29 Ekim 2017

Ivır Zıvır 65

İzleyiciler Gadget'inin gitmesi çok kötü oldu, herkes üzgün, herkes sinirli.. 404 'ten nefret ettik bloggerlar olarak..

Bazen bazı insanlara gereğinden fazla güvenmemek gerekiyor. bu cümleyi hep ediyorum ama hep güveniyorum. dost diyorum, arkamı yaslıyorum. üzüntüleriyle üzülüyorum, mutlulukları ile mutlu oluyorum fakat benim mutluluğum olduğu zaman yanımda kendilerini bulamıyorum. ne büyük bir acı anlatamam.

aradığım kişiye ulaşamamaktan nefret ediyorum.

Ben artık bir halayım. hala olmak harika bir duyguymuş. bizi küçükken halam çok ısırırdı, ona ısırına hala derdik, görünce kaçardık. şu an yiğenimi her gördüğümde ısırmak istiyorum. halamdan mı miras kaldı, nerden bilmem ama çok ısırmak istiyorum. böyle ısırarak yemek istiyorum :)

alışveriş sezonu ne zaman açılacak bilmiyorum ama, şu kocaman kazaklardan almak istiyorum. hani anneminmiş de bana kalmış gibi olanlardan.

oturduğum yerden taşınmak istiyorum fakat metrobüse yakın, site içinde, düzgün bir ev satın alabilmek için koç'un torunu falan olmam gerekiyor. bu fiyatlar neden bu kadar yüksek?! Kiraya bile çıkamıyorum bu durumda.

oturduğum yerdeki komşularım harika insanlar. hepsi cana yakın, komşuluk ilişkileri süper ilerlemiş. fakat buradan taşınmayı ilk geldiğim andan beri kafama koyduğum için hiç ilişki kurmadım. ben gidiciyim modunda 3 yıldır yaşıyorum. yakın zamanda köşeyi de dönemeyeceğime göre, artık ilişkileri sağlamlaştırma vakti geldi de geçiyor bile.

neyse şimdilik benden bu kadar, ben yine gelene kadar dikkatli olunuz.


23 Ekim 2017

Günümüzün Görgüsüzlükleri


Eskiden parası olmayan, aniden çokça parayı bulan insanlara görgüsüz derlerdi. Bu insanlar ani gelen paranın etkisiyle olmadık hareketler yapar, her şey ile övünürlerdi. Günümüzde öyle mi? Değil! Çünkü günümüzde herkesin parası var, herkes mutlu ve herkesin övünecek bir şeyi var hayatında. Yani en azından sosyal medyada öyle.. Ben de bu gördüklerimden derlediğim ve muhtemelen ikinci yazı dizisi gelecek olan yazıma başlıyorum.

Bakın! Benim sevgilim var!

Genellikle sevgili yapan yeni yetmelerde görünür bu. Hemen ilişki durumu değiştirilir. Birlikte fotoğraflar eklenir. Bu fotoğrafları ailelerin görmemesi için gereken ne ise o yapılır. Eğer ailesinin haberi varsa profil fotoğrafı bile değiştirilir veya var olan hesap kapatılıp beraber bir hesap açılır ki bu en ama en acınası durumdur. O hesabı kimin kullandığını bilmeden paylaştığınız fotoğrafı aslında kimin beğendiğini veya verilen yoruma nasıl yanıt vereceğinizi bilmezsiniz.

Bakın! Ben sevgilimden ayrıldım.

İlişkinin başlangıcı ne kadar şatafatlıysa, ayrılışı da bir o kadar şatafatlıdır. Ayrıldığını ilan eder etmez, albümlerindeki 1920 fotoğraf kaldırılır. Yorumlar silinir. O kişinin arkadaşları başta olmak üzere bir sürü insan silinir ve yeni bir ilişkiye açığım ben imajı verilmek üzere tek başına ve çoğunlukla müstehcen fotoğraflar paylaşılır. Veya bir sürü yerde check-in yapılıp, unuttum seni imajı verilmeye çalışılır ki o kişiyi tanıyan herkes aslında ne büyük bir acının içinde debelenip durduğunu gayet iyi biliyordur..

Ben nişanlandım!

Tamam nişanlan zaten. Hatta bunu da duyur, sünnettir. Fakat daha dün eski sevgilinle paylaştığını binlerce fotoğrafı silmişken bugün neden çekilen tüm fotoğrafları, ahmet amcan burnunu karıştırırken ki fotoğraf da dahil olmak üzere gözümüze sokuyorsun acaba? hele o çirkin ellerine sokuşturduğun tek taşlı fotoğraf olmazsa olmazı mıdır bu nişan gününün? Ya da çikolatası? Ya da çiçeği.. Ah bir de bunun bohça olayı var ki, akıllara zarar. Bohça açılırken ki o surat hallerinin hepsinin ayrı bir çözümlemesi olabilecek durumdadır. Fakat hepimiz tüm içtensizliğimizle beğeniriz o fotoğrafları..

