller yukarı, üzerinizde ne varsa doldurun şu torbaya" deyip Bim poşeti uzatmışsınızdır gibi. Aslında uzatmamışsınızdır. Sonuçta banka soymak poşetle olacak iş değildir. Poşetle olsa bile Bim poşeti buna hiç uygun değildir. Zira 3 kuruşu bile taşıyamaz günümüz Bim poşetleri hani.

Kendinizi tutamadığınız anlarda, boş bulunup ilginç bir laf edersiniz de sonra aylarca o lafı toplamak zorunda kalırsınız ya hani..

Hani bir sürü şey gelmiştir şimdi aklınıza da söylemeye çekinmişsinizdir. Ben de öyle. Hayat güzeldir ya hani. Harbiden öyledir ama.

14 Şubat 2014

Bugün.

Bugün sevgililer günüymüş. Son dakkalarında "başlıcam sevgililer gününüze"

Zira alınan hediyeler, verilen hediyeler ile dolup taşan tüm sosyal medya mecralarında inanın bana "hepiniz çok sıkıcısınız" Çünkü hepiniz birbirinizin aynısınız.

Kimisi sevgililer gününde sevgilisine hediye alıyor, kimisi sevgililer gününde sevgilisine hediye almamak için sevgililer gününü yalanlıyor, kimisi sevgilisi olmadığı için sevgililer gününe atıp tutuyor, kimisi ise benim gibi tüm klişelerden nefret ediyor.

Sevdiğiniz adam/kadın la başka bir özel gününüz olsun. Ve mümkünse bunu biz bilmeyelim. Teşekkürler.

12 Şubat 2014

Robocop Efsanesi Geri Döndü!

Çocukluğumda Robocop’u izleyip, etkisinde kalıp, o’nun gibi davrandığım zamanları hatırlıyorum. Bir gün bir kurşun bana isabet ettiğinde zırhıma çarpsın da, bana hiç bir şey olmasın diye dua bile ediyordum. Hayır canım, öyle bir şey yapmıyordum fakat hep bir düşüncem vardı. Sanki üzerimde tonlarca ağırlığında bir zırh varmış gibi yavaş hareket ederdim. Küçükken insan kahramanını seçerken hiç akıllıca davranmıyor tabi ki. Ne bileyim, o zamanlar şimdi ki gibi Justin Bieber’ler yok tabi. Bizler de Robocop’lar ile idare ederdik.
1981 doğumlu Joel Kinnaman dün verdiği bir röportajda Robocop’u çocukluk filmi olarak tanımlamış. 1987 yılında vizyona giren filme zorla annesiyle gitmiş. Kim dermiş ki o zamanlar “İlerde bir film daha çekilecek Joe ve sen bunun baş rolü olacaksın”. Tabi ki hiç kimse. Yani kendisinin aklına gelmezmiş böyle bir şey. Nitekim benim hayalimdeki Robocop’a da benzemiyormuş zaten. Neden olmuş ki o?
Robocop’un klasik hikayesini barındıran yeni versiyonda, fazlaca bürokratik olaylara yer verilmiş. Filme başlarken “Selamünaleyküm, Allah’ın selamı üzerinize olsun” cümleleri ile giriş yapılmış olsa da, müslümanlar yine ezik ve birbirinden birbirleri korunması gereken halk olarak gösterilmiş. “Amerikalılar kendilerini tehlikeye atıyordu, bu insanları korumak için” cümlesindeki “bu” sıfatı ile oldukça rahatsız ediciydi.
RobocopBunun haricinde ahım şahım sahneler bekliyorsanız bu film size bunu vaad etmeyecek. Robotların üstün varlık olarak yaratılmış insanın önüne geçmesini ön gören bir yapıyı oluşturmaya çalışan Amerika insanlarının karşısında; insani duyguların olmasını isteyen ve insanlığın üst düzey olduğunun düşünen Amerika insanları var. Yani Amerika’nın oyunları bunlar diyebileceğimiz bir yapı söz konusu. Özellikle ikinci yarıda inanılmaz yorulan ve sıkılan bir insan olarak söylemeliyim ki; bana hitap eden bir film değildi. Eee ne de olsa Tim Burton çocuğuyum ben. Belki de bu yüzdendir. Efektleri ve sahne geçişleri ise muazzam. Çoğu sahnede kullanılan planlara hayran kalmamak imkansız. Eee bu da kapitalist sistemin bir sonucu deyip işin içinde de sıyrılabilen bir yapım var.
Ahlaki boyutundan bakacak olursak, her ne kadar eşler olsa da iki kişinin yaşamaya çalıştığı özel anların gözler önüne serildiği bir komedya usulü sahne de mevcut. Ama hani öyle çok fazla rahatsız edici değil. Çocuklar için ortaya atılmış olsa da Robocop, bugün ki anlamında elbette çocuklara uygun bir yapısı yok. Yavaş hareketlerle hareket eden bir robottan ziyade, duyguları olan insani bir varlık söz konusu. Hatta duyguları her ne kadar öldürülmeye uğraşılsa da ölmüyo meletler.
Sonuca bağlamam gerekirse, basın gösteriminde izlediğim filmin bu yorumundan sonra merak edipte giderseniz bana yazın. Dediğim gibi, sanırım benim tarzım değildi bu film. Muhtemelen izledikten sonra “Muhteşemdi abi yea” diyecek tipleriniz de var aranızda. Işığınız bol olsun o halde.

