28 Haziran 2015

Mezuniyet Töreninize Başlarım!


Yıl oldu 2015 ve bizim miletimiz hala tören peşinde. Önceden üniversite mezuniyeti denen bişeye adapte edildik. Sonrasında lise son da görmeye başladık. Derken geçenlerde ilkokulda böyle bir mezuniyet töreniyle karşılaştık.

Efendime söyleyim. En baştan gireyim mevzuya. "Mezuniyet töreni" denen bir şey yaptılar. Gitsek dert, gitmesek ayrı dert oldu. Adında meymelet yok zaten. "Tören" dediğin şeyin, bu tip bir kutlamanın Türk adetinde yeri var mıdır? Yoktur tabi ki. Dört yıllık okulu duvara, masaya, koluna yazdığı kopyalarla geçen genç, beyninde ufacık bilgilerle mezun oluyor; işsizlik deryasına katılıyor diye bunu çılgınca kutluyoruz ha? Hadi ordan! O çocukta bilgi azlığı ne kadar fazlaysa; sizde de akıl eksikliği o kadar.

Geçenlerde Yıldız Teknik Üniversitesi'ne gittiğimde, ilginç bir kalabalığa şahit oldum. Yaşlıca amcalar, teyzeler, çocuklarının yanında gururla gülümsüyorlardı. Neymiş? Çocukları mezun olmuş. Hadi bakalım. Çıkışta sağda genel kültürden bahsetmeyerek sadece 5 yıl içinde anlatılanlardan anladıkları hakkında bir şeyler yazmalarını istesek; en fazla iki sayfa çıkarabilecek gençlerden bahsediyorum. Sorduğunda tüm bilgilerden yoksun, okuduğu kitaplar izlediği filmlerin çeyrekte çeyreği kadar yer kaplamıyor ki okudukları da hoca zorlamasıyla olan kitaplar.

Bir de ben bu çocuklar için tören yapıyorum. İdareci gerçekten bu mutluluğa ortak mı olmak istiyor, yoksa cüppe kep parası diye keklediği öğrencilerden döner sermayaye para mı aktarıyor? Efenim "Mezuniyet Töreni" denen beyinsizlik örneğinin kapitalist sistemin bir parçası olduğunu anlamam için bunca zamanı beklemem benim de beyinsizler ordusunda çavuş olduğumun göstergesi. Zira mezuniyet törenlerinde adımınızı atsanız para vermeye muhtaçsınız.

İlkokul çocuklarına yapılan törenlere şahit olunca anladım ben bu mevzuyu. Bildiğiniz büyük büyük mekanlar kapatılıp, çocuklara şarkılar türküler söylenip, cüppeler giydiriliyor. Çocuklar eğlensin diye mi sanıyorsunuz? Hayır efenim tüketim toplumu artsın diye. Tüketim toplumun bilincine vardıkça çıldırıyorum resmen. Etrafımda milyonlarca aptal, yalnızca tüketmek üzerine kurgulanmış hayatlarında mutlu olduklarını sanıyorlar. Üretmiyorlar, üretmek için okumuyorlar, okumadan öğrenmeye çalışıyorlar. Öğrenemiyorlar da. Öğrenmedikleri yetmezmiş gibi yıllarca okul sıralarında tükettikleri ailelerini, okulun bitiş törenine davet edip, resmen dalga geçiyorlar.

O okullardan mezun olabilirsiniz. Çok iyi yerlere kapak atıp, çok iyi paralarda kazanabilirsiniz. Marx'ın yabancılaşma kuramına istinaden kapitalist sistemdeki yerinizi "Ürettikleri ürüne yabancılaşma" adı altında alabilirsiniz. Yani başkalarının köpeği olup, aslında hiç ihtiyacınız olmayan şeyleri üretip, başkalarına pazarlayı, satıp, kapitalist sisteme yardımcı olabilirsiniz. Kazandığınız paranın yükseltisi, üretmediğiniz gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Bu insanlara,  acizlere, yardıma muhtaçlara ve diğer her türlü insanlık adına bir şey üretmediğiniz gerçeğini de unutturmuyor.

Hadi burdan size söylenirken, aslında kendi acımı dile getiriyorum. Bazen öyle şeyler geliyor ki aklıma, yapabilecek kapasitede olmadığımdan "Bu şekilde ölüp gideceğim ve beynimi toprakta böcekler yiyecek" diye avutuyorum kendimi. İnsanlığa bir faydam olmadı bari hayvanlara olur.

