30 Mart 2017

Günlük-8


Bazen insan kendini inanılmaz yalnız hissediyor. Bugün tıpkı benim başıma geldiği gibi.. Ve en büyük korkumun yalnız kalmak olduğunu hatırlıyorum hemen. Çocukluğumdan beri asla yalnız kalmayan, kalmamaya çalışan beni hatırlıyorum. Yaşadığım en büyük yalnızlık aklıma geldikçe daha çok nefret ediyorum.

Küçük yaşlarda yaşamış olduğum yanlış anlama sonucu, ailemi kaybettiğimi sanıp koskoca dünyada daha da ufalıp minicik olduğum ve yalnızlıktan ölmenin var olmadığı kadar, o duyguyu hissettirdiği o zamanları hatırladım yine. Ölmemiştim yalnızlıktan ama ölmenin ne demek olduğunu anlamıştım. Kimsenin olmadığını bilmenin vermiş olduğu o iğrenç duygusuzluk duygusu.

Eskisi gibi değil hiç bir şey. Az önce lise yıllığımı okudum da, ne kadar karamsar, ne kadar can sıkıntıları ile dolu bir insanmışım. Sonraları düzeldim sandım. Düzelmeyi insanlarla iletişime geçerek buldum. Yalnız kalmaktan uzaklaşarak. Ne kadar çok konuşursam, o kadar çok yalnız kalmıyordum. 

Çok da yorgun hissediyor insan.. Sanki çok uzun zamandır hiç tatil yapmamışım gibi.. Ya da hep tatildeymişim gibi. Aslında bir çok şeyi düşünüyormuşum ve düşünmekten beyin hücrelerimi yakmışım gibi, ya da hiç düşünmeyip tüm beynimi öldürmüşüm gibi.. İçim kendi kendine paramparça olmuş da tüm parçalar es kaza ayakta kalmış organlarıma zarar veriyormuş gibi ya da mutluluktan ölecekmişim gibi.. İkisinin ortası asla olmayacak gibi. Ya orada kalacağım , ya da burada gibi.. Siyah ile beyaz gibi. 

Yalnızlığın getirdiği şu "hiç bir işe yaramıyormuşum" hissi gibi, ya da kimsenin umrunda değil gibi. Yok efendim, odaklanamıyorum gibi. Zaten şu elimi her suya soktuğumda neden acıdığını anlamayıp, şimdi kabuk tutmuş yarayı fark etmem gibi.. Bir yerlerde bir şeyler var gibi..

25 Mart 2017

Çekilişlere Katılma Sorunsalı


Bu günlerde bende büyük bir bağımlılık oluştu sayın okuyucu. İndirimli ve çekilişli şeylere dayanamıyor, katılıyorum. Kimisine göre bu bir tür "fakirlik" belirtisi. Olabilir. Fakat tutamıyorum kendimi. Çünkü bana hiç bir şey çıkmıyor!!

Bu yaşıma kadar bir çok çekilişe katıldım. Hatta geçenlerde katıldığımız organizasyonda kendi ellerimle topladım her çekiliş kuponunu.  Alın işte gerçek çekilişti. Fakat bana yine ÇIKMADI!!

O günden sonra ne görsem katılır oldum. Gerek sosyal medya, gerekse normal hayatta olmak üzere o kadar çok çekilişe katıldım ki, ajandam arkadaşlarımla görüşme günlerimden çok çekiliş sonuçlarını kontrol etme ile doldu taştı..

Mesela arabayla giderken aniden radyo programcısı "Eğer applicationımızı indirirseniz ve üye olursanız, bir çekiliş hakkı kazanacak, yapılan çekilişle bir talihli araba kazanacak dedi." gideceğim yere varana kadar unutmamak için kendi içimde tekrarladım aplication'ı. Hemen kaydoldum. Sonuç: Yine çıkmadı!

Çıkmadıkça daha çok hırslanıyor, daha çok katılıyorum. Magnum çubukları ile başladığım bu yolculukta geriye ne Nescafe bıraktım, ne de site üyeliği.. Hatta geçenlerde bizim burada alışveriş merkezinde 150tl ve üzeri alışveriş yapanlara çekilişle araba veriyorlardı da son gün tek nefeste 150tl 'lik alışveriş yaptım. Tabi ki çıkmadı.

Bugünlerde Gold a sardım. sosyal medya üzerinden türlü çekilişler yapıyorlar. Bana neden çıkmıyor arkadaş? Bloglarda da katılıyorum, yok! Bu lanet olası hayal kırıklığını yaşamamak ve yaşatmamak için çekiliş yapmıyorum blogumda. Bir gün yapacağım ama hala hayal kırıklıklarımı atlatamadım. Maalesef durum şu: 100 kişi katılır, ödülü 1 kişi alır.. Neden ismimi göremiyorum ki hiç bir çekilişte? Hele şu tatile çok ihtiyacım olan günlerde, tatil çekilişi yapan gurmelerin çekilişlerini neden kazanmıyorum..

