24 Kasım 2017

Güneşli Güne Merhaba!

İnsanın içini ısıtıyor güneş. Tamam soğuk havaları özledik, kar yağsın falan ama bugün ayrı bir parlaklık, ayrı bir güzellik var havada. İnsanı hiç nedeni olmaksızın mutluluğa sürüklüyor resmen. 

Bugün sizlere iremin çekilişi sonucunda kazandığım hediyeleri göstereceğim. Kargo ile gelen hediyeyi itanayla paketlemiş, kitaplar ve el yapımı defterini kalemlerle süslemiş. Huzurlarınızda teşekkürlerimi sunuyorum. Çekilişlere durmadan katılan biri olarak kazanmak inanılmaz mutlu ediyor insanı.


Şimdi sizlere bir önerim olacak. Daha önce duydunuz mu bilmiyorum fakat Facebook üzerinden videoları ile tanıştığım Düşünbil Dergisini itinayla takip ediyordum. Fakat bir türlü satın alamamıştım. Geçenlerde bir indirim paketi hazırlamışlar. 9 düşünbil dergisi, 2 godfather, 3 libido dergisini 55 tl'ye indirmişler. Kargo ile birlikte 62 tl'ye satın aldım. Dergileri tek tek satın almaya çalıştığımda 154 tl gibi bir fiyat çıkıyor karşımıza. Olabildiğince kârlı benim açımdan. Felsefe dergisi olduğu için, geçmiş sayılar falan diye de düşünmüyor insan. Ben mutluyum, okumaya başladım bile :)


Tabii halımın renklerinden biraz karmaşıklık oluşmuş olabilir :)) Dergilerin içinden çıkan posterlerle de bir tablo oluşturmayı düşünüyorum. Seviyorum böyle şeyleri. 

Bu güzel havada evde oturmak olmaz dediğinizi duyar gibiyim. Ah nerede o eski fıldır fıldır gezen büşra. Şimdilerde evden dışarı çıkasım gelmiyor, ayağımı kapıdan dışarı çıkarmak istemiyorum. Markete bile gitmiyorum. Hatta market alışverişimi Migros'tan yapıyorum online olarak, sağolsunlar sebzesinden meyvesine harika şeyler getiriyorlar. Taşıma derdi de olmuyor. Nakliyat parası olarak 5 tl gibi bir fiyat veriyorsunuz ki benim gibi evine market yakın olmayanlar için ideal. Zaten benzin 5tl yakıyor günümüzde. Hem de taşımamış oluyorsunuz, sıra beklemiyorsunuz , pat kapınızda. 60tl'lik alışveriş ve üzeri alışverişlerde evlere servis var. 

Ay reklam yazısı gibi oldu bu fakat aklınızda bulunsun diye yazıyorum. Hani varsa başka bildiğiniz şey, bana uyar. Arkadaşlarım "getir" uygulamasını önerdi fakat onu ben pek beğenmedim. Çünkü ellerinde olmayan şey istediğinizde yerine başka bir şey getirebiliyorlarmış ki ben bunu hiç istemem. Bu yüzden kullanmıyorum. Migros daha mantıklı geliyor. 

17 Kasım 2017

Ölüm diye bir şey var hayatta

Birinin canını yaktığımda, kızdığımda, üzdüğümde direkt bu cümle aklıma gelir "ölüm diye bir şey var hayatta". Hemen kaybedeceğim güzellikleri düşünür, vazgeçerim bu durumdan. Fakat başkaları için hiç de öyle değil. Sanki her zaman yanlarında olacakmışım, asla vazgeçmeyecekmişim gibi davranıyorlar. Ama aslında insan vazgeçiyor herşeyden. Sonra aniden bir şey oluyor, ölüveriyor hiç beklenmedik bir durumda. Ölmese bile vazgeçip gidiyor. Halbuki zamanın değerini bilsek keşke, ne güzel olmaz mıydı hayat? zaten şunun şurası sağlıkla 30-35 yılımız kalmışken..


15 Kasım 2017

Günlük 16

Hava mı çok soğuk ben mi çok yorgun bilemiyorum. Bu günlerde böyle. Son zamanlarda çok kitap okuyorum yine. Bir ara kitaplardan sözler paylaşacağım sizlere.. 

20 dakika diye bir dizi var ya hani, onu izlemeye başladım. Gerim gerim geriliyorum. 

Ufak tefek cinayetler'i de izliyorum. Hayattan soğutuyor beni. Sinir bozucu bir film resmen.

Fi-Çi ye de bakıyorum. 