Bilinçlenelim. Bilinçsizleşmeyelim lütfen. Mezun olmakla, yüksek paralarla bu işler olmuyor. Doktor olup kansere, mühendis olup insanlığa, mimar olup çarpık kentleşmeye, avukat olup haksızlığa karşı koymadığınız sürece ne kadar kazanırsanız kazanın, ne kadar mezun olursanız olun hepimiz için boş. Çamur geldik, ot gitmeyelim lütfen!

23 Haziran 2015

Ivır Zıvır Part 44

Vaay 44 olmuşuz. Sanki 44 yaşındaymışım gibi hissettim şu an kendimi. Çok değil az kaldı aslına bakarsanız. Ufak bir kerat cetveli yardımıyla çarpıp toplayıp şu cümleleri kurmak için 18 yılımın kaldığını söylemek isterim. Aman Allah'm bu bir facia.

Aslında her yaş başka güzel. 26 yaşında evlenmeyi planlamıyordum fakat evlendim. Evlendikten sonra herkesin ilk sorusu "Evlilik nasıl?" oldu. Bunun ardından "Alışabildin mi?" Hemen arkasından en önemli soru olan "Yemek yapabiliyor musun" geldi. Derken "Kavga ediyonuz mu" diye soruldu.
Evlilik zor zanaat.

Fon da en sevdiğim şarkılardan bir tanesi Hayko Cepkin- Ben gideyim çalarken insanın buralarda durası gelmiyor hiç. Çünkü bu şarkıyı ne zaman dinlesem, o günün sabahı bir yere yolculuk yapardım. Bugün Şenel'le konuşurken fark ettim. En mutlu olduğum zamanlar bir yerlere giderken ki zamanlardı. Hiç tanımadığım, beni hiç tanımayan ve  muhtemelen ikinci kez görüşemeyeceğimiz insanlarla yaptığım seyahatlar muhteşemdi. Yardım amaçlı gittiğim gezilerden bahsediyorum. Yaşadığım en muhteşem günlerdi o günler. İyi ki de yaşamıştım.

Ben Suriye sınırlarında gezip, insanlarla konuşurken siz buralarda istediğiniz yerlerde istediğiniz şeyleri yiyordunuz muhtemelen. Ben orada bir çikolata için kavga eden çocuklar gördüm. Çoğunun da çikolatanın tadından haberi yoktu. Ambalaj açma sevgisiydi onlarınki. Aç insanlar gördüm. Açıkta kalan insanlar da gördüm. Mubarek bu günlerde hepinizde bir söylem var: "Aç kalanların halini anlamak için oruç tutuyoruz. " Hayır efendim! Öyle bir dünya yok. Çünkü oruç tutma sebebimiz ayetle gayet açık:Ey İman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de farz kılındı. /Bakara183"

Bunun üzerine laf söylenmez sanırım.

Hayırlı iftarlar efenim.

17 Haziran 2015

Bazı İnsanlar Çok Özeller!

İnsan hayatında yüzlerce insan tanıyabiliyor. Öyle ya da böyle geçiyor günler ve bir sürü insanla muhattab oluyorsunuz. Okul hayatını fanatik bir biçimde yaşayan biri olarak söylemeliyim ki; bir sürü insan tanıdım, bir sürü arkadaşlığım oldu. Ama ile başlayacak onlarca cümle kurabilirim buraya fakat eski dostluklarıma ayıp olur. Çünkü hayatıma bir şekilde bulaşmış olan her insanın bende özel bir yeri vardır.

İşte benim için özel olan insanlarda bir tanesi Zeynep. Fotoğraftaki tatlı yanaklı, ortadaki bağyan. Bu hatun benim için çok özel çünkü en özel günlerimde hep yanımda oldu kendisi. Beni istemeye geldiklerinde  bile yanımdaydı bu hatun. "Hayır efenim, kahvenin içine tuz atmıcam" dediğimde "Peki" dedi misal. Çünkü her öneriye "peki" der o. Genellikle öğle yemeklerimizi birlikte yerdik onunla. Aslına bakarsanız, onunla yemek yemeyi o denli çok severdim ki; görür görmez acıktığımı hisseder, "hadi yemeğe" derdim. Tok olsa bile eşlik ederdi bana. Gecenin köründe, sabahın bir ucunda, ya da her hangi bir zaman diliminde arayıp sorabileceğim; günlerce aramasam da bir gün aradığımda "Nerdesin, ben şurdayım atla gel" dediğimde kalkıp geleceğini bildiğim muhteşem dostlarımdan bir tanesi kendisi. Abisiyle yaşıt olduğumdan mütevellit, ablalık sıfatını bana uygun gören, canım kardeşim. Ama gerçek kardeşim. Ailemizin de tatlı kızı. Çünkü ananem O'nu gördüğü günden beri "Hanimiş bizim şeker kızımız, iyi değil mi" diye sorup duruyor. Kesinlikle iyi bizim kızımız ve iyi olmaya her zaman hak ediyor. İyi ki doğdu o, iyi ki var.

