29 Temmuz 2017

Ivır Zıvır Part 67

Neden böyle oluyor?

Tam en beklediğim yerden en büyük iş teklifi aldığım sırada elimde başka bir iş oluyor ve o işi asla alamıyorum. Sanırım çok para kazanmaması gereken bir insanım bu hayatta. Her işte bir hayır vardır çünkü. Öyle olmasa yaşayamazdık.

Sigara yasaklansın!

Oturduğum mekanda tam 3 kez yer değiştirmek zorunda kaldım. Neden mi? Sigara içen insanlar yüzünden. Sigara içen insanların kendini zehirleme isteğini anlıyorum. Hak da veriyorum. İnsan belki bile bile sürünerek ölmeyi tercih ediyordur. Fakat benim hayatımı zehir etmelerini anlamıyorum. Nefes alamıyorum sigara dumanında. Havam kirleniyor, ister istemez solumak zorunda kalıyorum. Bu benim hakkıma tecavüzdür. Tamamen yasaklanmalı, satışı engellenmeli bu zehrin. Tuvalette sigara içen komşum yüzünden tuvalete gidemez oldum. Cam açamıyorum, tekel bayii si gibi tükettiği için meleti, tüm koku benim evime doluyor. Yasaklansın anacım. Ben kimsenin iğrençliğini çekmek zorunda değilim.


Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutulduk.

Konya dönüşü uçak inanılmaz sarsıldı. Hatta çok sinirlendim, düz yol bas git diye pilota çıkışacaktım ki, pilot parçalı bulutlar üzerinde gezindiğimizi söyledi. Sağ salim indik neyse ki. Eve gelirken arabada tutulduk o yağmura. Sol kapıdan su bile aldı araba. Bir ara saplanacağız diye çok korktum. İçim hop etti ama çok şükür sağ salim eve geldik. Allah bu tip doğal afetlerden hepimizi korusun. Ve tabi erkenden İstanbul'a geldiğim için şükrettim. Aslında akşam uçağına bilet alacaktım fakat iyi ki de almamışım. Uçakların hali ve içinde yaşananlar malumunuz.

Kıyafetime karışma yürüyüşü

Çok yerinde bir uygulama. Erkekler kadınların kıyafetlerine karışırken, bazı kadınlar da erkeklerin kıyafetine karışıyor. bence en büyük destekçisi erkekler olmalı bu yürüyüşün. Hem kadınlar arasında hem de erkekler arasında bir karışma merakıdır gidiyor. herkesin hayatı kendine güzel, size ne? Kimse kimsenin başörtüsüne de, eteğine de, saçına da, başına da, sakalına da, cüppesine de, çarığına da, şalvarına da karışmasın lütfen. Bırakın herkes kendisini istediği gibi temsil etsin.

Arkadaşlık

Artık kesin hükmü verdim, herkesle arkadaş olunmuyor. Herkese fazla değer de verilmiyor. İnsanlar sizi umursamazken, bir de yüzünüze baka baka konuşuyor ya, daha da bitiriyor. Yok anam yok, insanın ne varsa ailesinde var gerçekten. Arkadaşlık, dostluk bir yere kadar. Hiç kimsenin çıkarı olmadığı lise-ortaokul dostlukları başka..

18 Temmuz 2017

Yağmurdan öğrendiklerim!


1- Milletimizin mizah seviyesi Erciyes'i aşmış durumda Everest'e doğru ilerliyor.

2- İstanbul'da altyapı sorunu kesinlikle var. Çarpık kentleşme, büyük binalara verilen izinler, yeterli giderlerin olmaması oldukça büyük sorunlar. Ve de en önemlisi dere yatağına yapılan evler.

3- İnsanlarımız o kadar pis ki, çöplerini sağa sola attıklarından yağmur halinde çöplerin hepsi rögar kapaklarını tıkıyor. Daha şimdi evin önündeki kapağa baktım da, bir sürü çer çöp. Siz büyükler yere çöp atmazsınız zaten ama lütfen çocuklarınızı bu konuda eğitin.

4- Çok bunaldık, off yaz bitsin artık diyenlere tokat niteliğindeki yağmur büyükşehir hayatını felç etti. Bugün güne gidecektim, gidemedim. Mutlu musunuz?