Benim gibi dizi izlemeyen insanın böyle bir hayat sürmesi.. Valla boş yaşıyorum bu günlerde. Kitap okumasam kendimi iğrenç hissediyorum.

Bana bir öneri verin bakalım.


12 Kasım 2017

Ivır Zıvır 67

İnsan yalnız kalmak için evlenmez. Bugün kuzenim "Büşra, eski hayatını özlüyor musun? çokça geziyordun" dediğinde bunu düşündüm. "Özlemiyorum, hevesimi aldım" dedim hemen. O kadar çok gezmiş, o kadar çok insan tanımış, o kadar çok yer görmüştüm ki.. Eğlenceliydi, harikaydı, çok güzeldi. Fakat bir gün, artık yalnız gezmek istemediğimin, yaptığım şeyleri birisi ile paylaşmanın ne kadar güzel olacağının farkına vardım. Fakat gelin görün ki, öyle olmadı. Evlendim. Eşim gezmeyi sevmeyen biri.İşin kötü kısmı normalde insanlar yalnız gezmeye teşvik edilince mutlu olurlar, kendilerini özgür hissederler. Bense aksini düşünüyorum. 27 yıl yalnızdım, artık yalnız bir yerlere gitmek istemiyorum. Yalnızlık kadar can sıkıcı bir şey yok gibi geliyor bana. Galiba belli bir yaştan sonra bağlanmak istiyorsun. Ya da yengeç burcusun, ondandır. Yani neden evleneyim ki yalnız gezeceksem, yalnız bir şeyler yaşayacaksam? Gerçekten evlenmek için elle tutulur tek bir sebebim yoktu. Yani evden kaçmak, aile baskısı, aileden nefret, parasal konular gibi sıkıntılarım hiç olmadı. Aksine aileme düşkün, istediğim her şeyi yapan anne ve babam, çok sevdiğim abim ve kardeşim vardı. İstediğim zaman istediğim yerdeydim. Haftasonu Trabzon'da pide yemek istiyorum dediğimde uçağa atlayıp iki günlüğüne giderdim. Hayır bu hayat o şekilde devam edecekse, ben yine yalnız kalacaksam neden evlenip, hem ev yükümlülüğünü, bir sürü sorumluluğu neden üzerime alayım ki? Saçmalık.

Sabah çok geç oluyor ve gece çok erken çöküyor. Karanlığın bu kadar baskın olduğu bu günleri hiç sevmiyorum.

İşsizlik başıma vurdu. Aslında bir sürü işim var yapılması gereken, fakat bir sürü de yapamadığım şey var. Nefret ediyorum şu an her şeyden.

Birisi bana 25 yıl sonramı gösterse keşke. Bilmiyorum o zamana kadar yaşar mıyım ama merak ediyorum, hala bu evde mi olacağım. Çünkü bu evde yaşamaya devam edersem, az kaldı kafayı yiyeceğim. Sizin de oturduğunuz evin üzerinize geldiği oldu mu? Arkadaşlarıma göre duvarların kırmızı olmasından dolayı bu kadar baskı hissediyorum, bana göre ruhu karanlık buranın. Önü açık, apaydınlık oysa ki.. Fakat ruhu ağır. Ben evlerin ruhu olduğuna inanıyorum sanki. Buranın ruhu ağır mesela. Üzerime çöküyor çoğunlukla. Bak yine mutsuzum. Ay bir dua edin de, ani bir ev çıksın karşıma çok daha ferah ruhlu, hayırlı ve sağlıklı.


7 Kasım 2017

Bir Gamer İle Evli Olmak..


Hepimizin yaptığı en büyük hatadır belki de evlenmeden önce evleneceğimiz erkek hakkında belli nitelikler oluşturmak. Ben yaptım. Örneğin bir erkekte aradığım en büyük nitelik zekasıydı. Görünüşü ne olursa olsun, konuştuğu zaman beni susturabiliyorsa, konuştuklarımın üzerine laf edebiliyorsa, bana yeni bir şeyler öğretebiliyorsa, hiç bilmediğim konularda saatlerce anlatabiliyorsa benim için zeki insanlardan bir tanesidir. Evleneceğim erkekte ilk nitelik zeki olması, dindar (namazını kılan ve dini konulara özen gösteren) biri olması ve oyun oynaması. Evet, yanlış duymadınız, benim için bir erkeğin oyun oynaması çok önemliydi. Çünkü oyun oynayan erkekler futbol izlemezdi. Fakat nereden bilebilirdim ki, bağımlı olabileceklerini..

