27 Kasım 2016

ıvır zıvır part 60


Demek bu konuda 60 postum var ha! maşallah dedim kendi kendime :) bir insan ancak bu kadar boş konuşabilir yani. siz bunu böyle de algılayabilirsiniz.

son günlerde o kadar çok "gidecem bu ülkeden, böyle ülke olmaz olsun" tarzı yazılar okudum ki, yaşadığım ülkeden ben de soğudum. fakat sen gidersen, ben gidersem kim sahip çıkar bu ülkeye? cevap veriyorum: hiç kimse.. geçenlerde bir ekşi yazarı yazmıştı. o da hep öyle düşünürmüş, hep def olup gitmek istermiş. gitmiş de.. fakat hiç de hayalleri gibi geçmemiş bir şey. ingiltere'ye gitmiş. her gitmek isteyenin yaptığı şeyi yapmış "Türkiye'ye yakın hem" diye düşünmüş. ne kadar gitmek istersek isteyelim biz burda doğduk, burada büyüdük. tüm bağları bıçakla keser gibi kesmemiz imkansız heralde. ne kadar gitmek istesek de "istediğim an 2 saate dönerim" diyebileceğimiz yerlere gitmek istiyoruz. ne kadar güvenli olursa olsun, başka memlekette duramıyoruz. altına Amerika'da yaşayanlar, İsveç'te Norveç'te yaşayanlar yazdılar. Kanada'da yaşayan arkadaşımla da konuştum. memleket hasretini başka tanımlıyorlar. oradaki sıkıntıların buradakilerin misliyle yaşandığını, kendi ülkesini terkeden mülteci gözüyle aşağılandığını, ne kadar uzağa giderse gitsin özlemin bitmediğini anlatıyorlar. a kişisi de finlandiya ya gitmişti eğitim için. onunla da konuştum bu konuyu. bir çok ülke gezmiş olmasına rağmen "bir daha asla gitmem yurt dışına "deyip benim de önümü kesiyor. nasıl nefret ettiyse gittiği tüm ülkelerden.

sıla hasreti başka bir şey. biz burada bu düzensizliğe alıştık. yurt dışına giden annem döner dönmez "kızım istediğim yere gidebilirsin, zira istanbul da yaşayan her yerde yaşar" demişti. biz en zorlu şartlarda yaşıyoruz, tüm yaşam standartlarına bire bir şahit oluyoruz. aslına bakarsanız, hazine gibi bir ülkemiz var. neresine dokunursanız başka bir değerle karşılıyor sizi. evet, kültürel yapımızı bozdular, bizi kirlettiler, beynimizi boşalttılar, insanlarımızı cinsel objelere döndürdüler belki ama biz hala çok iyilerin de bulunduğu bir ülkedeyiz. dağ başlarında yaşayan, (psikolojik rahatsızlıkları olanlar hariç) medyadan uzak duran tüm insanların doğallığı, saflığı nasıl da şaşırtıyor bizi değil mi? aslında bizler de izlemesek, görmesek, öğrenemeyeceğiz bunca pisliği. öğrenip uygulamaya geçmeye çalışmayacağız belki de.

gelelim asıl meselemize. tüm sorun bize belli kitapları öğretmek için öğrendiği kadarından öğretebildiğini öğretebilen öğretmenlerle kısıtlayan eğitim sistemimizde.bence cümle gayet açık. açıklama yapmayacağım.

bir kaç beğeniniz varsa, hemen koşun koca parasıyla butik açın. baktınız hiç bir şey tutmadı, belki o tutar ha? bıktım şu eziklik duygularınızı başka yerlerden tamamlamaya çalışmanıza. sen o kadarsın işte, nedir yani?

dün akşam anneme sürpriz parti yaptık dayım ve abimle organize olarak. inanılmaz mutlu oldu kadıncağız. babam ise günün lafını etti "yani sizi anlayamıyorum. bir sene daha yaşlandığınızın tescillendiği bu günü nasıl kutlarsınız? ölüme koskoca bir yıl daha yaklaştınız oysa"

geçenlerde hoca sormuştu "aramızda öleceğini bilmeyen varmı" diye.. hepimiz o an öleceğimiz günü düşünmüştük belki de.. düşünsene her şey o zaman ne kadar da boş.