Ben evlendim!

Evet, senin evlendiğini anlayabilmemiz için 250 fotoğrafına bakmamız gerekiyordu. Bu amme hizmetini yaptığın için ne kadar teşekkür etsek az. Hele ki yatak odana kadar tüm ayrıntılarını paylaştığın yeni evine, sunum sofralarına, o pembeli takımlarına o kadar muhtaçtık ki, geceleri uyuyamıyor, gündüzleri yataktan kalkamıyordur. Eminim en güzel ev senin ki, en güzel sunumlar senin ki ve en mutlu hayat senin ki..

Ben hamileyim!

Eskiden hamilelikler saklanırmış. Hayır saklama ama rahminin fotoğrafını da paylaşma anacım. Banane senin o siyah lekeli baktığımda hiç bir şey anlamadığım ultrason fotoğrafından? Zaten onu paylaşmasan ben senin hamile olduğuna katiyen inanmazdım. Bir de bunun " biz aslında burda 3 kişiyizz yeaa" versiyonu vardı ki, ben küçükken annem bir fotoğrafını gösterip o şakayı yaptığında "anne ne saçmalıyorsun "dediğimde açıklamasını yapmış "ömrümde böyle saçma bir şey görmedim" dediğimde konu kapandı sanıyordum. 25 yıl sonra tekrar böyle muhabbetle karşılaşmak, tüylerimi ne kadar diken diken etti. Evet hamilesin, çok sıkıntılısın, çok miden bulanıyor.. İyi de bana ne?

Bakın çocuğum oldu!

Hamileliğinin hafta hafta takibini doktoru ile birlikte bizler de yaptığımız kızımız sonunda doğurdu. Doğunca bu çile bitecek sanıyorduk fakat öncesinde yaptığı baby shower ile aslında şovun yeni başladığını bizlere göstermiş oldu. Doğmamış bebeğin gösterişini yapıp sofraları donatıp, kafasına tacını taktıktan ve yaptırdığı aptal pastasını anlamını veremediğimiz bir şekilde üfledikten sonra doğumu gerçekleşti. Hastaneye onca şeyi taşıyıp bir de orada süslemeler yapıldı. Hamile insanın düşüncesi çocuğumu doğursam da rahatlasam olması gerekirken, şu süsler birbirine uymuş mu, bak fotoğraflarda nasıl çıkacak olmaya başladı. Doğum fotoğrafçılığı denilen annenin rahminden çıkarken bebeğin çekildiği, o en kötü hallerin yer aldığı albümler paylaşılmaya başlandı. Hadi etrafın paylaşır. Peki ya sen? Daha epidural anestezi geçmemişken eline telefonu alıp paylaşım yapmak nasıl aklına geliyor, aklım almıyor.. Ha bir de çocuğu paylaşmak var. Mesela ayak paylaşırlar, aman nazar değmesinmiş. Ya da suratına çeşitli hayvanlar, kalpler çiçekler falan koyarlar. Sanki 5 ay sonra her adımını bizimle paylaşmayacak gibi yeni doğanın neye benzediğini anlamayalım diye hayvana börtüye böceğe benzetirler. 

Ay çocuğum sıçtı

İlk kusmuğu, ilk kakası, ilk babası, ilk bilmem nesi derken tüm ilklerini birlikte yaşarız bu çocukların. Herşeylerini annelerinden çok bilmeye başlarız. Kötü niyetli insanlar için nimet olan bu mecrada bebeklerin özel yaşamına tecavüz söz konusudur, hemde ana babası tarafından. İşin kötü kısmı, çocuğumu ifşa ediyorlar diye ağlayacak olan bu tipler, her gün bir paylaşım yaparak beynimizi sömürürler.