Oyun oynamayı çok seven bir insanım. Daha dos sistemli bilgisayarlar varken bilgisayar oyunu oynamaya başlamış, ateri ile geliştirmiş, sonra yine bilgisayara dönerek çeşitli oyunları oynamış bir insandım. Oyun muhabbeti yaptığımda, şöyle bir geçmişe döndüğümde "ne diyo bu mal" tepkisini de almışımdır çoğu kez. İşte a kişisi ile saatlerce olmasa da bir süre oyun muhabbeti yapabilmiştik. Sonra baktım, ciddi ciddi oyun oynuyor. Çok sevindim. Zaten diğer iki niteliği de fazlasıyla taşıdığından olacak ki, hemen evlendik :)) Fakaatt bilmiyordum ki bir gamer ile evli olmak yanında başka şeyleri de getiriyor..

1) Yemeklerini çok hızlı yerler

Gamer olan insanlar muhtemelen online oyun oynuyorlardır. Online olmasa bile, oyunlarını yarıda keserler yemek için. Sizin binbir zorlukla veya muhteşem sunumlarla hazırladığınız sofraya oturmaları ile kalkmaları bir olur. Onları bekleyen oyun arkadaşları, vurmaları gereken teröristler falan vardır oyunlarında. Eğer 10 dakika içinde dönmezlerse oyundan atılacaklarından, ne yemeğin tadını anlarlar, ne de sofranın düzenini. Ha bunun iyi bir yanı vardır, ne verseniz yerler. Ay bu tuzlu olmuş, ay bunun şusu eksik muhabbetine giremezler. Zamanları yoktur. Şöyle oturalım, baş başa iki kelime konuşalım deseniz, olmaz o iş.

2) Konuşmak çok zordur

Genellikle bilgisayar başında olduklarından (hele ki a kişisi gibi işi pc müh ise) ya oyuna odaklıdırlar, ya da işlerine. Bu yüzden ne derseniz deyin ya duymazlar, ya da hı hı deyip geçiştirirler. İşte hayatım yarın ananemlere gideceğiz dediğinizde onlar evet derler ama bilinçli bir biçimde söylemediklerinden  gidecekleri gün "ben ne zaman söz verdim" falan diyebilirler. İki dedikodu yapayım deseniz, asla öyle bir dünyaları yoktur. Es kaza yolda konuşabilirsiniz onlarla, ya da oyundan kalkıp yatmaya hazırlandıkları o kısa an da. Tabii siz çok daha öncesinde uyumadıysanız.

3) Geç yatarlar

Amerika server ları ile oynuyorlarsa, oyunları sabahlara kadar sürebilir. Ya da arkadaşlarıyla aynı anda oynuyorlarsa kendilerini kaybedip sabahlayabilirler. Yarın iş mi var? Erken mi kalkacaklar? Onlar için bu hiç önemli değildir. Önemli olan oyundur. Bu yüzden işte bugün az uyudum, uyku benim için önemli falan demezler asla. Onlar için geç yatmak bir hayat felsefesidir. "Ben yatıyorum" tribi atar yatarsınız ama o muhtemelen bunu duymaz. Duysa da anlamaz. Kafa başka yerdedir çünkü. Sonra benim gibi uykunuzu alıp gecenin 3 ünde 4 ünde kalkıp "sen hala oyun mu oynuyorsun" diye cırlarsınız, sonra öğrenirsiniz ki mikrofon açıkmış ve tüm arkadaşları sesinizi duymuştur. Sonraki her ortamda yüzünüze karşı sesinizi taklit ederler ki onların taklit yeteneğine de ayrı hayran kalırsınız :))

4) Gelen misafir erken gitsin isterler

Muhtemelen akşama bir oyuna gireceklerdir ve söz vermişlerdir. Ya da aniden "dota'ya gelior musun" mesajı alırlar ve ellerini ayaklarını nereye koyacaklarını anlamazlar. Siz buradan oyuna davet edildiğini anlarsınız. Misafirlerin gözlerinin içine bakarlar gitseniz de oynasam diye.. Misafirler kalkmaya karar verir vermez gamer odasına koşar ve bilgisayarını açar. "gidiyorlar, geliyorum hemen" mesajını da o kısacık koridorda yazmayı ihmal etmezler.

4) Sabahları erken kalkamazlar

Geç yatma hayat felsefesinin bir getirisi olarak erken de kalkamazlar. En erken 9 da kalkarlar fakat ayılmaları öğlen 1'i falan bulur. kahvaltı keyfi asla olmaz. Dışarda kahvaltı yapalım deseniz de hep keyifsizdirler. Uykularını alamamışlardır çünkü. Gece uykusu olmayanın sabah keyfi olmaz tabii ki. 