10 Şubat 2014

Bu yazıyı dostuma yazdım.

Hadi ama! Hiç birimiz psikopat doğmamıştık. Yaşadıklarımız bizleri bu yerlere getirdi. Oturduk, düşündük. Ne yapabilirdik? Hiç bi'şey.

İnsan hiç bi'şey yapamıyorken bile bi'şeyleri yapabildiğini keşfetti sonra. Oturdu liste yaptı. Herkes ölmeden önce yapması gereken şeyleri yaparken, O ölmeden önce öldürmesi gerekenlerin listesini yaptı. Sonra tek tek hepsini öldürdü. Önce kafasında öldürdü. Sonrasına takmadı zaten. Sonrası önemli değildi. Çünkü zaten kafasında varsalar yaşıyorlardı. Yoksalar yoktular.

İnsan bilinçli bir varlık olduğu sürece aptallığının üzerini örtmeye kalp sızısı adı altında yatıp duruyordu. Kolayına geliyordu belki de. İnsanın kalbi vardı ve acıyordu. Beyni bu durumda hiç bi'şey yapmıyordu. Ya da öyle sanıyordu. Aslında bilmiyordu ki insan, yaşadığı acıların her biri beyninden geliyordu. Kalp sızısı diye bi'şey yoktu. Yalnızca öldürememek vardı. Öldürseydi, her şey bitecekti.

İnsanın kafasındakini öldürmesi, gerçek hayatta öldürmesi kadar kolay değildi. Gerçek hayatta, çekerdi tetiği bitirirdi işini. Fakat kafada öyle olmuyordu o. Eğer kafasında öldüremediyse, gerçek hayatta ne kadar öldürürse öldürseydi, hiç bi'şeye yaramayacaktı o. Peki ya kafasında nasıl öldürecekti?

Asıl mevzu buydu. Kafanda öldürmek. Dostuma sözüm! Sen bunları kafanda öldüreceksin. Her bi'şeyi. Bırak gerçek hayatta, kendi gerçekliklerinde kıvranıp dursunlar. Senin beyninin kıvrımlarından geçmesin onlarla alakalı hiç bi'şey. Zira geçtikçe tüm kan akışına etkisini bırakıp, damarlarında isteksizce dolanıp duruyor. Durdukça rahatını da bozuyor, eminim. E o halde ne mi yapacaksın? Öldür gitsin. Bitti kelimesinin beş harfine sığın. Devamsızlığın arkasından git. Otur ve düşün son kez. Ama o kadar son kez olsun ki, bir daha isimleri duyduğun an "O kimdi ya "düşünmek zorunda kal! Hadi terk et şimdi kafanın içindeki tüm pişmanlıkları, keşkeleri ve diğer şöyle olsaydı'ları. Zira hiç bi'şey öyle olmadı, düşündükçe de oldurabilecek niteliğe sahip değilsin. E o zaman terket bitsin! Arkana sakın bakma! Arkasına yalnızca arkasına bakmak zorunda kalanlar bakar. Sen değilsin!

