3 Nisan 2018

Ivır Zıvır 77

Bunca zamandır nerede olduğumu merak eden çok değerli blogger arkadaşlarım hiç kimseye teşekkür ediyorum. Şaka şaka, hepinizin işi-gücü var. Uğraşacak tonlarca şeyden sonra "yahu bu Büşra neden yazmadı" diye düşünecek haliniz yok. Zaten instagram da çoğunuzu takip ediyor ( beni bulana mutlaka geri dönüş yapıyor) paylaşımlarınızı son hız beğeniyorum..

Pekii nerdeydim ben? Bileniniz vardır, belki de yoktur ama hamileydim ben.  Kız çocuğum beklediğimizden çok daha erken geldi. Mart sonu bekliyorduk ki Şubat sonunda bizimle karşılaşmak istedi. Allah öyle nasip etti. 8 aylık doğumun verdiği nefes zorluğu dolayısıyla da 8 gün yoğun bakımda kaldı. Takdir edersiniz ki, o dönem boyunca bayaa zorluk çektik. Hatta hala alışmaya çalışmaktayım. Premature bir bebek en korktuğum şeydi, nitekim başıma da geldi. İlk zamanlar dokunamadım kendisine. Ama bana en çok koyan şey, bebeğin doğduğunda kıyafetlerini istemeleri ve çocuk nefes alamayınca yoğun bakım kapısından o kıyafetleri bana geri verişleri. Halaa olmasına rağmen giydirmiyorum onları. Onlara o derece sinirliyim, o derece agresifim.

İnstagram annesi olmak istemediğimden olsa gerek hiç bir yerde paylaşım yapmadım. Hala arkadaşlarım doğumu bekliyorlar. Bir çoğu ise çocuğum olacağından habersiz. Eski zamanlardaki gibi yaşıyorum hayatı. Aslında bazılarının yaptığı gibi ultrason kağıdını paylaşabilir, doğum fotoğrafını paylaşıp yüzüne ayıcık-kalp falan koyabilir, ayak izini paylaşabilirdim. Çocuğum sağlıklı olsun da hiç bir şey gözümde yok oysa ki..

Annelikten ne anladın derseniz, şimdilik hiç bir şey diyebilirim. Yoğun bakımda biberonla beslendiği için emzirme olayına giriş yapamadık. Çene kasları çabuk yoruluyor, emme işlemini gerçekleştiremiyor. Anneme göre annelik duygusu emzirme ile pekişen bir şey. Fakat düşünüyorum da, evlatlık alıp kendi annesinden çok çocuğunu seven kadınlar bu devirde. Ben şu an hayal alemindeydim. Hiç bir şeye inanamıyorum. Annemlerin evden gitmemesi için dua ediyorum, tek başıma bakabileceğime kesinlikle inanmıyorum.

Çocuk yapmak isteyenlere de ufak bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Bolca gezin, bolca yürüyün, bolca koşun, bolca spor yapın; ondan sonra çocuk yapın. Çünkü bunların hiç biri yapılmıyor doğru dürüst. Yaklaşık 1-1,5 yıl kadar uzak kalıyorsunuz tüm bunlardan. Fakat O'nun kokusunu duyduğunuzda diğerlerinin hiç bir değeri kalmıyor, bakın bu da bir gerçek. Ama yok içimde ukte kalır diyorsanız, hevesinizi almadan büyük işlere adım atmayın, benden söylemesi :)

Ha bir de kolik olmuş benim kızım. Bu yüzden anne karnını dinletiyorum akşamları uyusun-sakinleşsin diye. Sizlere de açayım, ben uyuyorum, kendisi uyumuyor :)


1 Mart 2018

Türk Dizilerinin Verdiği Mesajlar

1- İstemediğin biriyle evlendiysen ona ihanet edebilir, başkasıyla aşk yaşayabilirsin.

2- Kötü bir olaydan sonra içki içip etrafı dağıtmalısın.

3- Sevdiğin kişi başkasıyla evlendiyse onların yuvasını bozmalısın.

4- Kötüler daima güçlüdür iyiler ezilmeye mahkumdur.

5- Her dizide yeni elbiseler, ayakkabılar olmalı, alışveriş için hep lüks yerler tercih edilmelidir.

6- Evde ilgi görmeyen adam dışarıda karısını aldatmalı ve bütün suç kadına yüklenmeli, adamın yaptığı da masum gösterilmelidir.

7- Gençlerin mutlaka sevgilisi olmalı, lise ve orta okul seviyesinde olsa bile çıktığı biri olmalıdır.

8- Birbirlerinin kuyusunu kazan insanlar, hep maskeler ile dolaşmalı ve suç daima bir iki kişinin üzerine yıkılmalı

9- Kavga eden, şiddet uygulayan, hırsızlık ve gasp yapan baş rol oyuncuları güler yüzlü, yakışıklı olmalı ve hep haklı nedenlerle yapmalı.

10- Anneler hep despot olmalı, babalar ise daima sert ve anlayışsız olmalı. Çocuklar her zaman haklı olmalı.

11- Kaynanalar hep kötü rol oynamalı, sürekli olarak damadının gelininin  kuyusunu kazmalı

12- Paranın nerden ve nasıl geldiği belli olmamalı, harcama yaparken hep cömert olunmalı.

13- İş yerleri hep rezidans olmalı, işçi ve esnaf rolleri olmamalı.

14- Sıradan ortalama bir hayat yoktur.Ya diptesindir ya tepede.Bunun ortası yoktur.

15- Gençler hep haklı olmalı, haklı çıkmalı başına buyruk hareket etmeli ve kız erkek meseleleri dışında başka da dertleri olmamalı.

16 - Hep lüks özendirilmeli herkesin hayali maneviyat değil maddiyat olmalı yalılar villalar amaç olmalı insanlar olağanüstü bir lüks yaşama yönlendirilmeli.. Hep kapitalizm hep kapitalizm.. 

17-Ülkede herşey yolunda gidiyor verilmesi gereken bir mesaj ve  anlatılacak birşey de yok.

Alıntıdır...

18 Şubat 2018

İlla Güzel mi Olmak Lazım?

Güzellik: estetik bir beğeni, duygu, coşku, hoşlanma duygusu uyandıran nitelik.