Biri bana dur desin. Desin ki çıkmıyo büşra, hayat mamat meselesi değil. Demek ki şansın yok senin. Bırak bu işleri. Takma kafaya. O zaman bırakırım belki. Ama ya çıkarsa? :S 

Demek insan böyle kumara alışıyor. Allah beni bu dertten kurtarırken, sizler de elinizden geleni ardınıza koymadan bana laf sokabilirsiniz. Buyrun: :))

24 Mart 2017

Günlük-7

Bugünlerde o kadar yoğunum ki günlük, buraya hangi birini anlatsam bilemiyorum. Diyeceğim o ki, yoğunluk iyidir. İnsanı tüm depresyondan ve sıkıntıdan çekip götürüyor. Başınıza aynı anda beş iş sarın ve sonrasında değmeyin keyfine..

Bugün tüm yoğunluklarımın sonuna geldim. Dolayısıyla burdayım. Huzurla başımı yastığa koyacağım şu gecede, herkesle helalleşmenizi, ailenizi sevmenizi, yanınızdaki insanı bir daha hiç görmeyecekmiş gibi öpmenizi dilerim. Hayat çok kısa ve bir o kadar da hızlı.

15 Mart 2017

Vatan Borcu Nedir?


Bir ulusun bağımsız ve egemen olarak üzerinde yaşadığı yere vatan denmektedir. Vatan borcu ise, halk ağzında askerlik görevidir. Evet halk ağzında. Aslında vatan borcu o kadar değildir. 

Vatan borcu yalnızca 18 yaşını doldurmuş erkeklerin boynuna yüklenen bir ödev değildir, olamaz. Bu vatanda yaşayan, nefes alan,  bu ulusun bir parçası haline gelen, tüm toplumun görevidir vatan borcu. Bir vatan da yaşamak, doğar doğmaz başımıza gelen durumdur ve hepimiz bu vatana borçluyuzdur.

Peki ama nedir bu vatan borcu, nasıl ödenir?

Hiç merak etmeyin. Bu vatana, bu millete hayırlı evlat olmakla ödersiniz bu borcu. Madde madde sıralayalım o halde:

Vatanını sahiplenmek! Bu vatan bizim vatanımız. Bizim toprağımız. Bizim öyle ya da böyle doyduğumuz ve aynı zamanda doğduğumuz yer. İster seversiniz, ister sevmezsiniz, fakat bu vatanı sahiplenmek sizin en büyük görevinizdir. Hocamın da söylediği gibi göçebe bir topluluk Türk milleti fakat artık bu vatan bizim. Göçebileceğimiz başka bir vatanımız, başka bir toprağımız yok. Artık burası bizim ve buraya gözümüz gibi bakmalıyız.

Kırmızı ışıkta durmak! İnanması güç değil mi? Evet, kırmızı ışıkta durmakta bir vatan borcu. Düzeni korumak, trafik kurallarına uymak olarakta genişletebilirsiniz siz bunu. Bugün Beşiktaş'ta gördüm. İnsanlar kırmızı ışıktayken yola atlayıp topyekün karşıya geçtiler. Ben inatla durunca arkamdakiler itiştirip, uflayıp puflayıp yola atıldılar. Arabaların hakkı olan yolu zapt ettiler. İşte bu vatan borcunu ödeyememek demekti aslında. 

Yerlere çöp atmamak! Evet eminim çöpçülerin de yapması gereken işler vardır , boş durmasınlar diye atıyorsunuz bu çöpleri yerlere-denize. En önemlisi de denize. O atıklarınızı denize dökerken ve damıtmazken hiç korkmuyor musunuz ben bu vatana ıhanet ediyorum, ben evimde yere çöp dökmezken, kimyasal atıkları sulara katıp çocuklarıma içirmezken koskoca memlekete bir şekilde zarar veriyorum diye düşünmüyoruz. Çünkü neden? Çünkü vatan borcunu 18 yaşımızı doldurduğumuzda askere giderek ödedik!

Hayır efendim ödemedik! 

Hepimiz bu vatanın okullarında okuduk, yollarında gezdik, sokak aydınlatmalarında yürüdük, hastanelerinden faydalandık. Evet hepsi vergilerimizle oldu. Şu an aldığımız her şeye ödediğimiz o vergilerle o elektrikler yanıyor, okullarda kitaplar bedava dağıtılıyor, okullar geliştirilmeye çalışılıyor. Hepimizin hakkı olan bu vatan için aslında durmadan çalışıyoruz fakat korumasını bilmiyoruz.!

Sanırım ilk şık en önemlisi burada. Bu vatan bizim! Yerlerine çöp atmadığımız, lüzümsuz ışıkları kapattığımız, insanlara iyi davrandığımız, iyi vatandaş olduğumuz bu vatan bizim. Kamu mallarına zarar verirken milyonlarca insanın da hakkı olan bir şeye zarar verdiğimizin bilincine vardığımız, parklardaki çiçekleri koparırken aslında evimizdeki saksıdan bir çiçek kopardığımızın farkında olduğumuz, çimenlere basarken öldürdüğümüz her yeşilliğin bir nefesi kestiğini anladığımız günlerin çok da uzakta olduğunu düşünmüyorum.