9 Şubat 2014

Şimdi bu yazıdan kim ne anlar bilemiyorum ki.

Yine evde saçma bir koşuşturma söz konusu. Babamla aramız biraz açıldı. Evladıyım sonuçta beni atsa atamaz, satsa satamaz ama. Gel gör şimdi.!

Geçenlerde durduk yere gelmiş "Senin dilin çok uzadı, artık blog yazmayı bırakıyorsun" dedi. Bir an şaşırdım. Sonuçta ben burada ne yapıyordum ki? Anlatmak istediğim şeyleri anlatıyor, insanlara faydalı oluyordum. Yer yer sinirimi boşaltıp, bazen de beddua ettiğim oluyordu fakat olsundu. Sonuçta ben iyi bir insandım. Fakat "olmaz" dedi babam. Bu evin reisi O'ydu ve benim bloguma müdahale edemiyordu. İyi de burası benimdi! Her ne kadar internet parasını o ödemiş, bilgisayarımı o almış olsa da. Alan adımı kendim almış, içini ben doldurmuştum! Önemli olan bendim!

Geçenlerde kardeşimi bir yerlere götürdü, bana sormadı mesela. Burada birlikte yaşıyorsak, bana da sormalıydı. Neymiş efenim ben kimmişim? O babaymış, ben sadece çocuk. Hayır yer yer hak veriyor olsam da, bana da soracaktı. En azından otoriteye sorulmalı, bir izin alınmalı ama değil mi? Sonra ne mi oldu? Kardeşimi götürürken yolda ufak çapta bir kaza geçirdiler. Utanmasam oh diyeceğim. O derece. Yok be, kardeşim sonuçta. Ama insan da hani ikileme düşmüyor değil.

Durun kafam karıştı yine. Blog yazmak bana bazen iyi gelmiyor aslında. Babama hak da veriyorum hani. Burada başka bir dünya yaratıp, kendi kendime ilginç insanlarla istediğimi yapıyorum. Sanırım babamı rahatsız eden de bu! Sonra bende gittim, diğer blogdaşlarımı ayaklandırdım. Babam hakkında bir sürü haber yaptık. İşte yemekleri biz hazırlıyoruz, O daha fazla yiyiyor dedim. Sonra tuttum dedim ki diğer kardeşime daha fazla para veriyor, bizi dışlıyor. Sonra ekledim de ekledim işte beni dışlıyor, beni hiç sevmemişti zaten tarzında. Derken O da paralel evrende kendine hayat kurup oralarda konuşma deyip duruyor. Hatta geçenlerde balkona çıkmış, konu komşuya konuşma yapmış. "Bu kızla ne yapacağım ben böyle? Kapatacağım blogunu işte, kimse buna karışamaz" diye. Dedim ya, sonuçta O geçindiriyor bu evi. Yapacak bi'şey yok. 

Yakında apartman yöneticisi seçilecek bir de. Kapılara afişler astırdım bir sürü. Masada oburca yemek yerken falan resimler koydum afişe. Karşı kapımızda bulunan amcayı desteklediğimi de açıkça belirttim. Artık kime oy verir apartmak halkı bilmem ama sonuçta babam benim blogumu kapatmak istedi. Sizin için önemli olmayabilir ama benim hayatımın anlamı o! İsterse ev yıkılsın, isterse ev halkı birbirine girsin, isterse insanlar sokaklara dökülsün falan hiç umrumda değil. Olmadı iki beddua ederim, karışır herkes. Olur biter.

İnternet Sansürü Hakkında!

Aşağıda yazılan tüm maddeler alıntıdır. Yasa teklifi içinde internet hakkında geçen maddeleri okumaya üşendim.  Okuyup doğru karar verebilmem adına buraya paylaştım. 

MADDE 85- 4.5.2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 2. maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir;
"n) Birlik: Erişim Sağlayıcıları Birliğini,
o) Erişimin engellenmesi: Alan adından erişimin engellenmesi, IP adresinden erişimin engellenmesi, içeriğe (URL) erişimin engellenmesi ve benzeri yöntemler kullanılarak erişimin engellenmesini,
ö) İçeriğin yayından çıkarılması: İçerik veya yer sağlayıcılar tarafından içeriğin sunuculardan veya barındırılan içerikten çıkarılmasını,
p) URL adresi: İlgili içeriğin internette bulunduğu tam internet adresini,
r) Uyarı Yöntemi: İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişiler tarafından içeriğin yayından çıkarılması amacıyla öncelikle içerik sağlayıcısına, makul sürede sonuç alınamaması halinde yer sağlayıcısına iletişim adresleri üzerinden gerçekleştirilecek bildirim yöntemini."