Böyle diyor google sorar sormaz. Günümüzdeki güzellik kavramına bakacak olursak, herkesin aynı olması. Kadınlarda kalkık bir burun, kendinden çok başkalaşmış makyajlı gözler, aynı tip kaşlar, çıkık elmacık kemikleri, dolgun dudaklar, zayıf vucüt hatları, büyük göğüsler, yuvarlak bir popo. Erkeklerde kaslı vucüt, esrarlı bakışlar, sert yüz hatları veya bebek yüzlü olmak, boy, post ve endam.. Güzel denilen herkes artık belli kalıplara girmiş durumda. Tüm yüzler ve vücutlar aynı kıvama sokulmak için uğraşılmakta. Estetik cerrahlar aynı burunları herkese takıyor, yanaklara dolgu yapıyor ve deyim yerindeyse köşeyi dönüyorlar.

Peki gerçekten güzellik kavramı bu mu ve hayatta güzellikten önemli bir kavram yok mu?

Günümüzde yok denecek kadar az. Artık herkesin derdi kendini dış görünüşüyle beğendirmek. Fakat çok sevdiğim bir söz vardır "unutma, kıyafetlerinle karşılanır, fikirlerinle uğurlanırsın." Dış görünüş önemli değildir'e getirmeyeceğim burada konuyu. Bakımlı olmak, kıyafetlerine özen göstermek, hareketlerine dikkat etmek önemli fakat var olan vucutsal özelliğiniz ve Allah'ın size bahşetttiği şeyler çok daha güzeller.

Annem bana küçükken bir şeyi başaramadığımda "kızım sen aptal mısın?" derdi. Bunu ciddi ciddi sorardı. Yaptığım en saçma hareketlerde bu soruyu sorar, cevap vermemi beklerdi. Değilim derdim, hareketimi anlamlandırırdım. Sonra anlamsız hareketlerden kaçınmaya başladım. Çünkü en büyük korkum, insanlar arasında aptal durumuna düşmekti. Böyle yapa yapa, artık insanları da kategorilere ayırmaya başladım. Aptal insanlar ve akıllı insanlar. Yaptıkları ve söyledikleri anlamlı olan insanlar akıllıydılar, diğerleri aptal. Aptal insanlara dayanamıyor, dış görünüşü nasıl olursa olsun söyledikleriyle ilgileniyordum. Sapsoseksüel diyorlar hatta buna. 

Belki bendeki çok uç bir durumdur fakat zeki insanlara dayanamıyorum. Bence illa güzel olmak, kapitalist sistemin dayattığı güzellik kavramına uymaya çalışmak aptallığın daniskası. Bu yüzden dudaklarını şişirmiş, göğüslerine silikon taktırmış insanları görünce (ciddi sağlık sorunu olmadıkça veya ciddi manada bu durum psikolojisini bozmadıkça kişinin) acıyorum. Ve genelde bu insanlar hayatlarını boş yaşayan, oturup konuştuğunuzda kozmetikten öteye muhabbet açamayacak olan insanlar. Konuştuğunuzda cümlenizin ne olduğunu anlamaya çalışan, üzerine laflar edebilen ve hatta sorular sorabilen insan benim için dünyanın en güzel insanıdır. 

Bu yüzdendir ki, dış görüntünüzün hiç bir anlamı yok. Oturun, konuşun, kendinizi en iyi şekilde ifade edin. Okuyun, araştırın kendinizi geliştirin. Üniversiteye gidin, kurslara gidin, sosyal ortamlara katılın, yardım kuruluşlarına bakın, topluluklarda yer alın. İşte bunlar, estetik cerraha vereceğiniz binlerce liranın, çekeceğiniz ameliyat sıkıntılarının, bir kaç yıl sonra tekrar operasyon geçirmek zorunda kalacağınız gerçeğinin çok daha önünde olan şeyler. Tercih sizin. Bence zeka önemli. Peki ya sizce?


17 Şubat 2018

Artık Yeter!

Ben susmuyorum, sizler de susmayın. Artık bu tecavüz olayına bir dur diyelim. Şu dünyaya bir çocuk o kadar zor geliyor ki.. Şu günlerde bunu daha da iyi anladım. Düşünmek bile istemediğimiz şeyler, gözlerimizin önünde olup bitiyor ve sonra o kişiler ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşıyorlar. Diziler, filmler, reklamlar veya gördüğümüz her ne ise bunlar mı insanları zıvanadan çıkardı, yoksa hep mi böyleydiler, bilmiyorum. Fakat son günlerde bu dünya da çocuk olmanın, kadın olmanın ne kadar zor olduğunu anlıyorum.

Çocuğun her şeyin önünde olacak dediklerinde inanmazdım. Annem hep "anne olunca anlayacaksın beni" derdi, anlamazdım. Daha henüz anlamaya başlıyorum. Bugün okuduğum tecavüz haberinden sonra bir veya iki saat kendime gelemedim. Boş boş gezindim evin içinde. Düşünsene düğüne gidiyorsun, her şey harika. Çocuğunun uykusu geliyor. Uyutup bir odaya bırakıyorsun. Belki bir akrabanın evi, belki her zaman uyuttuğun bir oda o çocuğa mezar oluyor. Varlığın biri, ki nasıl hitap edebileceğimi bilmiyorum, 3 yaşındaki el bebek gül bebek büyüttüğün bebeğe tecavüz ediyor. Bir de buna istismar diyorlar. Çocuğun ölüp, gömüldüğünü okudum. Daha beter oldum. Peki ya annesi? Annesi de sinir krizi geçirmiş, bir aracın önüne atmış kendini, hastanedeymiş.

Sonra Ayşe Arman'ın röportajını okudum. Öz babasının tecavüz ettiği çocuğa da şahit olduk milletçe. Karısına yaptıkları yetmezmiş gibi, kızına da neler yapmış neler. Bu varlıklara caydırıcı bir ceza verilmedikçe, bu haberleri okuyacağız işin kötüsü. Millet kafayı yedi, o halde düzelmeleri ve silkinmeleri için çok ciddi cezalar almalılar. Yetkililer artık buna bir çare bulmalı. Kısassa kısas, idamsa idam. Hepimiz birilerinin annesi, babası, ablası, kız kardeşi, en yakın arkadaşıyız. Lütfen duyarlı olalım. Etrafımızdaki insanların sesini duyalım, duyuralım. 

Söyleyecek onca şey varken, içimiz parçalanırken, daha yazamayacağım.


8 Şubat 2018

Güven Meselesi

Bir arkadaşım yazmış," güvenmemeyi güvendiklerinden öğreniyorsun". Doğru. Hem de o kadar doğru ki.. Bugün başka, yarın başka bir şeyle karşılaşıyorsun. Aslında hayallerin hep başka şeyler oluyor ama olanlar bambaşka. Sonra uçsuz bucaksız bir boşluk. 