Gelelim fotoğrafın sağ alt köşesindeki tatlı kalpli meleğe. Allah'm noolur bugün Elif'i göreyim diye düşündüğüm zamanlar oldu. Muhtemelen moralim bozuktu ve O'nu gördüğümde güleceğimi, eğleneceğimi çok iyi biliyordum. Çünkü eğer yanınızda Elif varsa, asla mutsuz olmanıza imkan yoktu. Beraber gittiğimiz bir kaç galeri'de, sanat evinde falan hep elitliğini konuşturdu. Babasının prensesi, pembe arabası, pembe kusmuğuyla falan her daim bizi güldürmeyi başardı. "Bende yapıcam hayır" cümlelerini asla unutmayacağım misal. Elifin adı Elit olmalıymışta nüfus memuru kocaman bir yanlışlık yapmış. Asaletinin yanı sıra, neşeli sohbetlerinin yeri bende her zaman ayrı kalacak. Dersin ortasında açtığımız Aşk-ı Memnu sahneleri ve Elif'in repliklerini ise unutmak için gerçekten çok uğraşacağım. O diziyi bize sevdirmeyi başardı çünkü. Alt sınıflarla mecburi aldığımız derslerde kulaklarımızın kanaması ise ayrı bir dünyaydı. Her neyseydi, Elif de çok özeldi benim için. Her zaman böyle özel kalacak. Anlatmakla anlatmayı başarabileceğim kadar iyi cümlelerim yok. Seni de iyi ki tanıdım elif insan. Ah elit diyecektim pardon.

Fotoğraftaki tek erkek figürümüz RaifCanHero'ya gelince.. Soyadı gibi kahraman bir arkadaşımızdır o. Raif'in Bağcılar'dan kopup gelen bir sahiplenme ve koruma iç güdüsü vardır . Yardımcıdır, iyi kalplidir. Aslında içkiyi bıraksa, muhteşem bir müslüman da olacaktır ama ben inanıyorum bir gün hacca bile gidecek o. Tamam canım abarttım. Fakat tövbekar olacağı konusunda çok inançlıyım. Raif de Zeynep'e yaptığı video ile anılır.

Fotoğrafta olmayan Şenel vardır bir de. "Ben o fotoğrafta neden yokum ama" dediğini duyar gibiyim. Harbiden neden yoktun sefgülüm orda? Geçen yıllarda oturduğumuz muhabbet dolu günlerimizde en büyük dert ortağımdı. Hala öyle gerçi. Başıma bir iş geldiğimde "Yaa Şenel" diye anlatır da dururum. Ciddi duruşunu sergiler ve mutlaka muhteşem bir çözüm önerisi sunar bana. Ben de dediğini yapar, ve asla pişman olmam. Bizlere verdiği akılların yarısını kendi hayatında yönlendiremez Şenel. Bu yüzden her şeyi sorgulayıcı, düşündürücü bulur. Her şey üzerine çok düşünür, çok eler. Bu yüzden düşüncelerine ve söylediklerine inanılmaz güvenirim. Bir de hakkımda düşündüklerini çat diye yüzüme söyler. "Sen bana şurada şöyle yapmıştın" diye ekler. Bu yüzden aramızda gizli saklı bir şeyler olmaz. Birbirimizin hakkında oturup kurup kurup bir şeyler, üzülmeyiz. Yanında mutlu olurum bu yüzden, rahatımdır. Dediğim gibi sefgülümdür Şenel benim. Annemin de en sevdiği arkadaşlarımdan bir tanesidir. Tatlı kızdır, iyi kızdır ve inşallah o da hep mutlu olacaktır.