MADDE 86- 5651 sayılı Kanunun 3. maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir;
'(3) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri yurt içinden ya da yurt dışından yürütenlere, internet sayfalarındaki iletişim araçları, alan adı, IP adresi ve benzeri kaynaklarla elde edilen bilgiler üzerinden elektronik posta veya diğer iletişim araçları ile bildirim yapılabilir."

MADDE 87- 5651 sayılı Kanunun 4. maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir;
"(3) İçerik sağlayıcı, Başkanlığın bu Kanun ve diğer kanunlarla verilen görevlerinin ifası kapsamında; talep ettiği bilgileri talep edilen şekilde Başkanlığa teslim eder ve Başkanlıkça bildirilen tedbirleri alır."

MADDE 88- 5651 sayılı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir;
"(2) Yer sağlayıcı, yer sağladığı hukuka aykırı içeriği bu Kanunun 8 inci ve 9 uncu maddelerine göre haberdar edilmesi halinde yayından çıkarmakla yükümlüdür."
'(3) Yer sağlayıcı, yer sağladığı hizmetlere ilişkin trafik bilgilerini bir yıldan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere yönetmelikte belirlenecek süre kadar saklamakla ve bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlüdür.
(4) Yer sağlayıcılar, yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yaptıkları işin niteliğine göre sınıflandırılabilir ve hak ve yükümlülükleri itibarıyla farklılaştırılabilirler.
(5) Yer sağlayıcı, Başkanlığın talep ettiği bilgileri talep edilen şekilde Başkanlığa teslim etmekle ve Başkanlıkça bildirilen tedbirleri almakla yükümlüdür.
(6) Yer sağlayıcılık bildiriminde bulunmayan veya bu Kanundaki yükümlülüklerini yerine getirmeyen yer sağlayıcı hakkında Başkanlık tarafından on bin Türk Lirasından yüz bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verilir."

MADDE 89- 5651 sayılı Kanunun 6. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki "ve teknik olarak engelleme imkanı bulunduğu ölçüde" ibaresi çıkartılmış, aynı fıkraya aşağıdaki (ç) ve (d) bentleri eklenmiş, üçüncü fıkrasında geçen "(b) ve (c)" ibaresi "(b), (c), (ç) ve (d)" şeklinde değiştirilmiştir.
"ç) Erişimi engelleme kararı verilen yayınlarla ilgili olarak alternatif erişim yollarını engelleyici tedbirleri almakla,
d) Başkanlığın talep ettiği bilgileri talep edilen şekilde Başkanlığa teslim etmekle ve Başkanlıkça bildirilen tedbirleri almakla,"

MADDE 90- 5651 sayılı Kanunun 6. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 6/A maddesi eklenmiştir;