Güven meselesi o kadar zor kurulan bir müessese iken, bir o kadar da kolay yıkılıyor. İnşaası bu kadar zor olan bir yapının, yıkılması ufak bir depreme bakıyor maalesef. Bu yüzden ilmek ilmek işlemek gerekiyor tüm duyguları. 

Güvendiğim insanları düşünüyorum da.. Sonra güvenmekten ne kadar korktuğumu hatırlıyorum. Çocukken bana yapılan yamuktan olsa gerek. Artık kimseye güvenmek istemiyorum. Sanki herkes bir yerlerde yalanlar söylüyor, arkamdan dolaplar dönüyor, benden habersiz bir şeyler oluyor. Çocukluğumu bilmeyenler için söyleyim; ailemin öldüğü söylenmişti, artık bizim kızımız olacaksın denmişti ve 15 gün kadar ailemin yasını tuttuktan sonra ailem dönmüştü. Ailemin beni tatil amacı ile gönderdiği babanemlerde olmuştu bu olay. O gün bugündür her söylenene inanmadım. Sonra tüm insanlardan nefret ettim. Hatta o kadar büyük bir travma yaşamıştım ki, etrafta böcekler görüp, yere basamamıştım. Sonra her şeyin saçma bir "sözüm ona şaka" olduğunu öğrenince tüm insanlardan nefret etmiş, zaman zaman "keşke herkes ölse" diye dua etmiştim. 

Zamanla hepsi geçti. Güven duygum geri gelmedi. Güvendiğim insanlar belli başlı insanlar oldu ama hani derler ya "gözüm kapalı güvenirim", heh işte öyle biri asla olmadı. Olmayacakta. Herşeyi çocukluğuma borçluyum. Çocuk yetiştirirken, bir çocuğa bir şey söylerken, dikkat edin diye söylüyorum bunları. Söylediğiniz en ufak şey, en ufak masal onların beyinlerinde açılmaz yaralar açabiliyor. Bir hocamın kardeşinin pamuk prenses hikayesinden etkilenip asla elma yememesi gibi.. Hayat yeterince zorken, bir de sizler çocuklar için zorlaştırmayın. Çocuklar, en savunmasız, en saf, en duru varlıklar. Ve unutmayın ki, aslında onlar birer ayna'. Sadece ve sadece sizin yansımanızı gösteriyorlar.

Hazır güven demişken; düğn izlediğim filmdeki repliği de paylaşayım. 
"Aslında aldatılmak önemli değil. Aldatılmak her şekilde gerçekleşen bir eylem. Asıl insanı sarsan, bunu fark etmek. Fark ettikten sonrası önemli" Yalan söylemeyin, çocukların güvenini sarsmayın.


4 Şubat 2018

Günlük 18

yazılarınızı okuyup yorumlamak yeni bir yazı yazmaktan çok daha kolay geliyor bana.. havalar bozulmaya başladı çok şükür, belki de bu yüzden..

rüküş mü rüküş giyinen ve bunun moda olduğunu iddia eden bir arkadaşımı, bir komedi sayfası paylaşıp "nolur buna moda demeyin" demiş. hani görür belki kendine çeki düzen verir diye düşündüm fakat sonra nedense üzüldüm. rezillik diz boyu..

kafam o kadar bir dünya ki, bazen bazı insanların saçma sapan hareketlerine anlam veremiyorum. umrumda olmayan insanlar umrumdaymış gibi triplere falan giriyorlar.. yahu ben seninle ilişkiyi keseli yıllar olmuş, sen hala neyin derdindesin acaba? bir de hayatımdan çıkardığım insanları umursamayı bıraktığımı çok iyi bilen bir kişisin sen, neden ha neden?

dün 5 aylık yiğenimi annesi bize bırakıp gitti. çok korktum. emanet çocuk bakmak gerçekten çok zor. gözümü üzerinden ayırmadım. aman bişey yapmasın falan diye düşünürken, üzerine yattığı çarşafı alıp ağzına sokmaya çalıştı. ben de hafifçe elinden çekip aldım. Aman Allah'ım sen misin alan. bir sinirlendi, bir ağlamaya başladı ki. durduramadım. bana bakıp bakıp sinirlenip ağladı. sanırım dişi kaşınıyordu :)

çocuklarla iletişim gerçekten çok zor. umarım öğrenebilirim yakın zamanda. :)


31 Ocak 2018

Yeni Oyun Bilgisayarım

Beni bilen bilir, boş işler insanıyım. Özellikle son günlerde çokça oyunlara sarmış, artık yeni oyun almıyım lütfen diye yalvardıkça yeni oyunlar almış bulunmaktayım. E  A kişisi de oyunsever olduğundan, her halimi anlıyor sağolsun. Bilgisayarımdan çok memnundum. Fakat ekran kartı dolayısıyla bazı oyunlarda (RainbowSix ve Insurgency) de takılmalar yaşıyordum. A kişisinin okuldaki bilgisayarından memnun olmaması ve benim bilgisayarıma göz dikmiş olması sebebi, benim de video render almalarımın bayaa zaman kaybına ulaşması gibi sebeplerden dolayı yeni bilgisayar alma kararı verdim. Bu benim için gerçekten zordu. Yaklaşık 4 yıldır Toshiba marka bilgisayarımla mutlu mesut yaşıyordum. Sd kartını ekledikten sonra hızına hiç bir şey erişemiyordu ve alırken o kadar aşık olmuştum ki buna, ayrılmak benim için zordu. 

Dell Inspiron 7577 

Oyun bilgisayarı olarak piyasaya çıkan bu bilgisayar, ekran kartı ile bunu hak etmiş olmalı. Görünüşü de çok havalı açıkçası. Beni rahatsız eden tek kısmı bilgisayarın klavyesi ile ekranı arasındaki o boşluk. Neden var derseniz, güçlü olan tüm bilgisayarlarda bu aralığı yapmak zorundalar. Bilgisayarınız ısınmasını engelleyici bir durum. 

Oyunlarda hiç takılma yaşamıyor olsam da, eski bilgisayarımın performansını geçtiğini fark etmedim maalesef. Oyunlar hariç tabi. Oyunlarda deli gibi akıyor sağolsun. Fakat normalde ( kullandığım adobe programlarında) hiç bir fark yoktu. Ve sonra anladık ki eski bilgisayarım 8.1 işletim sistemine sahipken yeni bilgisayarım 10 işletim sistemine sahip. 10 işletim sistemi hastalıklı bir sistem olduğundan bilgisayarınız ne kadar iyi olursa olsun kasıyor maalesef. Hemen 8.1 kurmaya çalıştık fakat maalesef bir sürü driver tanınmadı. Bu yüzdendir ki aldığım günden beri dell ile iletişime geçmeye çalışıyor, bunu düzeltmelerini istiyorum. Ya da windows artık yeni bir işletim sistemi çıkarsın ve mümkünse hastalıklı olmasın. Son olarak eklemek istediğim, eğer bilgisayar alacaksanız işletim sistemi 8.1 düşüktür, aman olmasın demeyin. İnanın o çok daha iyi bir yapı.