Bu vatanı biz korumazsak, gelip başkaları korumaz. Vatan bilincini çocuklarımıza, insanlarımıza aşılamak, tüm kurallara uymak dileğiyle yazıyorum bu yazıyı. Mevzuyu siyasi bir yere bağlamaya çalışan yorumlara da cevap yazmayacağımı açıkça belirteyim. Burada olay vatan sevgisi, vatan borcu. Vatan borcunu ödemekte ise erkeklerden çok doğru bireyler yetiştirecek olan kadınlara görev düşmektedir. Umarım vatana millete hayırlı evlatlar yetiştirip, vatanımıza hayırlı olacak icatlar yapan bireylerle dolu olur buralar. 

Dipnot: Vatan borcunu ödemek için askere giden ve orada bizi korurken şehit olan tüm şehitlerimizden Allah razı olsun ve Allah hepsine rahmet, ailelerine sabır versin.

12 Mart 2017

Bloglar arası Röportaj


Merhaba sayın okuyucu. Sevgili Annesi'nin Prenses'i -nin yapmış olduğu etkinlik olan bloglar arası röportaj a bende katıldım. Hiç tanımadığımız bloggerlar ile tanışıp röportaj yapma fırsatı bulduk. Çıkan eşleştirme sonucunda bana Özlem Kutlu çıktı. İlk kez gezindiğim blog hakkında sorular sormam gerekiyordu fakat ben dayanamadım bir sürü soru sordum. İnsan merak ediyor sonuçta :) İşte sorduğum sorular ve çok değerli blogger arkadaşımız Özlem'in verdiği cevaplar :)

1- Özlem Kutlu Kimdir, neler yapar? iş-güç-okul vs :)
1986 Üsküdar doğumluyum. Bilgisayar programcılığı ve Bilgisayar mühendisliği mezunuyum. Bir dönem yazılım uzmanı olarak çalıştım. Bir dönem meslek lisesinde ücretli bilgisayar öğretmenliği yaptım. Ama şu an farklı bir alanda çalışıyorum. Yazılıma ve bilgiislemcilige ara verdim.

2- Neleri yapmaktan hoşlanıp, nelerden nefret edersiniz?
Yapmaktan hoşlandığım seylerin basinda, kendimle başbaşa olmak var. Kendimi dinlemek, günlük yazmak ya da puzzle yapmak, veya herhangi bir hobi ile birlikte sadece kendime vakit ayırmak en sevdiğim şey şu hayatta. Kitap okumayı, bazen film izlemeyi, ilginç yerler gezmeyi, ilginç hayat hikayelerini okumayi, bazen de örgü örmeyi severim.
En nefret ettigim şey dedikodudur. Karşımdaki insanın sürekli şikayet ediyor olması da beni hayattan soğutur. Herkes kendi işine, kendi yoluna baksın isterim. Bir söz okudum geçenlerde "kendinizi geliştirmek ile o kadar meşgul olun ki başkalarını eleştirmeye vaktiniz kalmasın". Bunu herkes uygulayabilse keşke.

3-Olmak istediği şeyle, olduğu yer arasında fark var mı? (polis olmak istiyodum ama avukat oldum gibi )
İngilizce öğretmeni olmak istiyordum ama bilgisayar mühendisi oldum. Arada cok fark var. Onca yıl sonra tekrar sınava girip İngilizce öğretmenliği hayalimi gerçekleştirmeye çalıştım ama tutmadı.

4-Sevdiği müzik türü? Dinlemeden ölmemelisiniz dediği filmin ismi?
Yabancı pop severim. Ama Müslüm babayı da dinlerim, ruh halime göre değişiyor :)
İzlemeden ölmeyin diyeceğim bir film, Truman show olabilir. 

5-Kendini en çok anlattığına inandığı film veya kendini en çok bağdaştırdığı film karakteri nedir?
500 days of summer filmindeki kızın karakterini kendime benzetiyorum. Bu filmden haberimin oluşu da zaten bir kiz arkadaşımın beni ona benzetmesiyle olmuştu. Gelgitli karakteri var onun da baya. Beni en çok anlatan film de bu sanırım.

6-Asla unutamam dediğin bir anıyı anlatır mısın?
Kuzenlerimle onlarin bahcesinde oynarken yengemin bize sütlü sekerli ekmek yedirmesi :)) neden bilmiyorum ama hep aklımda.

7-Kaç kardeşsiniz?
Üç kardeşiz. Ben büyüğüm.

8-Aşka inanır mısın? Hiç aşık oldun mu?
Aşka inanırım. Evet aşık oldum, acısını da çektim. Yine çıksın yine olurum :) iflah olmaz bir potansiyel aşığım.

9- Geçmişe gitme ve tekrar yaşama şansın olsa hangi döneme gitmek isterdin?


Üniversitedeyken bir arkadaş ile ders sonrası akşam Kadıköy rıhtıma inmiştik. Kalabalığın içinde kafamıza göre takılmıştık çok keyiflidi. Üniversite zamanım eğlenceli geçmişti, o döneme geri dönmeyi isterdim.