'Erişim Sağlayıcıları Birliği
MADDE 6/A- (1) Bu Kanunun 8 inci maddesi kapsamı dışındaki erişimin engellenmesi kararlarının uygulanmasını sağlamak üzere Erişim Sağlayıcıları Birliği kurulmuştur.
(2) Birlik özel hukuk tüzel kişiliğine haizdir. Birliğin merkezi Ankara'dır.
(3) Birliğin çalışma usul ve esasları Kurum tarafından onaylanacak Tüzükle belirlenir. Tüzük değişiklikleri de Kurumun onayına tabidir.
(4) Birlik, Tüzüğünün Kurum tarafından incelenerek uygun bulunmasını müteakip faaliyete başlar.
(5) Birlik, 5.11.2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu kapsamında yetkilendirilen tüm internet servis sağlayıcıları ile internet erişim hizmeti veren diğer işletmecilerin katılmasıyla oluşan ve koordinasyonu sağlayan bir kuruluştur.
(6) Bu Kanunun 8. maddesi kapsamı dışındaki erişimin engellenmesi kararları erişim sağlayıcılar tarafından yerine getirilir. Kararların uygulanması amacıyla gerekli her türlü donanım ve yazılım erişim sağlayıcıların kendileri tarafından sağlanır.
(7) Bu Kanunun 8. maddesi kapsamı dışındaki erişimin engellenmesi kararları gereği için Birliğe gönderilir. Bu kapsamda Birliğe yapılan tebligat erişim sağlayıcılara yapılmış sayılır.
(8) Birlik, kendisine gönderilen mevzuata uygun olmadığını düşündüğü kararlara itiraz edebilir.
(9) Birliğin gelirleri, üyeleri tarafından ödenecek ücretlerden oluşur. Alınacak ücretler, Birliğin giderlerini karşılayacak miktarda belirlenir. Bir üyenin ödeyeceği ücret, üyelerin tamamının net satış tutarı toplamı içindeki o üyenin net satışı oranında belirlenir. Üyelerin ödeme dönemleri, yeni katılan üyelerin ne zamandan itibaren ödemeye başlayacağı ve ödemelere ilişkin diğer hususlar birlik tüzüğünde belirlenir. Süresinde ödenmeyen ücretler Birlikçe kanuni faizi ile birlikte tahsil edilir.
(10) Birliğe üye olmayan internet servis sağlayıcıları faaliyette bulunamaz."

MADDE 91- 5651 sayılı Kanunun 7. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir;
"(2) Ticari amaçla olup olmadığına bakılmaksızın bütün internet toplu kullanım sağlayıcılar, konusu suç oluşturan içeriklere erişimin engellenmesi ve kullanıma ilişkin erişim kayıtlarının tutulması hususlarında yönetmelikle belirlenen tedbirleri almakla yükümlüdür.
(3) Ticari amaçla toplu kullanım sağlayıcılar, ailenin ve çocukların korunması, suçun önlenmesi ve suçluların tespiti kapsamında usul ve esasları yönetmelikte belirlenen tedbirleri almakla yükümlüdür."
"(4) Bu maddede belirtilen yükümlülükleri ihlal eden ticari amaçla toplu kullanım sağlayıcılarına, ihlalin ağırlığına göre yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde uyarma, bin Türk Lirasından on beş bin Türk Lirasına kadar idari para cezası verme veya üç güne kadar ticari faaliyetlerini durdurma müeyyidelerinden birine karar vermeye mahalli mülki amir yetkilidir."

MADDE 92- 5651 sayılı Kanunun 8. maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü cümlesinden sonra gelmek üzere "Erişimin engellenmesi kararı, amacı gerçekleştirecek nitelikte görülürse belirli bir süreyle sınırlı olarak da verilebilir." cümlesi eklenmiş, dördüncü fıkrasında yer alan "(2) ve (5)" ibaresi "(2), (5) ve (6)" şeklinde değiştirilmiş, onuncu fıkrasındaki "altı aydan iki yıla kadar hapis cezası" ibaresi "beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası" şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 93- 5651 sayılı Kanunun 9. maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir;

"İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi

MADDE 9- (1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması halinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hakimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.
(2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içerisinde cevaplandırılır.
(3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hakim bu maddede belirtilen kapsamda; erişimin engellenmesine karar verebilir.
(4) Hakim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hakim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi halinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir.
(5) Hakimin bu madde kapsamında verdiği erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir.
(6) Hakim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.
(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hakim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.
(8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhal, en geç dört saat içerisinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir.
(9) Bu madde kapsamında hakimin verdiği erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının veya aynı mahiyetteki yayınların başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe müracaat edilmesi halinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır.
(10) Sulh ceza hakiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır."