Ve neden tasarımcı olduğun halde Apple almıyorsun diyenleriniz olacaktır. Macintosh çok kullandım ve gerçekten sevmeyerek kullandığım bir şey. Kendimi çocukluğumdan beri kullandığım windowsta daha rahat hissediyorum ve apple a vereceğim paraya çok daha iyi özelliklere sahip windows alabiliyorum. İlk kullandığım laptop dell markaydı ve artık bozulmuyor diye yere atıp üzerinde tepinmiştim. Fakat bana mısın dememiş, kasası çizilmemişti bile. Dell' e güvenim çok fazla bu yüzden. Umarım beni üzmez.

Teknik Özellikleri

4 çekirdekli işlemciye sahip, i7 7.nesil bir makine. 16gb sistem belleği var ve 2 tane bellek stoğu mevcut. 1tb sabit diski 5400rpm hızında. 256Gb ssd'ye saip, ekran kartı 6gb paylaşımsız. Ve en sevdiğim şey olan grafik işlemcisi GeForce HTX1060. Grafik genişliği ise 192Bit. ekran boyutu 15.6 ki bana hayli hayli yetiyor, çünkü evde büyük ekrana bağlıyorum zaten çalışırken :) Full hd ips mat ekrana sahhip ve 1920x1080 çözünürlüğü var. Hd kamerası,3 tane 3.0 usb portu, aliminyum kasası var.

Görseller

Amerika'ya gönderilen makinelerin tuşlarının aydınlatması kırmızı iken Türkiye'ye gönderilenlerin beyaz aydınlatması var. Kırmızı istiyordum fakat sonra forumlarda okuduğum kadarıyla beyaz çok daha iyimiş. Bu yüzden bu da anti bi sorun olmamalı bizim için.





30 Ocak 2018

Oradan Buradan Şuradan

Sinema izleme adabı

Böyle bir adap vardır. Sessiz olursunuz, sakin olursunuz ve sadece filme odaklanırsınız. Bazı insanlar birşeyler yiyip içmeyi severler fakat bu demek değildir ki etrafınızdaki insanları rahatsız edesiniz. Fakat gelin görün ki, ben tam tersiyimdir. Filme odaklanarak izleyen insanlara gıpta ile bakarım. Ben tek işe odaklanamayan bir insanım. Mutlaka yanında başka bir şey daha yapmam gerekiyor, kafamın başka bir işle daha meşgul olması gerekiyor. Bu yüzden film izlerken, oyun oynarım, bulmaca çözerim, bir şeyler okurum. A kişisini çok zor alıştırdım buna. O ise odaklanarak izlemeyi seviyor ve bana sinir oluyordu. Durmadan "ya izlemiyosun ki, filme baksana, neden buraya bakmıyorsun" diyordu. Bakıyordum halbuki. Sonra filmle alakalı bir şeyler sorduğunda ve bildiğimde artık alışmıştı. Geçen gün babasıyla film izlediğimizde yine aynı şey oldu. "Kızım izlemiyosan filmi kapatıyım sen bulmaca çözüyorsun" dedi.  Hemen A kişisi atladı "Hayır, o öyle seyredebiliyor". Çok sevindim beni anlamasına. Sanırım film izlerken zamanımı inanılmaz kaybediyor hissediyorum. Bu yüzden mutlaka yanında başka bir uğraş olması gerekiyor. Bu yüzden sinemaya da gitmiyorum, çünkü inanılmaz sıkılıyorum ve kendimi suçlu hissediyorum. Koskoca bir 3 saat koskoca ömrümden boşa gitmiş gibi geliyor galiba.

Bloglarda yorum onaylamak

Eminim haklı sebepleriniz vardır fakat ben kendimi onaylanan yorumlarda çok kötü hissediyorum.Neden onaylanayım ki diyorum. Muhtemelen fake yorumlar için yapılmış bir durum fakat bunca yıllık blog yazarıyım fake yorum 10 kez falan almışımdır. Ki onları da sonrasında hemen siliyorum. Artık hepimizin telefonlarına anında bildirim geliyor sonuçta. Onaylanan yorumlarda bazen yanlış birşey yazıyorum fakat düzeltemiyorum ya, o da çok sinir bozucu oluyor. Amaan böyle kalsın diyorum sonra. Mesela geçen uzunca bir şey yazıcaktım, baktım yorum gitti. Gerisini boşverdim. Çok fazla saldırı almadığınız sürece kapatın şu onaylama mevzunu lütfen.

Çay-Kahve tüketmek

Ne kadar havalı bir durum böyle. Kahve tüketmek özellikle. Tüm kahveleri denedim ama hiç biri bana iyi gelmedi. midemi deliyorlar sanki. Yaşlılar gibi çarpıntı yapıyor, tüm gün midem ekşiyor, içmeseydim diye kendimi yiyip bitiriyorum ve ağzımdan tadı bir türlü gitmek bilmiyor. Fakat bazı insanlar öyle mi? Sabah uyanınca kahve içmeyince kendine gelmeyen insanlar var. Öyle birisiyle aynı evde yaşıyordum annemdi kendisi, sayesinde kahve yapma üstadı oldum. Evlendim, A kişisi de öyle çıktı. Hep anneme gıpta etmişimdir, aman bir sabah kahvesi keyifleri vardır ki babamla. Saat kaç olursa olsun babam işe gitmeden kahvelerini içerler camın kenarında karşılıklı. Şimdi de A kişisi her sabah içiyor, sırf eşlik etme adına içmek istiyorum fakat tadı iğrenç ötesi geliyor bana. Nescafe'ler mi denemiyorum, Mocha'lar mı? neler neler.. Yok anam yok. Dediler dibek kahvesi daha hafif onu dene, sütlü kahve dene, şunu dene bunu dene ama yok. Olmuyor. Çay da aynı dert benim için. ondan da nefret ediyorum. Bir yere kahvaltıya gittiğimde mutlaka portakal suyumla gidiyorum çocuk gibi.. Mecbur kalmadıkça içmiyorum çayı. Halbuki çay gibisi var mı? Dışarda bir yerde oturmak istediğinde 1 tl ye gidip oturuyorsun saatlerce tek çayla. Hadi 3 çay olsun. 