Verdiği yanıtlardan dolayı özlem'e teşekkür ediyorum. :) Ve tabii böyle bir etkinlik düzenlediği için prenses'e de . :)

9 Mart 2017

Mekan Keşfi: Mondo Lounge


Evet sayın okuyucu. Bir mekan ile daha karşınızdayım. Bu mekan çok yeni. Açılalı henüz 15 gün olmuş fakat her şeyi ile on numara beş yıldız.

En son söyleyeceğimi ilk söyledim değil mi? Öncelikle mekanı nasıl bulduğumu anlatayım. Yine bir grupanya keşfi ile. Menüleri ve fiyatları oldukça uygundu. Hatta dışarıda aldığımız burger fiyatlarından çok çok daha iyi ve çok çok daha temiz..

Öncelikle temizliğine bakmak lazım mekanın, masaların düzeni, tabakların sunumu, bardakların su lekesizliği, yerlerin temizliği ile kesinlikle geçer not alan bir mekan burası.

Çalışanların güler yüzlülüğü, yardım severliliği ve işlerini yapmadaki titizliği ise bir harika. He evet, bu saydığın özellikler bir sürü mekanda var dediğinizi duyar gibiyim. Doğru da söylüyorsunuz. Buraya gelmek için en büyük sebebiniz kesinlikle hamburgeri olmalı..

Ben tavuk wrap, A kişisi ise hamburger menü yedi. İkisi de ayrı ayrı 19 TL. Fotoğrafta gördüğünüz gibi servis edildi. Yani içecekler dahil 38 TL verdik. Daha önce Karaköy'de yediğimiz hamburgerleri ve verdiğimiz fiyatları düşününce (hamburger başı 32 TL vermiştik) burası bize bedava gibi geldi. Açıkçası bu kadar iyi olacağını hiç de düşünmemiştim. Tabii bu grupanya fiyatı. Sanırım normalde içecekler dahil 30 TL. Herhangi bir burgerciye gidip iğrenç yağlarında pişen patatesini yiyeceğinize, harika aşçısı bulunan bu mekanı tercih etmenizi kesinlikle öneririm. Çünkü bu güne kadar (kendim evimde yaptığım dahil) yediğim en iyi hamburgerdi. Tadı damağımda kaldı diyebilirim. Hatta keşke bitmese dedim. Wrap da süperdi. Fakat hamburger mutluluktan gözden yaş getirtecek seviyede bir şeydi. Malzemeden kaçınılmamış, görsellerinde bulunan aynı hamburgeri ellerini korkak alıştırmadan hazırlamış bir mekan burası. Sırf bu yüzden fotoğraf çektim sizin için.

Hamburgerin lezizliğinin yanı sıra, kolaların servisi de beni benden aldı. Daha önce buz ve limon atıp neden içmemişim diye kendime kızmama da sebep oldu. Yazarken hamburger yine aklıma geldi. Hamile olsam bu saatte tekrar mekana gider, bir kocaman hamburger daha yerdim. Sanırım hamileler bu konuda çok şanslı :)

Mekan Sefaköy'de bulunuyor gitmek isterseniz. Adını yazarsanız navigasyona direkt çıkıyor zaten. İki seçeneğiniz var ya Şili'deki Mondo'ya gitmek, ya da Sefaköy Şenlik Mah. Eski Halkalı Cad. No 3/14 Florya Bakırköy'de bulunuyor. Metrobusle de ulaşımı kolay sanırım. Yahu gidin buraya. :))


Facebook sitelerine baktığımda tatlılarının da muazzam olduğunu gördüm. Keşke yeseymişim, bak şimdi. Neyse giderim ben buraya yine.








Ben O kadınlardan değilim!


bizim milletin genel özelliği  her şeyi genellemek! ( burada ben de yapıyorum eleştirdiğim şeyi) yok efendim kadınlar öyle kadınlar böyle. geçenlerde evlilik kurumuna adım atacak bir arkadaş sormuştu evlilik dönemimi, nasıl geçtiğini falan. çok yıpranmışlar.. dert yanıyordu. yıpranma sebeplerini sordum da, şok oldum. kimse kimsenin anasına-babasına küfretmemişti çünkü. mevzular o kadar saçma, o kadar gereksiz ve o kadar maddi şeylerdi ki..

neymiş efendim, erkek tarafı hayallerindeki evlilik teklifini yapmamış. evlilik teklifi yaptı mı diye sorunca şaşırdı. hemen sordu a kişisi yapmadı mı diye.. evlenme düşüncemiz olmasaydı görüşmezdik zaten dedim. ciddi bir adım atmak için tanışma süreciydi bizimkisi. aaa olur muymuş öyle bir şey, o flörtmüş. yahu biz ne zaman bu kadar bayağılaştık?dedim. alakası yok dedi. yatta yaptığı teklifi beğenmiyor haspam. hayır bunu da okuyacak bir de :) haspamsın tabi.