5- İstanbul'un havası o kadar pis ki, camlarım çamur içinde. Düşünsenize bu havayı soluyup mutlu olmamız bekleniyor. Sigara içenlere müjde, bırakabilirsiniz artık, yalnızca nefes alsanız zaten zehirlenirsiniz. Para harcamayın boşa.

6- Yağmur o kadar ürkütücü yağıyordu ki, biz de istedik cam kenarında oturup kahve içmeyi. Fakat camlarım su aldı. Daha kötüsü arkadaşımın çalıştığı iş yerini bok basmış. Evet, kanalizasyon yetersizliğini bir kez daha anlamış olduk. Bunca eve izin verilirse, doğal tabi.

7- Gökdelenlerden ve kapitalizmden nefret ettiğimi tekrar öğrendim. Neyse, bu yağmurluk bu kadar. Tüm yağmur arkadaşlarıma selam gönderirken, okuyanlara sevgilerimi sunuyor varsa bir anınız dinlemek istiyorum. Zira ben evde oturup BatesMotel izliyorum. :)

17 Temmuz 2017

Günlük - 12

15 temmuz ile ilgili videoyu izleyince tüylerim diken diken oluyor. Özellikle o bayrağın sallanması yok mu? Bayrak sevgisini ilk okulda öğretmişlerdi bizlere. Bayrak öyle bir duyguydu ki, yere konulmaz, göklerde gezmeliydi hep. Hatta bazı günler yarıya çekerlerdi bayrağı, üzülürdüm. Çünkü Türk Bayrağı her zaman yüksekte olmalıydı..

Hatta lisede bayrakla ilgili garip bir olay yaşamıştım. Okuduğum lise, bulunduğu lokasyon dolayısıyla çatışmaların olduğu, siyasi propagandaların yapıldığı bir liseydi. Bir arkadaşta Türk bayrağı bulmuş yolda, gelmiş sınıfa asmış. Hiç unutmam, en arkaya asılıydı hani şu güzel yazıların yazılması için kullanılan panolardan bir tanesine. Derse hoca girdi. Hocalarımız da çok ilginçti. Girer girmez bayrağı gördü ve "Kim astı bu bayrağı buraya?" diye sinirle bağırdı. O kadar agresif bağırdı ki, neye uğradığımızı şaşırdık. Herkes kimin astığını biliyordu fakat kimseden çıt çıkmıyordu. Hoca tekrar sordu: "Utanmıyor musunuz bu yaptığınızdan?" diye. Ama gözleri alev alevdi. O an benim de kan beynime sıçradı. Astığımız Türk bayrağı idi ve utanılacak bir şey de değildi. Ayağa kalktım "ben astım!" dedim tüm sinirimle. Hoca sınıfın bir ucundan sinirle üzerime doğru yürüdü. O sırada bizim okula gelme sebebini hatırladım. Sınıfta bir öğrenciye kızmış, tokat atmış ve çocuk geçici sağırlık yaşamış. Sürgün olarak gelmiş bizim okula. (mantığa bakar mısınız, hocayı sürgün etmişler ki gelsin başkasının canını yaksın) Yanıma kadar geldi, "git bayrağını al" dedi. "almıcam" dedim hırsla omuzlarımı silkerek. O sırada çok iyi bir arkadaşım "nolmuş Türk bayrağı asılmışsa" dedi. Birden hoca ona döndü. Asan çocuk ayağa kalktı sonra, Atatürk köşesindeki bayrağı gösterdi, "Orada da var, yasak mı?" dedi. Sonra sınıftan sesler yükseldi. Hoca sustu ve oturdu. Gitmiş müdüre şikayet etmiş şikayet edilecek bir şeymiş gibi. Başka bir hoca gelip "işte okulumuzda farklı insanlar var, aranızda tartışma çıkmasın diye hocanız böyle sinirlenmiş" falan dedi..