Gerçi çay edebiyatı çayın fiyatını yükseltmiş olsa da yine de güzel bir kaçış sokaktan. Bir tek beş çayını severim, o da işte ayda yılda bir olacak, poğaçası böreği olacak yanında ve ben de ufak bir çoook açık çay içeceğim. Paşa çayından da açık. Bizimkiler imamın abdest suyu derler. Ondan. Ama bu çay  kahve severlere hayran olduğum gerçeğini değiştirmiyor tabi ki. Tamam aslına bakarsanız ikisi de zehir. Sabah kahvaltılarında özellikle tüm vitaminleri öldürdüğü için çayı kesinlikle önermiyorlar. Fakat sonrasında neden içilmesin ki?


27 Ocak 2018

Polaroid Snap Touch Fotoğraf Makinesi İncelemesi

Yaklaşık bir ay kadar önce aldığım, kullandıktan sonra sizlere önermek istediğim Polaroid Snap Touch fotoğraf makinesi hakkında bir kaç kelam edeceğim sevgili okuyucu..

Öncelikle bu makineye nasıl aşık olduğumu anlatacağım. Yaklaşık 4-5 yaşlarındayken babamlarla ailece gezerken bir turist abi, "ayy sen ne tatlı şeysin öyle" deyip beni sevmiş, (yabancı dil konuştuğu için öyle dediğini umuyorum) sonra da ailece bizi çok beğendiğinden fotoğraf çekmek istediğini söylemişti. Biz de ailece poz vermiştik. Çat diye polaroid makinesiyle fotoğrafı çıkarmış, elime vermişti ve sallamamı istemişti. İlk o zaman tanışmıştım bu makineyle. Ve büyüyünce mutlaka almak istemiştim. Bilen bilir zaten profosyonel fotoğrafçılık yapmış, d mark'lara kadar bir sürü makine kullanmıştım. Ama hep içimde ukteydi, geçen gün bir çılgınlık yaptım ve makineyi aldım. Çılgınlıktı benim için, çünkü makine çektiğini çıkarıyor ve filmleri çok pahalı oluyordu..

Taa ki snaptouch ile tanışana kadar. Bu makine tamamen dijital. Öyle çıktıyı sallamanız gerekmiyor. Fakat daha güzeli, fotoğrafları seçip basabiliyorsunuz. Ay kötü çektim, tüh keşke çıkmasaydı gibi bir derdiniz olmuyor. İsterseniz filtre de uygulayabiliyorsunuz, video da çekebiliyorsunuz. Çektiğiniz fotoğraflar sd kartınızın büyüklüğü kadar saklanabiliyor. Cep telefonunuzdan bağlantı kurup, orada çektiğiniz fotoğrafları da bastırabiliyorsunuz. Kamerası çok çok iyi değil fakat yine de güzel çekiyor.

Ben bu fotoğraf makinesi ve 50 filmi toplamda 1000 tl'ye amazon'dan aldım. Gelmesi 15 gün kadar sürdü fakat değdi. Türkiye de sadece makine 1450 tl. Eğer almak isterseniz, link gönderebilirim. Ya da riske girmeyim direkt Türkiye'den de alabilirim diyebilirsiniz. Diğer kağıtlara göre bunun kağıtları da ucuz geldi bana. Havalar düzelince ilk işim sokağa çıkıp ailece gezen insanların fotoğrafını çekip, fotoğrafı hediye etmek olacak. Gerçekten muhteşem ve unutulmaz bir anı olacaktır eminim. 

Türkiye'de bu makineyi kullanan var mı, ya da var da kimse tanıtım videosu yapmamış da olabilir. Bu yüzden bir de tanıtım videosu çektim. Belki almak isteyenler izleyip fikir edinebilirler. Profosyonel vlogger değilim, bu yüzden çekim veya konuşma hatalarım affolsun lütfen :) Sadece biraz aklınızın köşesinde bulunsun, yabancıları anlamaya çalışmayla uğraşmayın diye çektim. Bir sorunuz olursa her şekil bana ulaşabilirsiniz. :)

Ayrıca bu snap touch modeli, yalnızca snap modeline bakarsanız fiyatı uygun görüp yanılıp satın alabilirsiniz. Aman diyim dikkat edin. Sadece snap modeli, fotoğrafı çekip direkt basan modellerden, snap touch modeli ise, arkasında ekranı olan modelidir. Ben yine de aldığım linkleri yazıya ekliyorum, ilgilenmek isteyen olursa diye. Şu an 179 dolar gözüküyor, filmler de 23 dolar. Kargo bedeliyle toplam 1000 tl'ye gelmişti 1 ay önce. Düşünüyorsanız bir bakın derim :)

Fotoğraf makinesi

50'li kağıt


                                            

23 Ocak 2018

Ivır Zıvır 76

Sosyal Medya Saçmalığı

Bunları anlatmakla bitmez ama benim bir arkadaşım var, bir zamanlar sevgilisi vardı. Sevgilisiyle attıkları adımı bile paylaşırdı. Artık içimize sıkıntı gelmişti ki, birden evlilik hazırlıklarına başladılar. Tüm hazırlıkları adım adım izledik. Sonra evlendiler. Şimdi tek paylaşım yapmıyor, arada kedi videosu atıyor falan. Sevgiliyken paylaşmak bu kadar önemli de, evlendikten sonra neden değişiyor? işte ben bunu anlayamıyorum. O zamanlar kime ne ıspatlamaya çalışıyorlar, evlenene kadar tüm sülalerini siliyorlar da sosyal medyadan sonradan neden bunca değişiyorlar, bilemiyorum. Bilemeyeceğim de..

Günlük süt

Bugün ilk kez şişe süt satın aldım. Hani eski zamanların depozitolularından. Dağ başında yaşadığım için marketlerde bulunması zor bir ürün. Çocukluğuma gittim hemen. Her gün mutlaka annem bir şişe aldırır, abimle ikimize zorla içirmeye çalışırdı. Ben tabii ki içmezdim. Sonra ne mi oldu? Abim koskoca bir adam oldu (ama gerçekten öyle) bense ufak tefek kaldım. Süt için. Süt önemli.