neymiş efendim, istediği tek taşı almamış dedi bir başkası. istediğin tek taş mı vardı? diye şaşırdım. aa harbi sen neden takmıyorsun tek taş? diye şaşırarak sordu. çünkü istemedim. hiç bir özelliği olmayan, türlü zorluklarla çıkarılıp bir sürü insanın kanını taşıyan bir elmas parçasını millete hava atma veya statü gösterme sembolü gibi parmağımda taşımayacağımı söyledim. bunu a kişisine söylediğimde ağzı açık dinleyip, inan tek taş istiyorum ağlaklığına girseydin almayacaktım, çünkü aynısını düşünüyorum demişti. şimdi ellerde beş taşlar, tek taşlar, üçlü taşlar görünce cidden içsel olarak gülüyor, saçma ego tatminini üst üste taktığı elmas yüzüklerle tatmin eden insanlara biraz da acıyorum. sonra yaşayamadıklarını yaşıyor garipler diyerek gülerek geçiyorum. hele o arkadaşa yuh diyorum. adam gitmiş, beğenmiş almış. özel bir yüzük değil ama en azından sizin için özel olmalı. neymiş efendim beğendiği başka bir taşmış. yok kenarlarında altın kaplaması mı varmış neymiş. neyse, anlamam o mevzulardan, anlamakta istemem açıkçası. ama verdiğim hediye karşısında o tepkiyle karşılaşan bir erkek olsaydım, eminim yüzüğü geri alır, değerini (aldığım hediyeye verilen değer-maddi değil) bilecek bir kıza verirdim.

neymiş efendim, düğünde beline bağlanacak kırmızı kuşak öylesine bir kuşakmış. arkadaş nedir o kırmızı kuşak takıntısı. alın kızımı hediye paketi yaptım, bugüne kadar büyüttüm, hiç kimseyle de bir şey yaşamadı paketleyip veriyorum size gibi bir anlamı yok mu yani? beyaz bir gelinlik, kırmızı bir kurdele tam bir hediye paketi! bir de ağlamalar sızlamalar. yok efendim o an çok duyguluymuş. hadi be kızım, biz senin ne hikayelerini biliyoruz. bırak bu ayakları demek istiyor insan da, diyemiyor. o yüzden bir anlamı yok o kırmızı kurdelenin. takmayın şunu. hatta iğrenç bir şey bana sorarsanız.

neymiş efendim düğün bilmem ne mekanında değilmiş. yatıp kalktığım en önemli konu da bu olsa gerek. düğün istemeyen iki kişiydik.. başkalarının düğünlerine bile katlanamazken, başkalarını bu katlanılmazlık sorunsalına itmek istemediğimden asla istemedim düğün. neyse ki a kişisi de ben gibi çıktı. zaten bu düğün olayını ayı gibi abartmanın anlamını da çözemedim. yılbaşlarına, sevgililer gününe, anneler gününe falan kapitalist sistem diyen insanların hepsi çılgınlar gibi düğün organizasyon şirketleri arıyorlar. bizim düğün kültüründen uzak, saçma sapan düğünlerde buluyoruz biz de kendimizi ayıp olmasın diye. ya pasta limonata, ya da ayaküstü yenilen saçma sapan yiyeceklerle karşılaşıyoruz. mutlaka içkiden kafayı sıyırmış bir dayıyı sahnenin tozunu attırırken izleyip, bir insanın daha ne kadar alçalabileceğini falan düşünüyoruz. ah şu kadınlar..

kadınların istekleri bunlarla da sınırlı kalmıyor efendim. gelinlik mevzusu var ki, bunun bile modası çıkmış. gelinlik dediğin özel bir elbisedir -ki bana göre onun da bir anlamı yok. ama modaya uyuyor kızlarımız. bir yaz boyunca herkesin üzerinde aynı tip gelinliği görebiliyorsunuz. hele bir model vardı ki, artık görünce kusma isteğiniz mide de değil, direkt ağızdan başlıyordu. şöyle gelinin üzerine kussam da rahatlasam diyordunuz. neyse, gelinliktir her genç kızın hayalidir. fakat neymiş, markalı olacakmış. 15 bin tl ye beğendiği gelinliği almazlarsa, evlenmeyecekmiş. ulan sanki gavurdan mal kaçırıyor. iki saat giyeceğin bir elbise için 15 bin tl annenin evinde veriyor muydun diye sorarlar adama? tabii bir daha asla giyemeyeceğin, satsan satılmayacak, atsan atılmayacak bir elbise bu.

gel gelelim ayakkabısından, gelin makyajı, gelin kuaförü ve fotoğraf çekimine kadar bir sürü saçma şey. ay düşündükçe çıldırıyorum. bu kadınların dilini çözmek gerçekten çok zor bir kadın olarak. 

bugün emekçi kadınlar günü mesela. ama kadınlarımız işçi kadınların çektiği dertleri anlatmak adına sokaklarda çılgınlar gibi şarkı söyleyip dans ediyorlar. ilginç bir dışavurum tabi. ölen kadınlar, şiddet görenler, psikolojik şiddete maruz kalanlar, mobbing yaşayanlar, taciz-tecavüz görenler falan hep yarın aynı şeylere devam edecekler. 8 mart dünya kadınlar günü ile 9 mart günü arasında hiç bir fark yaşamayacaklar. 