Aslında günlük yazıyordum ben ya. Konya'ya gideceğim haftaya. Var mı tavsiye bir yer, gezip görebileceğim. Ha bir de bisiklet kiralamak istiyorum. Güvenilir bir bisikletçi var mı ha? :)

Bu da o video hala izlemeyen varsa diye bıraktım :)


14 Temmuz 2017

İett Otobüslerindeki Tipleri Tanıma Rehberi

Merhaba sayın okuyucular. Hepimizin kullandığı, kullanmak zorunda olduğu otobüsler hakkında bir yazı yazmak istedim. İstanbul'da yaşayan biri olarak, İstanbul yolcularını mercek altına aldım. Son 1 haftadır bu yazı için otobüste insanları inceliyor, geçmişimde olan olaylar karıştırıp bir sentez sunuyorum sizlere. Bir otobüse bindiğinizde karşınıza çıkan muhtemel tiplemeler aynen şu şekilde olacaktır:


Oradan kalk da ben oturayım bakışlı yaşlı teyze:

Bunlar otobüslerin olmazsa olmazlarıdır. Gençseniz ve güzel bir yerde oturuyorsanız (özellikle otobüsün gidiş yönünde iseniz) gözlerini üzerinizden alamazlar. Sanki tüm koltuklar onlara tahsis edilmiş gibi davranırlar. Tırnaklarına oje sürebilecek kadar dikkatli ve titiz olan bu teyzeler, iki durak gidecek kadar hali vakti kendilerinde bulamazlar. bakışları sizi öyle suçlayıcıdır ki, dayanamaz yer verirsiniz. Eğer dayanırsanız, söylenmeye başlarlar. Nerede kalır o eski gençlikler şeklinde başlarlar cümlelerine ve günümüzün gençlerinin saygısızlığı ile bitirirler tıklım tıklım otobüste herkesin kendilerine yer vermek zorunda olduğu düşüncesine güvenerek..

İçeri girer girmez oturacak yer arayan insan:

Bu kişiler de genelde yaşlı teyzeler olur. Fakat günün yorgunluğu üzerinde olan gençler de bu durumda olabilir. İçeri girer girmez boş yere bakarlar. O kadar hızla bakış atarlar ki etraflarına sanırsınız optik çözümleme yapıyor. Derken boş yeri çat diye görürler ve koşarak oraya otururlar. Eğer boş yer göremezlerse onların suratlarındaki o çaresizlik ve üzüntü insanı derinden etkiler. Teyze gel yer veriyim dersiniz istemsiz. Ayağa kalktığınızda da bu hareketi neden yaptığınıza inanamazken duygu sömürüsü ne demekmiş anlarsınız. 


Uyuma taklidi yapan genç:

Ya çok yorgundur ya da değildir. Önemi de yoktur zaten. Bu kişiler muhtemelen otobusle uzun yolculuk yapan insanlardır. Bu yüzden yer bulur bulmaz oturur, cam kenarı veya değil fark etmez, kafalarını yasladıkları yerde uyurlar. Hatta bazen uyuma taklidi gerçeğe dönüşüverir. İçeriye yaşlı girmiş, hamile girmiş, hasta girmiş falan hiç umurlarında değildir. Uyuyorlardır çünkü. Kimse de dürtüp uyandıramayacağından rahat rahat yollarına devam ederler.


Otobüste gerçekten uyuyan insan:

Bu insanlar geceleri uykuyu alamadıklarından mı, çok erken işe gittiklerinden mi, yoksa yorgunluktan mıdır bilinmez ağızları açık bir biçimde uyurlar. Ama öyle böyle değil. Bazıları o kadar çirkin gözükür ki, şeytan der ki dürt şunu da uyansın bitsin bu görsel çile. Bazıları horlar, bazılarının ağzından suları akar. O haldeyken bile inecekleri durakta uyanır, koşarak kapıya yönelirler. Belki de durağı geçtiklerindendir, bilmiyorum.


Nasıl olsa otururum amaan diyen kişi:

Bunlar genellikle yaşlılar olsa da, son zamanlarda çocuklu bayanlarda da görünmektedir. 1 veya 2 yaşındaki çocukları ile 10 dakika da bir gelen ve tam mesai saatlerinde olan otobüse tıklım tıklımken girer, nasıl olsa oturabilirim çocuğa acırlar en azından derler. Ay çocuğum şuraya tutun derler ya bir de, git ağzına vur bir tane. Otobüs ahalisinden bir babayiğit mecburiyetten kalkar. Çünkü çocuk o demirden tutunamayıp neredeyse düşecektir. Hayır güzel ablacım bir sonraki otobüse binsen ne olur yani? Amaa yok, nasıl olsa birisi sana yer verecek değil mi? Günden dönen yaşlı teyze, sen de yediklerini eritemedin diye iş çıkışında perişan olmuş insanın yerine göz dikiyosun ya, ne diyim sana?