26 Kasım 2016

Cep telefonu ile internette gezinirken reklam sorunsalı


Merhaba, sağda solda çok okuduğum için kısa bir bilgide olsa buraya yazmak istedim. Herkes cep telefonlarından (tercihen android, ios'u hiç bilmiyorum) internete girerken, bilgisayarda ki gibi reklamları engelleme eklentilerini kullanamamaktan şikayetçi. İşin özeti, aslında kullanabiliyorsunuz:). Bunun için google play'den "firefox" tarayıcısını indirip, tarayıcı eklentileri kısmından "adblock plus" yada "ublock origin" eklentisini indirmeniz yeterli. Bu sayede reklamlardan ve diğer sinir bozucu açılır pencere türevlerinden kurtulabiliyoruz. Bu arada ben A kişisiymişim. Öyle yazmıyorsam anlaşılmıyormuş, hep beni karıştırıyormuşsunuz.

25 Kasım 2016

Mekan Keşfi: 90's Cafe

Uzun zamandan sonra bir gezi yazısı ile daha karşınızdayım dostlar. Bugün sizlere hem öğrenci dostu, hem harika bir teması olan bir cafeden bahsedeceğim: 90's Cafe.

Öncelikle Süleymaniye'de bulunan bu mekanın yol tarifini vereyim. Fetva Yokuşu Nazır İzzet Efendi Sokakta bulunan mekanı zaten sokağa girer girmez göreceksiniz. Biz oraları daha çok Ağa Kapısı ile tanıdığımızdan, hemen yanı deyip hafif de bir tüyo vereyim size. Fakat Ağa Kapısının pabucunu dama atacak kadar da harika bir yer olduğunu eklemeden geçemeyeceğim.

Gelelim sebeplerime. Efenim ben 90'larda büyümüş bir çocuk olarak, gördüğüm her bir ayrıntıya bittim. Aslına bakarsanız, en çok da bunun için tercih etmiştim mekanı. Yani tasarımı.. Beni hiç üzmedi. Bir köşe'de üç beş kaset asmışlardır diyerek gittiğim mekanın her köşesinde ayrı bir doku vardı. Kasetler, videolar, televizyonlar, davul fırınlar, takvimler, telefonlar koltuklar, sehpalara kadar aklınıza ne geliyorsa 90'lardan fırlamış gelmiş gibiydi. Daha doğrusu oradayken 90'larda gibiydim -müzikler hariç. Ben oradayken hep Cengiz Kurtoğlu çaldığından olsa gerek, sevemediğim müzikleri. Daha 90'lar müziği duymayı tercih ederdim ki pop un pop olduğu zamanlardı onlar -bilirsiniz.

Mekanın en büyük artısı 90'lar teması ve buna harikulade ayak uyduran tasarımı değil elbette. Bunun yanı sıra yemekleri muazzam. Genelde yemekler bizi üzer bu tip mekanlarda. Özellikle tatlılar. Ama hayır. Üzmediler. Aksine sevindirdiler. Arkadaşlar bir sufle yedim ki mekanda, böyle bir sufle yok. Özellikle o fiyata öyle bir sufle yok. 10 tl ye aldığım sufle yanında kreması ve dondurmasıyla servis edildi. Yanımdakiler de cheese cake ve pasta yediler ki bunların da tadları harikaymış. Onların da fiyatlar 7-8 lira olmalıydı. 