5) Çok sinirlidirler

Özellikle oyunda kaybetmişlerse. Gereksiz bir gerginlik vardır üzerlerinde. Oyunda stresini atıyor sanırsınız ama kaybettikçe daha da streslenir, durduk yere bilgisayara, oyunculara, hatta oyuncular en yakın arkadaşları olmasına rağmen dostlarına bağırmaya başlarlar. Siz dışardan izlerken "ben olsam suratına bakmak bunun" diye düşünürsünüz fakat akşam muhabbetlerine kaldıkları yerden devam eder "oğlum sen orda şöyle yaptın, bak bir daha seni almıcaz, yok biz üç kişi oynadık sen yoktun" tarzında ara yumuşatıcı fakat bol laf sokmalı cümleler kurarlar..

6) Kulaklık bir uzantılarıdır.

Beş duyu organlarına ek olarak kulaklık vardır. Siz evde ayılsanız, bayılsanız, tüpü patlatsanız duymazlar. Kulaklarında en pahalı kulaklıklarla son seste oyunu dinlerler. Çünkü oyunda bazen öyle yerler olur ki düşmanın ayak sesini duymanız gerekir. İşte bu yüzden sadece kulaklıktan gelen seslere kendilerini verirler. Evde yangın çıksa, paçaları tutuşunca yangını hissedeceklerdir. Boş yere bağırıp sesinizi yormamanız gerekir. Ya özel bir ışık sistemi kurup düğmeye bastığınızda pc ekranın yanında ışık yanmalıdır, ya da yanına gidip dürtmeniz gerekir. Ay üç kereden fazla da bunları dürtemezsiniz "yine ne oldu" diye kulaklıklarını bir çıkarışları vardır ki, dürttüğünüze dürteceğinize pişman olursunuz.

7) Çok para harcarlar

Oyunlara, bilgisayar parçalarına, farelere, kulaklıklara falan verilen para onların cebini hiç yormaz. Ay şurdan bir kazak alalım deseniz, kendisine alacak olsanız bile o fiyat ne derler ki fiyat 50 tl falandır. Ama bir klavyeye 500tl verebilirler. veya bir oyuna 100 tl. Alışması zordur, alışınca kolaydırlar.

8 ) Geç kalırlar

Oyunun bitmesine göre plan yapılır. Sen giyinene kadar bi el atıyım diye oyuna girerler, o elin bitmesi yarım saat sürer.  Siz giyinmiş hazır bi halde oyunun bitmesini beklersiniz. Gideceğiniz yere de hep geç kalırsınız.

9) Yanlışı affedemezler

Eğer yan yana oynuyorsanız bizim gibi, yaptığınız en ufak hata, o güne kadar yapmadığnıız tartışma sebebi olur. Bazen siz ona laf edersiniz, bazen o size. O ufak hatayı yaptığına inanamazsınız. Ne gerizekalılığı kalır, ne gerizekalılığın başkanlığı :)) Birinizden biri oyunu terk eder sinirden, sonra ertesi gün aynı döngü :)) Bu yüzden aynı anda aynı oyuna girmek pek mantıklı bir hareket değildir :))

Toplamak gerekirse, eğer oyun oynamayı seven birisi iseniz, oyun oynamayı seven birinin halinden anlarsınız. Değilseniz, ortak noktaları bulmak zorundasınız. Birbirinize zaman ayırmalı, tek bir şey üzerine odaklanmamalı, birbirinizi dinlemelisiniz. Aslında bu kural sadece gamer ile evli olanlar için, herkes için geçerli olan bir kuraldır. Kendinize ve hayat arkadaşınıza iyi bakmanız dileğiyle :)

2 Kasım 2017

Ivır Zıvır 66

Karadenizliyim fakat çaydan nefret ederim. Yaklaşık 1 aydır 2 çay bardağı kadar içmişimdir hepi topu. O da arkadaş hatrına falan olmalı. Yoksa aman çay demleyim, aman içeyim asla demem. Her sabah erkenden uyanır, 5 tane portakalı sıkar, bol peynirli, tereyağlı, domatesli ve ballı kahvaltımı yaparak başlarım güne. Çay içtiğim an, tüm tazeliğini kaybetmişim gibi olurum kahvaltımın. Dışarda taze sıkılmış portakal sularının taze sıkıldığına da asla inanmam. Zira evde sıkıyorum, dışarda içtiklerimle alakası yok. Su mu katıyorlar, başka bir şey mi bilemem, günahları boyunlarına. Ama inanılmaz gaz yapıyor. Gazı alsın diye yeni bir yöntem buldum, yarım da limon ekliyorum. Bugünlerde portakalım yok, ıhlamur kaynatıyorum. Ihlamur içince hasta mısın diye soranlar oluyor, illet oluyorum. Ben size çay içince hasta mısın diye soruyor muyum? Ihlamur da bir çeşit çay işte. 