Zeynep'in doğum günüsü dolayısıyla çıktığım bu yazıda aslında anlatmak istediğim başka dostlarım da vardı. Fakat şimdilik bu kadar yeter. Herkes kendine iyi davransın, dostlarının da değerlerini bilsin.

13 Haziran 2015

Monochroma Bir Harika Dostum!

Selam değerli izleyicilerim!

Bu kez bir oyunla karşınızdayım. Beni tanıyanlar oyun manyağı olduğumu NFS'lerle, Fifa'larla büyüdüğümü bilir ki hala Fifa benim için bir numaradır.

Fakat tanıştıracağım bu oyun, yeni bir dünya. Geçenlerde A kişisi oynarken göz ucuyla bakayım dedim. Grafiklerine takıldım önce. Olabildiğince güzel bir çalışma olmuş. Benim gibi karanlıkları seviyorsanız eğer olabildiğince mutlu olacaksınız bu oyunun grafiklerinde. Karanlık ve gri.

Gelelim oyunun konusuna. Oyun iki çocuğun evlerinin önünde uçurtma uçurmasıyla başlıyor. Beraberce uçururken, küçük kardeşin elinden kaçan uçurtmanın peşinden koşuyorlar. Derken maceramız başlıyor. Kayboldukları fabrikadan çıkmaya çalışan kardeşleri olabildiğince zor bulmacalar bekliyor. Çünkü oyunun ilerleyebilmesi o bulmacaları çözmenize bakıyor. Beyin jimnastiği yapmanızı gerektiren bu oyunda, hem düşünüp hem de eğlenebiliyorsunuz. Mesela küçük kardeşin bacağı kırıldığından büyük kardeş onu hep sırtında taşıyor. Belli yerlerde yere bırakması gerekiyor fakat çocuk karanlıktan korktuğu için ışık görünen yerlere bırakıp bulmacayı çözmeye devam etmeniz gerekiyor.

Oyunun müziği ise bir harika! Hatta müziğine inanılmaz hayran kaldım. Fakat gelin gör ki, oyunun sonundan hiç memnun kalmadım. Hayır o oyun öyle bitmemeliydi! Hatta devam etmeli bence.

Son olarak eklemek isterim ki, oyun Türk oyunu. Hemen milliyetçi duygularımız kabardı değil mi? Ben oyunu oynarken cidden mutlu oldum. Üç boyutlu çalışmalar yaptığım şu günlerde,  yapılan bu iş öyle hoşuma gitti ki, yazmadan geçemedim.

Oyun severseniz, bulmacalar çözebiliyorsanız, karanlıktan hoşlanıyorsanız, ince tını eşliğinde oyun oynamak istiyorsanız bu oyunu edinin. Steam hesabı üzerinden edindiğim oyunu şiddetle tavsiye ederim. Sevgiler :)

8 Haziran 2015

Bu Sonuçlara Kimler Ağlamalı

"AK Parti 13 yıl sonra girdiği bir seçimden iktidar olarak çıkamadı. Partileri yüzde 41 oy alarak birinci çıkmasına rağmen, AK Parti'ye gönül verenler sonucu acı ve gözyaşlarıyla karşıladı.

Şu tabloya bakar mısınız?

HDP yüzde 10 barajını yedi düvelin yardımıyla geçmeyi başarı sayıyor! CHP bir önceki seçimlere göre puan kaybetmesini zafer olarak duyuruyor. Hale bakın ki yüzde 41 oy alan AK Parti seçmeni kan ağlıyor.  

Davası ümmet olanın, derdi de böyle büyük oluyor işte!

Sakın bir kaç puanlık oy için ağladıklarını düşünmeyin çünkü, kendilerini ağlatan bir seçimin kaybı değil. Onlar, yenilgi yenilgi büyüyen zafere inanmış bir davanın fertleri. Göklerden gelen değiştirilemez karara kader diyerek iman etmişleri "oy için ağlayanlar" diye küçümserseniz yanılgıya düşersiniz.

Niye ağlıyorlar biliyor musunuz? 

Çünkü Filistin ağlıyor. Gazze, Ramallah, Kudüs, El Halil, Beytüllahim ağlıyor. 

Çünkü Somali ağlıyor. Çünkü Mısır, Irak, Suriye, Arakan ağlıyor. Lübnan, Ürdün, Yemen, Doğu Türkistan ağlıyor...