Biz çok mutluyuz

Yeni evliler veya yeni sevgililerde vardır bu. Sanki hiç kavga etmezler. Aman Allah'ım, o fotoğrafların altına ne yorumlar ne sevgi sözcükleri. Hadi sevgililer az görüşüyor deriz, sineye çekeriz. Peki ya evli kadın erkeklere ne demeli? Karısının fotoğrafını paylaşıp "karıcım seni çok seviyorum" diyen mi ararsın, karısının paylaşımın altına aşkını döşeyen  mı dersin.. Sanki akşama görüşmeyecek. Sanki sabah yanından ayrılırken kapıdan çıkarken akşama şunu almayı unutma hee dediğinde off yine mi ya dememiş gibi saçma sapan gereksiz sevgi sözcükleri. Özeliniz özelinde kalsın, sevginiz özel kalsın bari! Ama yoook.. Gelin onu da ağzımıza sokun. Çünkü en ideal eşler sizlersiniz. Aman kocacığını ne çok seviyorsun, aman karıcığınsız yapamıyorsun. e tamam da bize ne? Siz zaten evlenmişsiniz.

Araba kullanabiliyorum ben.

Özellikle kadın ırkında çokça karşılaşılan bir durum. "Offf yine mi trafik" derler. Sanki o trafiği biz yapmışız veya onu zorla o akşamki konken partisine davet etmişiz gibi. Derdi trafiği çekmek olsa, camı açar, telefonunu dışarı çıkarıp gerçekten sanatsal bir trafik fotoğrafı çekebilir nitelik olan insanlar direksiyon başında (eğer lüks arabadaysa arabanın logosunu da gösterecek biçimde) fotoğraf çekerler. Ya da snap atarlar. Ya da ne bileyim öyle salak haraketleri vardır. Ya da arabada giderken çalan müziğe eşlik ederek video çekerler. Evet anladık, araba kullanıyorsun. Çünkü 70 milyon insanda araba kullanabilen 3 kişiden biri de sensin, maşallah.

Ben kıyafet ikonasıyım

Giydiği birbirinden alakasız kıyafetlerle saçma salak pozlar verirler. Hemde çocuk annesi falandır bunlar. Hani bekar, yeni yetme küçük bir kız çocuğu olsan neyse. Onlara yakışır. Ama artık senin çocuklarınla ilgilenme vaktin gelmişken, tek başına saçma sapan yerlerde yere bakarak, gök yüzüne bakarak, chanel mankenleri gibi pozlara girmene gerek yok. chanel o kıyafetleri mankene giydirince güzel duruyor evet ama senin o cahil duruşunda durmuyor. Cehalet her zaman başa bela..

Çözüm önerisi:

ilk başta sinirimi bozan insanları takipten çıktım. Dün ne olduğunu bildiğim, bugün sosyal medya ile yükselişe çıkmaya çalışan ve aslını unutan insanların bu hareketlerine katlanamadığımdan hemen göz ardı ettim. Sonra baktım olacak gibi değil. Kendimi boş yere günaha sokuyorum. Tüm sosyal medya uygulamalarını telefonumdan sildim. Artık telefonum o kadar da akıllı olmayabilir bu durumda. Fakat telefonumla daha az zaman geçiriyor, daha az insana sinirleniyorum. Zaten elit insanları takip ediyorum artık. Bilgisayardan takip edip, paylaşımlarını beğenmeye devam ediyorum. Şimdilik çözüm olarak bunu buldum. Bakalım.. 

17 Ekim 2017

Mekan Keşfi: Balkon Cafe & Kahvaltı

Uzun zamandır mekan keşfi yapmamışım. Bu vesile ile, çok sevdiğim değerli dostlarım Vildan ve Gizem ile birlikte Balkon Cafe'ye gittik..

Öncelikle mekanı nasıl bulduğumu söylemek istiyorum. Mekanı Zomato üzerinden buldum. Beşiktaş'ta bir sürü kahvaltıcı olduğunu biliyorum fakat ne zaman öylesine bir mekana girsem, hayal kırıklığı ile ayrılıyorum. Mesela normalde kahvaltısı muhteşem olan Aslı Börek'in Beşiktaş şubesi tam bir facia. O paraya o hizmet neyine yetmiyor diye düşünebilirsiniz fakat kahvaltıcılar sokağında yine aynı paraya daha iyi kahvaltılar sizi karşılıyor..

İşte gittiğim ve gerçekten inanılmaz memnun kaldığım kahvaltıcılar sokağında bulunan Balkon Cafe'den bahsedeceğim sizlere. Biz mekana pazar günü saat 10'da gittik. Balkon kısmında oturduk üçümüz. Mekanın dopdolu olması bizi şaşırtmış olsa da kalkmaya yakın dışarda oluşan sırayı görünce halimize şükrettik. Saat 12 sularında masadan kalktığımızda kapıda 15 kişilik bir kuyruk vardı. Yani daha fazla da olabilir bilmiyorum. Birisi kalksın da oturalım diye bekliyorlardı. Koskoca kahvaltı sokağında bir tek bu mekanda bu sıranın olması Zomato'daki 4 /5 puanının yanı sıra bence kesinlikle hizmeti ve kaliteli kahvaltısıydı..