Hayvanlara Eziyet

Son zamanlarda bu videolarla çokça karşılaşıyorum. Eziyet edenlerin insan olduğuna inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Daha az önce bir video izledim. Adamın teki köpeği dövmüş, dövmüş yolun ortasına atmış. İki tane kız da üst geçitten bunun videosunu çekmiş. Video çekmekten gidip köpeği yoldan çekmiyorlar ve köpeğin üzerinden araba geçince "yazıklar olsun" diyorlar. Olacak iş mi? o videoyu çekeceğine, bir koşu in, köpeği al yolun kenarına. Ama yoook. O zaman sosyal medya da nasıl paylaşacak değil mi? Artık sosyal medyanın köpeği olmayın lütfen.! Hayvanları koruyun, eziyet edenlerle savaşın. Bir çocuk kedinin kolundan tutup savurmuştu bir kenara. Hemen yanına gidip kolunu hafifçe tuttum ve "seni de aynen kediyi savurduğun gibi savurayım mı" dedim. neye uğradığını şaşırdı, çok korktu.. Burada yaptığın her şey öldükten sonra senin de başına gelecek, unutma dedim ve gittim. Muhtemelen büyük bir yara olmuştur beyninde, bilmiyorum belki de travma yaşatmışımdır ama bir daha belki böyle saçma bir hareket yapmaz. Belki başka türlü davranabilirdim fakat tutamadım kendimi. 

Din Düşmanlığı

Son zamanlarda bu da çok rövanşta. Herkeste bir din düşmanlığı. Sanki islamiyeti kabul eden tüm müslümanlar tecavüzcünün, kaçakçını, kötü olarak aklınıza ne geliyorsa yapanların toplamı gibi davranıyorlar. Yok efendim beş vakit namazındaymış da, gitmiş bilmem ne yapmış? O zaman din kötü bir şeymiş. Yahu böyle saçma salak bir düşünceyi nasıl dile getirip söyleyebiliyorlar anlayamıyorum. Düz mantık dediğiniz böyle çalışıyor işte. Tek taraflı bakmak ve at gözlükleri de diyebilirsiniz buna. Din harika bir şey. Dediklerini yaparsan tabi. Ama yok efendim ben dindarım deyip her haltı yersen bu senin günahındır, dinin değil. Etrafındaki geri zekalı insanlar da, bu yapılanları dinle bağdaştırır. Açıp Kur'an okumamış, sanki dinin emirleri öyleymiş gibi konuşurlar sağda solda, bir sürü din düşmanı nesil yetiştirirler. Ve unutma, bunların hepsi senin günahların, hataların sonucudur. Bir hatayı yaparken, neyi temsil ettiğini asla unutma!


21 Ocak 2018

Ivır Zıvır 75

Yorum Sorunu:

Bu sorun yalnızca bende mi var bilmiyorum ama yorum yapamıyorum. Üç ya da beş kez gönder demem gerekiyor yorumun gitmesi için. Bir çoğunuzun blogunda karşılıyorum bu sorunla. Tarayıcı sorunudur diye yeni tarayıcı kurdum fakat aynı sorun hala devam ediyor. Bu yüzden ben ayrı pencerede açılır yorum kutusu yaptım. Bu şekilde sorun çıkmıyor fakat yorum eğer en altta ekliyse, yollanmıyor. Lütfen sorunun sadece bende olmadığını söyleyin :)

Doğu ekspresi ile Gezi

Ekşi'de gördüm, inanılmaz içim gitti. Çok gezmek istedim fakat maalesef şu an şartlarım el vermiyor. Ama seneye mutlaka gitmeyi planlıyorum. Özellikle çift kişilik odalar falan çok ilgimi çekti. Mutlaka bu deneyimi yaşamalıyım diye düşündüm. Eğer müsaitseniz bir değerlendirin derim ben.

Çay simit peynir üçlüsü

Hayattaki en güzel ve bir zamanlar ucuz üçlülerden bir tanesiydi. Çaydan nefret ederim ama bu üçlünün vazgeçilmezi kendisi. Ay yanına bir de Torku banada olsa, tadından yenmez. Farkında mısınız bilmiyorum ama son günlerde her şeyin fiyatı inanılmaz artıyor. Tarım ülkesi olarak geçindiğimiz zamanları mumla arayacak olacağız gibi duruyor. En olmadı ben gideceğim kendime bir tarla alacağım, ekip biçeceğim. En büyük hayallerimden bir tanesi ise tavuk çiftliğimin olması. Ah o yumurtalar taptaze.. 

Geç yatıcam, geç kalkıcam deyip aksini yapmak

Dün akşam durup dururken birden aydınlandım "Aaa yarın Pazar ve bizim hiç bir planımız yok. Hadi bu akşam sabahlara kadar oyun oynayalım, ertesi gün de öğleden sonra uyanalım." Akşam 8 de kendimi uyurken buldum. Sabah 8 e kadar aralıklarla uyanarak, arada kitap okuyarak saçma bir gün geçirdim.  Sabahın köründen beri ne yapsam diye dolanıyorum evde.

Şu an duymak istediğim söz

Herşey çok güzel olacak.

Black Mirror dizisi

İlk sezondan beri izlediğim, her sezon kendisini aşmasını beklerken sezon içi tek bölümlerle beni şaşırtmayı başaran fakat büyük hayal kırıkları yaşatan bir dizi kendisi. Psikolojik dizileri seviyorsanız tavsiye ederim fakat son sezonu gerçekten beğenmedim, beklediğime değmedi. Got da bizi böyle yapmaz umarım diyeceğim ama yüksek ihtimalle olayları ve karakterleri unutacağımdan öyle bir dünya yok diyorum.

Taş Meclis Kitabı

Garange'nin kitabı kendisi. Dün gece bitirdim. Ve açıkçası beklediğim kadar şaşırtmadı beni. garange harika kitaplar yazıyor, inanılmaz sürüklüyor insanı. Fakat nedense bu kitabı beni çok da içine alamadı. Fazlaca fantastik olduğundan olabilir..

İzlediğim Diziler

Son günlerde deli gibi dizi izliyorum. Fi dizisi de son bölümde olabildiğince sıkıcıydı. Eskiden aman bitmesin diye izlerdim, şimdi öf be sıktın artık demeye başladım. Neyse ki bir sezon daha sürmeyecekmiş. Bitsin de kurtulayım. Ufak tefek cinayetleri de izliyorum. Ve şimdi İstanbul'lu gelin'e başladım. Dizilere geç başlamak çok hoşuma gidiyor. Bölüm beklemek zorunda kalmıyorum..