Dünyanın tüm mazlum müslümanları günlerdir ellerini semaya açmış, dualarla arşı titretiyor,"Türkiye bize sahip çıkan tek ülke. Son umudumuz AK Parti. Onu elimizden alma Allah'ım"diyerek ağlıyordu. 

Türkiye'deki kardeşleri yıllardır ateş ırmaklarında yakılan o mazlumların son umudu ellerinden kaydı diye ağlıyor. Onların hıçkırıklarına eşlik ediyor.

"İktidara geldiğimizde onları Esad'a geri göndereceğiz" diyen Kılıçdaroğlu ile Bahçeli'nin insafsızlığına terkedilen iki milyon Suriyeli'nin çaresizliğine ağlıyor...

Ağlaması gereken onlar değil sizlersiniz oysa ki..

Onlar mazlumların savunucularına, siz zalimlere ve zalimlerin dostlarına oy verdiniz. Onlar Mursi'nin dostlarına, siz Sisi'nin "kan kardeşleri"ne oy verdiniz. Onlar "kardeşçe yaşayalım"diye barış masasına oturanlara, siz "terör yeniden hayat bulsun" diye PKK yandaşlarına oy verdiniz.

Onlar "Yeni şehitler gelmesin, şehit anneleri artmasın" diyenlere, siz 40 bin şehidin katillerine oy verdiniz. Onlar Yasin Börü ve arkadaşlarına, siz Yasin Börü ve arkadaşlarının katillerine oy verdiniz.

Onlar Kur-an'ı Kerim'i okullara yeniden getirenlere, siz Kur'an-ı Kerim'i okullardan kaldırma sözü verenlere oy verdiniz. Onlar inancın simgesi başörtüsünü serbest kılanlara, siz "Başörtülüler sadece merdiven temizliği yapabilir" diyenlere oy verdiniz.

Sizler, din gölgesinde dinsizlik yapan sözde cemaate... Dershaneleri, bankaları ve cemaatleri yaşasın diye ülkeyi ateş topuna çeviren paralellere oy verdiniz. Onlar davası ümmet olanların, siz ise davası himmet olanların peşinden gittiniz.

Bir kardeşimin dediği gibi...

HDP'ye oy verirken aklınıza 40 bin şehit gelmiyor da, AK Parti'ye hırsız derken 3 kuruş para geliyorsa, siz alay ettiklerinizden ne kadar aşağıda olduğunuzu bilememişsiniz zaten. Biliniz ki ağlaması ve utanması gereken sizlersiniz, onlar değil! 

Gördüğü her pisliğe konan sinek misali, her gün bir partiyi destekleyen sizler utanmalısınız, onlar değil! 

Son sözüm davası ümmet olduğu için derdi büyük olan kardeşlerime...

Bilesiniz ki yenilgi olarak gördüğünüz bu sonuç yakın zamanda size yeni zaferlerin kapılarını açacak. 5 gün önceki yazımda ne demiştim size? "Bu seçimi kaybetse dahi bundan böyle her yol AK Parti'ye çıkacak" dememiş miydim?

Kazanını olmayan bir seçimin kaybedeni olmaz. 

Bu ülkede AK Parti'nin yanında olmadığı hiç bir parti, iktidar olamaz. Bırakın iktidar olmayı, koalisyon bile kuramaz! 

AK Parti de liderine, değerlerine ve seçmenlerine aylardır küfür ve hakaret eden partilerle bir koalisyonda yer alacak kadar ilkesiz ve omurgasız bir parti değil! 

AK Parti, bu yapılanları unutup şu an barajı geçen herhangi bir partiyle koalisyon yapması durumunda oyunu haram edecek milyonlarca seçmenle karşı karşıya gelecek.. 

Seçim meydanlarında aylardır koalisyonun zararlarını anlatan bir parti koalisyon için kapı çalarsa, işte tam da o gün kendini bitirir. Bir dönem koalisyonda kalsa bile sonrasında Anavatan ve DYP gibi tabela partisi olur.

Özetle "Yeni Türkiye" yolunda ikinci yarı, asıl şimdi başlıyor! 

Size alaycı bakışlar atıp gülenlerin suratlarındaki o pis sırıtışı silmek hepinizin namus borcu olsun!"


Süleyman Özışık kaynak: internethaber.com

6 Haziran 2015

Dikkat Bu Yazı Önemli!!