çünkü bizim kadınlarımızın kafasındaki düşünceler çok başka. çünkü bizim kadınlarımız sırf komşu kadından daha zengin görünebilmek için, arkadaşlarına hava atabilmek için, başkalarına üstünlük taslayabilmek için yaşıyorlar. az önce okuduklarınız ufak bir düğün hazırlığında yaşattırdıkları ufak tefek şımarıklıklar. ben de yaşatıyorum saçma sapan şımarıklıklar. gereksiz isteklerle donaltılmış beyinlerimizde, yapmamız gereken en önemli şeyi unutuyoruz. "düzgün bir nesil yetiştirmek" . günümüz kadınının en önemli görevinin doğru bir nesil yetiştirmek olduğuna inanıyorum. şimdi kafanızda ne varsa durun bir düşünün. o elde etmek istediğiniz şey gerçekten sizin yararınıza mı, yoksa milletin ne diyeceğinin korkusuna mı? gerçek amacınız ne bu hayatta? elinize kat kat taşlı yüzükler takmak, çeşit çeşit elbiseler giymek, ilginç mekanlarda yemek yiyip arabayla seyahat etmek mi? evinizi ve aile kurumunuzu arkaya atıp, gönlünüzün istediği ya da başka türlü söyleyim, medyanın sizi yönettiği şekilde yaşamak mı? yoksa benim söylediğim gibi muhteşem nesiller üretip, gelecek kadınlara prensesler gibi davranacak, harika icatlar yapacak, üretimin önünü açacak çocuklar yetiştirmek mi?

tercih sizin. siz harika kadınlarsınız ve eminim kendiniz için en iyi olanı yaparsınız.

3 Mart 2017

Netflix ve Blutv Karşılaştırması


Merhaba sayın okuyucu

Sizleri de yakından ilgilendiren bir konu hakkında yazmak istedim bugün. İnternetten film izlemek.. Telif haklarına ve kopyacılığa karşı koymak adına Netflix'e üye olmuştum. Fakat içerikleri beni fazla tatmin etmemişti. Hatta son zamanlarda üyeliğimi sonladıracağımı söylüyordum. Henüz sonlandırmadan blutv ile karşılaştım. Haftalık ücretsiz deneme sürümü vardı, bir haftadır onu da kullanmaya başladım. Aralarındaki farkları ve güzellikleri sizlerle de paylaşmak istedim. Hem belki okur, gördüğüm eksiklikleri düzeltirler.

Altyazı Seçeneği

Netflix'in en sevdiğim özelliği altyazı seçeneği olsa gerek. Altyazı olarak çoğunlukla İngilizce ve Türkçe seçebiliyorken, buna Arapça'yı da eklemişler. Çoğu film Türkçe seslendirmeli olarak karşımıza çıkıyor ki benim baktıklarımın %95'i diyebilirim. Özellikle dizi izlerseniz, bir sonraki bölüme geçtiğinizde seçiminizi hatırlıyor ve eski seçtiğiniz seçime göre devam ediyor. Örneğin Gossip Girl'ü Türkçe dublaj izliyordum, ikinci bölüme geçtiğinde yine Türkçe dublaj seçeneğiyle izlemeye devam ettim.

Blutv'de ise Türkçe dublajı bulunmayan Türkçe altyazı seçeneğini ayarladığım Big Bang Theory'i izledim. Bir sonraki bölüme geçtiğimde tekrar film anadiline döndü ve altyazıyı tekrar belirlemek zorunda kaldım. Başka filmlere geçtiğimde de her film kendi dilinde yayınlanıp, alt yazı seçeneğini tekrar seçmek zorunda bıraktı. Önemsiz bir özellik gibi gözükse de, mutfakta yemek yaparken dizi seyrettiğimden her bölümde tekrar bu işlemi yapmak beni sıktı açıkçası. Fakat altyazı boyutunu seçme özelliğinin olduğunu da belirtmeliyim. Netflix'de bu özellik yok.  3 farklı boyuttan birini seçebiliyorsunuz.

Hd Film Seçeneği

Netflix'de de Blutv'de de Hd film özelliği mevcut. Fakat Hd film izlerken Blutv daha yavaş kalıyor, donmalar yaşıyorum. Aynı bilgisayarda iki ayrı sekme olarak açtığım için bunun internetten veya bilgisayardan kaynaklanmadığını kullandıkları server dolayısıyla olduğunu da belirtmek isterim. Netflix bu konuda daha iyi bir servere sahip sanırım demek çok da yanlış olmaz.