Ailede sevgilerin farklı olması

Bu duygu bana çok ilginç geliyor. Herkesi çok seviyorsun fakat sevgilerini bir türlü karşılaştıramıyorsun. Çocukken çok sorarlardı "anneni mi seviyorsun, yoksa babanı mı" hayır efendim, ikisini de başka seviyorum diyemezdim ama hissederdim. Karşılaştırmaya çalışır, kendi içimde hesaplaşmalar yapardım. Bir çocuğa sormayın bu aptal soruyu. Size soruyor muyuz kızını mı seviyorsun yoksa oğlunu mu diye?



12 Ocak 2018

Ivır Zıvır 74

Ben yine telden tele atlayarak sizleri sıkmamaya çalışacağım. Çünkü..
Bugün yine bir şikayette bulundum. Sizlerde bulunun lütfen. Biliyorsunuz ki tüketiciyi koruma konusunda çok güzel yasalar çıkartıldı. Genellikle mahkemeye verdiğiniz ürünler, aynen para iadesi ile teslim ediliyor. Ya da benim hep başıma öyle geldi. Belki de hep haklı olduğumdandır. En son aldığım bilgisayarın da ekranında piksel eksikliği vardı hatırlarsanız. İki piksel ölüye yakın.. Bu gözle görülmeyecek kadar küçük olabilir fakat siyah ekran piksel testini yaptığımızda çat diye parlıyor. Bunu servise gönderdik. Servis ekran değişimi yapacaklarını, ürünün kusurlu olduğunu söyledi. Açıkçası yeni aldığım, daha paketini açtığım aletin bozuk çıkması benim sorunum değil. Bu yüzden tamir istemediğimi, yenisiyle değiştirmek istediğimi söyledim. Fakat kabul etmediler. Şimdi bu konuyu tekrar mahkemeye taşımak zorunda kalacağım. Bunu yapan marka "Dell" markası. Aldığım bilgisayar da öyle ucuz yollu bir bilgisayar değil bu arada. O kadar para verip, sıfır makineyi servise gönderip ekran değiştirmek ne kadar saçma bir harekettir soruyorum size ey okuyucu. Fakat bu burada kalmamalı diyerek başkanlığa yazı yazdım. Caydırıcı ceza almalılar çünkü. Yarın öbür gün başkalarına başka markalarda yapıyorlar bunu. Nasıl olsa ürünü iade alırız veya madem o kadar ağladı yenisiyle değiştirirz diyerek yine aynı hataları yapıyorlar. Hayır öyle olmamalı. Eğer mahkemede kaybediyorsa bir marka, hele ki böyle bir durumdan ötürü, caydırıcı bir ceza almalı. Sağolsunlar bu konuda çalışmalar yapıldığını söylediler. Hatta geçenlerde haber geçti bu yasa hakkında, sevindim. Hakkınızı aramaktan vazgeçmeyin..

Geçen gün park halindeki arabamıza çarpıp kaçtılar. Sonra bulduk kim olduğunu. Neyse zararı karşılayacağım dedi ama nasıl içim acıdı. Nedense çok sevdiğim şeylerle aramda gizli bir bağ oluşuyor ve o bağ zarar görünce cidden üzülüyorum. Ama tabii ki cana gelen mala gelsin. Allah beterlerinden korusun inşallah. Bugün tamirhaneye gittim. 500 binlik sıfır arabaya otobusün çarptığını gördüm. Benim gibi sıfır malzemeler tamir görmesin anacım, kafasında olan biri için göz yaşı sebebiydi resmen. Bak ona da üzüldüm durduk yere.

Kuzenimle konuştum, hamilelik depresyonuna girdiğimi söyledi. Galiba eve kapanmam, hiç bir şey yapmak istememem, kimseyle konuşmamam, insanlara tahamülümün olmaması falan hep bu yüzden..

Kaç yıllık arkadaşımla konuşmuyorum bu günlerde. Ay bi de "sen şimdilerde çok değiştin" demiyorlar mı? Değiştim arkadaşım napıyım, konuşmak istemiyorum işte. Anlatmak istemiyorum. Zorla mı? Anlatacağım bir şey yok belki hayatımda. Ya da seninle paylaşmak istemiyorumdur. Bu zamana kadar paylaştım diye şimdiden sonra da paylaşmak zorunda mıyım? Annem hep der zaten, senin arkadaşın olamaz diye. Çünkü bencilmişim. Bencil ya da değil, konuşmak istemiyorum şimdilerde işte. Anlayışlı dostlar istiyorum..

Başka bir arkadaşım var, kendini üzüyor beni arayamıyor diye. dün aradım. Dedim başından geçenleri biliyorum, yoğunluğunu anlıyorum ve gerçekten seni düşününce bile yoruluyorum. O yüzden asla kendini kötü hissetme. Kalpler bir. Yarın öbür gün, boş zamanında oturur dinleriz birbirimizi.. Bence dostluk böyle bir şey. Bu bencillikse eğer, evet bencilim. 



10 Ocak 2018

Ivır Zıvır 73

Dün akşam Ufak tefek Cinayetler'i izledim. Seviyorum bu diziyi ama çok durağanlaştı son günlerde. Tamam bu bölüm gerçekten iyiydi fakat nedense bozulmaya başlayan kültürümüzü gözümüze gözümüze sokması pek hoşuma gitmiyor. Parayı bulunca neden noeller kutlanmaya, noel ağaçları altında hediyeleşmelere başlanıyor? Ha tamam onu yapsınlar ama biraz da bizim kültürümüzden bir şeyler koysunlar bir yerlere. Fakat yok. Tamamen yabancı bir film izliyormuş hissi oluşturuyor bende, yine de seviyorum. İzleyenler bilir Merve'nin başına gelenleri ve Merve'nin yaptıklarını. Bazen dostum dediğim insanların yaptıklarını düşünüyorum da, bak bunlar bizim hayatlarımızdan alıntılar olabilir diyorum. Yok aldatması yok bilmem nesi. Evet oralar hep bizim buralarda. 

Erkeklerde saçma bir düşünce var. Param olursa elimi sallasam ellisi.. Bunda biz kadınların da çok büyük payı var. Para varsa huzur var düşüncesini ufak yaşlarda yetiştirirken öğretiyoruz çocuklara, sonra büyüynce kız çocukları karşısındaki erkeğin önce cebine bakıyor. Yuva mı yıkmış, yuvası mı yıkılmış, kimin umrunda? 

Mide spazmı geçiriyorum 2 gündür. Ne yesem yarıyor mübarek. İnsanın midesi kötüyken mutlu olamıyor, hiç bir şey düşünemiyor. Allah sağlıklı günlerimizi aratmasın ne diyim..

Bugün kitap tasarımım sonunda bitti, işi teslim ettim. Sanırım en labirentli işim bu oldu. Bu kadar uğraş verici olacağı hiç ama hiç aklıma gelmemişti.