Bebek arabalı kadın:

Otobüslerin çoğunda karşılaşırız. Bebek arabası birine çarpmasın diye aklı çıkar. Zar zor durdurur, frenine basmaya çalışır. Otobüsün boşluğuna bırakır. O sırada birileri yardımcı olmaya çalışır fakat eğer kadın işin ehliyse kimse oralı bile olmaz. En zor durum, otobüsten inme durumudur. Binerken mutlaka birileri yardım eder fakat inerken hele de otobüs boşsa yerim kaybolacak korkusunda olan erkekler kalkıp kadının arabasına bir el atmaya erinirler. Kadıncağız oralarda cebelleşir.


Okul çantalı çocuk:

Bunları anneleri nasıl otobüse bindiriyor bilememekle birlikte genelde kendisinden büyük çantaları olan, otobüsle 5 durak gittikten sonra inen, merdivenlere tırmanmakta bile zorluk çeken, biletle binmesine rağmen insanların oturmaya hakkı olmadığını düşündüğü ufaklıklardır. Kusura bakmayın ama çocuk o! Sizden çok onun oturmaya hakkı var! Yer verin pls.


Yan yana oturmaya çalışan kadınlar:

Bunlar ya günden geliyorlardır, ya pazardan, ya da herhangi bir gezmeden. Ya da gidiyorlardır bilinmez ama, milyon nüfusluk şehirde otobüste oturmaya yer bulduklarına şükredeceklerine bir de yan yana oturmak isterler babalarının arabalarıymış gibi. Bazıları yanlarındaki adama rica ederler. Bazıları ise rica edemez sadece üfleyip püflerler. Eğer rica edemezlerse ikisi de boşalan çiftli koltuk gördükleri an ışık hızıyla oraya koşarlar. Neredeyse birbirlerini ezeceklerdir fakat mutlu sona ulaşırlar. Yol boyu rahatlıkla dedikodu yaparlar. 


Geri giden koltukta seyahat etmek istemeyen yolcu:

Ben de dahil olmak üzere, anlamını bir türlü çözemediğim geri giden koltuklarda oturmama isteğidir. Muhtemelen mide bulantısı falan yapıyordur ya da baş döndürüyordur. Hayır zaten o koltuklar neden vardır ki? dört kişi aynı anda seyahat edip yüz yüze muhabbet edelim diye mi yoksa yer kazanmak için mi? ikisinin de cevabını söylüyorum: hayır. sebebini bulamadım ben. bulan varsa ve söylerse çok sevinirim ama bana hep saçma gelir. hiç tanımadığın insanla diz dize oturmak, yüz yüze bakmak. Yolcu girince ters koltuğu görür ve hayal kırıklığı ile otobüsteki boş alanda ayakta durur. Eğer geri giden koltukta seyahat edip o kişiye yer veriyorsanız "yok çocuğum ben ters oturamıyorum" cevabını alabilir "aman bulmuş da bunuyo manyak" da diyebilirsiniz. Anlamaya çalışmak lazım. 

Ayı gibi oturan insan:

Genelde erkekler böyle oturur. Tersli koltuklara ayaklarını uzatırlar, bir kişilik koltuğa yayılıp diğer koltuğa taşarlar, arka koltuktan dizlerini sizin koltuğa çarparlar. Bu insanlar oturmaz resmen yayılırlar. Çok rahatsız edicidirler.


Düğüne giderken otobüse binen kız:

Ya düğüne gidiyordur, ya da düğüne gider gibi makyaj yapıp giyiniyordur bilinmez fakat otobüse biner binmez tüm gözler üzerine döner. İnsanlar sanki hiç düğüne gitmiyormuş ya da öyle süslenmiyormuş gibi kıza ayı gibi bakarlar. Kız o kadar rahatsız olur ki, kafasını yere indirir, bulduğu ilk yere oturur ve eteklerini çekiştirmeye başlar. Camdan dışarı bakıp ortamdan çıkabilmek için durak sayar. 

Hamile kadın:

Bu günlerde bir çok yerde karşımıza çıkan hamileler otobüslerde de yanımızdadırlar. Oturma öncelikleri olmasına rağmen bazen otobüslerdeki insansılar yüzünden ayakta kalırlar. Bazıları da hamileliği belli olmadığından (arkaları dönükse) ayakta kalırlar ve fark edilir edilmez oturtulurlar. Genelde hamileye saygı vardır. 