Fiyatlara hızlıca bir göz gezdirdim. Nargile de içebileceğiniz mekanda (üst katta ve ben üst kata çıkmadım fakat çıkarsam bu yazıyı güncelleyeceğim) 20 tl ödemeniz gerekiyor ki bu da nargile fiyatlarını çok iyi bilen ben için oldukça uygun bir fiyat. Malumunuz A kişisi haftada bir kez mutlaka nargile içmeyi kendine amaç edindi :(

Yiyecekler de keza öyle. Aslında menüyü çekmek isterdim fakat menü o kadar harikaydı ki.. Çekmeye kıyamadım. Çünkü çok güzel fikirlerini menü ile taçlandırmışlar. Normal bir menü ile karşılaşsaydım, eminim gözüme batmazdı fakat 90'lardan parçaların bulunduğu bir menü tasarımı ile en büyük artı puanlarımı toplamayı başardılar..

Gelelim hizmete. Hizmeti gerçekten harikaydı. Ne istersek kısa sürede hazırlanıp servis ediliyor, ve "bitirin artık şu çayları da toplayalım" diye insanın gözüne bakılmıyordu. Üşüyoruz diye hemen yanımıza katelatik (ki biz küçükken öyle derdik) yaktılar. O başka bir sıcaklıktı. Orada müşteriden çok 90'lar mekiğine binmiş ev sahipleri gibiydik. 

Son olarak Hüsnü Ala Cafe'nin inatla yükselen duvarına rağmen, muhteşem manzarayı korumuş olan görüntüden de bahsedeyim. Koltuğunuza yayılıp manzara eşliğinde, wifi ile bağlandığınız internetinizle, acaba hesap çok mu gelecek korkusu olmadan takılacağınız bir mekan burası. Yolunuz Eminönü-Fatih taraflarına düşerse veya düşmezse de düşürmeye bakın derim. Zira biz öyle yapacağız :)

Artık fotolar sonda, böylelikle yazıyı okurken kesintiye uğramazsınız :)
Son olarak canlı müzikte varmış ama sanırım haftasonu akşamları. Hafta içi akşam gittiğimiz için yoktu. Onu da görmek isterim açıkçası. 





19 Kasım 2016

Artık Ben De Herkes Gibiyim


bugün tüm gün bunu düşündüm çok değerli okuyucu. artık ben de herkes gibiydim. eski günleri anımsadım yine. bir sürü yol gittim. sadece yürüdüm.o kadar saçma yerlerde buldum ki kendimi zaman zaman. mesela ne kadar özlemişim Çemberlitaş'ı, Sultanahmet'i, Sirkeci'yi.. O tren garını.. seviyormuş ben aslında hep oraları. çok eskilere gittim.

ve artık herkes gibi olduğumu anladım. artık hiç bir özelliğim yokmuş gibiydi. eskiden kendimi hep en özel hissederdim. en farklı benmişim, herkes aynıymış gibi. şimdilerde silikleştim. yazılan tonlarca yazının eskiyen silikliğinde bir harf tanesi kadarım. o kadar gereksiz. yani tamamen silinsem de o cümleler her zaman okunacak. varlığım kelimelere bir şey katmadığı gibi, yokluğum da kendini belli etmeyecek kadar ufak.

kesinlikle ben artık herkes gibiyim. hiç kimseyim. kendi içimde çılgınlar gibi kavgaya tutuşurken, aslında neyi nasıl düşünmem gerektiğinin bilincine varamadan; hayattaki herkesten nefret ederken, bir yanım da hayattaki herkesi sevebilecek kapasitede. nedir derdimiz, neden uğraşıyoruz bunca bilmiyorum. sadece o akıp giden hayatın bir köşesine kıvrılıp; avazım çıktığı kadar içten, bir o kadar da sessiz ve hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. belki o zaman her şey geçer ve belki ben yine o eski günlerdeki gibi özel ve değerli olurum ha? -hiç sanmıyorum.