İçki içtikçe ayrıldığı karısını arayan ayyaşlar gibi, canım sıkıldıkça "The it crowd" izliyorum. 2006 yıllarında yayınlanan bu dizi, özellikle bilgisayarla şu günlerde haşır naşır olan bizler için olabildiğince komik. Yahu her bölümünü ezbere biliyorum fakat her seferinde yine gülüyorum. Canınız sıkkınsa, açın izleyin. Gülerken bana dua etmeyi de unutmayın lütfen :)

Babamlara gittiğimde hep sanatsal bir film izlediğini görüyorum. Çok sıkılıyorum, baba konusu ne bunun diyorum. "siz anlamazsınız çok sanatsal bir film" diyor, gerçekten anlamıyorum. Sonra yatsı namazına giderken, sonunu izleyin gelince anlatırsınız diyor ama asla izlemiyoruz. İzlesekte anlamayacağımız şeyi neden izleyelim Allasen? Gelince de sonunu soruyor, izlemediğimizi öğrenince ufak bir yıkıntı yaşayıp, ikinci sanatsal filmine geçiyor.

Moralim bozulunca ya yazı yazıyorum, ya da resim yapıyorum. Ama galiba moralimin bozukluğu tavan seviyedeyse çok güzel resimler yapabiliyorum. Hatta kendimi kaybediyorum da diyebilirim.

Geçenlerde A kişisi ile oturmuş online oyun oynuyorduk. Bize kardeşim ve arkadaşı da katıldı. Kardşeime "Ne yani, ablanla enişten evlerinde oturmuş, bilgisayar oyunu mu oynuyorlar , hem de online, hem de insurgency?" Kardeşim evet dediğinde "tam hayalimdeki evlilik" demiş. öyle bir iç çekmiş ki, kardeşim haline acımış. Umarım gamer bir kız bulur. Zira ben insurgency de akişisinden iyi oynuyorum. 

Amelie filminin nesini bu kadar beğendiklerini anlamadığımı söylediğimde filmden ne anlıyorsun tepkisi ile karşılaşıyorum. Bir sürü boş beleş insan, Fransız kültürünün ağzımıza sokulduğu, kendimden hiç bir şey bulamadığım, milletin evine gizlice girip bir sürü düzeni bozan insanın baş rol oynadığı, işleri güçleri konu komşuyu dikizlemek olan adamın yer aldığı, es kaza bir kazanın oluştuğu saçma sapan, gereksiz uzun ve çokça zaman kaybı bir film. Başka kültürlere ağzı açık ve suları akarak seyreden, onlar gibi olmaya çalışan, adına modernizm diyen fakat anlamını bilmeyen, yapmacık, sırf popüler kültürün bir parçası olduğu için bu filmi beğenen insanlara da ayrı bir kılım. 


Tanım: Modern sözcüğü latince kökenlidir "yeni, deneysel ve geçmişten uzaklaşan" anlamında kullanılmıştır. Klasik çağda dinin ve kilisenin egemenliği altındaki batı düşünce dünyası modernizm sayesinde dini etkisinden kurtulmuştur.Yine modernizmle birlikte dinin kutsal, soyut ve Tanrı temelli açıklamalarının yerini somut değerlendirmeler almıştır. Modern toplumun en büyük özelliklerinden bir tanesi de dinsel dünya görüşünün zayıflaması ile birlikte dinsel öğretiler etkisini yitirmiştir. 

Bu yüzdendir ki, modernizmi kendime uygun bulamadım asla. Yaşadığım hayatı anlamlandıran şeyin her an değişilebilirliği ile var olan bilimsel bilgi ile değil, dogmatik kurallarıyla değişmezliğinin üzerine inancın yer aldığı dinsel bilgiler alır. O yüzden kusura bakmayın ama modern olabilmek adına, kültürümden uzak, beni bana anlatmayan şeyleri beğenmek zorunda da değilim. Sinematografik olarak iyi diyen olursa -ki beni eleştirenler asla bu konuda bir şey söylemedi- işte o insanlara kesinlikle hak veririm. Diyeceklerim bu kadar.