Yaşlı insanlar:

Otobüs biletleri bedava olduğu için bakkala bile otobüsle giderler. 7/24 gezme potansiyelleri vardır ve tüm koltuklarda hak iddia edebilirler. 


Olaylara dahil olma durumunda bekleyen insan:

Bu kişinin çakraları açık ve tüm her şeyi inceleyen insanlardır. Otobüste taciz mi oluyor, kavga mı çıktı, bir tartışma mı var; kesin oradadırlar. Her olaya karışırlar ve haklı gördükleri kişiyi ölesiye savunurlar. Tam bir Türk sahipleniciliği vardır ve muhteşem insanlardır. Birisi otobüs giderken arkadan el mi etti, bunu görürler ve "kaaptaan gelen varrr" diye bağırırlar. Ya da arka kapı mı açılmadı düğmeye basıldığı halde "kaptaaan arka kapı" diye o kalın sesleri ile bağırır,  şoförün kapıyı açmasını sağlar ve tüm kalpleri fetheder. En azından benim bir kaç kez başıma gelmiş ve fethetmişti.


Klimayı açar mısınız diye insan:

Genelde ben olurum bu. Bazı otobüsler o kadar havasız ve sıcak olur ki, otobüse girer girmez şoföre "klimayı açar mısınız" diye sorarlar. Şoför daha cevap vermeden arkadan bir kaç ses "ya evet, açın lütfen" falan der. Şoför mecbur açar. Sanki klima parası cebinden çıkıyormuş gibi trip atar bir de.


Arkada Konya Ovası olduğunu sanan şoför

Durmadan yolcu alır ve "arkaya doğru ilerleyelim" diye bağırır. Aslında arkada artık yer kalmamış, insanlar balık istifi gibi alt alta üst üste kıvama gelmişlerdir. Şoför ise arkada yer olduğunu iddia etmekten asla vazgeçmez. Şoförün tuzu kurudur tabi :))

Neyse, yazım çok uzun oldu. Belki ikinci serisini de yazarım bu yazının. Malumunuz kalabalık bir şehrin kalabalık otobüslerinde yolculuk yapıyoruz. Allah bizi havasızlıktan , metrobüsün ilk durağında binmeye çalışan insanların şerrinden korusun. Ne demişti iett "biz insan taşıyoruz" . 

İnsan olmaları dileğiyle :)

10 Temmuz 2017

Bir Tatil Günlüğü


Güneş kum deniz ve tatil...  Sanırım herkesin hayali bu dörtlü. Tatile çıkarken türlü heyecanla yola çıkıyoruz. En azından benim için öyle oluyor. Heyecanımı maruz görün, yola çıkacaksak mutlaka saatlerce öncesinden yla çıkma telaşesi sarıyor her yanımı. 

Yola çıktık. Feribotla Armutlu'ya gidecektik. 2 saat önceden çıktık dışarı. Sırt çantamın içine iki günlük kıyafeti bir gün önceden doldurmuştum çoktan. Eğer uzun süreliyse tatilim mutlaka bir hafta öncesinden hazırlardım bavulumu.. Yola çıkacakları gün valizlerini hazırlayan insanlara oldum olası şaşırırım bu yüzden. 

Armutlu'ya geldiğimizde sımsıcaktı fakat nem olmadığından o kadar da rahatsız etmiyordu. İstanbul'luların genel serzenişi olan "nem çok nem" muhabbetini işte o an anladım ben de. 

Denize girmedik ilk gün. Temiz hava insanı öyle bir çarpıyor ki, daha önce içki içmemiş insana 5-6 kadeh içki içirmişsiniz gibi kafanız  güzel oluyor. Hele ki benim gibi İstanbul'un en pis ilçesinde yaşıyorsanız, gittiğiniz yer Armutlu gibi bir yer olduğundan kafayı bulmamanız imkansıza yakın oluyor.  İlk gün sadece uyudum. Uykuya doyduğumu anladığım ikinci gün ancak denize inebildim. Deniz harika sayılmadı ama idare ederdi. İşte o an Karadeniz'i ne kadar özlediğimi anladım. Ah o Karadeniz akşamları.. Kuzenlerle yakılan ateşler,  edilen sohbetler, içilen çaylar, pötübör bisküviler falan her biri ayrı bir güzellikti benim için. 