MADDE 94- 5651 sayılı Kanunun 9. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 9/A maddesi eklenmiştir;

"Özel hayatın gizliliği nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesi
MADDE 9/A (1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatının gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler, Başkanlığa doğrudan başvurarak içeriğe erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını isteyebilir.
(2) Yapılan bu istekte; hakkın ihlaline neden olan yayının tam adresi (URL), hangi açılardan hakkın ihlal edildiğine ilişkin açıklama ve kimlik bilgilerini ispatlayacak bilgilere yer verilir. Bu bilgilerde eksiklik olması halinde talep işleme konulmaz.
(3) Başkanlık, kendisine gelen bu talebi uygulanmak üzere derhal Birliğe bildirir, erişim sağlayıcılar bu tedbir talebini derhal, en geç dört saat içinde yerine getirir.
(4) Erişimin engellenmesi, özel hayatın gizliliğinin ihlal eden yayın, kısım, bölüm, resim, video ile ilgili olarak (URL şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla uygulanır.
(5) Erişimin engellenmesini talep eden kişiler, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğinden bahisle erişimin engellenmesi talebini talepte bulunduğu saatten itibaren 24 saat içinde sulh ceza hakiminin kararına sunar. Hakim, internet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirerek vereceği kararını en geç kırk sekiz saat içinde açıklar ve doğrudan Başkanlığa gönderir; aksi halde, erişimin engellenmesi tedbiri kendiliğinden kalkar.
(6) Hakim tarafından verilen bu karara karşı Başkanlık tarafından 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.
(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hakim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.
(8) Özel hayatın gizliliğinin ihlaline bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde doğrudan Başkanın emri üzerine erişim engellenmesi Başkanlık tarafından yapılır. Bu karara karşı sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir."

MADDE 95- 5651 sayılı Kanunun 10. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan "yayınları önlemeye" ibaresinden sonra ", internetin güvenli kullanımını sağlamaya, bilişim şuurunu geliştirmeye" ibaresi eklenmiş, beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir;
"(5) Başkanlık; Bakanlık bünyesinde 26.9.2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümleri uyarınca oluşturulan İnternet Geliştirme Kurulunca internetin yaygınlaştırılması, geliştirilmesi, yaygın ve güvenli kullanılması gibi konularda yapılacak öneriler ile ilgili gerekli her türlü tedbir veya kararları alır."
"(6) Başkanlık, ulusal siber güvenlik faaliyetleri kapsamında, siber saldırıların tespiti ve önlenmesi konusunda, içerik, yer, erişim sağlayıcılar ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlarla koordinasyon sağlar, gerekli tedbirlerin aldırılması konusunda faaliyet yürütür ve ihtiyaç duyulan çalışmaları yapar.
(7) Başkanlık kanunlarla kendisine verilen görevlerin ifası amacıyla araştırma ve geliştirme merkezleri kurabilir."

MADDE 96- 5651 sayılı Kanunun 11. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "yer veya erişim sağlayıcı olarak faaliyet icra etmesi amacıyla yetkilendirme belgesi verilmesine" ibaresi "yer, erişim ve toplu kullanım sağlayıcıların yükümlülüklerine" şeklinde değiştirilmiştir.'

8 Şubat 2014

6 Şubat 2014

Eyvahlar Olsun!

Uzun zamandır gazete okuyamıyordum. Gerçi yine okuyamıyorum fakat bugün her Türk genci gibi tırnaklarımı kesmek için gazete kağıdına ihtiyacım oldu. Geçenlerde babamın "Bu gazete bu eve bir daha girmeyecek" deyip fırlattığı Zaman gazetesinden bir sayfa yırttım. Yere serdim. Tırnaklarımı kesmeye çalışırken -ki pek bu konuda becerikli değilimdir- gözüm gazetenin sayfasına takıldı. Yarım sayfaya yakın Chp- Mustafa Sarıgül reklamı gördüm. 

Önce şaşırdım. Yok bu "Zaman gazetesi" değildir dedim. Üstüne baktım hemen, sonra arka sayfasına. Hayır efendim gayette Zaman gazetesiydi. Hani geçenlerde bir yazı yazmıştım da bir sürü laf etmişti camia insanları. Şimdi düşündüm de; o zaman hakkatten objektif yaklaşmışım. Bildiğin yön değiştirmiş Zaman gazetesi. Keşke Mhp yanlısı falan olsaymış. Chp tarafında görmek gerçekten benim için şok edici oldu. 