Size Özel Öneri Filmler

Netflix'e üye olduğunuzda ve üye girişi yaptığınızda size bir film listesi gösteriyor ve bu filmler içinden sevdiklerinizi seçmenizi istiyor. Sonrasında giriş yaptığınızda filmleri drama,komedi,korku gibi kategorilere ayırdığı bölümde "Büşra için en iyi seçimler" kategorisi altında sevdiğiniz filmlere paralel filmler veriyor ki genelde benim izlediğim ve gerçekten çok sevdiğim filmler listeleniyor. İzlemediklerimi de izliyorum ve hiç üzülmüyorum.

Blutv'de bu tip bir kategori seçimi veya sevdiğiniz filmleri seçmeniz gibi özellikli şeyler istenmiyor. Burada da kategoriler var fakat kategoriler biraz daha farklı. Mesela "katilin uşak çıkmadığı filmler" gibi ilginç kategoriler yer alıyor ki bu benim bayaa bir ilgimi çekti. En çok da "Sevgi neydi, sevgi emekti" kategorisine güldüm diyebilirim :)) Vurdulu kırdılı filmler kategorisi gibi ilgi çekici ve bir o kadar bizden kategorilere sahip.

Otomatik Geçiş Özelliği

Netflix'in en sevdiğim özelliği bu olsa gerek. Bir dizi izlerken bölüm biter bitmez 10 saniye içinde diğer bölüme geçeceğine dair bir uyarı alıyorsunuz. Dilerseniz başka bir filme geçiyorsunuz, devam etmek isterseniz bekleyip sonraki bölüme geçiyorsunuz. Ya da play'e basıp direkt yeni bölüme geçebilirsiniz. (dediğim gibi seçtiğiniz alt yazı veya dublaj özelliği otomatik geçilen diğer bölüme de aynen yansıyor)

Blutv'de böyle bir özellik yok henüz. Bölümünüz bitince sol üst köşeden bölüm seçebilirsiniz. 

Kaldığın Yerden Devam Et Özelliği

Netflix'in beni asıl feth eden özelliği bu. Çünkü evde iş yaparken, ya da bir şeyle meşgul olurken izlediğim filmi oturup bir kere de bitiremiyorum. Durdurup başka işe devam ediyorum. Durduğum saniyeden devam etmem için bir kategori oluşturuyor. "Büşra,İzlemeye Devam Et" diyor bu kategoriye. Filmime aynen bıraktığım yerde ya web sitesinden, ya smart tv'den ya da cep telefonumdaki application'dan aynen devam edebiliyorum. Eski izlediğim filmler de aynen bu kategoride yer aldığından, izlediğim filmleri de tekrar görebiliyorum. (benim gibi isim hafızası olmayan biri için süper özellik)

Blutv'de ise filmin kaldığı yerden devam etmemi sağlayacak bir kategori oluşturuyor fakat dizilerde bu durum böyle olmuyor. Yani bir film izliyorken yarısında kapadıysanız, orada gözüküyor fakat dizilerin hangi bölümünde kaldığınızı asla göstermiyor. Kaç gündür big bang theory yazmaktan sıkıldım açıkçası. O kategoride yer almadığı ve kaldığım bölümü göstermediği için her seferinde bölüm bölüm geçip kaldığım bölümü bulmaya çalışıyorum. 

Film Çeşitliliği

Netflix'in orjinal dizileri ve filmleri oldukça fazla olmasına rağmen, çok sevdiğim filmleri fazla bulamıyorum. Hani film çeşitliliklerini biraz daha arttırsalar tadından yemeyeceğim. Dizileri Türkçe dublaj yaptıkları için geç gelmesi söz konusu oluyor. Fakat her hafta bir sürü film eklediklerini de söylemeden geçemeyeceğim. Film çeşitlilliğini her geçen gün arttırıyor olmaları benim için artı bir puan.

Blutv'yi bir hafta kullandığım için yeni eklenen filmler hakkında bir bilgim yok. Fakat hep bilindik, adını duyduğumuz ve izlemek istediğim filmlerin olduğunu söylemeliyim. Televizyonda verilen filmler ağırlıkta olsa da, film çeşitliliği konusunda buraya da kısır diyebilirim. 

Canlı Yayın İzleme

Netflix'de böyle bir özellik yok, açıkçası benim gibi televizyon izlemeyi sevmeyen biri için olumsuz bir özellik değil, öyle bişey istesem açar televizyon izlerim sonuçta

Blutv'de ulusal kanalları canlı olarak izleyebilirsiniz.

Telefon Uygulaması Özellikleri

Netflix'in de Blutv'nin de Google Play'den indirebileceğiniz uygulamaları mevcut.  İkisini de indirdim. Netflix'i zaten aktif olarak kullanıyordum. Bu yüzden ilk onunla başlayacağım. Web sayfasında kullanılan tüm özellikleri aynen buraya da aktarmayı başarmışlar. Buna artı olarak ise ağlamak isteyebileceğiniz bir özellik eklemişler "çevrimdışı izleme". dizimin üç bölümünü bu şekilde indirip, yolda giderken izleyebildim. Benim gibi uzun yolculuklar yapan insanlar için ideal bir sistem diyebilirim. Çevrim dışı izleme özelliğini kullanarak telefonunuza filmleri indirebilir, rahatlıkla izleyebilirsiniz.