Tatilin sonuna geldik ki tatilin ne demek olduğunu anlayamadık. Hani o filmlerdeki gibi dinlenme deseniz, zerresi yoktu. Kitabımı yarıladım ama ben her yerde o yarıya gelirdim zaten. Bolca instagram hikayelerini izledim, fotoğrafları beğendim ki bunlar da zaten normalde yaptığım şeyler. Bloglarınızdan uzak kalmamaya çalıştım zar zor edindiğim internet ile.. Oyunlarımdan uzak kaldım ki belki o konuda bir tatil yaşamış olabilirim. 

Şimdi eve gitmek için dakika sayıyor olabilirim. Elimde iki sırt çantası dolusu kirli çamaşır, karmaşık bir beyin, yorgun bir vücut ve neden bu tatile çıktığımızı anlayamayan bir düşünce var. 

Bu konuyu bir yere bağlamam gerekirse: siz siz olun tatilinizi bir haftadan az tutmayın. İki gün kesinlikle hiç bir şeye yetmiyor. Ayrıca ido armutlu-yenikapı deniz otobüsleri eski oldukları kadar, sıkıcı, içlerinde bir su satacak kantini bile olmayan, yavaşlıkları ile deniz  kaplumbağaları ile yarışmaya aday olan vapurlar. Yerinizde olsam başka türlü gelirim buralara. En azından bir dahakine ben öyle yapacağım. 

1 Temmuz 2017

Ivır Zıvır Part 66


Toplu Taşımaya Zam

İstanbul'da akbillere zam geldi. Maalesef.. 2,60 tl nedir yahu? bizler de insanız ama değil mi? metrobüs ne kadar oldu diye soramadım bile. insan duyacağı şeyi duymaktan korkuyor tabi.

Arabayı Satmak

Küçükken babam arabada bir şey unutur, bir koşu git al gel, der anahtarı uzatırdı. O anahtarı elime aldığımdaki heyecanı anlatmam imkansız. tek hayalim arabaya atlayıp, bir yerde fiyatının altında satıp, o parayı bitirene kadar gezmekti. şehir şehir otobuslere atlayıp yeni yerler keşfetmekti. bugün hala arabanın anahtarını görünce aklıma o günlerim gelir ve hayallerimin hiç değişmediğini fark ederim. 

Bisiklet Sürmek

Sanırım 3 yaşımdayken başladım bisiklet kullanmaya. Hani şu 3 tekerlekli bisikletler vardı ya.. Onlarla başladım. İlk bisikletimin o kusmuk yeşili halini hatırlıyorum da, dün gibiydi. Desteklerle kullanmaya başlayalı 3 gün olmuştu ki, babam yanıma gelip ayarları ile oynayıp havaya kaldırmıştı. Sürebilirsin demişti. Sürmüştüm de. Fakat yine de çıkarmasını istemiyordum destekleri. Bir gün çıkardı ve bir yere çekip gitme isteğini rüzgara kaptırıp yollarda harcama isteği oluştu bende. bir kaç ay sonra bisikletimi çaldılar. babam hemen yeni bir bisiklet aldı bana. aradan biraz daha zaman geçince yine çalındı bisikletim. bisikletim de çok değerliydi. selesine benden başka kimse oturmamalıydı. fazlaca gözüm gibi baktığımdan olacak, onca bisikletin içinde benimkini çalmışlardı. Babam üçüncü bisikleti aldığında artık bisiklet kullanmak istemediğime karar verip, paten aldırıp paten kaydım uzunca bir süre. Geçen yıl a kişisi ile tekrar başladık bisiklet macerasına. 30 km kadar yol gittik, çok güzeldi. (Kadıköy-maltepe sahil yolu, bisiklet severler için harika)

Sıcaklık

Sıcaktan bu kadar nefret etmenize gerek yok. Zira harika bir şey. Ohh kemiklerinizi ısıtın, kışın çok ihtiyacınız olacak.

Doğum günü

3 temmuz doğum günüm. A kişisi her yıl olduğu gibi bu yıl da hiç bir şey planlamadı. Şimdi umursamıyor gibi gözüksem de o gün bana çok pis oturuyor :( 

İşsizlik

arkadaşım iş teklifi etti. geçenlerde de yurt dışılı bir iş teklifim oldu. buna rağmen işsizim. çünkü neden? çünkü ben öğretmen olmak istiyorum. söyleyeceklerim bu kadar.