16 Kasım 2016

Ivır Zıvır Part 59



diriliş ertuğrul dizisine yapılan saçmalıktı. zaten kendi kendilerine takıldılar koskoca ! ödül töreninde. izlemedim bile. umarım onlar için büyük bir kayıptır benim izlememem.

metal dizayna sahip, 1080x1920 piksel çözünürlüğe sahip, 8 çekirdekli işlemcisi olan, 16gb dahili hafızası olan cep telefonu. fakat diğer cep telefonlarından ayrılan en büyük özelliği 21,5 mp arka kamera, hibrit otomatik odaklama ve 16 mp ön kamera -ışık sensörleri. 30fps değerine sahip video özelliği ile film bile çekilir, test edildi-onaylandı. telefon 6.0 inç ekran genişliğine sahip. alışılmışım dışında yani. gereğinden fazlaca büyük. 202 gr ağırlığı ise bana sorarsanız yer yer 400'e kadar çıkmakta. elimde bu telefonla geçen gün kantinden çay alırken, çaycı teyzeden tepsi istediğimde "elinde var ya işte tepsi, üzerine koy, hiç bişeycik olmaz bardaklara" demesine sebep olan telefon aynı zamanda. çünkü çaycı teyze için çayların dökülmemesi telefondan daha mühim. 

bugün kimya labaratuvarında yoğun gaz sıkışması olduğundan okula ekipler geldi. gerekli tektikler yapıldı. mutluluktan ölecektim az daha ders iptal olur diye, oldu mu? olmadı..

20 yıldır okuyorum, 20 yıldır okul iptal olunca mutlu oluyorum.

insan 7 sinde neyse 7 sinde de odur.

evli olmayan arkadaşlara baskınızı, aptal hareketlerinizi bırakın lütfen. özellikle syrano'nun etrafındaki ahmak insanlar, sizlere sesleniyorum. ömrümde duyduğum en düşünme yetisine sahip olmayan ve bunu inatla belli etmeye çalışan varlıklarsınız. syrano sen de takma onları, kendi hallerine bırak, he de geç. umursama. lafa bakmadan önce lafı söyleyene bak.

bugünlerde aptallıkta doktora yapıyorum, kimse de beni uyarmıyor. bana geçmiş olsun..

çok yoğunum, çok sıkıcıyım, çok sıkılıyorum..

bazı insanlara çocuklarını bu derece paylaştıkları için patlamak istiyorum, fakat sonra içime patlıyor tüm söyleyeceklerim. 

bu günlerde harika bir dizi seyrediyorum. netflix aldık bu arada. illegal yollarla müzik dinlememek için spotify premium üye olmamla başladı herşey. şimdi de netflix ile içim rahat izliyorum tüm filmleri. tavsiye ederim. eğer varsa sizde i.t.crowd izleyin. gerçekten komik, harika.

bir de ablanız neye başlıcak? yakın dövüş sanatına. çok heycanlıyım, dövecek bi sürü insan var sokakta ne de olsa :) dövüş kulübümü kurarsam, sizlere elbette haber vereceğim .

5 Kasım 2016

Yeni Evlilik Sorunsalı: Çocuk Yapma


Az önce yeni evli bir arkadaşın yazısını okudum. Oradan hırslandım sanırım. Çünkü yalnız değildim. O da yalnız değildi. Yeni evli isenizdi eğer, hemen çocuğunuz olmalıydı. Fakat hemen derken öyle evlenir evlenmez de değil. Çünkü öyle olursaydı, tüm insanlar yanlış anlardı. İşte aradan biraz zaman geçseydi, ondan sonraydı.

Evlendikten çok değil beş ay kadar sonra "ne zaman çocuk istiyorsunuz" soruları başlar. "henüz istemiyoruz" diyerek savuşturursunuz soruları. eğer çok düşünceli bir insansanız "hazır olma" durumunu beklersiniz. aradan biraz daha zaman  geçer. bu kez de "eee çocuk yok mu" diye sormaya başlarlar. siz yine "henüz yok, ilerde inşallah" dersiniz. fakat yetmez, o kişi sizi ikinci gördüğünde bu kez "neden yapmıyorsunuz" diye sormaya başlar. nedenlerinizi sıralarsınız. işte hazır hissetmiyorsunuzdur, eviniz müsait değildir, o değildir bu değildir. bu kez korkutmalar başlar "ama yaşın geçiyor kızım, yapsanıza" sanki mutfakta kek yapıyorsunuzdur. onlar için çocuk yapmak o kadar boş birşeydir. çocuğu nasıl yetiştireceğinizi düşünmezler. ya da toplumdaki bunca çarpıklığa; çocuğunuzu okula bile güvenle gönderemeyeceğinize takmazlar.