Şimdi yok efenim o sadece reklam diyecekler olacak ki onlar hiç konuşmasın. Ben reklamcılık eğitimi ve içinde bulunduğum piyasasıyla ağızlarının ortalık yerine çarparım iki tane. Her gazetenin kendine uygun bir dilinin olduğunu ve reklamları da titizlikle seçtikleri bir taraflarının bulunduğunu da eklemek isterim. Sonra da "babam haklıymış" ile bitiririm cümlelerimi. Abim ise "yıllardır almayın şu gazeteyi diyordum size "demesini ise bir ön görü olarak görüyorum. 

Camia insanlarına sözüm; yapılanlar değil, şu an ki gidişat hiç hoş değil. He siz memnunsanız o ayrı. Ama ben o gazeteden hiç memnun değilim. Bana kalırsa benim tanıdığım cemaat insanlarına da yakışmıyor zaten.

5 Şubat 2014

Eskidendi,yeniden.

Hayat ilginç tevafuklarla dolu gerçekten. Tevafuk dememe kızan insanlar vardı bir zamanlar. Yapacak bi'şey yoktu. Çünkü ben tesadüflere inanmazdım, tevafuklara inanırdım. Ve milyonlarca tevafukla karşılaştım şu yaşa gelene kadar. İşte onlardan bi'tanesi de bugün başıma geldi.

Lise yıllarım hayatımın en güzel okul dönemiydi. Hani hep söylerim, yine söyleyeceğim. Lise yıllarım bir başkaydı. Tüm geçişlerin olduğu, tüm iyi dönemleri geçirdiğim ve en muhteşem insanları tanıdığım..

Geçenlerde oturdum, hesapladım. Öğretim hayatım boyunca 100'e yakın öğretmenim olmuş ama "hoca"larım başkaymış lisede. Neyse, mevzu bu değil zaten. Lisedeyken çok iyi geçindiğim 4 arkadaşım vardı. Bir tanesinin nikah şahidi oldum, bir tanesi nikahına bile davet etmedi, bir tanesinin nikahına gitmedim diye beni dostluktan silip attı, bir tanesi ise müzisyen oldu ve sahne aldığı yerlere gidemediğimden görüşemedik. Fakat gel gör ki, bugün o arkadaşla karşılaştık. 

X kişisi ile birlikte Mecidiyeköy'deydik. Aradığı kitabı bulamadığımız için Beşiktaş'a geçtik. X kişisi büfeden bi'şey almak için yanımdan ayrıldığı sırada müzisyen olan q arkadaşımı gördüm. Ama gördüğüme inanılmaz sevindim. Yani sanki yıllardır görmediğim kardeşime tekrar kavuşmuş gibi oldum. Yanıma geldi, samimi bir şekilde selamlaştık. Bunu gören x kişisi inanılmaz sinirlenmiş olsa da q ile yaklaşık 40 dakikalık bir ayak üstü muhabbete tutulduk. "İşin vardır, tutmayım seni" desem de "Yıllardır görüşemedik, dur bi. Zaten bir daha görüşmemizde şu öldü, bu öldü " deriz diye de ekledi.

Yılların eskitemediği muhteşem muhabbetimizi özlemiştim. Kahkahalarla karışık bir sürü geçmişi yad'ettik. Bir sürü şeyden bahsettik. Binlerce hayranı olan q kişisinin hala eskisi kadar candan olması muhteşemdi. Hani bir önceki yazımda bahsetmiştim ya; eskileri hatırladığımda hep mutlu oluyorum diye. Heh işte bundan bahsediyordum. Bir gün bir yerlerde karşılaştığımda, yüzümü yere eğip görmek istemediğim insanlar yok. Yalnızca bir kişi var -ki sanırım bu da %100'lük bir başarı oranında bile var olması gereken %1'lik yanılma payıdır. 

Kendinize iyi bakın dostlar! Dostlarınıza da.. Geçmişinizde varsa üzdüğünüz, kırdığınız birileri; mutlaka konuşup halledin. Emin olun, düzeltilmeyecek hiç bir şey yok hayatta. Şimdi kendinize iyi bakın! 

4 Şubat 2014

Yok efenim yok!

Kim beni anıyorsa, bilsin ki ben bunu bilirsem onu daha fazla anarım! Yani kim olduğunu bilirsem. Öyle arkadan atıp tutmak, hiç de hoş değil! Bilgisi olsun o kimse.