Gizem ve Vildan serpme kahvaltı, ben ise kahvaltı tabağı istedim. Bir de pişi tabağı söyledik. Siparişimizi alan kişi bu siparişin çok olduğunu, serpme kahvaltı ve pişi tabağının bizi hayli hayli doyuracağını söyledi. Boşa kahvaltı tabağı söylemeyin, ziyan olur diye de ekledi. Eğer doymazsanız üzerine ben size bir şeyler getiririm de dedi. Biz şok olduk. Normalde bir işletme 50tl lik serpme+17 tl lik kahvaltı tabağı nı duyunca asla böyle bir şey söylemezdi. Nasıl olur bu diye düşünürken "bizim için para değil, sizin buradan mutlu ayrılmanız önemli" dedi. İşte o zaman anladım o sıranın sebebini..

Gerçekten harika bir serpme kahvaltı bizi karşıladı. Menemen yiyemediğim için katı yumurta istedim, haşlatıp getirdiler. İki kişilik serpme kahvaltıya üç kişilik servis açtılar ve sınırsız çay verdiler. Üstüne üstlük salam tabağına dokunmadığımızı görünce salam yiyip yemeyeceğimizi sordular, ben de yemeyeceğimizi geri alabileceklerini söyledim ki o efsane cevapla karşılaştım "o zaman bunu peynir tabağı ile değiştirelim" benim gibi peynire aşık bir insana söylenebilecek en muazzam şeydi. Koskoca bir peynir tabağı daha geldi sofraya , benim gözlerimden iki damla yaş süzüldü. Mutluluktan ölebilirim dedim vildan a. Peynirlerin kalitesi, domateslerin harikalığı, salatanın güzelliği beni benden aldı.

Diyeceğim o ki, eğer Beşiktaş'ta kahvaltı yapmak isterseniz bu mekana mutlaka uğrayın. Harika bir kahvaltısı var. Pişisi de güzelmiş, ben yemedim. Vildan bu işin ustası olduğundan onun fikrini paylaşıyorum nacizane. Artık pişiyle evde uğraşmam, canım isteyince nereye geleceğimi biliyorum dedi. Biz mekandan çok memnun kaldık. Önündeki sırada yer almak istemiyorsanız, biraz erken gelin derim ben. Hafta içi durum nasıl bilmiyorum ama en kısa zamanda tekrar gidip bakacağıma emin olabilirsiniz..

Görseller internetten altındır. Çok acıktığımdan sofrayı çekmeye fırsat bulamadım maalesef :/

12 Ekim 2017

Günlük - 15

Merhaba günlük..

Hayallerimle hayatlarım arasında gidip geliyorum son günlerde. Eskiden hayal kurmayan insanların daha mutlu olduklarını iddia ederdim. Kesinlikle öyleymiş, denedim gördüm. Bir sürü hayal kuruyor, hiç birine ulaşamayınca çılgınlar gibi üzülüyorum. Mutsuzluk büyüdükçe insanı çepeçevre saran bir sıkıntı haline dönüşüyor. 

En çok da gitmek istiyorum. İstanbul'da bile görmediğim sokak aralarında gezmek, hiç yorulmayacakmışcasına yürümek istiyorum. Sokakta bir bankta oturup simitle peynir yemek istiyorum. Çay sevmem ben, ıhlamur istiyorum. Mis gibi ıhlamur kokusu altında denizi seyretmek istiyorum. Belki şanslıysam denize ayağımı sokmak istiyorum. Hadi ama bunlar zor şeyler olmamalı insan hayatında. Ama benim için şu günlerde olabildiğince zor. Tek başıma yapmak istemediğim her şeyi tek başıma yapmam gerekiyor ve ben bu yalnızlık duygusuna itilmekten nefret ediyorum. Sanırım paylaşım yapmayı çocukken iyi öğretmişler bana. Mutluluğumu, o güzel anları paylaşmak istiyorum. paylaşım olmayınca da mutsuz oluyorum..

Bugün bir arkadaşımın eşine yapmış olduğu doğum günü sürprizini izledim. Adamcağız o kadar şaşırmıştı ki.. O an benim başıma hiç böyle bir şey gelmediği aklıma geldi. Doğum günlerini o kadar önemserken asla sürprizle karşılaşmamıştım.Belki de hiç birini hak etmiyorumdur. Galiba öyle.

9 Ekim 2017

Bunların hepsi senin için..