Erkekler hamile kadınlara iyi davransınlar. Aslında herkes iyi davransın. Hamile kadınlar saçma bir ruh halinde oluyor. Annemi hatırlıyorum da, kardeşime hamileyken sinirleri acayip yıpranmıştı. Durmadan her şeye kızıyordu. Anne seni çok iyi anlıyorum, hamilelik hormonlarından bunlar hep dediğimde gülüyordu yalnızca. Henüz 10 yaşımdayken bunu idrak edebilmiştim fakat şimdi insanların hiç biri hamile insanın değişebilir ruh hallerini, saçma sapan hareketlerini, alınmalarını, duygusallıklarını ve en olmadık yerlerde bekledikleri ilgiyi hiçe sayıyorlar. Çok üzücü.

Bugün size komik şeyler yazmak için oturdum aslında ama yok, maalesef. Sadece çok uzak bir yere gitmek istiyorum. Günlerce aylarca orda yaşamak, kafamı boşaltmak, değişik kararlar vermek istiyorum. Ama olmuyor.

Git gide kök salıyorum.


8 Ocak 2018

Günlük 17

Hala kış gelmedi ve bu beni oldukça korkutuyor. Geç gelen kış, benim için hiç de iyi olmayacak gibi geliyor. Eminim herkes böyle düşünüyor.

Dün ruyamda Amerika'ya gitmiştim. 9 Eylül tarihinde ordaydım ve Türkiye'ye dönecektim. Yalnızca 15 günlük bir Amerika macerasından sonra, ülkemi ne kadar özlediğimi hissettim. Rüyalarımda bile ayrılamıyorum ben burdan ya. Kabus gibiydi aslına bakarsanız ne kadar gezersem gezeyim..

Sizlerde rüyanızda saçma sapan şeyler görüyor musunuz? Ben görüyorum. 

Arkadaşlarımla alakayı tamamen kestim. Eve kapandım kaldım son zamanlarda. Sadece freelance işlerimi yapıyor, film izliyor, kitap okuyor ve canım sıkıldıkça yemek yapıyorum. Aslına bakarsanız canım sıkıldıkça poğaça börek yapıyorum. Çok seviyorum. Kimseyle görüşmek veya konuşmak istemiyorum. Kimseyi aramıyorum, sormuyorum. İçime kapanmak istiyorum, şöyle 2 ay kimse bana dokunmasın istiyorum. sanki 2 ay sonra her şey çok farklı olacakmış gibi bir his var içimde çünkü..

İnsanların ilgi istemesinden de nefret ediyorum. Eskiden çok severdim ama bugünlerde tahamül sınırlarım azaldı. Sanırım yaşlanıyorum. Evet yaşlanıyorum ben ya. Bu yıl 30 yaşımda olacağım ne de olsa. Annem 30 yaşına bastığında ben 10 yaşındaydım ve "ne kadar da büyük bir yaş" diye düşünmüştüm. Annem o kadar yaşlı gelmişti ki bana. Şimdi anneme yaklaşmış gibiyim. Ama yo dostum yo, 50 yaş hala benim için büyük :)

Yaş takıntılı bir arkadaşım vardı, onu çok kınadım sanırım, aynısından oldum. Galiba daha beteri de olabilir..

Sims3 oynayamaya başladım. orada bile arkadaşlık kuramıyorum. komşuya  misafirliğe gittim, dolabına bakıyım diye açtım, kadın beni evden kovdu. Oyunlarda bile böyle bir çekilmez bir uyuz insan oluverdim çıktım. Keşke bir dost olsa da çekip çıkarsa beni bu buhrandan. Yoksa kafamla birlikte her şeyi yiyeceğim hazır iştahım deli gibi açılmışken. Ha bir de bu var. 


2 Ocak 2018

Ivır Zıvır 72

Sudoku denen oyun çok fena bir illet. 2 kitap bitirdim bana mısın demedi. Bilgisayardan sudoku bulup, çıktısını alıp çözmeye başladım. kitabın başında bağımlılık konusunda uyarı olmasaydı, mahkemeye verebilirdim kendisini. 

Son zamanlarda cep telefonun kapatılıp uyunduğu, mesahın 2 kontor olduğu, ben iyiyim mesajı yerine çaldırılıp kapatılan günleri özledim. Hele o çaldırıp kapatma olayı o kadar çok vardı ki, o his başka bir şeydi ya. aklınıza geldiyse biri aramazdınız, zira bugünlerdeki gibi sürüsüne bereket dakikalarımız yoktu. 100 kontor ise oldukça iyi paraydı. 250 kontor alırsanız daha hesaplıydı ama yine de çok paraydı ne bileyim. Fakat o günler sanki daha düşünceliydik. şimdi paketlerimizde bulunan dakikaları bitiremediğimizi düşünürsek hele, her şey ayağa düştü ve hiç bir şeyin anlamı kalmadı gibi..

Bundan sonra herkes  bulunduğu yakada dursun, diğer yakada fazlalık yapmasın diye köprü geçişleri 8,75 tl oldu. para gibi para be! Artık hiç bir şey yemeyiz içmeyiz sadece gezeriz bile diyemiyoruz. ulaşım da çok pahalı.

Bimer başkanlık sisteminden şikayette bulundunuz mu hiç bilmiyorum ama oldukça etkili bir sistem. bu güne kadar iki başvurumda da oldukça iyi cevaplar aldım. seviyorum böyle şeyleri.

Allah hastane köşelerine düşürmesin. Keşke hastalık diye bir şey olmasa diye düşünüyor insan ama o zaman da sağlığın değerini bilemezdik değil mi?

Bi insan gittiği dişçiyle neden fotoğraf çekilir ki? Adama ne diyo "dur instagram storu'me koycam, poz ver" mi diyor? Ben ağız uyuşmasından, korkudan hemen ordan defolup gitmek istiyorum oysa. bunlar bayaa baya gülüyo.

Ben küçükken annem "iyy bu geri zekalı filmden nasıl böyle zevk alıyorsunuz?" derdi. Benim için klasikti. Şimdi açtım tekrar izledim yıllar sonra, gerçekten de gerizekalı bir filmmiş. Sanırım beğeni bilinçle alakalı.

Yıl olmuş 2018 ama bana sorarsanız ben hala 2008 yılındayım. bu geçen 10 yıl ne zaman geçti, neler yaşadım falan hiç bir şey hatırlamıyorum. Çift rakamlı yıllardan da korkuyorum. 

Nihal saçmalama, makyajın bozulacak!



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...