Bazı insanlar ölümleri falan hazmedemediklerini söylüyorlar, tamamdır doğrudur diyorum. Ama bahsettikleri insan bir yabancı oyuncu olunca, ben de bunu hazmedemiyorum. Bu neyin kafasıdır tam olarak?

Bir insan bir insanı neden sever diye hep merak ederken, bir insan bir insandan neden nefret eder'i merak eder oldum. Milyonlarca neden sıralayabileceğinize eminim ama inanın benim hayatımda nefret ettiğim kimse yok!

Şu an görüşmediğim, aramıza mesafeler giren, ya da herhangi bir sebepten dolayı görüşmediğim, hayatımdan çıkardığım insanları düşünüyorum da; düşünürken gülümsüyorum. Hele birisi var, aklıma gelince neredeyse kahkaha atacağım. İnsanın geçmişi ile mutlu olması da güzel sanırım.

Hayatımın yarısını Photoshop, Dreamviewer ve Maya işgal ederken, diğer yarısını kocaman bir boşluk tamamlıyor. Bilgisayar ekranı ile olan yakın temasımdan olacak ki, uzağı göremez hale geldim. Bu da ne demek oluyor biliyor musun sayın izleyici? Yıllardır hasretini çektiğim, başkalarında gördüğümde aşık olduğum, hep gıpta ile baktığım "gözlük" olayına artık ben de muhtaç oldum. İşin kötü kısmı ise pişman olmam.Hayır gözlük takıyım ben yine ama görememe duygusu çok fena. 

İnsanın görememeyi keşfetmesi de çok ilginç. Geçenlerde annem "Bildirmek istemeyen Allah, bildirmiyor" diye laf etti. He yaw he desem de başıma hemen kalp gözümü açacak bir durum geldi. Kantinde oturuyorken masaya birisi oturdu. Gözlüğünü masaya çıkarıp koydu. "Aa bakim yakışcak mı bana" deyip uzaktaki levhalara doğru baktım. Bir de ne göreyim? Uzaktır diye bulanık sandığım levhalar aslında okunabiliyorlarmış :/ Bildiren Allah bildirdi anlayacağın. Şimdi kemik çerçeveli gözlük aramaktayım. Entel gözüküp, yazarlığımı taçlandırma düşüncesindeyim ne de olsa. 

Kendinize iyi bakın gözlükdaşlarım. Hepimiz böyle çok daha güzeliz! :)

2 Şubat 2014

Ivır Zıvır Part 5!

Bu part önemli! 

Blog alemine geldiğimden beri buralarda mim'lere katıldım, çekilişlere katıldım ama hiç çekiliş yapmadım. Nedenini bilmiyorum. Şimdi ise yapacağım. Nedenini yine bilmiyorum. Fakat şimdiden sizler için hediye araştırmaya başladım bile. Sizler için değil, kazanacak olan tek şanslı insan için! Demek ki ne imiş? Beni izlemeye devam edin-miş.

Trabzonlu olmak büyük bir dert anacım. Kadının teki yanıma oturup epeyce tatlı tatlı muhabbet ettikten sonra "Kızım ben seni çok sevdim, nerelisin bakim sen" dedi. Her Türk milletim gibi benimle akraba çıkma yollarını aradı sanırım "Trabzonluyum teyze" dedim. Öyle bir bakış attı ki , sanki Allah başka dert vermesin demişçesine. Sonra biraz da sinirlenerek "Neyse benim acelem vardı zaten" deyip çekip gitti. Alındım.

Geçen hafta bir hastanenin fotoğraflarını çekmeye gittim. Broşür hazırlanmış. Bugün konuştum Kurumsal Halkla İlişkiler ile. Salı günü gidip göreceğim. Kendi çektiğim fotoğrafları sağda solda çokça gördüm fakat ilk kez profosyonel bir işi tek başıma hallettim. Hem de tek bir asistan almadan yanıma. Olabildiğince eğlenceli, olabildiğince yoğun, yer yer sinir bozucu olsa da, güzeldi. 

Hadi bir yerlere gidip, bir şeyler yapalım demek istiyorum ama diyebileceğim kimse yok şu an. Hadi yeni yerlere gidip, yeni bi'şeyler yiyip, yeni insanlarla tanışıp, yeni bi'şeyler izleyip, yeni bi'şeyler içelim.

1 Şubat 2014

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...