İnsanın kendini her an özel hissetmesi imkansızdır. Zaten öyle olsa özellik niteliğini kaybeder. Bu yüzden olabildiğince değerli anlar vardır insanın hayatında. O anların değerini genelde yaşarken anlamayız, sonrasında dank eder. Dank ettiği anda tekrar özel hissederiz kendimizi..

Ben dün kendimi çok özel hissettim. O kadar özeldim ki.. Sabah a kişisi ile kahvaltıya gittik. Gittiğimiz yer o kadar doluydu ki, masamız ikiye bölündü ve hemen yanımıza bir aile oturdu. Baba-anne ve iki kızından oluşan çok tatlı bir aileydi. Babalarının olumsuz elektriği direkt bizim masaya da yansıdı. Sadece surat asıyor, ellerini çenesine dayamış etrafa sinirle bakınıyordu. Sanırım dip dibe oturmaktan hoşlanmamıştı. Bunu fark eden 5 yaşlarında olan küçük kız o şirin ses tonuyla "babacığııımm, bizlere nee kadar da güzel bir yer buldun böyle, hepimiz sığabildik bak" dedi. O kadar tatlı bir ses tonuyla söyledi ki, o cümle bana edilse, kalkıp yanaklarını sıkarak öperdim. Baba tepkisiz.. Sonra kız tekrar babasına "babacığım çok güzel kahvaltı tabakları değil mi, içlerinde her şey var" dedi. Baba yine tepkisiz.. Sonra kız babasına yine şu an hatırlayamadığım bir şey daha söyledi fakat baba yine tepkisiz.. Annesine döndü, asık bir suratla ve az önceki ses tonu onun değilmişcesine donuk bir ses tonuyla "yumurtamı soyar mısın" dedi. O da yumurtasını aldı ve soydu..

İşte o an kendimi çok özel hissettiğim andı. Kendi çocukluğumu düşündüm hemen. Babam, tam da ben o yaşlardayken benimle harika iletişimler kurmuştu. Tam o yaşlardayken, bir hafta önce tatile gitmiş, fakat tatilin tadını babam gelemeden alamamıştık. Babamın gelmesini dört gözle beklerken o pembe gömleğiyle kapıda belirmişti. Koşarak boynuna sarılmış "babacığım gömleğin ne kadar güzel, pespembe" demiştim. Aslında çok komiğime de gitmişti. Babalar pembe giymezlerdi sonuçta. Babam benim ses tonuma benzer bir sesle "Senin için giydim güzel kızım" demişti. O an gerçekten babamın istanbul dan çıkarken beni düşünüp o pembe gömleği benim için tercih ettiğini düşünmüştüm. O kadar güzel bir duyguydu ki.. Tekrar o ana döndüm düşününce. Bir çocuk için o kadar ufak bir cümle ne kadar büyük dünyalara yelken açıyordu öyle. Benim için...

Sonra hep babam gittiğimiz yerlere bizim için gittiğini, bizimle keyif aldığını, bizsiz hiç zevkli olmadığını söyledi. Asla bizi ananemlere bırakmadı. Eğleneceksek hep birlikte dedi. Çocuksuz eğlence mi olurmuş, bizim yarımız sizsiniz derdi. Annem de tabi.. Bizi asla bir yerlere bırakıp, aklımızı onlarda bırakmazlardı. 26 yaşına geldiğimde hala annem ve babamla zaman geçirmekten hoşlanan iki kardeş olduk abimle. Hatta artık babam dalga geçerek "artık düşün yakamızdan aa" derdi. Koskoca insanlar oldunuz, biraz da kendi arkadaşlarınızla takılın. ama o kadar huzurluydu ki onların yanı..

Aile yapısının bozulmaya yüz tuttuğu şu günlerde, çocuklarınızla ilgilenin. Kazandığınız paralar, geleceği geleceği diye düşündüğünüz o kapitalizm o çocukların geleceği değil. O çocukların geleceği, onlara kendilerini ne kadar özel hissettirdiğiniz, soru sorduklarında yüzlerine dönüp onlara cevap verdiğiniz, düşüncelerini öğrenmek istediğiniz, yargılamadığınız, dinlediğiniz-anlattığınız, iletişiminizin güçlü olduğu, birlikte bir şeyler paylaştığınız zamanlardır. Eğer çocukken siz onlarla ilgilenmez, işleriniz güçlerinizin peşinde koşarsanız, büyüdüklerinde de onlar sizlerin suratına bakmaz, sevgiyi çok başka yerlerde bulmaya çalışırlar. Lütfen çocuklarınızın elini bırakmayın. Kaç yaşında olursa olsunlar..