"Hiç tanımadığınız biri size Facebook üzerinden arkadaşlık isteği gönderiyor. Bu kişiyi tanımıyorsunuz ancak hoş bir profil resmi olduğu için arkadaşlık isteğini kabul ediyorsunuz.
Kızınızın okuldaki ilk günü. Kızınız yeni elbisesi içinde o kadar sevimli görünüyor ki arkadaşlarınız ve akrabalarınız da onun bu sevimli halini görsün diye kızınızın bir resmini çekip Facebook'a koyuyorsunuz. Kızınızı ilk defa okula bırakırken o kadar gurur duyuyorsunuz ki onun okuluna telefonunuzdan Facebook aracılığı ile Check-in yapıp, yer bildiriminde bulunuyor ve altına şunları yazıyorsunuz: "Kızımın ne kadar büyüdüğüne inanamıyorum. Zaman uçup gidiyor. Kızımla gurur duyuyorum!"
İnsan kaçakçılığı
Bu esnada, üzerinde fazla düşünmeden Facebook arkadaşı olarak eklediğiniz gizemli kişi, kızınızın sevimli elbisesi içindeki resmini cep telefonuna kaydediyor ve dünya çevresindeki yaklaşık 60 farklı yetişkin erkeğe şu notu ekleyerek onun resmini gönderiyor:
Türk kız, Yaş 6
Kahve rengi gözler, Siyah Saçlar.
35,000 Avro

Kızınızın resmini, gümüş bir tepsi içinde, bir insan kaçakçısına verdiğiniz gibi aynı zamanda onun bulunduğu yerin adresini de verdiğinizin farkında mısınız?
Kızınızı okuldan almak üzere saat 4'te okula gittiğinizde onun ortada olmadığını görüyorsunuz. Aslında, daha siz onun okuluna varmadan, kızınız çoktan 43 yaşında bir pedofile yani bir sübyancıya satılmıştı bile. Kızınız şimdi kafasına bir çuval geçirilmiş halde Güney Afrika'ya doğru yola çıkmış durumda.
Tanımadığınız insanları Facebook üzerinde arkadaş olarak eklemeyin!
Sosyal medyayı kullanırken sorumsuzca davranmayın ve sosyal medyanın zararlarının da olabileceğini hesaba katarak hareket edin!
Hayatınız ile ilgili tüm detayları Facebook başta olmak üzere sosyal medya hesaplarınızda paylaşmayın!
Çocuklarınız resimlerini Facebook profil resminiz olarak kullanmayın!
Çocuk ve aile güvenliği için bunu paylaşın!"

2 Haziran 2015

Aidiyet Duygusu

Aidiyat : ait olmak demektir. Aidiyet duygusu olan insanlar ise; bulundukları kurumu insanı veya her ne ise etkileşimde bulundukları; onun tüm yükünü sırtlanmaya hazırdır.

Bu duygu olabildiğince önemli bir duygudur. Özellikle iş yerlerinde insanların kendilerini çalıştıkları kuruma ait hissetmeleri gerekmektedir. Böylelikle bireysel başarı veya parayı düşünmek yerine şirket başarısı ve kazancı için çalışmalar gerçekleştirirler. Bu durumda hem şirket, hem de çalışanları yeterince kazanır.

Hatta aidiyet duygusunu yeterince yükseltmek isteyen iş verenler genellikle şirket çalışanlarına özel bir takım şeyler yaparlar. Bir şirket bunun için tüm şirketin iç duvarlarını , merdiven boşluklarını çalışanlarının boyamasını istemiştir. Böylelikle kendilerini evlerinde hissedecekler, özgürce istedikleri renkleri, istedikleri duvarlara sürecekler ve oradan her geçtiklerinde "işte burası benim eserim" diyerek aidiyet duygusunu oluşturacaklardır.

İş yerini sahiplenen çalışan, iş yerine zeval gelmesin diye daha şevkle çalışacak, attığı adımları daha dikkatlice atacak, başta da söylediğim gibi kendi kazancını değil, şirketin kazancını düşünecektir.

İşte bu yüzden iş verenlerin bu konuda olabildiğince dikkatli olması gerekmektedir. Çünkü böylelikle iş verenler de iş yapanlar da karşılıklı kazanacaklardır.

Şimdi merak ediyorsun sayın okuyucu, yahu büşra bu yazıyı neden yazdı ki şimdi? Hemen cevap veriyorum, bu yazıyı yazmam bir hocam tarafından istendi. İstemeyerek yazdığımdan olacak ki böyle bir yazı karşınıza çıktı. TEşekkür ederim :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...