siz böyle böyle düşünedururken 1.5 yıl geçer evliliğinizin üzerinden. etrafınızda artık çocuk yapmanız gerektiği baskısı döner de durur. bundan sonra ise bizzat başıma gelen bir olayı anlatacağım. 1,5 yıllık evliyim ve x kişisi bir gün beni telefonla arayıp merhabalaştıktan sonra "tedaviyi düşündünüz mü" diye sordu. ilk önce anlamlandıramadım. "ne tedavisi?" dedim. ama derken, birden beynimde şimşek çaktı. "çocuk canım" dedi.. onlar için çocuktu canım.

işte o an anladım nasıl bir his olduğunu. yani çocuk isteyipte nasip olmama durumunu. böyle bir soru o durumda sorulsaydı bana, nasıl kendimi yetersiz, nasıl yarım hissedebileceğimi. "biz daha çocuk düşünmedik" derken sesim titredi. 

sormayın arkadaş! sormayın çocuk olayını! gerçekten olmayadabilir. bu sorularınız karşınızdaki insanın canını nasıl yakıyor ah bir bilseniz. çocuk bu yahu, gizlice bir kenarda aniden ortaya çıkan bişey değil ki. 9 aylık hamilelik süreci var. mutlaka haberdar eder kişi sizi, o etmese karnı eder. nedir bu merak? neden yani? mutlu mu oluyorsunuz karşınızdaki ezilip büzülünce! 

gerçekten can sıkıcı. sormayın diye yazıyorum bunları. etrafınızda yeni evli, eski evli veya ne olursa olsun, kim olursa olsun sormayın çocuk konusunu. günümüzün en büyük sorunlarından biri evlat sahibi olamamak. durum böyleyken, karşınızdaki insanın canını bir kez de o saçma sözlerinizle yakmayın. emin olun çocuğu olan insan saklamaz. hele evliyse hiç saklamaz. 

4 Kasım 2016

Ivır Zıvır Part 58


ülke genelinde internette ciddi sıkıntı var. telefonum bozuldu diye defalarca kapadım açtım. sonra sağa sola fırlattım. madem internette sorun var, bir duyuru yapın be kardeşim. neden duyuru yapılmıyor bu konularda anlamış değilim.

bazı şarkılar çok güzel.

bugün sizin oraları bilmem ama buralarda hava bir harikaydı. markete çıktım ama eve giresim gelmedi. hani markete ekmek almaya diye çıkıp bir daha dönmeyenler var ya, işte onların ruh halini daha iyi bir anladım. zira nerdeyse kendimi taksim otobüsüne atacaktım. düşünsene a kişisi arıyor "nerdesin" diyor, "taksim" diyorum. muhtemelen "oldu o zaman, dönme bence" der.

her gün üç otobüs değiştirerek marmara üni'ye gidiyorum. geçen gün bir hocayla konuşuyorduk, neden burası dedi. ist üni almadı beni dedim. ağlıcaktım az daha. yoldan nefret ediyorum. okumak için tek otobüsle gidebileceği yerleri tercih eden benim başıma gelenlere bak.

ne istemiyorsak hayatta, hepsi başımızda. neyse ki taş çatlasa 80 yıl yaşıyoruz, yoksa çekilmez bu hayat.

yabancı bilim adamları 20 yıl sonra kimsenin hastalıktan ölmeyeceğini, bunun için çalışmalar yaptıklarını ve hepsinin olumlu olduğunu bir makale ile duyurdular. onlar bu tip gelişimler peşindeyken biz ne yapıyoruz? "GOYGOY! 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...