Blutv'de çevrimdışı izleme özelliği maalesef yok. Web sitesinde bulunan özellikler aynen buraya da aktarılmış. Fakat çevrimdışı izleme özelliği olmadığı için application farkı ortaya konulmamış.

Liste Oluşturma

Her iki uygulama da kendinize ait liste oluşturabiliyorsunuz.

Birden Fazla Profil Kullanımı

Netflix'de birden fazla profil oluşturup kendinize özel sayfa yaratabiliyorsunuz. En başta sevdiğiniz filmleri seçtiğiniz için, size yönelik filmler gösteriliyor. Ve de daha önce de bahsettiğim gibi, kaldığınız yerden devam edebilmeniz ve izlediğiniz-izliyor olduğunuz filmleri görebilmeniz adına kişisel bir hesabınızın oluşturulması harika bir şey oluyor. Mesela a kişisinin ayrı bir profili (malum ayrı filmleri ve dizileri takip ediyoruz) benim ayrı bir profilim mevcut. Tek mail adresi ile giriş yapıp, kendi profilimize girip kendi filmlerimizi görebiliyoruz. Bunun en güzel yanı ise çocuğunuz varsa onun için de bir profil oluşturup, ona göre filmler seçebiliyor oluşunuz.

Blutv'de böyle bir kullanım yok. 

Fiyatlandırma

Netflix'in Basic, Standart ve Premium özellikli seçenekleri var. Ben Basic kullanıyorum. 
Basic: aylık 16 TL, Hd değil (öyle çok düşük bir kalite değil hd ile farkı anlaşılamayacak kadar az) aynı anda tek ekranda izleme yapabiliyorsunuz.
Standart: 28TL, Hd görüntü var fakat UItra Hd yok. Aynı anda 2 farklı ekranda izleme fırsatınız oluyor
Premium: 40TL, Hd ve Ultra Hd özellikleri mevcut. Aynı anda 4 farklı ekranda film izleyebiliyorsunuz.

Blutv tek ekranda izleme özelliğine sahip ve hd,sd özelliklerinden istediğinizi seçerek her ay 10 TL ödeme koşuluyla sahip oluyorsunuz.

Not: tek erkan, çift ekran farkı ise şöyle oluyor: mesela ben kendi bilgisayarımda bir film izlerken a kişisi başka bir bilgisayarda başka bir film izleyebiliyor. Netflix'e ilk üye olduğumda Premium ile başlamıştım ve hem televizyonda hem de telefonda farklı filmleri aynı anda izleme manyaklığını gerçekleştirmiştim. :))

Dip Not: Blutv ve Netflix üyeliğinizin olması başka yerlerde de hesabınızı açıp izleme güzelliğini sunuyor. Mesela bir filmi izlerken misafirliğe gitme durumunda kaldığınız. Eğer gittiğiniz evin televizyonu smart ise, orada hesabınızla giriş yapıp, kaldığınız yerden filminize devam edebilirsiniz :)

Son not: Blutv için:  https://www.blutv.com.tr/ adresini
Netflix için : https://www.netflix.com/tr/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

2 Mart 2017

Rahat Bir Nefes İçin



Merhaba sayın okuyucu.

Bugün sizlere bir ürün tanıtacağım. Breathright Lavanta..

Özellikle geceleri nefes alma sorunu yaşadığımı sıkı takipçilerim biliyorlardır zaten. Geceleri nefes alamadığım için, uykumu asla tam alamadığım yüzünden doktora gitmiş, uyku apnesi şüphesi dolayısıyla bir gece hastanede uyumuş ve başlangıç seviyesinde olduğum ortaya çıkmıştı. Burun kemiğimin iç kısma doğru büyümesi yüzünden özellikle yatar durumda olduğum zamanlarda nefes almam zorlaşıyor maalesef.

Bu yüzden breathright bantı daha önce de kullanmıştım. Bu bantın özelliği, burnunuza yapıştırdığınızda burun deliklerinizi gerilip açıyor oluşu. Yani bant burun kanatlarınızı gererek yukarıya doğru hafif çekerek, daha rahat nefes almanızı sağlıyor.

Bu yeni üründe lavanta özelliği eklenmiş. Çok da güzel olmuş. Akşam yatarken burnuma takar takmaz bir ferahlık duydum. Hemen A kişisine de taktım , "oha harikaymış" dedi. Ciddi anlamda fresh bir nefes almanızı sağlıyor bu lavanta kokusu. Lavanta kokusunu da çok severim zaten. :))

Gece rahatlıkla uyumama fırsat veren Breathright sayesinde kabus da görmedim :)) çünkü genellikle rüyamda ya suyun altında olup nefes alamayıp uyanıyorum, ya da gökyüzünden yere düşerken hava basıncını kaldıramadığımdan nefessiz kalıp uyanıyorum. Demek ki doğru nefes almayı da sağlamış.

Rahat bir nefes sloganı ile çıktığı yolda, rahat nefesi en azından bana yaşattığı için teşekkür ediyorum.